
Neo Hitler “Matruşka”sı ve/veya Neo Anadolu İhtilali?! Hayrullah Mahmud yazdı. Post modern savaş, bitmeyen, kendini yenileyerek tekrar eden korku filmi gibi.
Neo Hitler “Matruşka”sı ve/veya Neo Anadolu İhtilali?!
“Düşmanınızı şaşırtarak, terör, sabotaj ve suikast ile demoralize edin. Geleceğin savaşı budur.”
Bu sözlerin sahibi Adolf Hitler
Yapay deprem’den, dümen’i kilitlenip yalı’ya çarpan yük gemisi’ne, sanal terör’den, deniz’e düşen helikopter’e, çakılan jet’ten, ölümcül otobüs kazası’na dek birçok tatsız hadise…
Hiçbiri de rastlantı ya da basit iş kazası diye açıklanabilecek olaylar değil!
Yeni dönem’in savaş dili bu!
Post modern savaş, bitmeyen, kendini yenileyerek tekrar eden korku filmi gibi.
MATRUŞKA HİTLER
Neo İkinci Dünya Savaşı kapsamında, “Führer” hortlamış.
Hayalet’i sadece Avrupa’da değil, sabah’tan akşam’a Dünya’nın dörtbir köşe’sini turluyor.
“I Robot” filminde olduğu gibi “Sistem Robot!”
Mevcut siyasi denklem, yeni Hitler’ler üretmeye devam ediyor.
BOP’un final’inde, “Matruşka Hitler” enstantanesi.
ABD’den, Rusya’ya, Çin’den İran’a, Avrupa’nın göbeğinde dolaşan o kadar çok “Neo Hitler” kare’si var ki…
Bu çerçeve’de, Aytunç Altındal’ın “Bilinmeyen Hitler” kitabından, dün’e dair, çarpıcı birkaç pasaj aktaralım:
“İşte bu Dietrich Eckart kendisini dinlemek için Brennesel Kabaresi’ne gelen hayranlarına ve taraftarlarına 1918-1919 yılında sürekli olarak şu konuşmayı yapmıştı:
Makineli tüfek seslerinden korkmayacak bir adama ihtiyacımız var. Bir subayı kullanamayız, çünkü halk artık onlara itibar etmiyor. En iyisi güzel konuşmasını bilen bir işçidir. Fazla akıllı olması gerekmez, siyaset dünyadaki en aptalca uğraştır. Münih çarşısındaki her kadın Weimer’daki (Cumhuriyet Hükümeti) siyasetçilerden daha fazlasını bilir. Bize Kızıllar’a hak ettikleri dille yanıt verebilecek taklitçi bir maymun gerekiyor. Dinleyiciler masalara vurmaya başlayınca, dizlerinin bağı çözülüp kaçan ödlek profesörler gibi olmasın yeter. Bir de bekar olması gerekiyor. Böylelikle kadınları avlayabiliriz. (26)”
“Eckart, tam anlamıyla Adolf Hitler’i çiziyordu. Onu dinleyen ve sözlerini önemsemeyen taraftarları Almanya’nın beklediği “Führer”in nasıl birisi olması gerektiği konusunda tam bir beyin yıkama operasyonu içindeydiler. Ve Dietrich Eckart zamanının geldiğine karar vermiş olmalı ki, 1919’un Kasım ayında aradığı adamı bulduğunu açıkladı. Bu ‘Kurtarıcı’ Adolf Hitler’di. İşte aranılan Führer nihayet bulunmuştu. O bir subay değil, iki şeref madalyası kazanmış kahraman bir askerdi. Üstelik subay (Teğmen) olmayı reddetmişti, çünkü subaylar gibi dejenere olmak istememişti! Bekardı. Kızıl Komünistler’e ömrü boyunca karşı olmuş ve onlara hak ettikleri argoyla yanıt vermişti. Anti-semitistti ve demokrasi ve komünizmin Yahudi oyunları olduğunu biliyordu. En önemlisi dövüş başladığında nazlı akademisyenler gibi kaçıp gitmeyecekti, hiç gitmemişti!
