Kozmik şov?!

KOZMİK ŞOV /
 
BAYKAL YENİDEN GENEL BAŞKAN OLABİLİR, ERDOĞAN’IN “STOK CD”LERİ SÜMENALTINDAN PİYASAYA ÇIKABİLİR
 
YA DA
 
MUĞLA’DA TÜRKLER İLE KÜRTLER ARASINDA KANLI BİR “İÇ SAVAŞ PROVASI” YAPILIYOR
 
VEYAHUT
 
ERDOĞAN’A 12 EYLÜL HATIRLATMASI?!
 

Kozmik şov?! 

 

“Leges sine, moribus vanae!”

“Ahlakı olmayan kanunlar faydasızdır!”

Benjamin Franklin

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Bu yaz çok sıcak geçecek!

https://www.haberturk.com/yazarlar/514923-cifte-sandik-ve-mevsim-normalleri

Hatta, öncekilerden farklı olarak kavuracak desek yeri var!

“Büyük Resim”de İran var!

“Lokal resim”de ise ayağının altına “muz kabuğu” konulmuş AKP’nin düşmeme mücadelesi!

Referandum, Cumhurbaşkanlığı seçim süreci, genel seçim, Anayasa, rejim kavgası, işsizlik vb…

Görünen o ki, küresel aksta “köşeye sıkıştırılmışlığı” ile 2010 baharından sonbaharına, AKP’nin cılkı çıkacak!

Canı çok yanacak!

Haliyle, AKP’nin mecburiyetleri ve/veya küresel tefecilerden ödünç aldığı “iktidar”ın “İran diyeti”ni ödemek istememesi nedeni ile de Türkiye fazlası ile karışacak!

Bu kaotik sürecin tek sorumlusu var, o da AKP!

Tüccar politikanın, söz verip sonra da satmanın, güç zehirlenmesine uğrayıp önüne gelene babalanmanın geldiği son nokta ortada!

Kördüğüm!

Derinleşen kaos ortamı!

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Nitekim…

Son günlerde, İsrail / İran arasına sıkışmış ya da kalmış Erdoğan’ın morali çok bozuk!

Çökmüş!

Sağlıklı düşünemiyor!

Derin paranoyalar içinde kıvrım kıvrım kıvranıyor!

Onun için de en iyi bildiği şeyi yapıyor, yani suni gündemler yaratarak, medya üzerinden kamuoyunu uyutmayı tercih ediyor!

Ne var ki, güneş balçıkla sıvanamadığı gibi alacaklılar da kapıda, gitmek bilmiyor!

Israrla, “İran” için verdiği sözün hatırlatmasını yapıyorlar!

Erdoğan, zaman kazanmak için top çevirse de “Büyük resim”deki gerçekler, dengeler, beklentiler değişmiyor!

Bu anlamda, Erdoğan’ın “odak”ındaki yeni adres, YSK!

Daha doğru ifade ile yeni asılacak kesilecek adres belli oldu!

Erdoğan bakın ne diyor:

“Parlamentonun üzerinde bir güç sürekli olarak yüksek yargı organlarında görüldüğü gibi YSK’da da böyle bir güç adeta oluşmaya başladı. Bir yıl içerisinde de yeni yapılan değişiklikler uygulamaya konulamaz yaklaşımıyla, bende zorlama bir yorum diye bakıyorum. Ama YSK bu kararı almıştır bizde buna uyacağız!”

Erdoğan’ın bahsettiği YSK, hangi YSK?!

Hangisi olacak, hani şu Edelman’ın ziyareti sonrasında, Erdoğan’a Siirt’ten TBMM’ye girmesinin önünü açan YSK!

Demek ki, neymiş, Erdoğan’ın işine gelince iyi, gelmeyince kötü!

Sözün özü:

Sorun YSK’da değil!

Erdoğan’ın İran tercihinde!

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Erdoğan: Eşlerine ihanet edenleri mağdur olarak görmeyiz!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14722325.asp?gid=373

(…)

CHP: İkinci alçakça komplo!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14723975.asp?gid=373

(…)

The Economist: Baykal geri dönebilir, Erdoğan’la ilgili kasetler çıkabilir!

https://www.milliyet.com.tr/the-economist-baykal-geri-donebilir-/dunya/sondakika/14.05.2010/1237964/default.htm

(…)

Mesut Yılmaz, “Anavatan” diyor!

