AnasayfaHaberlerGündemSaid-i Nursi'nin Atatürk'e mektubu

Said-i Nursi’nin Atatürk’e mektubu

said-nursi-nin-ataturk-e-yazdigi-mektup

Said-i Nursi’nin Atatürk’e mektubu. Bediüzzaman Said-i Nursi’nin Atatürk’e yazdığı, mektup ortaya çıktı.

Said-i Nursi’nin Atatürk’e mektubu

“Hür Adam” filminde Atatürk’le olan sahneleri tartışma yaratan Bediüzzaman Said-i Nursi’nin Atatürk’e yazdığı, yıllardır varlığı tartışılan mektup ortaya çıktı.

Daha önce varlığı ve içeriği konusunda çeşitli spekülasyonlar yapılan mektupta, Nursi, övgü dolu sözlerle Atatürk’e hitap edip nasihatlerde bulunuyor.

Bu tarihi mektup, üzerine ‘Çok mühim bir mektup’ notu düşülerek, Cumhurbaşkanlığı Arşivi’nde muhafaza ediliyor.

İSLAM ALEMİ KAHRAMANI PAŞA HAZRETLERİ

HABERTÜRK’ün ulaştığı mektupta Nursi, önce Atatürk’e “İslam âlemi kahramanı Paşa Hazretleri” olarak hitap ederek, akabinde şu ifadeleri kullanıyor: “Ey şanlı gazi. Zat-ı âliniz hem muzaffer ordunun hem muazzam Meclis’in manevi şahsiyetini temsil ediyorsunuz.”

BU FAKİRİN NASİHATİNİ DİNLEYİN 

Bediüzzaman, iltifatlarda bulunduktan sonra, “İki cihanda mutluluk ve başarılarınızı can-ı gönülden dileyen bu fakirin, bir meselede 10 sözünü, tavsiyesini birkaç nasihatini dinlemenizi rica ediyorum” diyor.

Said-i Nursi 9 Kasım 1922’de ziyaret ettiği Meclis’te Bitlis Mebusu Arif Bey ve arkadaşlarının Meclis Başkanlığı’na yaptıkları başvuruyla kürsüye davet edilir.

Kürsüde Milli Mücadele gazilerini tebriklerini sunup, dua eder. Bu gelişmeler, aynı gün Meclis Zabıt Ceridesi’nin kayıtlarına girer, bir gün sonra Hâkimiyeti Milliye Gazetesi’nde de haber olur. Fakat dua ve tebrik dışında uzun bir konuşma söz konusu değildir.

Yılların tartışma konusu olan, 88 yıldır orijinal hali bilinmeyen ve ilk defa ortaya çıkan bu tarihi mektubun 10 nasihatlik bölümü, Atatürk’e özel olarak hitap ettiği ifadeler çıkarılıp, bazı değişiklikler yapılarak Bediüzzaman’ın ‘Tarihçe-i Hayat’ kitabında yayınlanmış. Ancak, çeşitli kaynaklarda Bediüzzaman’ın Meclis’te 9 Kasım 1922’de yaptığı konuşma olduğu zannedilen 10 maddelik metin ile bu mektup arasında çok farklılık var. Tarihçe-i Hayat kitabının 124-125-126-127 No’lu sayfalarında, milletvekillerinde dine karşı gördüğü lakaytlık sebebiyle on maddelik beyanname neşredip, dağıttığı belirtiliyor.

NAPOLYON’U DEĞİL SELAHADDİN EYYUBİ’Yİ ÖRNEK AL 

Bediüzzaman, bu mektubu Meclis ziyaretinden kısa süre sonra, 23 Kasım 1922’de yazar.

Mektubunda, Atatürk’e Napolyon’u değil, Selahaddin-i Eyyubi gibi İslam kahramanlarını örnek alması gerektiğini hatırlatan Nursi, “Sizin bu başarınızı ve büyük hizmetinizi takdir eden ve sizi çok seven müminler, sıradan ama sağlam Müslüman’dırlar. Sizi ciddi sever ve sizi tutar ve size minnettardırlar” diye devam eder.

Yıllardır varlığı tartışılan bu mektup Bediüzzaman’ın Atatürk’e yazdığı ilk ve son mektuptur.

İşte Atatürk’e övgüler düzülen ‘Duacınız Said-i Kürdi’ imzalı tarihi mektup

-Duacına Saıd-i Kürdi’ imzasıyla 23 Kasım 1922’de Atatürk’e yazdığı, Cumhurbaşkanlığı arşivinde bulunan ve çok mühim bir mektup’ notu düşülerek saklanan tarihi mektubun günümüz Türkçesi ile sadeleştirilmiş hali.

İNNESS’ELATE KÂNET ALE’L-MÜ’MİNİNE KİTABEN MEVKUTA

“Şüphesiz namaz belli vakitlerde müminlere farz kılınmıştır.” (Nisa Suresi, 103)
İslâm âleminin kahramanı Paşa Hazretleri’ne
Ey şanlı Gazi, yüce şahsiyetiniz hem başanlı ordunun hem de yüce Meclis’in manevi kişiliğini temsil ediyor. Bu vesileyle kişilerin kusuru, onların manevi kişiliğine ve temsilcisinin hesabına geçer. Dolayısıyla kişileri ve temsilcileri doğru yola teşvik etmek, yönlendirmek en önemli görevinizdir. İki cihanda mutluluk ve başarılarınızı can-ı gönülden dileyen bu fakirin, bir meselede 10 sözünü, tavsiyesini, birkaç nasihatini dinlemenizi rica ediyorum.

1) Allah’ın verdiği olağanüstü bu başarılar, bir teşekkür ister ki sürekli olsun, artmaya devam etsin. Eğer nimet, şükür görmezse gider. Madem Allah’ın yardımıyla Kuran’ı düşmanın saldırılarından kurtardınız, Kuran’ın en açık ve kesin emri olan “namaz” gibi farzları yerine getirmeniz gerekir. Böylece namazın feyzi (ilmi, bolluğu, hazzı) şahane işleriniz için sürekli bir şekilde üstünüzde olsun ve devam etsin.

2) İslam dünyasını mutlu ettiniz, sevgilerini ve yakın ilgilerini kazandınız. Ancak o yakın ilgi, alaka ve sevginin devamlılığı, İslami yaşamın gereklerini yerine getirmekle olur. Çünkü Müslümanlar, İslamiyet adına sizi severler. Siz de İslami yaşantınızla ahretinizi güçlendirin ve İslamiyet’e bağlılığınızı ortaya koyunuz.

3) Başta yüce şahsiyetiniz olmak üzere siz ve silah arkadaşlarınız olan kahramanlar, bu dünyada
Allah dostları (evliyaullah) hükmünde olan gazi ve şehitlere komutanlık ettiniz.
Kuran’ın kesin emirlerini uygulamak ve uygulatmakla öteki âlemde de nurlu gruba önder olmaya çalışmak, sizin gibi büyük yardıma mazhar olanlara layıktır. Aksi takdirde burada kumandanken orada bir neferden yardım dilenme zorunda kalabilirsiniz. Bu basit, boş dünya şan ve şerefiyle, öyle madde değil ki, sizin gibi yüce ruhlu, karakterli insanları doyursun, tatmin etsin ve onların gerçek amacı bunlar olsun.

