
BALYOZ ve/veya Menderes asılırken Ruslar neredeydi?! Hayrulah Mahmud yazdı.
BALYOZ ve/veya Menderes asılırken Ruslar neredeydi?!
“Bir değişimin önünde gidenler lider, ortasında gidenler durumu kavramış, sonunda gidenler sürüklenmiş olurlar ama karşı çıkanlar mutlaka yok olurlar.”
Napolyon
DURUM ANALİZ
Haber şu:
Erdoğan: Rusya ile ilişkilerimiz çelik gibi güçlendi
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Suriye zirvesi ve Akkuyu Nükleer Santrali’nin açılış töreni için Ankara’ya geldi.
Yeniden başkan seçildikten sonra ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapan Putin’i Beştepe’de karşılayan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘İşbirliğimiz çelik gibi güçlendi.’ dedi: “Kimi çevrelerin Türk-Rus işbirliğini zehirleme gayretlerine de şahit olduk. İlişkilerimiz bu zorlu sınavları başarı ile atlattı. Boşa çıkan her provokasyonla ikili işbirliğimiz tıpkı su verilmiş çelik gibi güçlendi.”
Baş başa bir buçuk saatlik görüşme gerçekleştiren iki lider video konferans yoluyla Akkuyu Nükleer Santrali’nin temelini attı.Kontr’Haber şu:
Türkiye’ye imalı mesaj
Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman, “Şer üçgeninin İran, Müslüman Kardeşler ve Sünni terör gruplarından oluştuğunu” söyledi.Yorum şu:
O asker Menderes’in son günlerini anlattı
17 Eylül 1961 Yılında İmralı adasında İdam edilen Adnan Menderes’in son anlarına tanıklık eden asker Menderesin son gününü ve son konuşmasını anlattı.
27 Mayıs 1960 yılında Türk silahlı kuvvetlerinin ülke yönetimini ele almasıyla birlikte Adnan Menderes iktidardan indirilip tutuklanarak Yassı adada hapsedildi. Yüksek Divanın da anayasayı ihlal ve çeşitli suçlardan dolayı yapılan yargılama sonunda Menderes ölüm cezasına çarptırıldı ve Adnan Menderes 17 Eylül 1961’de İmralı adasında idam edildi.
İşte o dönemde İstanbul yeşil tepe asker olan ve şuanda Şırnak’ın Cizre ilçesinde yaşayan 70 yaşındaki Halil Yavuz Menderes’in son günlerini anlattı.
Şırnak’ın Cizre ilçesinde ikamet eden ve Adnan Menderes’i mahkemeye getirip götürüp askerlerden biri olan Halil Yavuz, “Menderes ölüme giderken kendisini mahkemeye getirip götüren merasim bölüğündeki bütün askerlerle tek tek helalleşip öyle gitti. Menderes idam cezası için İmralı adasına gidecek vapura binmeden önce bizimle helalleşirken duygusal anlar yaşadı tabi bizde aynı şekilde duygulandık çünkü çok büyük bir insandı kendisi. Adnan Menderes’e idam cezası verildiğinde bile kimseye kötü laf söylemedi tam tersine bizden bile helallik istedi, o çok iyi bir adamdı ancak idam ettiler. Onun Başbakanlık yaptığı dönemde kıtlık yoktu, hırsızlık yoktu, öldürmek yoktu ve çok değerli bir insandı. Mahkeme günü 68 tane bakan vardı, yanında Celal Bayar vardı ve diğer arkadaşları bulunuyordu. Bizimle birlikte iki subay vardı onlarla birlikte Menderes’i mahkemeye getirip götürüyorduk. İdam cezası verildiğinde Adnan Menderes çok üzüldü ve onunla birlikte bizde çok üzüldük. Bizim partiden değildi ancak ona rağmen üzüldük o demokrat partiden di biz ise Halk partisindendik. Mahkeme Adnan Menderes’i İdam cezasına çarptığı zaman bir Tarık adındaki bir albay Menderes’e seni doktor kontrolüne götürüp öyle gideceğiz dedi. Albayın bu sözleri karşısında Menderes öleceğini bilmesine rağmen duruşundan hiçbir şekilde taviz vermedi ve bir Başbakan gibi albayla konuştu. Menderes daha sonra albay’a dönüp madem idam edileceğim bana benimle birlikte mahkemeye gelip giden merasim bölüğündeki askerleri çağır gelsin. O subay ve askerleri buraya çağırın onlarla helalleşeceğim ondan sonra beni nereye götürürseniz götürün dedi. Sonra albay bizi çağırdı Adnan Menderes’te ordaydı. Bizimle tek tek helalleştikten menderes bize dönüp hakkınızı helal edin benimle çok yoruldunuz ve çok eziyet gördünüz onun için sizden helallik almadan buradan ayrılmak istemiyorum dedi. Adnan Menderes’i aylarca yassı adadan mahkemeye götürüp getirdik. Onu mahkemeye götürüp getirirken kendisi ile hiç konuşmadık. Kendisi çok düşünceliydi ve sürekli rüzgardan dolayı savrulan saçları elleri ile düzeltip o şekil yürüyordu. O dönemde asker olan Halil Yavuz Adnan Menderes’i İmralı adasına gidecek olan vapura bindirdik ve vapura bindikten sonra bize el salladıktan sonra bir daha kendisini göremedik ve ertesi gün idam edildiğini duyduk” dedi.
Nokta.
DURUM
Haber şu:
2023 sözüyle düğmeye basıldı
10 bin kişiye istihdam sağlayıp enerji ihtiyacımızın yüzde 10’unu tek başına karşılayacak Akkuyu Nükleer Güç Santralı için temel atıldı. Türkiye’yi yeni bir çağa taşıyacak santralın temelini birlikte atan Cumhurbaşkanı Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Putin, 20 milyar dolar yatırımla 2023’te hayata geçirilecek santralın açılışını da birlikte yapmak için sözleşti.
Kontr’Haber şu:
Düğmeye basıldı! Dünyanın en uzun köprüsü 2023’te açılacak
Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı Karayolları Genel Müdürlüğü dünyanın en uzun asma köprüsü olacak Çanakkale 1915 için müşavirlik ihalesine çıktı.
Yorum şu:
BOP’ta, Çanakkale “yol geçen hanı” olmuş!
1915’te geçemeyen kim varsa üstünde!
Destan yazan siyasi iktidar ve/veya koltuk değnekliği yapan muhalefet nerede?!
Nüans?!
Enerji bazlı dünyalar savaş’ında, cevap’ını arayan birkaç basit soru:
a. Böylesi bir ortamda, nükleer santral’in güvenlik’i nasıl sağlanacak?
b. Ruslar, Akkuyu’da nükleer santral mi inşa ediyor, yoksa Tartus’taki gibi üs mü satın alıyor, konuşlanıyor?!
c. Doğalgaz, petrol vb enerji alımlarında olduğu gibi nükleer enerji de piyasa’daki fiyat’lamasının 3 katı değere mal’ediliyor ise aradaki fark proje çerçevesi’nde kimlerin cep’lerine aktarılıyor?!
d. 1923 / 2023 kod’laması kapsamı’nda, Irak’a, Suriye’ye federasyon anayasası öngörenler, Türkiye özel’indeki planları nedir?!
e. 1923’teki laik, çağdaş, ulus devlet’in rövanş’ını almak isteyen güruh’un içinde iç / dış hangi yüz’ler saklı?!
Neo Sevr güncesi!
Turkuaz halı’da ağırlanan Putin’in, Büyük Ermeni Kürt Devleti procesi dışında, bölgeye dair bir başka projesi var mı?!
Yani?!
Erdoğan yol’un sonunda!
Demem o ki:
Hayal’di gerçek oldu.