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/14719692.asp?yazarid=91&gid=61

(…)

Ertuğrul Günay komplosu: Baykal’dan üstünü çizdiği isimler öç alıyor!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14720278.asp?gid=233

(…)

Baykal: Önce kasedi incelesinler!

https://www.milliyet.com.tr/baykal-once-kaseti-incelesinler/fikret-bila/siyaset/yazardetay/14.05.2010/1237760/default.htm

(…)

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Baykal’a kurulan “CD’li komplo” sonrası CHP’de neler olacağı ve “yasak ilişki var mı yok mu sorusu” medyanın 1 numaralı gündem maddesi!

Bu bağlamda birkaç saptama:

1- Baykal, bir siyasi parti genel başkanı! Korumaları var. Yani 24 saati diğer genel başkanları gibi kayıt altında. Emniyet tarafından hem korunuyor hem de izleniyor. Çünkü polis korumaları, bir gün boyunca ne yaptıklarını raporlamak mecburiyetinde! Bu bakımdan Baykal’ın gizli görüntülerinin çekildiği mekanın adresi Emniyet’in elinde var. Kaldı ki, Baykal’ın Ankara dışına yapacağı ziyaretler de önceden, o şehrin Valisi ve Emniyet Müdürü’nün bilgisine güvenliğinin sağlanması istemi ile sunuluyor. Yani adres meçhul bir adres değil!

2- “CD Komplo”sunu CIA yaptı diyenler var. Baykal’ın gizli kamera kaydının yapıldığı adresi Emniyet bildiğine göre MİT de biliyor demektir. Çünkü CIA ajanları sahada dolaşıyor ise MİT de görev tanımı gereği onları izliyor, takip ediyor demektir. Bu noktada da bir gariplik yok! CIA da, Türkiye’de böyle bir komplo kuracak ise bazı medya organlarında iddia edildiği gibi kendini faş ederek yapmaz değil mi?! Kaldı ki, “F Tipi İstihbarat Örgütü” ve “AKP Özel Örgütü” içinde, Emniyet’in, MİT’in askeri istihbaratın adamları olduğu kadar, CIA ve MI6’nın da adamları var. ABD, Baykal’a böyle bir komplo kuracak ise “AKP Özel Örgütü” ya da “F Tipi İstihbarat Örgütü” gibi taşeronlar yapılar varken, neden kendisini zan altında bırakacak bir operasyonun altına imza atsın değil mi?! Ki, “komplo” CIA’nın göbek adı olduğuna göre, bu noktada “operasyonu yapan kim, kullanan kim, kullanılan kim” sorusunun cevabını dikkatle irdelemek şart!

3- Eğer o mekanın adresi Emniyet ve MİT tarafından biliniyor ise sokak, işyeri, mekan kayıtlarından kaydı kim ya da kimlerin yaptığı bilgisine ulaşmak mümkün! Mobil araç vs…

4- Baykal, istifasını açıkladığı konuşması sırasında Gülen’i akladı, Sarıgül’ü akladı. Erdoğan’ı hedef tahtasına oturttu! Doğan Medya Grubu gazeteleri Baykal’ı istifaya davet etti. AKP Medyası ve F Tipi Medya bu süreçte geri durdu!

5- Bu komplo ne zaman düzenlendi? Anayasa değişikliği oylamasının hemen ardından, İran virajı ve kurultay sürecinin mek parmak öncesinde değil mi, o halde?! So what?!

Toplu durum analiz:

Tablo ortada!

Krizi, Baykal’ın iyi yönettiğini söyleyebiliriz.

Erdoğan ise açığa düşen, dağılmış, dezenforme edilmiş yani “istihbari zehirlenmeye” uğramış siyasi lider konumunda!