4) Bu milletin Müslüman toplulukları, o kadar ki bir cemaat namazsız kalsa, sapkın günahkâr olsa bile yine de başlarındakini dini bütün görmek ister. Hatta bütün Kürdistan’da, görev verilen tüm memurlara yönelik ilk önce sorulan soru şudur: “Acaba namaz kılıyor mu?” Namaz kılan memura kesinlikle güvenirler, kılmayan memur da ne kadar başarılı ve etkili olsa bile onlara göre suçludur.
Bir zamanlar “Beytüşşebap” aşiretlerinde isyan vardı. Ben gittim, sordum: “Sebep nedir?” Dediler ki: “Kaymakamımız namaz kılmıyordu, rakı içiyordu. Öyle dinsizlere nasıl itaat edeceğiz?”
Bu sözü söyleyenler de namazsız, hem de eşkıya (hırsız, haydut) idiler.

5) Peygamberlerin çoğunluğunun Doğu’dan, âlim ve bilginlerin önemli bir kısmının ise Batı’dan çıkması, ezeli bir kaderin işaretidir. Bu nedenle Doğu’yu ayağa kaldıracak din ve kalptir, akıl ve felsefe değildir. Doğu’yu uyandırdınız, hak ettiği yere getirdiniz, o halde tabiatına uygun davranınız. Aksi halde bütün emeğiniz ya boşa gider veya başarılarınız çok yüzeysel kalır.

6) Düşmanınız ve İslamiyet düşmanı olan melun İngiliz, İslam dinine karşı olan duyarsızlığımızdan pek fazla istifade etti ve ediyor. Hatta diyebilirim ki, Yunan kadar İslam’a zarar veren, dinde ihmalimizi bahane edip bundan faydalanan iç düşmanlarımızdır. İslamiyet’in faydası ve milletin güvenliği için bu ihmali ortadan kaldırmamız gerekir. İttihatçılar o kadar harika, gayretli, istikrarlı olmalarına ve fedakârlık göstermelerine rağmen, hatta İslam’ın uyanışına sebep oldukları halde, dinde kısmen laubalilik tavrı gösterdikleri için içerideki millet onlardan nefret etti ve değersiz görüldüler. Dışarıdaki Müslümanlar ise İttihatçıların dindeki ihmallerini görmedikleri için hürmet gösterdiler, gösteriyorlar.

7) Küfür âlemi bütün vasıtalarıyla, medeniyetiyle, felsefesiyle, ilim ve sanatlarıyla, misyonerleriyle İslam âlemine saldırdı ve maddi olarak uzun zamandan beri galip olduğu halde İslam âlemine dinen galip gelemedi. İçeride sapkınlığa düşmüş bütün grupların, İslam’a az miktarda zarar verecek ölçüde kaldığı, İslamiyet direncini ve sağlamlığını sünnete bağlılık ve birliktelikle koruduğu, şimdi ise üstün bir konuma geçmeye hazırlandığı bir zamanda, ayrıca sizin gibi yüce bir kahramanı İslam’ın koruyucusu ve savunucusu bulduğu bir anda, laubali bir şekilde pis Avrupa medeniyetinden süzülen uydurma bir akım gönlünde yer tutamaz. İslâm âlemi içinde önemli ve devrim niteliğinde bir iş yapmak, ancak İslamiyet’in kurallarına teslimiyetle mümkün olabilir. Aksi olamaz ve olmamıştır. Olsa dahi kısa sürede sönüp gitmiştir.

8) Dinin zayıflayıp etkisini kaybetmesine sebep olan alçak Avrupa medeniyeti yırtılmaya yüz tuttuğu bir zamanda ve Kuran medeniyetinin ortaya çıkmasının vakti geldiği bir anda lakayt ve ihmalkâr bir şekilde “olumlu bir iş yapılamaz”; olumsuz ve yıkıcı işe ise bu kadar yıkıma maruz kalan İslam zaten muhtaç değildir. Napolyon’a değil belki Selahaddin-i Eyyubi gibi İslâm kahramanlarına tabi olmanız gerekir.

9) Sizin bu başarınızı, yüce hizmetinizi takdir eden ve sizi canı gönülden sevenlerin çoğunluğu inananlardır ve özellikle halk tabakasıdır ki, bunlar da sağlam Müslüman’dırlar. Sizi ciddi anlamda sever, tutar ve size minnet duyarlar. Fedakârlığın takdir eder, uyanışa geçmiş en büyük ve en müthiş bir kuvveti size sunarlar. Siz dahi Kuran’ın emirlerini uygulayıp, onlara bağlanıp dayanmanı; İslam’ın yararı adına gereklidir. Yoksa İslamiyet’ti soyutlanmış olan bedbaht, milliyetsiz Avrupa dükünü, Batı taklitçilerini Müslüman halka tercih etmek İslam’ın yararına aykırı olduğundan İslam âlemi bakışını başka tarafa çevirmeye ve başkasından yardım istemeye mecbur kalacaktır.

10) Bir yolda dokuz yok olma ve bir kurtuluş ihtimali varsa, hayatından vazgeçmiş cesur bir k gerekir ki, o kurtuluş yoluna yönelsin. Şimdi 24 saatten bir saati işgal eden namaz gibi bir dini zorunluluğun uygulamasında yüzde 99 kurtuluş iht mali vardır. Yalnız gaflet ve tembellik gibi bir risk belki dünyevi bir zarar olabilir. Hâlbuki farzların terk edilmesinde doksan dokuz zarar ihtimali bulunuyor. Yalnız gaflete, sapkınlığa dayanan tek b kurtuluş ihtimali olabilir. Acaba dine ve dünyaya zarar olan ihmal ve farzların terkine ne bahane olabilir? Onur ve haysiyet buna nâsil izin verir? Mücahit grubun ve yüce Meclis’in hal ve hareketleri halk tarafından taklit edilir. Kusurlarını millet ya taklit edecektir ya
da eleştirecektir ki her ikisi de zarardır. Demek ki onlardaki Allah’ın hukuku, kulların haklarını da kapsıyor. Sırr-ı tevatür (sağlam bilgilerin, güvenilir isimler tarafından nesilden nesile nakledilmesi) ve fikir birlikteliğini kapsayan hadsiz, haberleri ve delilleri dinlemeyen ve nefsin safsatalarını ve şeytanın vesveselerinden gelen vehimleri kabul eden adamlarla hakiki ve ciddi bir iş görülmez. Bu büyük inkılabın temel taşlarının sağlam olması gerekir. Bilirsiniz ki ebedi düşmanlarınız, sapkınlıklarınız ve hasımlarınız, İslâm’ın gerekliliklerini tahrip ediyorlar. Öyle ise mecburi göreviniz İslam’ın gerekliliklerini yaşatmak ve korumaktır. İslam’ın değerlerini hafife alma, milletin zayıflığını gösterir, zayıflık ise düşmanı durdurmaz, bilakis cesaretlendirir.

-Hasbunallahu ve ni’me’l-vekîl, ni’me’l-mevlâ ve ni’me’n-nasîr- “Allah bize yeter. O ne güzel vekildir (Al-i İmran Suresi, 173). O ne güzel dost ve O ne güzel yardımcıdır (Enfal Suresi, 40).”
23 Kasım 1922
Duacınız
Said-i Kürdi
Meclis Riyaseti 5/3218
Evraka 2/12/338 Hıfzı

“Hür Adam” Kurtuluş Savaşı’nda Neredeydi?