Step by step (Adım adım) Türkiye parçalanma yol’unda!
Bir yanından ABD, AB çekiştirdi, diğer yandan Rusya, Erdoğan vb.
Ukrayna nasıl parçalandı, neden parçalandı?!
Demem şu ki:
Herhangi bir güç’e yaslanarak ayak’ta kalmak mümkün olsaydı, Osmanlı ayak’ta kalırdı!
Almanlar kaybetti, sonrası malum.
Lale Devri yorgun’u Osmanlı, Alman’ın kucağında can verdi.
Sözün özü:
Sadece ter akıtmak yetmez, her daim neyi neden yaptığını bilmek hayat memat mesele.
Ezcümle:
NATO / ŞİÖ makas’ı.
Meteo: 28 Şubat
Real Politik: Trump.
Acem Harp.
1 Mart Tezkeresi bumerang.Ecevit’ti, Erdoğan oldu.
Nokta.
SÖYLEM’METRE
Haber şu:
Erdoğan-Putin görüşmesi sona erdi: Vize muafiyeti başka bahara kaldı
Yorum şu:
Ankara, Rusya için halen güvenli değil!
Mesaj net:
“NATO’dan çık da gel!”
Yani?!
Erdoğan’ı eksen’ler arasında kullanan çok da sahip’lenen, nikah’ına alan, almak isteyen yok!
Nüans?!
Menderes, eksen’i Rusya’ya, Varşova’ya kaydırdığı için asıldı ise Amerikan karşıtları’nın cevap’ını araması gereken bir başka basit soru:
Rusya, Varşova’ya kayan eksen kapsamında, ip’e giden Menderes’i kurtarmak için neden bir şey yapmamış?!
Nokta.
NEDİR NE DEĞİLDİR
Enstantane 1:
“Suriye’de kalmamızı istiyorsanız parasını ödeyin”
Trump, ülkesinin Suriye’den çekilmeyi ciddi şekilde düşündüğünü bir kez daha belirterek, “Suriye’den çıkma planı üzerinde çalışıyoruz. Suudi Arabistan bizim Suriye’de kalmamızı istiyorsa parasını ödemesi gerekecek” dedi.
Trump, “Suudi Arabistan vereceğimiz kararla çok yakından ilgili.
Enstantane 2:
Ruhani: ABD ve İsrail Suriye’nin parçalanmasını düşünüyor
Ruhani, Mehrabad Havalimanı’nda Türkiye’ye hareketi öncesinde yaptığı açıklamada, “Suriye’de siyonist güçlerin müdahalesi var ve bu sorunları artırıyor. Suriye’nin ulusal egemenliğine saygı duymuyor, Suriye topraklarını bombalıyor, teröristlere destek veriyorlar. Bunlar Suriye’deki sorunları daha ağırlaştırıyor” ifadelerini kullandı.
Enstantane 3:
Tek panelde 3 kez “Türkiye ile çok güçlü diyaloğumuz var” çıkışı
ABD önderliğindeki koalisyonun IŞİD’le mücadele özel temsilcisi Brett McGurk, ABD Merkez Kuvvetler komutanı Joseph Votel’la birlikte Washington’da katıldıkları bir panelde Suriye ve Türkiye’ye ilişkin mesajlar verdi.”TÜRKLERLE ÇOK İYİ BİR DİYALOĞA SAHİBİZ”
McGurk Suriye ve Menbiç konusunda Türkiye’yle yürütülen müzakereleri,“Türklerle çok iyi diyaloğa sahibiz” sözleriyle değerlendirdi.
Brett McGurk bununla birlikte Menbiç’te daha laik bir atmosferin olduğunu, Menbiç dışındaki bazı muhalif grupların daha İslamcı eğilime sahip olduğunu kaydetti ve Fırat Nehri’ni kastederek, bunun da “Kürtleri nehrin öteki tarafına geçirdik ve her şey iyi olacak” söylemini daha zorlu hale getirdiğini belirtti.
McGurk, “Şu anda gerilimi çözmek için diplomatik bir süreçteyiz, inanılmaz karışık. Bu Türkiye-Amerika konuşması değil. Menbiç’te farklı gruplar var. Menbiç’te yaşayan Araplar var” ifadelerini kullandı.
Enstantane 4:
ABD’den terör örgütü YPG/PKK açıklaması: Sahadaki ana ortağımız
CENTCOM komutanı Votel, terör örgütü YPG/PKK’nın Afrin’e gitmesinin DEAŞ’a karşı yapılan kendi operasyonlarını etkilediğini ileri sürerek YPG/PKK’yı da ‘sahadaki ana ortağımız’ olarak tanımladı.
Enstantane 5:
ABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü’nden ‘İncirlik’ açıklamasıABD Savunma Bakanlığı Sözcüsü Michael, “Türkiye yakın bir NATO müttefiki olmaya devam ediyor. Türkiye’nin İncirlik’teki hava üssünün NATO ve Koalisyon için önemli rolü devam ediyor.” dedi
Michael, “Türkiye yakın bir NATO müttefiki olmaya devam ediyor. Türkiye’nin İncirlik’teki hava üssünün NATO ve Koalisyon için önemli rolü devam ediyor. ABD Avrupa Kuvvetleri’ne bağlı askerlerin sorumluluk alanları içerisindeki görev bölgelerinden herhangi birini terk ettiğimize dair yapılan online haberlerin hiçbir gerçeklik payı yoktur.
Enstantane 6:
Erdoğan, Trump’a sordu: Suriye’den çekiliyor musunuz
Cumhurbaşkanı Erdoğan kendisine “Çekiliyoruz’ açıklamasının ayrıntılarını sorduğunda ABD Başkanı Trump, “Oradaki misyonumuzun sonuna geldik” dedi. Ancak Trump, ABD’nin hemen yarın Suriye’den çıkamayacağını da ekledi. Trump’ın çekilmeye ilişkin soru işaretlerini giderecek bir detay vermediği öğrenildi.
Enstantane 7:
Trump çekileceğiz dedi… Sahadaki komutanları aksini söyledi
ABD Başkanı Trump’ın, Baltık ülkelerinin liderleriyle beraber düzenlediği bir basın toplantısında ‘Suriye’den artık çekilmek istediğini’ söylese de ABD’nin Suriye’de yürüttüğü mücadelede kilit öneme sahip olan yetkililer Trump’tan farklı düşünüyor.
Enstantane 8:
YouTube’un merkezinde silah sesleri…YouTube’a saldıran kişinin kim olduğu ortaya çıktı
Küresel görüntü paylaşım ağı YouTube’un Kaliforniya eyaletinin San Bruno kentindeki ana merkezinde yaşanan silahlı saldırıda 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı. Olayda hayatını kaybeden ve şüpheli kişi olduğu bildirilen kadının kimliği belirlendi. Amerikan basınında ‘şüpheli’ olarak ismi açıklanan Nasim Aghdam, 39 yaşında, İran asıllı bir Amerikalı. Aghdam’ın ocak ayında kendi YouTube kanalında yayımladığı görüntüsünde, YouTube’un kendisine “ayrımcılık” uygulayarak videolarını filtrelediğini ve kendi Farsça kanalı “Nasime Sabz”ı hedef aldığını öne sürdüğü belirtildi.
Yorum şu:
Napolyon’un dediği gibi Trump da “Para para” diyor.
Nüans?!
BOP’ta, enerji bazlı narko dolar’la satın alınabilen “çikolata” ile beslenen, morbit obez olan yapı, sadece Ak milyar dolarlık varsıllardan ibaret değil!
Rusya, İran, Çin’de de o taze zenginlerden çokça var!
Yani?!
BOP’ta Avrupa’da yek kazanan Almanlar.
Başka?!
ŞİÖ.