Eckart, Hitler’i Sebottendorff’un kurdurttuğu DAP’ın başına geçirtti. Avusturya’da 1913’te kurulmuş olan DAP, 1918’de adını Nasyonal Sosyalist Parti olarak değiştirmişti.(27)”
“Roehm, Hitler, Eckart ve egsantrik iktisatçı Gottfried Feder birlikte Almanya için Nasyonal Sosyalizm’in 25 ilkesini yazdılar. Baron Sebottendorff, kendi malı olan Voelkischer Beobachter’i Adolf Hitler’e bağışladı ve başına da Dietrich Eckart’ı geçirdi. 1920’de Nasyonal Sosyalist Alman İşçi Partisi (NSDAP) tam gaz propagandaya başladı. Alman tarihçi Guido Knopp’un da gözlemlediği gibi, Thule’nin, Aryan idealleri 14 yıl içinde gerçekleşti.(28)”
“Eckart birkaç yıl sonra öldü.
Ölüm döşeğindeyken, şu inanılmaz açıklamayı yaptı: Adolf Hitler’i biz yetiştirdik ve size Führer yaptık. Müziği çalan benim, sahnede dans eden odur. Onun sözünden çıkmayın. Almanya’nın kurtarıcısı odur.
Okülist Dietrich Eckart’ın ‘Biz’ dediği Cermen Tarikatı ve onun vurucu gücü Kutsal Vehm ile soyluların okültist-monarşist örgütü Thule’ydi.”NEO NAZİ YAZILIM
Nitekim…
William Carr, “Hitler” başlıklı eser’inde, “Almanya felaketinin nedeni, sadece Hitler’in yaptıkları değil, bizim de bir Hitler yaratışımızdı” der ve ekler:
“Hitler, Alman halkını kendi kaderinin tek hakimi yaptığı ve kaderini, kendi isteğiyle teslim ettiği adamdı…”
Hitler ise “Kavgam” adlı eserinde, amaç’a giden yol’da kullanılan demokrasi’ye bakış’ını şu kelimelerle özetler:
“Ekseriyet hiçbir zaman bir şahsın yerine kaim olamaz. Ekseriyet, ahmakları olduğu kadar alçakları da temsil eder. Saman dolu yüz kafa, nasıl ki hiçbir zaman bir akıllı kişiye eşit olamazsa, yüz korkak adamdan hiçbir vakit kahramanca bir karar beklenemez. Devlet bir gaye değil, bir vasıtadır.”
Ki…
Carr’in deyişiyle, “Alman halkı’nın, kendi kaderinin tek hakimi yaptığı ve kaderini, kendi isteğiyle teslim ettiği adamdı” dediği Hitler, bu kafa yapısıyla sandıktan çıkmıştı.
Partisi, kendisine başbakanlık yolunu açan 6 Kasım 1932 seçimlerinde yüzde 33.1 oy almıştı, ancak halkın çoğunluğunu temsil etmiyordu.
Önce, General von Scheicher başbakanlığa getirildi.
Başarılı olamadığı için bir başka partinin desteğini alan Hitler, 30 Ocak 1933’te
Cumhurbaşkanı Hinderburg tarafından başbakanlığa atandı.
Başka partinin desteğine bile gereksinim (ihtiyaç) kalmadan, halkın çoğunluğunun istemediği ve hatta nefret ettiği bir parti, seçim sistemimizin demokratik olmaması yüzünden tek başına iktidar olabiliyor, istediği gibi kadrolaşıyor, istediği yasaları çıkarıyor ve hatta anayasamızı değiştirecek çoğunluk elde etmiş bulunuyor.
Yapılan yasalara uygun, ancak demokratik değil; bu durumda “Egemenliğin kayıtsız şartsız Türk milletinde olduğunu” iddia edebilmeye olanak yok.
1933 yılına gelinceye kadar Almanya’da kamuoyu, Nazilerin iktidarını normal karşılayacak biçimde hazırlanmıştı. Yaygın inanç şöyleydi: Madem demokrasi var; seçmen iradesine saygı göstermek gerekir. Bir kere de bu partiye şans verelim. Adam, yani Hitler değiştiğini söylüyor. Hem bu ülkede yasalar var, kurumlar var; hele hele ordu var…”
Oysaki…
Totaliter bir rejim için mutlak çoğunluk gerekmiyordu. Propaganda Bakanı Göbels günlüğüne şu notu düşmüştü:
“Sayıların ne önemi var? Devlette efendiler artık biziz!”
Almanya yıkıldığında Hitler rejiminin iki numaralı adamı Göring, Nürnberg Savaş Suçları Mahkemesi’nde şöyle diyordu:
“Biz halka gerçeği söylemiştik, sadece iktidara gelene kadar demokratik yollara başvuracağımızı açıklamıştık. Halk bizi bilerek seçti, bizi istedi. Bizi yargılayamazsınız!”