Son günlerde, Said-i Nursi’nin hayatını anlatan “Hür Adam” filmi nedeniyle bir Said-i Nursi tartışması başladı. “İşte Hür Adam’ın Gerçek Öyküsü” başlıklı yazımla ben de bu tartışmaya katıldım. Yazımda özetle; Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı’nda “dişe dokunur” herhangi bir katkısının olmadığını belirterek, Said-i Nursi’nin önce Alman etkisine, sonra Amerikan etkisine ve son olarak da Demokrat Parti etkisine girdiğini belgeleriyle ortaya koydum. Bu nedenle de Said-i Nursi’nin “Hür Adam” değil, olsa olsa ancak “Güdümlü Adam” olacağını ileri sürdüm.[1]

Son günlerdeki Said-i Nursi tartışmalarında konunun neredeyse bütün detayları tartışılmasına karşın, konunun “özünün” gözden kaçırıldığını gördüm. “Said-i Nursi Atatürk’e mektup yazdı mı yazamadı mı? Said-i Nursi Atatürk’le görüştü mü görüşmedi mi? Said-i Nursi Atatürk’ün yanında bacak bacak üstüne attı mı atmadı mı? Said-i Nursi parmağını Atatürk’e doğru uzatarak ‘Paşa Paşa namaz kılmayan haindir’ dedi mi demedi mi? ve daha birçok ayrıntı dile getirilip üzerinde saatlerce konuşuldu; ama işin özü, Said-i Nursi’nin, namı değer “Hür Adam”ın Kurtuluş Savaşı’na, “Hürriyet Savaşı”na nasıl bir katkıda bulunduğu, bu savaşa hangi maddi veya manevi desteği verdiği, bu savaşa katılıp katılmadığı ve dahası bu savaş sırasında nerede ne yaptığı hiç gündeme getirilmedi, hiç tartışılmadı. Ben geçen yazımda bu konuya değinmiş olmama rağmen, “işin özü” burası olduğu için, bu yazımda da “Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı sırasında neredeydi ve neler yapıyordu?” sorusuna biraz daha geniş biçimde yanıt vermeye çalışacağım. Çünkü bir adamın “Hür Adam” olup olmadığını anlamak için o adamın yaşadığı dönemdeki “Hürriyet Savaşı”nda neler yaptığına bakmak gerekir.

HÜR ADAM BOĞAZ’DA ÇAMLICA’DA OTURUYORDU

Said-i Nursi, I. Dünya Savaşı sonlarında Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalandığı günlerde, 1918 yılında İstanbul’a geldi.[2] Mütareke İstanbul’unda Boğaz’da Çamlıca’da oturan Said-i Nursi, evini, sekreteri olarak görev yapan yeğeni Abdurrahman ile paylaşıyordu.[3]

Kasım 1918’den itibaren Anadolu İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ermeniler ve Yunanlılar tarafından işgal edilmeye başlandı.

15 Mayıs 1919’da İngiliz-Fransız destekli Yunan ordusu İzmir’i çok kanlı bir şekilde işgal etti. İzmir ve civarında “Türklerin katledilmeleri” üzerine Anadolu’nun değişik yerlerinde direniş cemiyetleri kurulmaya, yerel kongreler toplanmaya ve işgali kınayan mitingler yapılmaya başlandı.

HÜR ADAM İŞGALİ KINAYAN MİTİNGLERDE NEREDEYDİ?

Kadınların ve Darülfünun hocalarıyla öğrencilerinin de katıldığı mitinglerde, kanlı Yunan işgalleri kınandı. Fatih mitinginde Halide Edip Hanım, İstanbul Darülfünunun öğretim üyesi Selahattin Bey, Üsküdar mitinginde Sabahat Hanım, Kadıköy mitinginde Darülfünun öğrencisi Münevver Saime Hanım “işgali kınayan” çok coşkulu konuşmalar yaptı. Münevver Saime Hanım konuşmasının bir yerinde ellerini semaya doğru açarak kendisini dinleyen kalabalığa aynen şöyle seslendi:

“Yarabbi! Ben kardeşlerime değil ilk önce sana sesleniyorum. Vatanın felaketi karşısında bir genç kızın feryadını dinle. Bu ağlayan anneler şehitlerin annesi. Bu boynu bükük genç kadınlar fedakarların genç zevcesi, şu hıçkıran yavrular askerlerin yetimleri değil mi?Böyle necip bir kavme gözyaşı döktürmekte hikmet ne?… Ben kendi bağımsızlığı gasp edilmiş bir milletin kızı olarak bağımsızlığıma nasıl yürüyeceğimi söyleyeceğim.Bu beyanatım, kollarımızı bağlamak isteyenler için dikkate şayan olmalı..”[4]

Halide Edip’in, Selahattin Bey’in, Sabahat Hanım’ın ve Saime Hanım’ın işgali kınayan konuşmalar yaptıkları o İstanbul mitinglerinde Said-i Nursi yoktu. Said-i Nursi o sırada Nakşibendi tarikatına mensup İngiliz yanlısı Derviş Vahdeti ile birlikte siyasal İslamcı İttihad-ı Muhammedi Cemiyeti’ni kurmakla meşguldü. Cemiyetin kuruluşu nedeniyle 3 Nisan 1919’da Ayasofya camiinde mevlit okutulmuştu.[5]

ANADOLU’DA GERÇEK DİN ADAMLARI DİRENİŞ HAZIRLIKLARI YAPARKEN HÜR ADAM NEREDEYDİ?

Anadolu’nun işgali üzerine “gerçek din adamları” ya silaha sarılarak ya da cami cami dolaşarak halkı “kurtuluş için” harekete geçirmeye çalışmıştır. Hatta birçok din adamı Müdafaa-i Hukuk Cemiyetleri kurarak bölgesinde silahlı direniş başlatmıştır. Kurtuluş Savaşı başlarında kurulan 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nde 84 din adamı yönetici durumundadır. Ayrıca bu 47 Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’nin 16’sının başkanı din adamıdır.[6] Ankara’da Müftü Rıfat Börekçi, Afyon’da Müftü Sait Efendi, Amasya’da Müftü Hacı Tevfik Efendi, Bilecik’te Müftü Mehmet Şükrü Efendi, Bolu’da Müderris Kürtzade Mehmet Sıtkı Efendi, Çankırı’da Müftü Bekirzade Ata Efendi, Denizli’de Ahmet Hulusi Efendi, Erzurum’da Hoca Raif Efendi, Hakkari’de Müftü Ziyaeddin Efendi, Isparta’da Şeyh Ali Efendi canla başla Mustafa Kemal’e ve Türk Kurtuluş Savaşı’na destek olurken, Said-i Nursi yine ortalarda yoktur. Bu sırada Said-i Nursi, İstanbul’da, Kürdistan Teali Cemiyeti’ni ve Kürt Neşriyat Cemiyeti’ni kurmakla meşguldür.[7] İngiliz Hava Kuvvetleri Komutanlığı’nın Bağdat’tan yazılan gizli raporunda, Kürtleri Türklere karşı kışkırtarak ayaklandırmak amacıyla kurulmuş olan Kürdistan Teali Cemiyeti’nin kurucuları arasında Said-i Kürdi (Nursi)’nin de adı vardır.[8]

“Kuvvacı din adamları” birçok yerel kongrenin de aktif katılımcılarıdır. Örneğin, 26-30 Temmuz 1919 tarihleri arasındaki Balıkesir Kongresi’ne katılan 48 delegenin 13’ü, mahalli müftü ve müderrislerden oluşmaktadır.[9] 10-23 Mart 1920 tarihleri arasında toplanan V. Balıkesir Kongresi’ne katılan 60 delegenin yarıya yakını, müftü, vaiz ve müderrislerden oluşmaktadır.16-25 Ağustos 1919 tarihleri arasında toplanan Alaşehir Kongresi’ne katılan 45 delegenin 9’u müftü ve müderristir.[10] 6-9 Ağustos 1919, 19 Eylül 1919 ve 6 Ekim 1919 tarihleri arasında toplanan Nazilli Kongresi’ne Eşme Müftüsü Nazif Efendi, Isparta Müftüsü Hacı Hüseyin Hüsnü Efendi, Karacasu Müftüsü Mustafa Hulusi Efendi, Bozdoğan Müftüsü Mehmet Efendi, Sarayköy Müftüsü Ahmet Şükrü Efendi, Isparta’dan müderris Ali Efendi, Tavas’tan Bektaşi Dedesi Mazlum Baba gibi birçok din adamı katılmıştır. 18 Ağustos 1919’da toplanan Muğla Kongresi’ne ise başta Müftü Zeki Efendi ve Hafız Emin Efendi olmak üzere çok sayıda din adamı katılmıştır. 5 Ağustos 1920 ve 8 Ekim 1920 tarihleri arasında toplanan Pozantı Kongresi’nde de din adamlarının çokluğu dikkat çekicidir. Ayrıca Erzurum ve Sivas Kongreleri’ne de çok sayıda din adamı katılmıştır.