Soru:
Putin zar zor topladığı devlet’inin içinin Ankara’dakilerin mecburiyetlerinden kaynaklı karışmasını ister mi?!
Bir diğer soru:
Kazananlar, kazandıklarını kaybetmemek için güvenlik eder’i ödemeye razı gelmez ise ne olur?!
Nüans?!
Derin ABD, Trump üzerinden, Suudi’lere söyleyip, “kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla”, diye kimlere mesaj çakıyor?!
Ezcümle:
Erdoğan, Putin, Ruhani aynı kare içinde!
Eksen Rusya’ya, İran’a kayıyor ise hayat memat nüans ortada:
FB’li, Erdoğan’cı “NATO müteahhitleri” İsrail / İran makas’ında!
Katafalk.
Nokta.Arşiv’den KİTAP Özeti
Kitabın adı: Sultan’dan Atatürk’e Türkiye
Yazarı: Andrew Mango
Çeviri: Cem Küçük
Pegasus Yayınları
1. Baskı, Kasım 2011 ,
224 sayfa
18 TLSayfa 40:
Orduda Alman etkisi güçlüydü, savaş öncesinde İngiliz danışmanları bulunan Osmanlı donanması ise gelenekten gelen bir tavırla İngiliz yanlısıydı ve Rauf da görünüşe bakılırsa İngilizler’in iyi niyetli olduklarına dair abartılı bir güven duyuyordu.Sayfa 42:
Vahidettin, topraklarının sembolik bütünlüğünü ve Padişah olarak kalması karşılığında devletin bağımsızlığını takas etmeye hazırken, tebaasının farklı düşüncelere sahip olduğunu bilmiyordu.Sayfa 47:
Türkler’le ilgili olarak Almanlar’ın o günlerde anlattığı bir fıkra:
Bir gün bir Alman Subay, Osmanlı askerlerinin, İngilizlere karşı Filistin’de savaşırken Çanakkale haritası kullandıklarını görüp dehşete kapılır. “Bu harita yanlış” diye haykırır. Osmanlı askeri, “Yanlış harita derken neyi kastediyorsunuz?” diye sorar ve ardından ekler: “Galiçya Cephesi’nde işimizi gayet iyi gördü!”Sayfa 66:
İstanbul işgali sırasında, “İngiliz kuklası” olmaya gönüllü olan kişilere hiç yardımcı olunmadı!Sayfa 69:
Yahudiliği dünya üzerinde abartıldığı dönemde, “Siyonist kartı”nı çıkarlarımız gereği biz de oynadık!Sayfa 132:
Neticede bu Türk devrimi, büyük Fransız devrimi’nin kopyasıdır. Fransızlar’ın XIV. Louis’ye yaptıklarını Türkler, Vahidettin’e yapacaklardı. Devrimciler başka bir çözüm yolu görmez!”Sayfa 150:
Henry Kissinger’ın deyişiyle söyleyecek olursak; “Büyük bir devletin, akılsız bir müttefikin müdafaası için intihar etmesini (ya da çıkarlarını tehlikeye atmasını) hiç kimse bekleyemez!”Sayfa 176:
“Milletimiz İngilizlere karşı değildir. Tam aksine İngiliz milletini dünyanın en büyük, en adil ve en uygar milleti kabul eder.” Mustafa Kemal AtatürkSayfa 177:
Mustafa Kemal, hatasını görmüş anlamış olan Ali Kemal’in linç edilmesini onaylamadı!Sayfa 181:
İngiltere’nin ve bir dereceye kadar Fransa’nın Müslüman kuklaları vardı!Sayfa 188:
Mustafa Kemal realistti!Sayfa 189:
Lozan’da, İngilizler, Türk Heyeti’nin kullandığı şifreyi kırmıştı!Sayfa 192:
Mustafa Kemal, başlıca muhalifi olmasına rağmen hayranlık duyduğu bir ülke olan İngiltere’nin gücünü muhtemelen gözünde büyütmüştü. Batı tarzında eğitilmiş olan diğer Türkler gibi o da Fransızları daha iyi anlayabiliyordu ve bu da ona iki itilaf devletinin arasını açmasında yardımcı oldu.Sayfa 216:
Hatay Devleti olarak yeniden isimlendirilen bölge, Çin Seddi’nin dışında kalan Türk kabilelerinin yaşadığı “Hıtay bölgesi”nden adını alır.
Sayfa 218:
Atatürk bugün sıkça kullanılan anlamda bir Kemalist değildi!Sayfa 218:
Atatürk’ün ileri görüşlülüğü, küreselleşmeye ve bilgi temelli evrensel bir medeniyete bakıyordu, yani bugün içinde yaşadığımız dünyaya…
Kitabın adı: Türkiye, Kısa Bir Tarih
Özgün adı: Turkey a Short History
Yazarı: Norman Stone, 2011
Türkçesi: Orhan İsvan
Remzi Kitabevi, 2011
Birinci Basım, Kasım 2011
208 sayfa
15 TLNorman Stone, Bilkent Üniversitesi Rusya Çalışmaları Merkezi’nin direktörüdür. Daha önce Oxford Üniversitesi’nde Modern Tarih öğretim üyesi olan Cambridge Üniversitesi’nde de yıllarca ders vermiş olan Stone, halen Oxford’da ve İstanbul’da ikamet etmektedir.
Sayfa 7:
Osmanlı İmparatorluğu modern dünyanın hafızasından silinmeyen bir hayalet gibidir.Sayfa 9:
Osmanlı’nın başarısı İslamiyet’e ne ölçüde bağlıydı? Yoksa bunu tersten okuyup, Osmanlı’nın İslamiyet’te aşırıya kaçılmadığı dönemde mi başarılı olduğunu söylerdiniz?Sayfa 9:
Cumhuriyetçi Türkler dinin devlet işlerinden ayrılması gerektiği konusunda son derece kararlıydılar ve devlet işlerini dinin belirlemesi, gelişmenin önünde muazzam bir engel olarak görüyorlardı. 1923 yılında Cumhuriyet’i kurarlarken, Kilise ile devlet’in 1905 yılında birbirlerinden ayrılmış ve rahibelerin de manastırlardan süngü zoruyla çıkarılmış olduğu Fransa’yı örnek aldılar.Sayfa 9:
Cumhuriyet’i kuranlar Osmanlı’dan kendilerine kalmış mirasla barışık değillerdi.Sayfa 11:
Günümüz Türkiyesi, XIX. yüzyıl sonlarında II. Abdülhamit döneminde olup bitenin kirli bir versiyonunu yaşıyor.Sayfa 11:
Cumhuriyet’in kuruluşunda çok önemli rol oynayacak sivil entelejensiya ve Ordu, II. Abdülhamit’e başkaldırmışlardı ki, bu çekişmenin bir benzeri bugün de yaşanıyor.Sayfa 12:
Biri Bilkent Üniversitesi’nden meslektaşım olan Hasan Ali Karasar, diğeri ise Cambridge’in en eski üniversitesi Peterhouse’da bulunan Murat Siviloğlu olmak üzere iki eski öğrencimin, Türk tarihi duayeni Andrew Mango ile beraber kitabımın taslağını gözden geçirmeleri talihin bana güldüğünün göstergesidir.Sayfa 14:
(Hitler Almanyası’nda İstanbul’a kaçan) Bu Almanlar’ın B takımı çok üst düzeydeydi. O Almanlar’dan biri Ernst Reuter, Arapça ve Farsça kelimeler yerine Türkçe kelimeler koymakla ilgili dil komisyonuna üye yapılmıştı. Muhtemelen bu kelimeleri uydurdu.Sayfa 15:
Halikarnas Balıkçısı daha 1940’larda, İngiltere’de en çok okunan yazarlardan biriydi.