Erdoğan’ın Baykal hakkında yargısız infaza dönüşen şu sözleri de bunun en büyük kanıtı:

“Ana muhalefetin içinde ne olur ne olmaz o bizi ilgilendirmiyor. Herhalde MİT’i ana muhalefet lideri yönetiyor. Madem biliyor, belgelerim var diyordu bunları niçin yargıya taşımadı? Sayın Hikmet Sami Türk’ün güzel bir sözü var. Baştan beri komplo komplo dedi, komplo dediyse bu gizli buluşma iddia ediliyorsa, gerçekten gerçekleştiyse ki, ana muhalefet lideri böyle bir şey yapmadığını söylemiyor, kaldı ki biz bu işin içinde olmayacağımı söyledik. Ama zorla bizi de sokma gayretine girdiler. Bizi de buna bulaştırıyorlar. Benim en çok üzüldüğüm konu şudur. Türkiye’nin toplumsal ahlak değerleri açısından bir erozyona uğratılma gayreti var. En tehlikeli olan yanı bu! En önemli güç toplumsal ahlakımızdır. Bunun üzerinde spekülasyona girenler var, mağdurlara oynayanlar var. Kusura bakmasınlar bunu kabul etmemiz mümkün değildir. Eşlerine ihanet edenler, bu toplumda biz mağdur olarak göremeyiz. Hangi tarafta, hangi düşüncede olursa olsun, kim bunu yapıyorsa, bunu nasıl olurda mağduriyet olarak gösterebiliriz?”

Nitekim…

Baykal, bu kaotik süreçte hem parti içindeki klikleri, hem medyayı, hem de kamuoyunu iyi yönlendirdi.

Yani krizi fırsata çeviren lider hüviyetinde…

Hatta, “kesinlikle böyle bir yasak ilişki yok” demeyerek, hem Erdoğan’ı hem muhaliflerini hem de iktidar yanlısı medyayı iyiden iyiye provoke ederek hata yapmaya zorladığını söylemek de mümkün!

Yani, “komplo”yu kendi lehine çevirmeyi başardı!  

Kaldı ki, bu süreçte “timsah gözyaşları” döken AKP Medyası ve F Tipi Medya da açığa düşmüş oldu. İlk başlarda, “Komplo CD”yi biz yayınlamadık” diyen ne kadar AKP Medyası ve F Tipi Medya mensubu yazar – çizer tayfası var ise şimdilerde “Baykal dönmemeli” kampanyası yapmakla meşgul!

Hepsi de ağır ahlakçı kesildi, dokunulmazlık dosyaları orta yerde dururken!

Sözün özü:

Erdoğan, MİT’e “bul” talimatı verdiğine göre, izlenecek yol haritası ortada!

Ki, Baykal’a “CD’li komplo” operasyonu, AKP Özel Örgütü’nün MİT’in eli ile yaptığı ve daha sonra dönüp dolaşıp yapanı vurduğu ve/veya vuracağı bir operasyon olduğu da şimdiden ortaya çıktı!

“Büyük Resim”e bakıldığında, Erdoğan’ın gidiş sürecinin başladığı görülüyor!

Çünkü, gidiş sürecine giren iktidarların, liderlerin başına gelen şey, Erdoğan’ın da başına gelmiş durumda!

Yani “istihbarat zehirlenmesi”!..

Bulanık suda, netleşmeye başlayan derinliğe gelince…

Baykal, CHP’yi yeni döneme hazırlıyor!

Şu konjonktürde, Baykal dışında CHP’nin başına hangi isim gelirse gelsin “CHP’de iç savaş çıkar”, parçalanma olur!

Doğru olan, Baykal gibi tecrübeli bir ismin bu zorlu dönemde CHP’ye liderlik yapmaya devam etmesidir.

“Siyaset kurdu” Baykal’ın Fikret Bila’ya söylediği gibi önce “kaseti bir incelesinler, bakalım ne çıkacak”?!

Ezcümle, Baykal’ın “yeni süreç”i inşa eden “oyun kurucular” ile işbirliği içinde olduğu ve onlarla birlikte hareket ettiği anlaşılıyor!

https://www.milliyet.com.tr/the-economist-baykal-geri-donebilir-/dunya/sondakika/14.05.2010/1237964/default.htm

Nokta!