Kaldı ki, Hitler’in iktidar olması ile Almanya’da başlanan, nasyonel sosyalist reform mevcudiyetini koruyabilmek için, çok kuvvetli ve özel bir polis teşkilatı kurmak gereğini duymuştur.
1933 yılında Nazi devletine düşman olanları bulup yok etmek, amacı ile kurulan bu gizli polis teşkilatına “Geheime – Staat – Polizci” yani “Gizli Devlet Polisi” adı verilmiştir.
“Gestapo” kelimesi, teşkilata verilen ismin baş harflerinden “Ges – Sta – Po”nun bir araya getirilmesinden meydana gelmiştir.
1936 yılında Hitler’in sağ kolu olan Himmler’in geçmesi ile “Gestapo” dünyanın en gizli polis teşkilatı halini aldı.
Gestapo, Almanya’da olduğu kadar, Almanya dışında da korkunç cinayetler işleyen bir teşkilattı.
NEO ANADOLU İHTİLALİ
Ve…
Son olarak…
Alman Rahip Martin Niemöller’in dizeleriyle ifade edecek olursak:
“Naziler önce komünistler için geldiler, bir şey demedim çünkü komünist değildim.Sonra yahudiler için geldiler ve bir şey demedim çünkü yahudi değildim. Sonra sendikacılar için geldiler ve bir şey demedim çünkü sendikacı değildim. Sonra katolikler için geldiler ve bir şey demedim çünkü katolik değildim. Ve sonra benim için geldiklerinde ise çevremde benim için bir şeyler diyecek kimse kalmamıştı.”
Demem o ki:
Hitler dönemi Almanya’sına dair birçok kitap yazıldı, film çekildi, belgesele konu oldu.
Yukarıya aldığım satır’larda bilinmeyen bir şey yok.
Post modern harp’te hayat memat nüans; güncellenmiş “Neo Nazi yazılım”ı da, siber harp’te etkin kullanılan bir program.
Demem şu ki:
“İstihbarat Savaşları” çerçevesi’nde, yüksek siyasiler’in, yüksek bürokrasi’nin ya da yüksek işdünyası’nın sır’ları üzerinden süreç, çok hızlı bir şekilde büyük savaş’a doğru kayıyor.
Ne yapmalı?!
Bu kötüye gidiş, nasıl durdurulmalı?!
Hasılı:
Trump’a kızmak en kolay olanı.
Ne var ki, Trump’ı ortaya çıkartan şartları irdeleyen var mı?!
“Anadolu İhtilali” diye başlıklanan 3 Kasım 2002 uzak bir tarih değil.
Bugün ise eksen kayması’na “Dur” demek için yeni bir “Halk İhtilali”nden bahsediliyor, şaibeli seçim sonuçları (vb) üzerinden yükselecek Neo Arap (kürt) Baharı.
Hülasa:
Eckart’ın deyişiyle, “Sahnede dans eden Hitler’in müziğini çalan o” ise cevap’ını arayan bir başka basit soru:
Kıyamet’e akan süreç’te, sahnede dans eden birbirinden farklı “Neo Hitler” figürü’nün müziğini eşzamanlı çalan kim?!
Raks’ettiren adres hangisi?!
Neticede, tüm liderler artık önlerine konulan yazılı metin’den nutuk çekiyor ise laf’ın gittiği yer belli de, laf’ın geldiği yer’le pek ilgilenen yok gibi.
Oysaki, kıvamında şüphe, hem sistem’i diri tutar, hem de ileride yaşanması yüksek ihtimal yeni bir kandırılma vak’a’sını önler.
Ezcümle:
İkinci Dünya Savaşı’nda, mücadele edilmesi gereken yek Hitler vardı.
2018 gerçekliğinde ise liste’ye her geçen gün bir yeni’si ekleniyor.
1940’ların Hitler’ini durdurmak hiç de kolay olmadı.
Peki ya bugün?!
Neo Hitler Matruşka’sını durdurmak için ne yapmalı?!
Çağ’ın ruhu’na hitap eden saflaşma hangisi?!
Bakış açısı değişmeden manzara değişmez ise çözülmeyi bekleyen “Gordion Düğümü” ortada!
Çağ’ın ruhu, küresel aks’ta, 1776, 1789, 1923 ruhu’nu yeni’den ayak’a kaldırmayı emrediyor.
LARP.
Nokta.
8 Nisan 2018
Hayrullah Mahmud