Sayfa 17:
Batı dillerindeki “Kiosk” kelimesi Türkçe “köşk”ten türemiştir.
Sayfa 17:
Osmanlı’nın simgesi at kuyruğu idi. Bir çadırın dışında ne kadar çok at kuyruğu asılıysa, çadır sahibinin rütbesi de o kadar yüksek demekti.Sayfa 17:
IV. yüzyıl Çin kaynaklarında, kendinden daha gelişmiş uygarlıkları yağmalamakta ustalaşmış göçebe savaşçı kabilelerden söz edilir:”Türk” kelimesi bu kabilelerden en baskın olanına verilen isimdi ve “güçlü adam” demekti.Sayfa 18:
XII. ve XIII. yüzyıllarda Marko Polo Çin Türkistan’ından “Büyük Türkiye” diye söz etti! Bu yer isimlerinde Türk etkisi barizdir.Sayfa 19:
“Taç Mahal”in ismi”Taç” ve “Mahal” kelimelerinden oluşur (tacın konulduğu yer anlamında).Sayfa 21:
Napolyon’un “Rusları kazırsanız, altlarından Tatarlar çıkar” sözü meşhurdur.Sayfa 25:
Türkoman, Orta Asya’dan yeni gelmiş olup, kentte kendisini rahat hissetmeyen kişi…Sayfa 24:
Bizans’ı aslında Venedikliler ve Cenevizliler yönetiyordu ama bir taraftan da Karadeniz ticaretine hakim olmak için birbirleriyle savaşıyorlardı.Sayfa 27:
Sultan, iddialı (ve Arapça kökenli) bir sıfat!Sayfa 28:
Fethedilen yerlerin halkları, Türk’lerin getirdiği yeni düzeni genellikle hoşa karşıladılar. Bu, adil ve keyfilikten uzak bir yönetim biçimiydi.Sayfa 29:
Osmanlılar için asıl sorun Venedik idi. Vicdanız, iyi yönetilen, zengin ve güçlü Venedik, Doğu Akdeniz ticaretine tamamen hakimdi.Sayfa 29:
Türkçe ve Macarca birbirlerine epey benzer yapıdadır ve çok sayıda ortak kelimeye sahiptirler. Örneğin, arpa her iki dilde de aynıdır.Sayfa 31:
Ama Türkiye’nin hikayesi Anadolu’nun zafer kazanmasının, sonra da bir kenara itilmesinin hikayesidir.Sayfa 32:
Acaba Osmanlılar böylesine yenilmez bir savaş makinasını neden yaptılar?Sayfa 32:
Osmanlılar adeta işe yarar bir Bizans kurmuş gibiydiler (ve ne de olsa, hükümranlığın altındaki nüfusun dörtte üçü Hıristiyan’dı).Sayfa 33:
Yeniçeriler’in kendi müzikleri ve kendilerine özgü merasim yürüyüşleri vardı (iki adım ileri, bir adım geri, baş yana eğik)!Sayfa 37:
Nitekim, Büyük Logotet (başbakan seviyesinde sivil yetkili) İstanbul’da kardinal takkesi görmektense padişah sarığı görmeyi tercih edeceğini uluorta ifade etmişti.Sayfa 42:
Bugünkü “Orospu” kelimesi Ortaçağ Persçe’sinden kalmadır ve ikinci hecesi ‘ros’, “Rus”tan gelir.Sayfa 51:
Osmanlı, gayet kesin kurallara göre düzenlenmiş askeri bir imparatorluktu. Bürokratik mekanizması, ticaret ve mülkiyet kayıtlarını şaşmaz bir hassasiyetle tutardı.
Sayfa 51:
Kızılbaş’lar şimdi Orta Anadolu’nun kuzeyinde kümelenmiş ve akılları çelinerek, kendilerini nüfus kütüklerine bu kimlikle kaydettirmeye ikna edilmişlerdi. Bunlardan kırk bin kişi kılıçtan geçirildi. Canlarını kurtarabilenler dağlara kaçtı. Bazıları ıssız ve geçit vermez bir bilge olan Dersim’e ulaştılar ve orada Zaza (kekelemek anlamına gelen farsça bir kelime) Kürtçe’sini benimsediler.Sayfa 53:
Yavuz Sultan Selim öldüğü zaman bir büyüklük duygusu içinde Malik ül-Bareyn (iki kıtanın hükümdarı) ve Hakan ül-Bahreyn (iki denizin hakanı) ve Hadim-ül Haremeyn (kutsal mekanların – Mekke, Medine – hizmetkarı) ünvanlarını almıştı. Oğlu bunlara Marzban El’ Afak (ufka yürüyen fatih), o Şah-ı Alem Penah (tüm dünyanın sığınağı) “tac-ı bahş hüsreva-yı ruyizemin”, Kıtalar Fatihi ve Zillullah-i Fil Arz (Allah’ın yeryüzündeki gölgesi) sıfatlarını da ekleyecekti. Ona bağlı Kırım hükümdarının Rus Çarı’na gönderdiği resmi bildirimler de “ilan-ı yarlığ-ı şerif-i han budur ki… (yüce Han’ın emirlerini sizi ilgilendiren kısmı aşağıdaki gibidir) diye başlardı.Sayfa 54:
Çıkardığı kanunlara atfen kendi ülkesinde “Kanuni” diye anılan bu padişaha Almanlar, “Büyük Türk” anlamında “deer gross Türck” derlerdi.Sayfa 56:
Türkiye ile İspanya’yı kıyaslamak gayet ilginç olur. İspanya yedi yüzyıl süreyle İslami egemenlik altında yaşamıştı. Kurtuba Halifesi dönemi, görkemli Kahire’yi bile zaman zaman geride bırakmıştı.Sayfa 60:
Protestanlar “Türkler’i papa yanlılarına tercih ederiz” diye haykırmışlardı. Fransızlar bir adım daha ileri gittiler.Sayfa 62:
1529 yılında Kanuni bu sınırı ezcümle…Sayfa 64:
Büyüklük taslamaya başladığı için 1536 yılında idam edilen Rum İbrahim Paşa da çok güçlüydü.Sayfa 66:
Modern dünyaya işlerlik kazandıracak yeniliklerle ortaya çıkan Hollanda oldu: Milli banka, akla uygunluk esasına göre planlanmış askeri taktikler, zekice tasarlanmış gemiler, denizcilik sigortası, borsa, teleskop, mevsimsel açlığa son veren tarımsal gelişmeler vs, bunlar arasındaydı. Hollanda bir işgale karşı koyamayacak kadar küçük ve parçalara ayrılmış bir ülke olduğundan, Hollandalılar temel yapı taşlarını İngiltere’ye nakledip faaliyetlerini oradan yürüttüler. Hatta 1688 yılında İngiltere tahtına bile çıktılar.