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Rasim Ozan Kütahyalı, KanalTürk’te, “Ergenekon Savcıları” gibi sallıyor.

Duyduğu her şeyi gerçek zanneden bir ruh haliiçinde saldırıyor, çemkiriyor.

Bu hafta da, ayakları yere basmayan iddialarını “Soru soruyorum” kisvesi altında, CHP’li Gürsel Tekin, Mehmet Sevigen gibi isimlere yöneltip “iftira” atmaya devam etti.

Ardından adı geçen isimler programa bağlanıp, “Cevaplar”ını en sert şekilde verdiler.

Özür dilemesi gerekirken,o ne yaptı, “bakacağız” deyip çamura yatmayı tercih etti.

Haber kaynaklarına söylüyorum, yormayın çocuğu fazla, yetmez mi aylardır minare gölgesi, davul tozu peşinde koştuğurduğunuz!:))

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

12 Eylül Anayasası’na 12 Eylül’de referandum ya da Erdoğan’a keskin İran virajı öncesinde 12 Eylül hatırlatması!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14720299.asp?gid=233

(…)

NATO, kızıl meydanda!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/14673271.asp

(…)

Obama ve Medvedev İran konusunda uzlaştı!

https://www.haberturk.com/dunya/haber/514901-obama-ve-medvedev-iran-konusunda-uzlasti

(…)

İstanbul’a BDP’lilerin çok sevdiği Diyarbakır Valisi!

https://www.milliyet.com.tr/merkeze-alindigini-kosk-te-ogrendi/siyaset/haberdetay/14.05.2010/1237776/default.htm

(…)

Muğla’da PKK provokasyonu, Türk / Kürt çatışması!

https://www.milliyet.com.tr/yuksekova-da-pjak-gerilimi/guncel/haberdetay/14.05.2010/1237746/default.htm

(…)

Yüksekova’da PJAK gerilimi!

https://www.milliyet.com.tr/yuksekova-da-pjak-gerilimi/guncel/haberdetay/14.05.2010/1237746/default.htm

(…)

Güngör Uras: Putin ile 20 Medvedev ile 17 anlaşma ya da ilişki düzeyi “beton” gibi mi yoksa kerpiçten mi?!

https://www.milliyet.com.tr/putin-ile-20-medvedev-ile-17-anlasma-tamami-tarihi-/gungor-uras/ekonomi/yazardetay/14.05.2010/1237694/default.htm

(…)

“Kalimera* Sultan Erdoğan!”

https://www.milliyet.com.tr/merkeze-alindigini-kosk-te-ogrendi/siyaset/haberdetay/14.05.2010/1237776/default.htm

(…)

“AB’den AKP’ye vize uyarısı” ya da Türkiye Batı’yı hedef alan örgütler için “terör üssü oluyor” veyahut AKP iktidarında Türkiye, Batı için bundan böyle “güvenli topraklar” olmayacak!!

https://www.milliyet.com.tr/ab-den-vize-uyarisi/dunya/haberdetay/13.05.2010/1237217/default.htm

(…)

Çin’den kriz sinyali!

https://www.hurriyet.com.tr/ekonet/14713485.asp?gid=303

(…)

Rusya’nın radikal İslam ile bağlantısı, büyük bir planın parçası mı?

https://www.hurriyet.com.tr/planet/14711974.asp?gid=286

(…)

Kozmik şovu kaçırmayın!

https://www.milliyet.com.tr/kozmik-sovu-kacirmayin/yasam/haberdetay/14.05.2010/1237765/default.htm

(…)

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Ertuğrul Özkök’ün de bugünkü yazısında altını çizdiği gibi, AKP’nin dış politikada “Sıfır sorun açılımı”nın geldiği nokta; hem yurt içinde hem de yurt dışında “kördüğüm”!

Kaldı ki, günümüz dünyasında medyatik olmak çok çalışıyormuş, bir şeyler yapıyormuş hissi verse de, netice ortada:

“Yalan dolan, voila/işte Erdoğan!”

Bu bağlamda, “Mülkiyeliler”in sitesinde yayınlanmış bir fıkra:

Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp kelebekleri kovalarken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor.