Kuvvacı din adamları, işgallere karşı halkı örgütlemek için düzenlenen yerel kongrelere katılırken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi İstanbul’da Kurtuluş Savaşı’yla ilgisi olmayan Müderrisler Cemiyeti (Teali İslam Cemiyeti), Yeşilay Cemiyeti ve Darül Hikmet’ül İslam gibi örgütlerde, kuruluşlarda yer almıştır.

ANADOLU’DA MUSTAFA KEMAL GERÇEK DİN ADAMLARINCA KARŞILANIRKEN HÜR ADAM NEREDEYDİ?

Mustafa Kemal, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıktıktan birkaç gün sonra Havza’ya geçmiştir. Mustafa Kemal Havza’da 6 Haziran 1919’da İzmir şehitleri için bir mevlit okutulmasını ve Cuma namazından sonrada işgali kınayan bir miting düzenlenmesini istemiştir. Mustafa Kemal’in isteği doğrultusunda mevlit okutulmuş ve mitingi düzenlemiştir. Ancak bölgenin en saygın ve tanınmış din adamlarından Sıtkı Hoca’nın mitinge katılamamış olması nedeniyle Mustafa Kemal, mitingin Sıtkı Hoca’nın da katılımıyla tekrarlanmasını istemiştir. İkinci miting, yine bir Cuma günü Cuma namazı çıkışı düzenlenmiştir.[11] Mitingde Sıtkı Hoca şunları söylemiştir:

“Ey cemaat düşmana karşı koymak için elde sopa lazımdır. En gücü yetmeyen en hakir Müslüman Türk bile bugünden tezi yok birer sopa olsun edinmelidir. Buna da iktidarım yok diyebilen kimse var mı?Varsa o da evinde kazmayı, keseri, bıçağı, o da yoksa yumruğunu hazırlasın. Artık zamanı gelmiştir. Hz. Allah’ta, Peygamber Efendimiz de böyle emrediyor.”[12]

Mustafa Kemal daha sonra Amasya’ya geçmiştir. Amasya’da onu karşılayanlar arasında Amasya Müftüsü Hacı Hafız Tevfik Efendi de vardır. Hacı Tevfik Efendi, Mustafa Kemal’i: “Çanakkale’den sonra şimdi de vatanı ikinci defa kurtarmayı ahdettiniz. Her anı endişeler içindeki yurda kurtuluşu nasip kılacak himmete eriştiniz. Hoş geldiniz, Safalar getirdiniz. Himmetiniz payidar olsun” diyerek karşılamıştır.[13]

Mustafa Kemal Paşa Amasya’da, 12 Haziran 1919’da hükümet konağında bir konuşma yapmış ve ülkenin içinde bulunduğu durumu ve yapılması gerekenleri anlatmıştır. Konuşma sırasında orada bulunan vaaz Abdurrahman Kamil Efendi, Mustafa Kemal Paşa’nın konuşmasında “ayet ve hadisleri” çok ustaca ve yerli yerinde kullandığını görünce, “Bu paşa başka paşa…Bu paşa bildiğimiz paşalardan değil” diyerek hayranlığını ve şaşkınlığını dile getirmiştir. Kurtuluş Savaşı’nın önemini çok çabuk kavrayan bu din adamına Mustafa Kemal de çok özel bir ilgi göstermiştir.[14] O gün Mustafa Kemal ve heyeti konaklamak için Saray Düzü kışlasına hareket etmiştir. Burada Mustafa Kemal, Sultan Beyazid Camii Vaizi Abdurrahman Kamil Efendi’den ertesi günkü Cuma hutbesinde Kurtuluş Savaşı’nın öneminden söz etmesini istemiştir. Gecenin ilerleyen saatlerinde Abdurrahman Kamil Efendi, yarınki Cuma hutbesine hazırlanması gerektiğini belirterek Mustafa Kemal’den müsaade istemiştir. Bunun üzerine Mustafa Kemal ayağa kalkarak: “Yanınıza bir adam katayım, karanlıktır” deyince Abdurrahman Kamil Efendi, Mustafa Kemal’in gözlerinin içine bakarak: “Gözlerinizin ışığı beni götürür paşam…” demiştir. Bu söz üzerine biraz duygulanan ve düşünen Mustafa Kemal, hocaya: “Baba! Bu işte muvaffak olmak da var, olmamak da… İnşallah muvaffak olacağız. Eğer olamazsak bizi asarlar. Kelle gider! Ne dersin?” diye sorunca, Hoca Kamil Efendi, yine Mustafa Kemal’in o derin mavi gözlerinin içine bakarak: “Oğul! Sen ki genç yaşta başını vatan millet uğruna feda etmişsin, benim bu ihtiyar kelleyi de koy senin uğruna feda olsun” demiştir.[15]

Ertesi gün Cuma namazı için Sultan Beyazid Camii’ne gelen Mustafa Kemal, avluda Kamil Efendi’yi görünce: “Baba hazırlandın mı?” diye sormuş, Kamil Efendi de kendinden emin: “Tamamdır oğul, tamamdır…” yanıtını vermiştir.

Amasya’da 13 Haziran 1919’da, Abdurrahman Kamil Efendi, Sultan Beyazit Camii’ndeki vaazında halka şöyle seslenmiştir:

“Muhterem evlatlarım! Türk milletinin, Türk hakimiyetinin artık kıymeti mevcudiyeti kalmamıştır. Madem ki milletimizin, şerefi, haysiyeti, istiklali tehlikeye düşmüştür. Artık bu hükümetten iyilik ummak bence abestir. Şu andan itibaren padişah olsun, isim ve unvanı ne olursa olsun, hiçbir şahsın ve makamın hikmeti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane çare-i halas (kurtuluş yolu) halkımızın doğrudan doğruya hakimiyetini ele alması ve iradesini kullanmasıdır..”[16]

Vaazdan çok memnun kalan Mustafa Kemal, namaz çıkışı avluda Abdurrahman Kamil Efendi’ye teşekkür etmiştir.[17]

Özetle Mustafa Kemal, Anadolu’ya ayak bastıktan sonra neredeyse her adımında bağımsızlığın kıymetini bilen, “gerçek” din adamlarınca karşılanmış ve desteklenmiştir. Erzurum’da Hoca Raif Efendi ve Şiran Müftüsü Hasan Fahri Efendi, Sivas’ta, Müfttü Abdurrauf Efendi, Hacı Bektaş’ta Çelebi Cemalletin Efendi, Ankara’da Rıfat Börekçi Hoca ve daha başka birçok gerçek din adamı hep Mustafa Kemal’in yanında olmuşlardır.[18]

Bu “Kuvvacı din adamları” Kurtuluş Savaşı sırasında Mustafa Kemal’le birlikte “Ya istiklal ya ölüm” parolası doğrultusunda “vatan ve namus” mücadelesi verirken Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi “Sunuhat” (1920), “Hakikat Çekirdekleri” (1920), “Nokta” (1921), “Rumuz” (1922) gibi risaleler (küçük kitaplar) kaleme almakla meşguldü.[19]

GERÇEK DİN ADAMLARI CEPHEDE SAVAŞIRKEN HÜR ADAM NEREDEYDİ?