Sayfa 67:
Moda haline gelen bir görüşe göre; bir varmış bir yokmuş, bir zamanlar bir Batı emperyalizmi varmış. Bu görüş; önce Portekiz; sonra da Hollanda gemilerinin baharat ticareti bölgelerinde boy göstermeye başlamaları noktasından hareket eder. Kapitalizmin, emperyalizme dönüşüp Üçüncü Dünya’yı sömürdüğü anlamındaki Leninist yaklaşımın bir türeviydi.Sayfa 70:
Kanuni Sultan Süleyman bu sorunlarla nasıl baş edileceğini gayet iyi bilirdi. Onun saltanat dönemi bir imparatorluk senteziydi. Roma İmparatorluğu’nun teşkilatı ve hukuk düzeni, İslamiyet ilhamı ve Orta Asya’nın savaşçılığı!Sayfa 71:
İspanyollar, Güney Amerika’da efsanevi Potosi gümüş yataklarını bulup her yıl gemiler dolusu gümüş getirdiler. O zaman fiyatlar yükseldi ve İspanya tahtı bile borçlarını ödeyemez hale gelip 1575 yılında iflas etti. Bu süreç Türkleri de etkiledi. Venedik’in bastığı sikkelerin gümüş oranı sabit tutulduğundan rezerv para olarak herkes ona rağbet etti.Sayfa 73:
Hadım etme, Bizans’tan kalan ve kökeni Hıristiyanlığın ilk dönemine dayanan bir olguydu. pek de isbetsiz olmayan bir anlayışa göre, cinsellik şeytan işiydi. Görünüşe göre, bu fikri ilk ortaya atanlar, Mısır Kıptileriydi.Sayfa 77:
Sünni İslam inancının dört ayrı hukuk anlayışı vardı. Osmanlı, yani hanefi anlayışına göre, yabancılara oldukça iyi davranabilirdiniz. İmparatorluğun doğusunda rağbet gören Şafii anlayışı daha hoşgörüsüzdü ve ayrıca, kadına yönelik tutumu da daha katıydı (bugün bile Diyarbakır havaalanından kadınlarla ve yabacılarla aynı havayı solumamak için maskeyle dolaşan, asık suratlı, yaşlı adamlar görebilirsiniz).Sayfa 78:
Alkole karşı hoşgörülü bir tutum takınmış olan Bektaşi tarikatı Balkanlar’da ve Yeniçeriler arasında yaygındı.Sayfa 80:
(IV. Murat zamanında) Hıristiyanlar’ın ve Museviler’in ortalıkta göğüslerini gere gere dolaşmalarını yasaklayan kanunlar çıktı: Rumlar mavi, Ermeniler ise kırmızı renkli ayakkabı giyeceklerdi. Bir süre için bu kanunlar uygulandı da. Dahası, bu padişah alkolü yasakladı ki, eğer yönetmeniz gereken bir imparatorluğunuz varsa, bu hiç de iyi bir fikir değildi. (I. Ahmet, sigara içerken yakalanan bir adamı idam bile ettirmişti. IV. Murat da aynı sebeple binlerce kişiyi idam ettirdi.)Sayfa 83:
Değişen dengeler: Karadeniz hala bir Osmanlı gölüydü. Ne Rus, ne de Avrupa gemileri orada herhangi bir varlık gösterebilirdi. Bu denizin kuzey kıyıları ve Kırım, tıkır tıkır işleyen bir Tatar devletinin kontrolündeydi.Sayfa 87:
1730 yılına kadar süren bu dönem “Lale Devri” olarak anılır. Lale, Orta Asya’dan gelmedir. İsmi, Farsça bir kelime olan “Türban”dan gelir.Sayfa 89:
Günü geldiğinde, Patrona Halil’in ve arkadaşlarının yüksek mevkilere tayin edilişlerini kutlamak bahanesiyle verdiği bir ziyafette hepsini topluca öldürttü. Bu “Lale Devri”nin sonuydu.Sayfa 90:
III. Mustafa borç alan ilk padişah.Sayfa 91:
Tarabya ismi, ‘terapi şehri’ anlamındaki Rumca ‘therapeia’ kelimesinden gelir.Sayfa 91:
Klepht ve kleptomani aynı kökten “çalmak” kelimesinin rumca karşılığı olan “kleptein”dan türemişlerdir.Sayfa 94:
Merkezi karar organı Babıali, Devlet-i Aliye-i Osmani’nin kapısıydı (yüce devletin kapısı). Fransızca kısaltması evrensel olarak benimsenmiş, herkes bu kuruma “Kapı” der olmuştu.Sayfa 96:
Şimdi de topçuluk uzmanı olarak yine bir Macar olan Baron de Tott geldi (muhtemelen Slovak’tı. Macarca karşılığı “zenci” olan ‘Tot’ nahoş bir isimdi ama onu Fransızlar tavsiye etmişti). Bir humbaracı (bombardımancı) birliği kurdu.Sayfa 105:
XVII. yüzyılda Fransızlara ilham kaynağı olmuş klasik Roma anlayışının tersine, bu insanlar Yunanistan’a romantik bir pencereden bakıyorlardı. Bu biraz da Alman milliyetçiliğinin Fransız tahakkümüne karşı gösterdiği bir tepkiydi. Eski Almanca cümlelerin sıradışı yapıları da bunun bir göstergesidir. Fiil sondadır. İlgi tümcesi, isimden sonra gelen ortaç nedeniyle uzun bir sıfat tamlamasına dönüşmüştür.Sayfa 105:
Der Spiegel okuyarak yetişmiş günümüz Almanları bu eski dili kolay kolay anlayamadıkları için, felsefeci Kant Berlin’de İngilizce olarak okutulur. Helenizm fikri Kuzey Avrupa’da çılgın bir coşkuyla karşılandı. Napolyon sonrası dönemde çok sayıda asker işsiz kalmıştı ve Rum tüccarlarda da onları işe alabilecek kadar para vardı.Sayfa 109:
Yeniçeriler’in imha edilişi tarihe “hayırlı bir iş” anlamında “Vaka-i hayriye” olarak geçti. II. Mahmut bunun şerefine Tophane civarına, Boğaz’ın liman bölgesine mükellef, neredeyse rokoko tarzı sayılabilecek bir cami yaptırdı. izmi “zafer” anlamına gelen Nusretiye’dir.Sayfa 110:
II. Mahmut bir gün ansızın pantolon giymişti. Yeni ordunun üniformasında da pantolon vardı. Siviller için enseden iliklenen, uzun etekli bir ceket tasarlanmış, adına da İstanbulin denmişti.Sayfa 119:
Viyana’da finansal kriz patladı, Almanya üzerinden yayıldı ve İstanbul’a gürül gürül borç para akıtan musluklar kapandı. 1875 yılında Osmanlı İmpatorluğu iflasını ilan etti. Artık son perdeyi oynayacaktı.Sayfa 122:
Gladstone müthiş bir ahlakçıydı ama maliye bakanlığı yaptığı dönemde bile tutmayı sürdürdüğü Rumca günlüklerinde, mastürbasyon fantezilerini ancak kendisini altın bir kırbaçla kamçılatmak suretiyle bastırabildiği yazılıdır.Sayfa 128:
Anatole France, yükseltici bir sıfat olan “senyör” kelimesinin bir harfini değiştirerek ona “sanyör” lakabını taktı ki bu lakap, kan dökücülük çağrışımı yapıyordu. Gladstone gibileri ise ona “Lanet Olası Abdül” anlamında, “Abdul the Damned” dedi.Sayfa 130:
Beyoğlu tarafında, dört tane devasa bronz kartalıyla Alman Büyükelçiliği… Kuş kafesi…
Sayfa 131:
Şair Ziya Paşa’nın dizeleriyle; “Diyar-ı küfrü gezdim beldeler kaşaneler gördüm / Dolaştım mülk-i İslam’ı bütün viraneler gördüm” ifadesi abartılıdır ama gerçeği yansıtır.