‘Şimdi başım belada’ diye düşünmüş minik köpek. Etrafına bakmış, yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yöne dönerek kemikleri kemirmeye başlamış
Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine söyleniyormuş: ‘Ne kadar lezzetli bir leoparmış yahu. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mı?’
Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanmış; “Tam zamanında kurtardım, yoksa bu köpeğe yem olacaktım” diyerek avunmuş.
Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Gördüklerini anlatırsa bundan sonra leoparın tehditlerinden kurtulabileceğini düşünmüş.
Leopar çok sinirlenmiş ve maymuna ‘Atla sırtıma da gidip şuna gününü gösterelim’ demiş.
Minik köpek leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark edince, arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş.
Tam leopar saldıracakken yine söylenmeye başlamış; “Bu aptal maymun nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim hala haber yok!”

Sözün özü:

Hem içte hem de dışta “Maymunluk” yapa yapa nereye kadar, değil mi?!

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

“Anayasa Mahkemesi” ne işe yarar?!

Bülent Arınç konuştu, gene ortalık karıştı.

Önce, “Anayasa Mahkemesi’ni kapatırız. Anayasa’yı değiştirme yetkisi TBMM’nindir” dediği medyaya yansıdı.

Fırtına koptu.
Arınç, gene “yanlış anlaşıldığını” iddia etti. Bu kez de “Anayasa Mahkemesi kaldırılabilir, Anayasa Mahkemesi ile ilgili Anayasa hükümleri değiştirilebilir. TBMM, yasama yetkisine sahiptir. Bir örnek olarak söylenmiştir” açıklamasını yaptı. Bu arada “Avrupa Birliği ülkelerinin hiçbirinde zaten Anayasa Mahkemesi yoktur” söylemi, ortada kaldı.
Önce bundan başlayalım.

Arınç’ın -bu söylemi de yanlış anlaşılmadıysa(!)- “AB ülkelerinin hiçbirinde Anayasa Mahkemesi’nin olmadığı” iddiası gerçekdışıdır.
Sadece -yazılı hukuka dayanmayan- İngiltere’de Anayasa Mahkemesi yoktur.
Ama… Dünyanın bugüne kadar kesintisiz süren en köklü demokrasi gelenekleri o boşluğu kuşatmıştır.
Diğer bütün AB ülkelerinde Anayasa Mahkemeleri vardır.
Almanya, Avusturya ve demokrasiye yeni yeni geçen eski demirperde ülkeleri olan Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Macaristan’da anayasa mahkemelerinin yetkileri Türkiye Anayasa Mahkemesi’nin yetkilerinden çok daha fazladır.
Dahası… Fransa’da Anayasa Mahkemesi görevini yapan Anayasa Konseyi, bazı yasalara otomatik “ön denetim” yapar. Yani, bazı tür yasalar, Fransa parlamentosunda oylanarak kabul edildikten sonra otomatik olarak kanunlaşmak üzere Cumhurbaşkanı imzasına sunulmadan önce Anayasa Konseyi’ne gönderilir. Konsey’de onaylanmazsa yasalaşamaz. Cumhurbaşkanına gönderilemez. Bu tür “ön denetim” organik yasalar için yapılır. Yani, kurumların işleyişini düzenleyen yasalardır. Örneğin siyasi partiler yasası… Fransa’daki Anayasa Konseyi, ayrıca Türkiye’deki prosedürle bütün yasaları da denetler.
Görülüyor ki, Fransa’da Yasama Meclisi üzerine yargının “ön denetimi” bile var. Bir tür “çağdaş fetva(!)” Bu özel durum demokrasinin işlerliği için gösterilen özeni yansıtıyor.
Yasama Meclisleri, anayasa değiştirme çoğunluğu var diye her kararı alabilir mi?

Eğer öyleyse, anayasanın “değiştirilmez” maddelerini de değiştirebilir mi?
Böylece dilerse hilafeti getirebilir mi?
Laisizmi kaldırabilir mi?
Bütün yetkileri yasamaya, yürütmeye veya tek bir şahsa verebilir mi?