Bazı “Kuvvacı din adamları” da Kurtuluş Savaşı yıllarında elde silah düşmanla savaşmıştır. Afyonlu din adamı Müderris İsmail Şükrü Hoca, “Çelikalay” adlı milis kuvvetiyle, Kütahya-Eskişehir Savaşı’na katılmış ve 1934’te Soyadı Kanunu çıktığında kendisine Çelikalay soyadı verilmiştir. İspartalı din adamı İbrahim Efendi ise Isprata Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti’ni kurmuş, meclis üyesi iken izin alıp cepheye gitmiş, “Demiralay”ı kurarak savaşa katılmıştır. Soyadı Kanunu çıkınca da kendisine Demiralay soyadı verilmiştir.

İsmail Şükrü Hoca ve İbrahim Efendi, Çelikalay ve Demiralay adlı birliklerle düşmanla savaşırken, Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi, İstanbul’da “Darül-Hikmet’ül İslamiye” adlı kurumda görev yapmaktadır. “Said-i Nursi bunun son derece mutlu bir dönemi olduğunu belirtmektedir”.[20] 1916 yılında Doğu cephesinde yerel milislerle bölgede Ruslarla çarpışmalara katıldığı, (Bitlis savunması) iddia edilen[21] Said-i Nursi bu “milislik tecrübesinden” Türk milletinin ölüm kalım savaşı olan Kurtuluş Savaşı’nda da yararlanamaz mıydı?

LİBYALI ŞEYH AHMET SUNUSİ GÜNEYDOĞU’DA CAMİ CAMİ GEZERKEN HÜR ADAM NEREDEYDİ?

Kurtuluş Savaşı’na destek veren sadece Türk din adamları değildir, bazı yabancı Müslüman din adamları da Kurtuluş Savaşı’na destek vermiştir. Örneğin, Iraklı Uceymi Paşa, Hindistanlı Muhammed Ali ve Libyalı Şeyh Ahmet Sunisi bu din adamlarından ve Müslüman önderlerden birkaçıdır.

Özellikle Libyalı Şeyh Ahmet Sunisi’nin Kurtuluş Savaşı’na verdiği destek çok önemlidir. Mustafa Kemal, İngilizlerin ve Fransızların, Kürtleri Türklere ve Milli Harekete karşı kışkırtmalarını önlemek, İngiliz ajanlarının Kürt bölgelerindeki ayrılıkçı faaliyetlerine engel olmak ve Kürtleri Milli Hareket’e kazandırmak için gerek Güneydoğu Anadolu’da gerekse Kuzey Irak’ta çok iyi tanınan Şeyh Ahmet Sünusi’yi görevlendirmiştir.[22]

Kurtuluş Savaşı başladığı sırada Bursa’da bulunan Şeyh Ahmet Sünusi’ye bir mektup yazan Mustafa Kemal, onu Ankara’ya davet etmiştir:

“Şeyh Sunusi Hazretlerinin Milli mücadeleye yardım hususunda gösterdikleri hassasiyete şükran arz eylerim. Hilafet makamının fiilen işgali faciası karşısında Şeyh Hazretlerinin duydukları infial hissinin İslam alemine tebliği pek ziyade lazım ve faydalı olacaktır. Bu konuda icab eden görüşünüzü ayrıca arz ederiz.. Şeyh Hazretlerinin Ankara’da bulunmalarını arz ederiz.”[23]

Mustafa Kemal’in bu mektubunu alan Şeyh Ahmet Sunüsi, 15 Kasım 1920’de Ankara’ya gelmiştir. Mustafa Kemal, 23 Kasım 1920’de Anakara’da TBMM’de Şeyh Ahmet Sunisi’nin onuruna bir yemek vermiştir. (Said-i Nursi 1922’de Ankara’ya gelince kendisinin özel olarak karşılandığını söyleyerek, bu karşılamadan Said-i Nursi’ye paye çıkarmak isteyenler, Şeyh Ahmet Sunusi’nin çok daha özel karşılandığını bilsinler..)

Şeyh Ahmet Sunusi burada yaptığı Arapça konuşmada. “İslamiyetin yok olmasının muhakkak görüleceği bir halin meydana çıkması üzerine Müslümanların ümitleri kesildiği bir sırada Mustafa Kemal Paşa hazretleri arkadaşlarıyla beraber din uğruna savaşmaya başladılar. Ve siz de beraber savaştınız. Cihat ettiniz. Bu hizmet bütün İslam aleminin devamına İslam aleminin kurtuluşuna ait mukaddes bir vazifedir.” demiştir.[24]

Mustafa Kemal cevabi konuşmasında Sunusilerden ve Şeyh Ahmet Sunusi’den övgüyle söz etmiştir: “Sunusi teşkilatı, diğer teşkilatlar gibi sadece bir tarikat değildir. İslamiyetin saadet yolunda yürümeye yönelik esaslı bir teşkilattır. Bu gece huzurlarıyla müşerref olduğunuz zat, İslam aleminde büyük bir esasa dayanan mukaddes bir teşkilatın başında bulunan yüce bir zattır… Dolayısıyla bundan sonra kendilerinin İslam alemine yapacakları hizmetler, şimdiye kadar olan hizmetlerini taçlandıracaktır. Ve bu sayede Türkiye devletinin bütün İslam cihanının dayanak merkezi olan Türkiye devletinin de sağlamlaştırılmasına hizmet etmiş olacaklardır. Seyyid Ahmet Şerif Sunusi Hazretlerinin gelecekteki hizmetlerine şimdiden gerek şahsım ve gerek TBMM namına teşekkür eylerim.”[25]

Mustafa Kemal, Şeyh Ahmet Sünusi’ye “aynı amaca yönelik” üç ayrı görev vermiştir.

İslam dünyasındaki antiemperyalist hareketleri Ankara’nın etkisi altına almak ve bu hareketlerden Türk Kurtuluş Savaşı’na destek sağlamak. Arap dünyasında, özellikle Irak ve Suriye’de Hilafet propagandası yaparak bölgedeki Arapları İngiltere ve Fransa’ya karşı harekete geçirmek, böylece hem Musul-Kerkük bölgesindeki hem de Güney Anadolu’daki İngiliz-Fransız etkisini kırmak. Türkiye içinde özellikle Güney Doğu Anadolu’daki Kürt bölgelerinde Milli harekete katılımı arttırmak.

