VAAT EDİLEN CENNET ASLINDA BİR CEHENNEM MİDİR?: ‘PARADISE HILLS’
Sinema Yazarı/Film Eleştirmeni Efe TEKSOY, bilim kurgu ve fantastik türündeki ‘PARADISE HILLS’ adlı filmde yer alan felsefi diyalogları, kavramları ve filmin alt metnini çok yönlü araştırdı ve izlenimlerini Amerika’nın ilk Türkçe internet Gazetesi AlaturkaOnline için yorumladı.
POSTMODERN BİR SİMULASYON CENNETİ
Emma Roberts, son dönem genç oyuncular arasında sivrilip hızla yükselişe geçen bir oyuncu oldu. İlk adını duyurması Julia Roberts’ın yeğeni ve oyuncu Eric Roberts’ın kızı olmasıyla başladı. Ancak Emma bu kan bağının ardına saklanmak ve gücünü bu bağdan almak yerine korku dizisi ‘American Horror Story’ gibi büyük yapımlarda oynayarak
kendini kanıtladı. Şöhret basamaklarını hızla tırmanan bir genç yıldız oldu. Emma Roberts bu defa da karşımıza feminist bir konuyu işleyen ‘Paradise Hills’ filmiyle çıkıyor. Emma Roberts’a 1997 yapımı ‘The Fifth Element’ filminin kızıl güzeli ‘Leeloo’ yani ‘Milla Jovovich’ eşlik ediyor.
Postmodern ve yenilikçi görseller eşliğinde sunulan Paradise Hills’in yönetmenliğini doksan doğumlu genç Alice Waddington üstleniyor. ‘Paradise Hills’, bilim kurgu ve fantastik tür severlerin kaçırmaması gereken bir yapım.
CENNET TEPELERİ
Uma’nın (Emma Roberts) hayatı babasının intiharı ve milyarder Son Prescott’ın babasının şirketini ele geçirmesiyle alt üst olur. ‘Son Prescott’ bununla da kalmayıp kafaya Uma’yla evlenmeye takar. Genç kız bir sabah uyandığında kendisini izole bir adada bulur. Annesi evlenmek istemeyen kızı Uma’yı ‘Paradise Hills’ adlı rehabilitasyon merkezine gönderir. Burası ailelerin çocuklarını kendi istedikleri şekle sokmak için gönderdikleri bir tür iyileştirme ve düzenleme merkezidir.
‘FEMİNİST DİSTOPYA’
Filmde ebeveynler istedikleri şekle girsin diye çocuklarını ıslah eden ve beynini yıkayan bir mekanizma olan ‘Paradise Hills’e oldukça yüksek miktarda para yatırır. Film burada aslında bir bakıma yeryüzünde cennet kurma iddiasında olan çağımızın totaliter rejimlerine göndermede bulunuyor. Çocuklara zihinsel bir deli gömleği giydiren ‘Paradise Hills’ şirketi gizemli bir düşes (Milla Jovovich) tarafından yönetiliyor. Güzellik bakımları, yoga, diyetler ve terapi gibi onlarca etkinlikle kızları (adeta bir eşyaymışçasına) söz verilen ve istenilen şekle sokmayı vaat ediyor. Kızları denetim altına alan ve şekle sokan bir sistem olan ‘Paradise Hills’ güzel işlenmiş bir feminist distopya (gişe filmi) örneği.
“AYNA AYNA SÖYLE BANA”
Filmde düşes tarafından sözde varoluşçuluk yalanları altında kızların beynini yıkayarak istenilen kavram genç beyinlere empoze ediliyor.
Sanki düşünceye kendileri kapılmışçasına bir kandırmacaya maruz kalıyorlar. Düşes karakteri, Uma ile bahçede gerçekleştirdiği sohbet sırasında cevaplar için aynaya bakmasını ima ediyor ve şöyle diyor: “Tamamen kendimiz olduğumuzda en iyi halimize kavuşmuş oluruz. Ayna terapisi kendi hikayeni sahiplenmekle alakalı. Seni sen yapanı hatırlamakla alakalı. Sadece senin bileceğin şeyleri.” Buradaki geçen diyaloğun alt metninde Fransız Psikanalist Jacques Lacan’ın ‘Ayna Kuramı’ yatıyor. Şöyle ki; ‘Lacan’ın ayna kuramında, altı ya da sekiz aylık bir bebek kendisini ilk gördüğünde görünüşünü gerçeklikle karıştırır ve devamında kendi görünüşü olduğunun ayrımına varır. Lacan’ın ayna kuramı, Düşes karakterinin üstü kapalı ve derin anlam içeren sözlerini anlamamıza yardımcı oluyor. Ayrıca ayna için ‘Umberto Eco’; “Ayna düşsel olanla simgesel olanı birbirinden ayıran sınırları çizen bir eşik-olgudur.”der. Tıpkı Uma karakterinin Paradise Hill’de düşsel ve gerçeklik arasında gidip geldiği gibi.
Genç kuşak izleyici kitlesine hitap eden yapım, gişe filmi olmasına rağmen izleyiciyi bambaşka dünyalara yolculuğa çıkartıyor. Bilim kurgu ve fantastik film severleri beğeniyle izleyecekleri türde bir yapım bekliyor.
İyi Seyirler Dilerim.
EFE TEKSOY