Sayfa 135:
Aslında “soykırım” yapmakla ilk suçlanan II. Abdülhamit’ti. Bu olayda 300.000 Ermeni’nin öldürüldüğü öne sürüldü. Fransız tarihçi François Georgeon ve İngiliz meslektaşı Andrew Mango, bu sayının aslında yaklaşık 30.000 olduğunda birleşirler.Sayfa 136:
Yine de, İngiltere Türklere sırtını döndü. İngiltere kendisine başka bir müttefik hatta bir uydu buldu: Yunanistan. Garip ama gerçektir ki, 1947 yılına gelininceye kadar İngilizler bu ülkenin iç işlerine o kadar çok karıştılar ki, iç savaşlarına bile müdahale ettiler. Ama Hindistan ve Filistin yutabileceklerinden büyük lokmalardı. Ağızlarına sığmayan dolarlar kulaklarından fışkırıyordu ( sonunda Yunanistan’ı Washington’a bıraktılar).Sayfa 139:
İstanbul’da yaşayan bir başka Macar olan Theodor Herzl huzura çıktı ve son derece kibar bir dille, borçların ödenmesi halinde Filistin’e bir musevi göçünün uygun görülüp görülemeyeceğini sordu. Aynı derece kibar bir dille “hayır” cevabı aldı. 1905 yılında Ermeniler Yıldız Camii’nin dışına, padişah çıkarken patlayacak şekilde ayarlanmış bir saatli bomba yerleştirdiler. Padişah, Şeyhülislam’la yaptığı kısa bir görüşme nedeniyle biraz gecikince, kalabalığın içinde patlayan bomba yetmiş kişiyi öldürdü veya sakat bıraktı.Sayfa 143:
Ama bir bakıma, nasıl ki bir imparatorluğun Balkanlar’da kurulduğu söylenebilirse, Cumhuriyet’in temellerinin de Balkanlar’da atılmış olduğu düşünülebilir.Sayfa 147:
İttihat ve Terakki zamanında futbol patlama yaptı (günümüzde, İstanbul’da yaşayan Kürtler nedense genellikle Galatasaray sempatizanıdırlar).Sayfa 148:
1913 yılında bu hükümet de bir darbeyle devrildi. Enver Bey bu hükümeti silah zoruyla istifaya zorladı. Modern Türkiye tarihinin ilk askeri darbesi oldu.Sayfa 152:
Liman von Sanders! Sonradan Hıristiyan olmuş bir Musevi’nin oğlu olduğu için Doğu’ya uygun olacağı düşünülmüştü (eşi de İngiliz’di). Prusya düşünce tarzı bu kadar ruhsuzdu. Boğaz’lardaki bir Türk kolordusunun başında bir Alman generali mi? Bu Rusya’nın yaşamsal çıkarlarını ilgilendirirdi. O zamanlar dünyanın en büyük tahıl ihracatçısı olan Rusya’nın tahıl sevkiyatının yüzde 90’ı Boğazlar’dan yapılırdı.Sayfa 153:
Berlin – Bağdat demiryolunun finansmanını Deutsche Bank sağlıyordu, hem de Berlin’de ağızdan ağıza dolaşan bir fikre göre Osmanlı İmparatorluğu da “Bizim Mısır’ımız haline gelebilirdi. Yatırımların aslan payını Fransızlar kapmış olsalar da, ticaretin büyük bölümü Almanlar’la Avusturyalılar’ın elindeydi ve onlar, İngilizler’i bu piyasanın dışına iteliyorlardı. Artık herkes Türkler’i defterden silmişti: Soru, imparatorluğun nasıl bölüneceğiydi. Petrolüyle, metrolüyle; her şey nasıl paylaşılacaktı?Sayfa 155:
Enver Paşa doğuştan maceraperestti.Sayfa 156:
1914 yılının Aralık ayında, Sarıkamış muharebelerinde 90.000 kişi hayatını kaybetti.Sayfa 157:
Rus ordusunda dört Ermeni tugayı vardı. Rus Ermenistan’ındaki patrik, Çar’ın da onayıyla, Türkler’e karşı topyekun birayaklanma çağrısı yaptı. Van bölgesinde de tam da bu yaşandı. Müslümanlar topluca katledildi ve Van Gölü’ne bakan büyük kalenin dibindeki Müslüman kasabası yerlebir edildi.Sayfa 162:
O zaman, Mustafa Kemal üstün niteliklerini farklı bir biçimde tekrar gösterdi: Ne zaman ve nerede durulacağını gayet iyi biliyordu.Sayfa 164:
29 Ekim 1923 günü Mustafa Kemal bu devletin bir cumhuriyet olduğunu ilan etti.Sayfa 166:
Öyle ki, bugünün öğrencileri için dünün klasiklerinin “Ultra Modern” Türkçe’ye çevrilmesi gerekiyor.Sayfa 168:
Kayseri’nin eşrafı o zamanlar koyu cumhuriyetçi, milliyetçiydi. (2007 yılında 11. Cumhurbaşkanı seçilen Abdullah Gül, Kayseri’lidir ve bugünün Kayseri’si onun şahsıyla bütünleşmiştir. Başarılı bir şekilde sanayileşmiş ama aynı zamanda gayet katı dindar bir şehirdir. Özal zamanında serpilen Anadolu sermayesinin sembolüdür. Cumhuriyetçi ve laik kesimler bu sermayeyle gergin bir ilişki içindedirler.Sayfa 170:
Laik ve aydın çevreler Demokratlar’dan nefret eder oldu. 1960 yılında Demokratlar askeri bir darbeyle devrildi. Papa’nın, Başkan Eisenhower’ın ve İngiltere Kraliçesi’nin ricalarına kulak asılmaksızın başbakanları Adnan Menderes idam edildi. Rum Patriği bile mahkemede onun lehine şahitlik yapmıştı.Sayfa 173:
İslami eğilimli parti, Recep Tayyip Erdoğan’ın 1994 – 1998 yılları arasındaki İstanbul belediye başkanlığı döneminin de gösterdiği gibi (akabinde başbakan oldu), genellikle dürüst davrandı ve becerikliydi.Sayfa 175:
Eğer günümüz Türkiyesi vaktiyle bir çeşit genişletilmiş İstanbul’dan ibaret olsaydı, Avrupa Birliği böyle bir Türkiye’yi muhtemelen üyeliğe kabul ederdi. Kürtler’i denklemin içinde tutarsanız, en iyimser sonuç II. Abdülhamit rejiminin modern versiyonu olur: Dininin siyasallaştırılması! Bunu kabul etmeyen, Kürtler de dahil milyonlarca kişi, Osmanlılığı değil, yüzü Batı’ya dönük bir Türkiye’yi tercih ediyor.Sayfa 176:
2010 yılına gelindiğinde, Türkiye’de eski laik güç odaklarıyla yeni yarı – dinci güç odakları arasında ciddi sorunlar vardı. Yargıçlar ve generaller şu veya bu vesileyle tutuklandılar.
Kitabın adı: ATATÜRK
Modern Türkiye’nin Kurucusu Dahi Generalden Liderlik Üzerine Dersler
Yazar: Austin Bay
İngilizceden Çeviren: Fethi Aytuna
Pegasus Yayıncılık
1. Baskı: İstanbul Ekim 2013
255 TL
256 sayfaArka kapak:
Mustafa Kemal Atatürk insanlara esin kaynağı olan bir general ve vizyon sahibi bir liderdi. Osmanlı İmparatorluğu parçalanırken yurdunu korumak için savaştı ve imparatorluğun küllerinden modern Türk ulusunu yarattı. Olağanüstü bir devlet adamı ve modernleşmeci olarak tanınmasına rağmen liderlik vasıfları genellikle göz ardı edildi.
Albay Austin Bay’ın yazdığı bu sürükleyici biyografide Atatürk’ün askerlik kariyeri ele alınırken 20. yüzyılın en etkileyici liderlerinden biri karanlıktan günışığına çıkarılıyor. Atatürk’ün genç bir askerî öğrenci olarak kendini askerlik tarihi ve stratejiyi iyice öğrenmeye verdiği günlerle öyküsüne başlayan Bay, ardından okuyucuyu Libya, Çanakkale ve Birinci Dünya Savaşı’nın Türk-Rus cephelerine götürüyor. Bu yolculuk Atatürk’ün gerçekten yetenekli ve gözü pek komutanlığını, keskin zekâsını, savaş meydanlarındaki derin içgüdüsünü, örgütleme ve planlama konusundaki dehasını göz önüne seriyor. Onun askerî başarı, stratejik vizyon ve siyasi modernleşme konusunda bıraktığı miras 21. yüzyılda insanlara esin kaynağı olmaya devam ediyor.