Bülent Arınç, “Anayasa Mahkemesi’ni kapatırız demedim, Anayasa Mahkemesi kaldırılabilir; TBMM, bu yasama yetkisine sahiptir dedim” diye açıklama yapıyor. Hayır… Sahip değildir. “Bunun sadece bir örnek olduğunu” söylüyor. Bu örnek de yanlış.
Çünkü, meclislerdeki çoğunluk, hukuk teorisinde ikiye ayrılır.
“1- Anayasayı yapan asli kurucu çoğunluk. (İktidar)”
“2- Mevcut anayasayı, öngörülen kurallar çerçevesinde değiştiren tali kurucu çoğunluk. (İktidar)”
Bugünkü Meclis, tali kurucu çoğunluk sağlayabilir. O da sağlayabilirse…
Değişiklik yapma yetkileri mevcut Anayasa’yla sınırlıdır.
a) Usul sınırları.
b) Anayasa’nın temel felsefesinin değiştirilmez sınırları.
Bunlar… Cumhuriyet, üniterlik, insan haklarına dayalı sosyal, demokratik, laik hukuk devletidir. Hukuk devletinin en önemli unsurlarından biri de, Anayasa Mahkemesi’dir.
Çünkü, Anayasa “yönetenlerin tüm eylem ve işlemlerinin hukuk devletine tabi olacaklarını öngörür.”
Anayasa Mahkemesi olmazsa, yasamanın anayasaya aykırı yasaları da çıkarabileceği ve bunun denetlenemeyeceği bir durum oluşur ki, ne hukukun üstünlüğü, ne de anayasa üstünlüğü kalır.

Seçimlerle gelenlerin şu ya da bu şekilde çoğunluğu ele geçirdiklerinde istediğini yapacakları bir sistem çürümesi, toplumlara çok ağır faturalar ödetmiştir. Hitler ve Mussolini örnekleri böyle çoğunluklar yaratılarak gerçekleşmiştir.
Anayasa mahkemeleri bu nedenle oluşmuşlardır. Anayasa mahkemeleri, kuvvetler ayrılığına dayalı demokrasilerin güvencesidir.

Bütün bunları bir TBMM Başkanı’nın söylemi üzerine yazmak acı.

(Güneri Cıvaoğlu, Milliyet, 3 Mayıs 2005)

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Batı’da yaşanan finansal deprem ve işsiz milyonlarla dolup taşan meydanlar bağlamında, usta gazeteci İlker Sarıer‘in geçmişte köşesinde yayınlandığı bir fıkrayı buradan aynen tekrarlıyorum:

Alman, İngiliz, Türk başbakanları ortak basın toplantısı düzenlemişler.

Muhabir sormuş:

– Siz ülkenizde çalışanlara kaç para ücret veriyorsunuz?

Önce Alman başbakan cevap vermiş:

– Biz, 4500€ ödüyoruz. 3000€ ile geçiniyorlar. Kalan 1500€ ile ne yapıyorlar bilmiyoruz.

İngiliz başbakan:

– Biz de, 4500€ ödüyoruz. 3000€ ile geçiniyorlar. Kalan 1500€ ile ne yapıyorlar bilmiyoruz.

En son Türk başbakan cevap vermiş:

– Biz insanlara 380 lira ücret ödüyoruz. Geri kalan parayı nereden buluyorlar bilmiyoruz!

Sözün özü:

Rap… Rap.. Rap…

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Nükleer kazık!..
Rusya ile imzalanan nükleer santral anlaşmasını neresinden tutsanız elinizde kalıyor… Elektrik Mühendisleri Odası diyor ki:
“İmzalanan anlaşmaya göre nükleer santralın sahibi yüzde 100 hisseyle Rusya’nın Atomstroyexport şirketi olacak. Türkiye’nin nükleer santral konusunda geldiği nokta, kendi ülkesinde Rusya’yı nükleer santral sahibi yapmaktır. Rusya, buradan ürettiği elektriği ortalama 12.35 sent gibi yüksek bir fiyat üzerinden Türkiye’ye satma garantisi elde etmiştir. Böylece yurttaşlar hem nükleer santral nedeniyle ciddi bir riskle karşı karşıya bırakılmakta, hem ekonomik açıdan zarara girmektedir.”
Nükleer santralla birlikte Çalık Holding’in yürüttüğü SamsunCeyhan projesi de sonuca bağlandı. Böylece Karadeniz Bölgesi’ndeki ham petrolün Samsun-Ceyhan Ham Petrol Boru Hattı’nın önceliği temel alınarak taşınması öngörülüyor.
Sanılır ki Rusya ile yapılan nükleer anlaşmadan Türkiye’de tek kazançlı çıkan Çalık Holding olmuştur.
Enerji uzmanı Necdet Pamir’i dinliyoruz şimdi de:
Nükleer enerji santralının hammaddesi olan zenginleştirilmiş uranyum Türkiye’de yok. Rusya’ya doğalgazda yüzde 65, petrolde yüzde 33 bağımlıyız. Nükleer santralla birlikte bağımlılığımız biraz daha artıyor. Üstelik Rusya Avrupa’da denenmemiş bir reaktör modelini bizde deneyecek. Rusların teknolojileri güvenli değil, yer seçimi yanlış…
Sonuç… Kocaman ve etkileri hayli acılı olacak bir kazık görünüyor orta yerde…

(Melih Aşık, Milliyet, 14 Mayıs 2010)

https://www.milliyet.com.tr/chp-nin-ikilemi-/melih-asik/guncel/yazardetay/14.05.2010/1237755/default.htm

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

TSK’dan karakol açıklaması ya da “Barzani’nin müteahhitlerine teslim edilecek binamız yok” mesajı!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14723344.asp

 

————

RAP… RAP… RAP…

————

 

Ve…

Son olarak…

2010 ikinci çeyreğinde, AKP hem içte hem de dışta köşeye sıkıştı!

Hayalarından yakalanmış bir vaziyette “İstiklal Marşı” söylemeye devam ediyor.

Söyleyene değil, söyletene bakmak lazım!:))
Amiyane tabirle, canını çıkarıyorlar!

Bu nedenle o cenahtan “SOS” fişeklerini ateşleyen ateşleyene!

Özetle demeye getiriyorlar ki, “Asker tarafını belli etsin, biz de onun üzerinden manevra yapıp, asker istemiyor diye kendimize manevra alanı yaratabilelim!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14722566.asp

Mesaj çok açık değil mi?!

Bazı okurlarımız, haklı olarak, devletin ve/veya askerin elinde oyun planı olup olmadığını soruyor!

Cevap ortada, o da görmesini bilene!

Devlet, “tüm demokratik haklarını kullanarak” AKP’yi, AKP’yi Türk Devleti’nin tepesine iliştirenlere hırpalatıyor!

Israrla, ses ve görüntüyü yanyana görmek istiyoruz diyenleriniz var ise birkaç gün daha bekleyin!

19 Mayıs, Atatürk Türkiyesi için bir başka Milat!

Tüm dengeler değişiyor!

“Ultra Voltran” günyüzüne çıkıyor!

Sözün özü:

The Economist, son skandalın, Türkiye’deki laiklerle AK Parti arasında süregelen mücadelede kullanılan yöntemlerle benzerlik taşıdığını savunarak şu görüşlere yer verdi:

“Gizlice kayda alınan konuşmalar ve video görüntüler rakipleri saf dışı etme taktiği haline geldi. Bunun en çarpıcı örneklerinden biri de, AK Parti’yi devirmek için ülkede kaos yaratmakla suçlanan asker ve sivillere karşı açılan Ergenekon davasında delil olarak kullanılan kayıtlar. Laik kampın hala elindeki cephaneyi kullanmadığı düşünülüyor! Baykal böyle bir duruma düşen son lider olmayabilir!”

Hepsi ve daha ötesi şimdilik kaydıyla budur!

 

Sevgiler

15 Mayıs 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu girin!
İsminizi Buraya Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

502,276BeğenenlerBeğen
88,792TakipçilerTakip Et
3,552TakipçilerTakip Et
7,662TakipçilerTakip Et
58,900AboneAbone Ol

Kaçırmayın