Mustafa Kemal, Şeyh Ahmet Sunusi’yi “genel vaaz” olarak görevlendirmiştir. Sunusi, Mustafa Kemal’den aldığı bu görevle, özellikle Güneydoğu Anadolu’da çeşitli illerde camilerde vaazlar vererek, Kürtleri, Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır. Her gittiği yerde beyazlara sarılmış olarak verdiği vaazlar ve hutbeler çok etkili olmuş, önde gelen Kürt aşiret reisleri Milli Harekete katılmaya başlamıştır. Ahmet Sunusi, Urfa, Diyarbakır, Mardin’de cami cami, köy köy gezerek halkı Mustafa Kemal’in arkasında Milli Hareketi desteklemeye çağırmıştır. Sunusi her adımını telgrafla Mustafa Kemal’e bildirmiş, Mustafa Kemal’den aldığı talimatları birebir uygulamıştır.[26]

Mustafa Kemal, Milli Mücadele sırasında İslam dinine çok büyük bir önem vermiştir. İşgalci Hıristiyan işgal edilen Müslüman olunca “İslam”, ister istemez en önemli “savunma aracı” haline gelmiştir. Türk toplumunun ve İslam dünyasının bütün gerçeklerini çok iyi kavramış olan Mustafa Kemal, içte ve dışta Milli Harekete destek sağlamak için, İslama vurgu yapmıştır: İslam dünyasına yönelik bildiriler, İslami söylemler, TBMM’nin tekbir ve dualarla açılması, cami ve cem evi ziyaretleri hep Kurtuluş Savaşı sırasındaki “İslami Meşruiyet Politikası” ile ilgilidir. Kurtuluş Savaşı’nın başarısı açısından bu politika çok büyük bir önem taşımaktadır. Nitekim İslam dinin en temel özelliklerinden biri de “düşmana karşı direniş” göstermek, yani cihat anlayışıdır. İslama göre işgal altında bir ülkede (Dar-ül Harp) İslamı yaşamak dinen caiz değildir. İslamı yaşamak için öncelikle bağımsız olmak gereklidir. İşte İslamın bu temel ilkesinden hareket eden Mustafa Kemal, Kurtuluş Savaşı yıllarında “gerçek” din adamlarına çok ihtiyaç duymuştur. Ve “gerçek” din adamları da hep Mustafa Kemal’in yanında yer almıştır. Şeyh Ahmet Sunusi bu bakımdan çok önemli işler görmüştür.

Bir taraftan Güneydoğu’yu gezerek Kürtleri Milli Harekete katılmaya çağırmış, diğer taraftan Irak’ta ve Suriye’deki Arap Müslümanları Türk Kurtuluş Savaşı’na destek olmaya davet etmiştir. Dahası Mustafa Kemal’in isteğiyle Sivas’ta bir İslam Kongresi düzenlemiştir.

18 Şubat 1921’de Sivas’ta Camii-i Kebir’de toplanan “İttihadı İslam Kongresi”ne Şeyh Ahmet Sunusi başkanlık etmiştir.[27]

Bu kongreye dünyadaki bir çok Müslüman lider katılmıştır. Kongre başkanı Şeyh Ahmet Sunusi, aynı gün Ulu Camii’de bir de hutbe okumuştur. Şeyh’in hutbe metni Ankara’da çıkarılan Sebilürreşad dergisinin 31 Mart 1921 tarihli sayısında yayınlanmıştır. Sunusi hutbesinde, Kurtuluş Savaşı’nı “cihat” olarak adlandırarak: “Müslüman, ecnebi tahakkümünde yaşayamaz, esaret altına giremez. Ecnebi hilelerine kapılmayınız, yaldızlı sözlerine inanmayınız.” demiştir.[28]

Sunusi’nin, Mustafa Kemal’in isteği doğrultusundaki bu çalışmaları, İngiliz istihbaratının dikkatini çekmiştir. İngiliz istihbaratı, Sunusi’nin adım adım Anadolu’yu gezdiğini Londra’ya rapor etmiştir. İngilizler, Sunusi’nin etkisinin Irak, Suriye ve hatta Hicaz’a kadar yayılmasından endişelenmişlerdir.[29]

İşte Libyalı Şeyh Ahmet Sünüsi’nin Kurtuluş Savaşı’na katkıları… Sunusi, Mustafa Kemal’in “İslam politikasını” hem içte hem de dışta başarıyla uygulamasında çok önemli bir role sahiptir. Bu toprakların havasını soluyan Dürrizade Abdullah, Mustafa Sabri gibi hain ve satılmış din adamlarına karşı Libyalı Ahmet Sunusi, Allah adına, İslam adına, Müslüman Türk ulusunun Mustafa Kemal önderliğindeki haklı davasında canını dişine takarak ve hiçbir karşılık beklemeden Türk Kurtuluş Savaşı’nın başarısı için çalışmıştır.

O günlerde, Şeyh Ahmet Sunusi, Selahhaddin Eyyübi ve Mustafa Kemal’i, Kuran’ı Kerim kuşanmış bir şekilde gösteren bir resim Anadolu’da elden ele dolaşmıştır.[30]

Şeyh Ahmet Sunusi’nin Anadolu’da il il cami cami dolaşarak halkı Kurtuluş Savaşı’na katılmaya çağırdığı o günlerde Said-i Nursi nerededir? O günlerde Said-i Nursi İstanbul’da ruhsal değişimler, dönüşümler geçirmektedir. Kendi ifadesiyle, “yakın arkadaşlarından birinin hiç beklenmedik bir ihaneti sonucunda” artık gençlik dönemini geride bıraktığı gerçeğini kavramış ve ruhsal yönden değişmeye başlamıştır! Said-i Nursi, yaşadığı bu ruhsal değişimleri, 1921 yılında Arapça yayımlanan Lemalar adlı bir dizi broşürde anlatmıştır. (Lema’lar, 104)[31]

HÜR ADAM RAHATINI BOZMAK İSTEMEDİ

Said-i Nursi’nin İstanbul Çamlıca’daki evinde kendi kendisiyle hesaplaştığı o işgal günlerinde Mustafa Kemal, Doğu Anadolu’da, Kuzey Irak’ta ve Suriye’de İslamı anlatacak, insanları Kurtuluş Savaşı’na katılmaya çağıracak din adamlarına ihtiyaç duymaktaydı ve bu nedenle Said-i Nursi’yi (Kürt bölgelerinde tanınmış olduğu için) Güney Doğu Anadolu’ya “vaaz” olarak göndermek istemişti. (Nitekim Said-i Nursi de, Emirdağ Lahikası’nın bir pasajında Mustafa Kemal’in kendisinden, Sunusi liderlerin Libya’da yaptıklarına benzer bir görevi yerine getirmesini, yani dini bir ittifak odağı oluşturulmasıyla halkın bu odak etrafında birleştirilmesini istediğini belirtmektedir)[32]. Ama Said-i Nursi, bir türlü İstanbul’daki “rahatını” ve “ruh hesaplaşmalarını” bırakıp Anadolu’ya geçmeye yanaşmamıştı; ta ki savaş bitip, galip belli oluncaya kadar! Bu durumda Mustafa Kemal de Libyalı Şeyh Ahmet Sunusi’den yardım almak zorunda kalmıştı. Evet, Sunusi Türk değildi; ama “bağımsızlığın önemini” bilen cesur bir Müslümandı. İşte, Kurtuluş Savaşı’na katılan birçok din adamı gibi o da gerçek bir Hür Adam’dı.

İŞTE HÜR ADAM’IN KURTULUŞ SAVAŞI’NA KATKISI

Said-i Nursi Kurtuluş Savaşı sırasındaki Kürt İsyanlarını bastırmak için de dişe dokunur bir adım atmamıştır. Tam terinse Kürdistan Teali Cemiyeti’nde yer almıştır.

Said-i Nursi, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını gıyaben yargılayıp idama mahkum eden Kürt Nemrut Mustafa Mahkemesi’ne de ses çıkarmamıştır.

Said-i Nursi, işgal altında bir şehirde, İstanbul’da dini işlerle uğraşmanın, ibadet etmenin dinen caiz olmadığını bilmiyor muydu yoksa?

Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı’na tek katkısı, o da katkı sayılırsa- işgalci İngiliz politikasına karşı bir risale yazması ve Hain Damat Ferit’in isteğiyle ve İngilizlerin desteğiyle İstanbul Müftüsü Dürrizde’nin hazırladığı, Mustafa Kemal ve silah arkadaşlarını “dinsiz” ve “zındık” ilan eden hıyanet fetvasına karşı, “bu fetvanın ilmen geçersiz olduğunu” beyan eden “Hutuvat-ı Sitte” adlı bir bildiri hazırlamasıdır.[33] İyi de Mustafa Kemal Paşa ve Ankara Hükümeti, İstanbul Hükümeti’nin bu “hıyanet fetvasına” karşı Ankara Müftüsü Rıfat Börekçi’nin başkanlığında 5 müftü, 9 müderris ve 6 ilmiye mensubundan oluşan toplam 20 kişilik bir grupla karşı fetva hazırlamıştır. Hazırlanan bu fetvada Anadolu’daki Milli Hareket’in dinen meşru olduğu, padişah ve halifenin düşman elinde esir bulunduğu, esir halifeye zor ve baskıyla fetva yayınlattırıldığı belirtilerek fetvanın geçersiz olduğu vurgulanmıştır. 83 müftünün imzaladığı ve 64 müftünün onayladığı bu karşı fetva ile “düşmana karşı mücadele etmenin din gereği olduğu” duyurulmuştur.[34] Yani, Said-i Nursi’den önce onlarca din adamının onayladığı bir “karşı fetva” yayınlanmıştır zaten.

HÜR ADAM’IN ÇAMLICA SEFASI VE ANKARA YOLCULUĞU

Tekrar soruyorum: “Türk’ün ateşle imtihan edildiği 1918-1922 arasında Said-i Nursi nerededir?”

Bu soruya en güzel yanıtı “Gerçek Bediüzzaman Said-i Nursi ve Doktrinleri” adlı bir kitap yazan Seyfi Güzeldere vermiştir.

İşte o yanıt:

“Molla (Said-i Nursi) İstanbul’a geldiği vakit Mütareke olmuştu. Müslüman-Türk toptan tutsak gitmemek için yer yer birleşip tedbir arıyordu. O hemen, kardeşinin oğlu Abdurrahman’ın Çamlıca’daki köşküne yerleşti. Kitap dediği uyduruk serisini bütünlemeğe başladı. Molla, bu işlerle uğraşırken, Anadolu bağımsızlık savaşının kan ve ateşi içinde idi. Bir dergi, Molla’nın bağımsızlık savaşına katıldığını yazıyor. Doğru değil. O savaşın gazilerinden binlercesi bugün yaşamdadır. Yalnız benim tanıdığım 200 var. Biri diyebilir mi ki bu insan, değil silahla fikir yoluyla olsun bu savaşa katılmıştır.

Önce kendi diyor ki, ‘Tutsaklıktan döndüm, İstanbul’da üç ay kaldım. 1918’in ortasından 1921’in ortasına gelelim. Sonbaharda ayrıldığını söylüyor. Demek 1922 olmaktadır. O zaman Molla’nın İstanbul’da beklemesinin açık gerekçesi oydu ki; Halife kazanırsa, zaten Halifeli, Türk ulusu kazanırsa Türk ola! Halifenin artık çöktüğünü görünce Ankara’dan geçip Van’a gitmiştir. (1922). (Zöhretunnur, sayfa 57)”[35]

Peki Said-i Nursi, 1922 sonlarında neden Ankara’ya gitti? Bu sorunun yanıtını da uzun yıllar Said-i Nursi üzerinde çalışan ve “Bediüzzaman Said-i Nursi Olayı” adlı bir kitap yazan Prof. Dr. Şerif Mardin’den alalım:

“(İstanbul’da) kendini herkes tarafından terkedilmiş hissetti; yeğeni ve katibi Abdurrahman yanından ayrılmıştı. Gerçi sonunda ondan bir haber alabilmişti; ama Abdurrahman bundan kısa bir süre sonra öldü. Bu kayıp Said-i Nursi’yi derinden sarstı. Belirttiğine göre özel dünyasının yarısı annesinin ölümüyle kaybolup gitmişti. Abdurrahman’ın ölümü ise özel evreninin diğer yarısının da yok olması anlamına geliyordu. Buna rağmen Abdurrahman’ın ölümüyle ortaya çıkan kayıp kısa bir süre sonra, kendisini Said-i Nursi’nin hizmetine ve yazılarının propagandasına adayan bir başka genç tarafından telafi edilecekti. (Lem’alar, 232)”[36]

Anlaşıldığı kadarıyla Said-i Nursi, işgal İstanbul’unda ülkenin dertleriyle değil, kendi dertleriyle dertlenmektedir. Bazı kayıplar nedeniyle ruhsal bunalımlar yaşamaktadır. Özetle kafası ve ruhu karmakarışıktır. Ayrıca, Kurtuluş Savaşı kazanılmış, Ankara’da Mustafa Kemal’in önderliğinde yeni bir devlet kurulmuştur. Yani, İstanbul ve Sultan-Halife kaybetmiş, Ankara ve TBMM kazanmıştır. Bu durumda Said-i Nursi, kazananın yanında yer almak, dini plan ve programlarını kazanan sayesinde hayata geçirmek için, 1922’de Ankara’ya gitmiştir. Ancak Ankara’da umduğunu bulamamıştır. Mustafa Kemal’in kuracağı yeni devletin, “aklı ve bilimi” esas alan “çağdaş bir devlet” olacağını anlamıştır. Ancak Ankara’da bulunduğu kısa sürede yine de şansını denemiş, Mecliste “dinsiz bir atmosfer” gördüğünü belirterek(!) “Namaza Çağrı” bildirileri dağıtmıştır. Aslında Mustafa Kemal’in hem yapacağı “dinsel eksenli devrimler” (halifeliğin kaldırılması gibi) için hem de “dinde öze dönüş hareketi” (din dilinin Türkçeleştirilmesi çalışmaları) için gerçek din adamlarına ihtiyacı vardır. Bu anlamda Said-i Nursi’den de yararlanmak istemiş olması olasıdır. Ancak Said-i Nursi’nin Ankara’daki “bazı davranışları” üzerine Mustafa Kemal, kuracağı yeni devletin “çağdaş din adamı” kadrosunda Said-i Nursi’ye yer olmadığına karar vermiştir. Mustafa Kemal’in yanında, cumhuriyet döneminde Rıfat Börekçi, Şemsettin Günaltay, İsmail Hakkı İzmirli, Mehmet Akif, Elmalılı Hamdi Yazır, Hafız Yaşar Okur gibi daha birçok gerçek din adamı vardır. Bilindiği gibi Mustafa Kemal, Elmalılı Hamdi Yazır’a “Kuran’ın Türkçe Tefsir ve Tercümesi”ni yaptırmış, Kamil Miras Hoca’ya da Buhari’nin Hadis Kaynağını tercüme ettirmiştir. Atatürk’ün isteğiyle tefsir ve tercüme edilen bu eserler, binlerce takım bastırılarak Türkiye’nin “dört bir yanına” ücretsiz dağıtılmıştır.