“Değişen bir dünyada değişimin yazarlarına dair söylenebilecek yeni bir şey her zaman vardır. Austin Bay, Atatürk’ün aldığı kararların ne kadar yerinde olduğunu ve bunların modern askerî doktrince de doğrulandığını ikna edici bir biçimde göstererek Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve şekillendiren Mustafa Kemal’i daha iyi anlamamızı sağlıyor. Bu, Atatürk’ün yaşamı ve başarılarını anlatan bu kısa ve öz yapıtı tavsiye etmek için yeterli bir neden. Kitap, dünyanın büyük askerî liderlerini anlatan bu dizide Atatürk’ün de yer almasını haklı çıkarıyor.”
-Andrew Mango-
“Bu kitap Atatürk’ün askerî zaferlerini ve iktidara yükselişini kısa, öz ve akıcı bir şekilde anlatan bir çalışma. Onun 20. yüzyılın en başarılı devrimcisi olmasını sağlayan niteliklerini vurgulayıp ete kemiğe büründüren bir anlatı.”
-Stephen Kinzer-
“Heyecanlı… Etkileyici… Bay’ın kısa, canlı ve okunmaya değer çalışması Atatürk’ün askerî kariyerini ustalıkla gözler önüne seriyor.”
-New Criterion-
“Bay, Türkiye demokrasinin önderinin aynı zamanda askerî bir deha olduğunu gösteriyor.”
-MHQ: The Quarterly Journal of Military History –
“Askerî tarihçi, köşe yazarı ve eski muharip Austin Bay, anlaşılmaz bir konuyu gayet özlü bir biçimde aydınlığa kavuşturuyor. ModernTürkiye’nin aciz duruma düşüp yenilen dostlarına ve kendisinden kat kat üstün ve güçlü düşmanlarına rağmen, bir anka kuşu misali Osmanlı İmparatorluğu’nun küllerinden birdenbire nasıl yükseldiğini, Mustafa Kemal Atatürk’ün olağanüstü askerlik hayatıyla birlikte anlatıyor. Bay’ın sürükleyici askerî biyografisi, orijinal olduğu kadar tam vaktinde yazılmış bir eser. Eski muharip Bay’ın kendi tecrübeleri üzerinden empati kurarak kaleme aldığı, Atatürk’ün büyük başarısını günümüzün laik Türkiyesi’ndeki mevcut muhafazakâr yükselişle karşılaştırarak anlatan yapıt bu haliyle oldukça güncel bir çalışma.”
-Victor Davis Hanson-Sayfa 35:
Kemal, Osmanlıca “mükemmel” anlamına gelir. Mustafa’nın bu ünlü lakabı nasıl aldığı, spekülasyon ve tartışma konusu olmayı sürdürmektedir.Sayfa 35:
Büyük olasılıkla genç Mustafa bu ismi, “Yurtsever şair Namık Kemal’e duyduğu hayranlıktan ötürü” kendisi seçmişti, zira bu şairin yazdığı şiirler ve tiyatro oyunları onu entelektüel ve siyasi açıdan çok etkilemişti.Sayfa 41:
Linguistik ve antropolojik yöntemleri kullanan Alman dilbilimciler, kutsal kitaplarda anlatılan öykülerle Sümer efsaneleri arasındaki benzerliklere dikkat çekmişti. Allah’ın son gönderdiği kitap olan Kuran ve halifelik kurumu da aynı sorgulamaya tabi tutulabilir miydi?Sayfa 56:
Armstrong, mağrur bir Mustafa Kemal portresi çizer:
“Liderlere karşı saygı duymuyordu. Hepsiyle tartışıyordu. Enver aceleci bir adam; Cemal kambur, yağız, çabuk fikir değiştiren bir şarklı, posta memuru Talat hantal bir ayıydı (…) Subay arkadaşları onu dik kafalı, insanları küçümseyen biri olduğu için sevmiyordu. Eleştirileri her zaman iğneleyici ve keskin olup yumuşaklık sağlayacak mizah duygusundan yoksundu.”Sayfa 65:
Mustafa Kemal modern bir silah olan telgrafın gücünü iyi anlayıp kullanıyordu. Başkente giderken yolda eline çantayla sürekli telgraf ofislerine girip çıktığı, emirler ilettiği ve yayınlanacak beyannameleri düzenlediği görülüyordu.Sayfa 65:
Bununla birlikte, Mustafa Kemal o dönem boyunca baskı altındayken zekice, özlü ve açık telgraf mesajları yazma yeteneğini sergilemişti. O dönemin e-postası anlamına gelen telgraf yazma alanındaki bu becerisi, Türk Milli mücadele hareketini kurup bu padişahın I. Dünya Savaşı sonrası rejimini destekler görüntüsü verdiği günlerde yeniden ortaya çıkacaktı.Sayfa 94:
Türkler, Birinci Balkan Savaşı’nı nasıl kaybetti? Edward J. Erickson’un Balkan Savaşları’nı anlatan araştırmasının başlığı, Osmanlıların başarısızlığının askeri açıdan kısa ve öz değerlendirmesi anlamını taşır:
Parçalayarak Yenmek (Defeat in Detail). “Parçalayarak yenmek” deyimi, kuvvetlerini azar azar kullanan düşmanı yenmenin klasik tarifidir.Sayfa 113:
Ne var ki, Enver’in hırsları Bulgaristan’ı aşıyordu. Arkadaşları haklı olarak ona “Napolyonluk” lakabını takmışlardı. Lafını sakınmayan Mustafa Kemal, eylül ayında Salih Bozok’a şöyle yazıyordu: “Hedefimizi belirlemeden seferberlik ilan ettik. Bu çok tehlikeli (…) askeri açıdan Almanya’nın durumuna baktığımda, hiçbir surette savaşı kazanacağından emin değilim…”Sayfa 116:
(Sarıkamış) Enver Paşa’nın macerası küçük düşürücü bir yenilgiyle son bulmuştu. Hew Strachan yalın bir üslupla şu gözlemde bulunuyordu:
“Enver’in gerek kendi gerek Türkiye açısından hırsları Napolyonvari olmakla birlikte yetenekleri en azından komutan olarak – ona benzemiyordu.”Sayfa 116:
Alman diplomat ve Osmanlı Ordusu’nun askeri danışmanı olarak, Gelibolu’da görev yapan 5. Ordu’nun komutanlığına getirilen Otto Liman von Sanders, “Türkiye’de Beş Yıl” adlı anı kitabında 25 Nisan’daki çıkarmayı şöyle anlatıyordu:
“Düşmanın hazırlıkları mükemmel olmakla birlikte tek kusuru çok eski keşiflere dayanmasıydı. Ayrıca Türk askerinin diren’me gücünü iyi hesaplayamamışlardı.”Sayfa 135:
Kaos ve korku kesinliğin düşmanıdır.Sayfa 138:
Mustafa Kemal, 27 Mayıs’ta “Alman Demir Haç Nişanı”yla ödüllendirildi. Almanlar’dan hoşlanmasa da onlar cesaretini takdir etmişti. 1 Haziran’da Albay’lığa terfi etti.Sayfa 156:
Mustafa Kemal 2. Ordu Komutanlığı sırasında, olağanüstü bir subayla, Albay İsmet (İnönü) Bey’le yakın dostluk kurdu. “Mustafa Kemal kuzeyse, İsmet İnönü onun mükemmel güneyini oluşturuyordu (…) Saplantılı, titiz, ciddi ve başkalarının fikirlerine önem veren biriydi; buna karşılık, komutanından daha iyi eğitim görmüştü…”
Sayfa 170:
Büyük İskender Frigya’da kılıcını indirerek Gordiyon düğümünü çözmüştü.
Sayfa 173:
Andrew Mango, direniş’i, Doğu Anadolu’da yangınlaştırmanın milliyetçiler açısından en iyi savaş taktiği olduğuna karar veren Karabekir’den yana tavır koyar.Sayfa 173:
Fakat Mango, aynı zamanda büyük resmi de kabul etmektedir: “Mustafa Kemal, Rauf (Orbay), Ali Fuat (Cebesoy), Karabekir ve Refet (Bele) Türk Kurtuluş Savaşı’nın askeri planlamasını yapan ilk kişilerdi.”
Sayfa 174:
Mustafa Kemal’in İstanbul’dan ayrıldığı sıradaki koşullar tam olarak açıklığa kavuşmamıştır. İngilizlerin kıskacından gizlice kaçma konusunda anlatılan öykü heyecanlı olmakla birlikte, Mustafa Kemal padişahın temsilcisi olduğu için iyi davranılmış olma ihtimali daha yüksektir. Fakat padişahın izniyle gitmiş olması, onun gizli bir hareket amaçlamadığını kanıtlamaz. Doğu Anadolu’ya vardığı zaman giriştiği eylemler, padişah ve o zamanki sadrazam Damat Ferit’i “kandırdığı” iddiasını doğrulamaktadır. Mustafa Kemal Bandırma vapuru’yla üç günlük yolculuğun ardından 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkar.Sayfa 179:
Mustafa Kemal “kendi otoritesini kullanarak” bir telgraf gönderip bu talimata karşılık verdi ve “dahiliye nazırının, direniş hareketlerinin telgraflarını gönderme yasağına uyan bütün yetkilileri”ni askeri mahkemede yargılamakla tehdit etti. Onun bu tepkisi bir uzlaşmaya yol açtı. Memurlar “yerel makamlar onay verdiği” takdirde telgraf gönderiyordu. Bu uzlaşma Mustafa Kemal açısından bir zaferdi. Daha sonraları “Kurtuluş Savaşı’nı telgraf telleri sayesinde kazandığını” söyleyecekti.Sayfa 180:
Bazı tarihçiler Kurtuluş Savaşı’nı üç aşamaya bölmektedir: Birincisi, Millet Meclisi’nin kurulmasına kadar olan aşama (19 Mayıs 1919’dan 23 Nisan 1920’ye kadar); ikincisi, meclisin kuruluşundan Başkomutanlığa kadar olan aşama (23 Nisan 1920’den 5 Ağustos 1921’e kadar); üçüncüsü, İzmir’in kurtarılmasına kadar olan aşamadır (5 Ağustos 1921’den 9 Eylül 1922’ye kadar.”Sayfa 191:
Mustafa Kemal 1918’de Filistin’deki muharebelerde, yetenekli bir rakibinden çok şey öğrenmişti. Süvarilerin hücumu sırasında Allenby’ın taktiklerini kullandı. Tıpkı onun gibi düşman hattını dağıtmak için ağır bir “balyoz” kullandı ve belirleyici noktada “bire karşı beş üstünlük sağladı.”Sayfa 192:
Mustafa Kemal 1927’deki nutkunda şunları söylemişti: “Savaş demek sadece iki ordudan değil karşı karşıya gelerek maddi ve manevi bütün varlığıyla ve imkanlarıyla birbirine karşı savaşan iki milletten bahsetmek demektir. Bu sebeple, cephedeki orduyla aynı şekilde düşünce, duygu ve hareket birliği içinde bulunan bütün bir Türk milletinden bahsetmek gerekir.”Sayfa 193:
El Kaide gibi militan islamcı hiziplerin yürüttüğü global terör, Atatürk’ün, Türkiye’nin askeri zaferini pekiştirme yolunda siyasi bir hareket olarak gördüğü sosyal ve siyasi reformlarına yeniden ilgi duyulmasına yol açtı. Geriye dönüp son yüzyıla ve gelecekteki elli yıla baktığımızda, Atatürk’ün stratejik, askeri ve siyasi kazanımları hala önemini koruyan bir yirminci yüzyıl lideri olduğunu görürüz.Sayfa 195:
Atatürk’ün Savaşı Yirmi Birinci Yüzyılda da Sürüyor
“Bundan sonra olacaklar için size ihtiyacım var.”Mustafa Kemal
Sayfa 199:
El Kaide’ye göre, Mustafa Kemal’in 1924’te yaptığı gibi dünyevi ve dini otoriteyi bölmek Allah’ın takdirine karşı gelmekti. O yüzden örgüt Müslüman halifeliğini – bu kez dünya çapında yeniden kurmayı hedef olarak belirledi.Sayfa 199:
Mustafa Kemal Atatürk 10 Kasım 1938’de 57 yaşında öldü.Sayfa 200:
Clausewitz, “Savaş Üzerine” adlı risalesinde şöyle yazmıştı: “Bir savaşın kesin sonu bile nihai olarak görülmemelidir. Yenilen devlet bu sonu kötülüğün geçiş dönemi olarak görür.”Sayfa 201:
Zaman gazetesinin Washington muhabiri Ali Aslan, AKP’nin başında modern dünyayla uyum sağlamak isteyen ılımlı Müslümanlar olduğunu iddia etmektedir:Sayfa 202:
Türk gazeteci Muammer Kaylan 2005’te basılan “Kemalistler” adlı kitabında yolsuzluğu ve yarattığı sonuçları incelemişti: “Militan İslamcı gerici hareketin yol açtığı çok sayıda tehlike potansiyeline rağmen” Türk elitleri arasında bir “karanlık ve cehalet oyunu” oynandığını, “siyasi sorumsuzluk ve açgözlülüğün” devam ettiğini yazıyordu.
Sayfa 203:
Kaylan, AKP’nin 2002 seçimini kazanmasını felaket olarak nitelemesine rağmen, aslında Atatürk’ün laik mirası altmış yılı aşkın bir zamandır ihanete uğruyordu. “Kemalizmin en dikkat çekici hedefi olan Batı reformları ruhu gözardı edildi (…) Bu ihanet Türkiye’yi zaman olarak Osmanlı İmparatorluğu günlerine geri götürdü.”
Sayfa 225:
George Gawrych, Boston’da 2010 yılına ait yayınlanmamış bir tezde şu görüşleri ileri sürmektedir: “Zeka subayların savaş sırasında bir orduyu yönetmesine yardım edip inisiyatif almasında yol gösterir. Vicdan, askerlik mesleğinin yurtseverlik ve iman dahil en yüksek ideallerini öne çıkarır. Osmanlıca orijinali 1918’de basılan Nuri’nin konuşmalarını dikkatlice okuyunca, Mustafa Kemal’in düşünce ve karakterine yansıyan bu iki kavramın ardındaki tutku’yu görürüz.”Sayfa 237:
Mustafa Kemal milisleri ve çeteleri güvenilmez buluyordu. Büyük Millet Meclisi, Aralık 1920’de milislere “düzenli ordu birliklerinin emri altına girmeyi” emretti.
Sayfa 238:
Clausewitz, sf. 89: “İlkel şiddet, nefret ve düşmanlık; şans ve olasılık oyunu; akıl yürütmeye tabi kılan bir politika aracı olarak üstünlük kurma unsuru; bunlar “paradoksal kutsal üçlü” veya “baskı eğilimlerdir”. Halk – devlet – ordu kutsal üçlüsü buna benzerdir.
Nokta
4 Nisan 2018
Hayrullah Mahmud