HÜR ADAM’IN SANSÜRCÜLÜĞÜ

Geçtiğimiz günlerde, Said-i Nursi’nin, 23 Kasım 1922’de Mustafa Kemal’e yazdığı bir mektup ortaya çıktı. Bu mektupta Mustafa Kemal’e: “İslam âlemi kahramanı Paşa Hazretleri” diye hitap eden Said-i Nursi, Atatürk öldükten sonra kaleme aldığı anılarında da bu mektuptan söz etmiştir; ama mektubun girişindeki Mustafa Kemal’e yönelik “saygı ve övgü dolu” ifadelerini sansürlemiştir. 1922’de Mustafa Kemal’e “İslam aleminin kahramanı Paşa hazretleri” diye methiyeler dizen Said-i Nursi, Atatürk’ün ölümünden sonra kaleme aldığı anılarında ve yazılarında Atatürk’e “deccal ve süfyan” demekten çekinmemiştir: Said-i Nursi Redoks’ta, Ankara’ya ikinci kez çağrıldığında neden gitmediğini açıklarken “…Ben Beşinci Şua aslının verdiği haberin bir kısmını orada bir adamda (Atatürk) gördüm. Mecburiyetle o çok ehemmiyetli vazifeleri bıraktım” diyerek 5. Şua’daki “Süfyan”ın Atatürk olduğunu ima etmiş ve “SÜFYAN ve bir İslam DECCALİNİN Mustafa Kemal olduğu Beşinci Şua’da anlaşılıyor”[37] diyerek de açıkça Atatürk’e süfyan ve deccal demiştir.

Görüldüğü gibi Said-i Nursi’nin Kurtuluş Savaşı’na “büyük bir katkısı” hatta “bir katkısı” yoktur. Hürriyet mücadelesi sırasında işgal altındaki bir şehirde, İstanbul-Çamlıca’da bir evde bazı kitaplar yazan, bazı cemiyetlere üye olan ve bazı ruhsal değişimler, dönüşümler yaşayan Said-i Nursi’ye “Hür Adam” demek, Kurtuluş Savaşı’nın gerçek “Hür Adam”larına saygısızlıktan başka bir şey değildir.

Kurtuluş Savaşı’na sadece din adamları katkı sağlamış değildir, ayrıca Kurtuluş Savaşı’na karşı, İngiliz yanlısı “hain din adamları” da vardır. Kurtuluş Savaşı’na destek olan sol gruplar, farklı etnik unsurlar da vardır. Bütün bunları bu yazı kapsamında anlatmak mümkün değildir tabi…

KAYNAKLAR:

[1] https://www.odatv.com/n.php?n=iste-hur-adamin-gercek-oykusu-3112101200
[2] Şerif Mardin, Bediüzzaman Said-i Nursi Olayı, “Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim”, İletişim Yay, 4.bs, İstanbul, 1994, s.145.
[3] Mardin, age, s.148.
[4] Sinan Meydan, Cumhuriyet Tarihi Yalanları, İnkılap Yay, İstanbul, 2010, s.191.
[5] Sina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, 2007, s.60.
[6] Müdafaa-i Hukuk Cemiyetlerine üye olan o 16 din adamı şunlardır: Ankara’da Müftü Rıfat Börekçi, Afyon’da Müftü Sait Efendi, Amasya’da Müftü Hacı Tevfik Efendi, Bilecik’te Müftü Mehmet Şükrü Efendi, Bolu’da Müderris Kürtzade Mehmet Sıtkı Efendi, Çankırı’da Müftü Bekirzade Ata Efendi, Denizli’de Ahmet Hulusi Efendi, Erzurum’da Hoca Raif Efendi, Hakkari’de Müftü Ziyaeddin Efendi, Isparta’da Şeyh Ali Efendi, Kırşehir’de Müftü Halil Hilmi Efendi, Konya’da Ali Kemal’i Efendi, Sivas’ta Müftü Abdurrauf Efendi,Van’da Müftü Şeyh Masun Efendi, Yozgat’ta Müftü Mehmet Hulusi Efendi, Zonguldak’ta Müftü İbrahim Efendi. Sinan Meydan, Atatürk İle Allah Arasında, İnkılap Yay, 3.bs, İstanbul, 2010, s.326, dipnot: 590.
[7] Mustafa Yıldırım, Meczup Yaratmak, Ankara, 2006, s.73,74; Mardin, age, s. 147.
[8] Yıldırım, age, s.32,33.
[9] Mustafa Çalışkan, Kurtuluş Savaşı Sırasında Din Faktörü, Yayımlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 1991, s.122; Meydan, age, s. 335.
[10] Çalışkan, age, s.123; Meydan, age, s.335.
[11] Yakın Tarihimiz, C.I, S.12,17, Mayıs, 1967, s.359; Meydan, age, s. 327.
[12] Recep Çelik, “Milli Mücadele Döneminde Atatürk ve Din Adamları”, Atatürk’ün İslama Bakışı, Belgeler, ve Görüşler, Ankara, 2005, s.78.
[13] Hüseyin Menç, Her Yönüyle Amasya, Amasya, 1997, s.202.
[14] Hüseyin Menç, Milli Mücadele Yıllarında Amasya, Ankara, 1972, s.36,37; Meydan, age, s. 329.
[15] Çelik, age, s.83; Meydan, age, s. 330.
[16] Menç, age, s.202; Meydan, age, s.330.
[17] Ahmet Emin Yetkin, “Abdurrahman Kamil Efendi’nin Oğlu İle Yapılan Roportaj”, Uğraşı dergisi, Yıl 1, S.7, 15 Haziran 1969: Menç, Milli Mücadele Yıllarında Amasya, s. 38; Çelik, age, s.26 (dipnot 25) Meydan, age, s. 330.
[18] Meydan, Atatürk İle Allah Arasında, s.331 vd.
[19] Mardin, age, s.145,146.
[20] Mardin, age, s.148.
[21] Mardin, age, s. 144, 145.
[22] Meydan, age, s.452.
[23] Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.7, s.171.
[24] Celal Bayar, Ben de Yazdım, , C.2, İstanbul, 1997, s. 490,491.
[25] Atatürk’ün Bütün Eserleri, C.10, s. 117-119.
[26] Meydan, age, s.455,456.
[27] Mustafa Oral, “Şeyh Sunusi’nin Kemalist Misyonu”, Toplumsal Tarih, Ağustos, 2005, S.140, s.70.
[28] A. Necip Günaydın, “Milli Mücadele’de Şeyh Sunusi’nin Sivas’taki İttihad-ı İslam Kongresi ve Ulucamii’deki Hutbesi”, Tarih ve Düşünce, Aralık, 2003, Ocak, 2004, s.45; Meydan, age, s.397.
[29] Bilal Şimşir, İngiliz Belgelerinde Atatürk, C.3, s. 279.
[30] Meydan, age, s.457.
[31] Mardin, age, s.149.
[32] Emirdağ Lahikası, 1959, 10; Mardin, age, s.153.
[33] Mardin, age, s.153.
[34] ATASE, KI, 525, D, 129, F.2; Alemdar, 5 Mayıs 1336, Hakimiyet-i Milliye, 5 Mayıs 1336, İrade-i Milliye, 22 Nisan 1920, Meydan, age, s.361.
[35] Seyfi Güzeldere, Gerçek Bediüzzaman Said-i Nursi ve Doktirnleri, İstanbul, 1966, s.132,133.
[36] Mardin, age, s.153.
[37] Şualar, Redoks, s.417.

AlaturkaOnline
AlaturkaOnlinehttps://AlaturkaOnline.com
Amerika'nın ilk Türkçe internet Gazetesi, Alaturka Online, 2001 yılından beri Amerika'da en çok okunan, tamamen bağımsız ve tarafsız haber yapan tek Türk Gazetesi. First Turkish American Newspaper - Amerika'daki Türklere Ulaşmanın en Kolay Yolu ! Habersizsiniz ya da Haber Sizsiniz! Alaturka, Gerçek insanlar, Gerçek Haberler. Amerika'daki Aileniz - Alaturka.

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu girin!
İsminizi Buraya Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

502,425BeğenenlerBeğen
88,605TakipçilerTakip Et
3,552TakipçilerTakip Et
7,662TakipçilerTakip Et
59,000AboneAbone Ol

Kaçırmayın