
Forvet dediğin buldu mu atacak. Adam önce doğru yer tutarak gol atma şansını maksimize etti, bulduğunda da kaleyi bularak bir maçta iki tane birden salladı.
Gelen ve giden yönetimlerin forvet transferindeki garabetleri ortada iken, teknik direktöre kalan iş eldeki malzemenin en iyisini kullanmaya çalışmaktır. Son iki sezondur diyoruz, rakipteki gibi bir Eneramo’yu ya da Gekas tipindeki bir forveti dahi becerip alamıyorsak elde antrenman maçlarında ha bire gol atan bir Emre var. En azından onu deneyelim, ısrar edelim, pişirelim, kendi golcümüzü kendimiz üretelim. Dedik, dedik dinletemedik. An itibariyle istatistiklere bakıldığında oynatılmak zorunda kaldığı bu kadar kısa süre içerisinde toplamda 7 gol bulan bir forvete sahibiz.
Bugünün geçen haftadan farkı, Trabzonspor’da bütün oyuncuların kendi mevkilerinde oynatılmaları, forvetin olması gerektiği gibi eldeki malzemenin en iyisinden seçilmiş olması, takımın geriye yaslanmadan deplasmanda hücumu düşünerek oynaması ve oyuncu değişikliklerinde fanteziye kaçılmadan doğru hamleler yapılmış olmasıdır.
Bu oyun stilinde elbette açıklar olacaktır. O açıkları kapatmak için geliştirilecek stratejiler bu oyun stilinin sürekli tatbik edilmesiyle olur ki, Trabzonspor’un sezon başından beri en büyük handikabı bir oyun stilinin olmamasıydı. Nitekim, 1-0 öne geçilen maçta 2 dakikanın içerisinde 2 gol birden yiyerek bu stildeki deneyimsizliğin ve özellikle ikinci golde Eneramo’nun kaçışını seyreden Aykut’un kurbanı olduk. Ben diyorum ki Aykut’un yerine Caner Osmanpaşa’nın stoper olarak oynatılması bu takımın bugünü ve geleceği için daha hayırlı olacaktır.
Trabzonspor golü erken buldu bulmasına da dişli rakip karşısında kalesinde tehlikeli pozisyonlar da yaşadı. Kısa sürede iki golü yedi yemesine de bu sefer geçen maçlardan farklı olarak, moral bozmadan hücum odaklı oyun stiline devam etti. Dağılmadı, yılmadı. Son dakikalardaki beraberlik golü ve hatta kaçırdığı galibiyet fırsatlarıyla tribünde havalara giren rakip taraftarın havasını söndürerek içimizin yağlarını da eritti.
Son dakikalarda skor 2-2 iken Olcan’a ceza sahasında yapılan müdahale bana göre penaltıydı ama hakem vermedi. Ancak; skor 2-1 Karabük lehine iken Bosingwa’nın rakiple karşılıklı formalardan çekişerek ceza sahamıza girdiği pozisyonda da hakem aleyhimize penaltı çalabilirdi. Çalsaydı skor 3-1 olur ve geri dönüş de imkansıza yakın olurdu. Hakemler her zaman maçlara ve skorlara etki etmiştir ve maalesef bu kafayla etmeye de davam edeceklerdir.
Bütün takımlar bize karşı diyen bir zat vardı hani. Doğrudur bütün takımlar size karşıdır. Çünkü bütün takımlar sizin rakibinizdir, eğer size karşı değillerse o takımlar şike yapıyor demektir. Bugün görüldüğü üzere bütün takımlar Trabzonspor’a da karşıdır. Rakiplerinin motivasyonunu bozmak için “Trabzon Kümeye” diye bağırmaktan da imtina etmemektedirler. Ancak şu unutulmamalıdır ki, kimler “Trabzon Kümeye” diye bağırmışlarsa kendi takımlarını en geç 1-2 sene sonunda kümede seyretmeye başlamışlardır.
Kümeye diye bağırmanın mantığını biraz anlarız da, “Burası Leş gibi Hamsi kokuyor diye” bağıran KALan LEŞ leri bir türlü anlayamıyoruz. Rakibi kızdırmanın da bir usulü vardır elbet ve bunun en alt seviyesi de “Kümeye” diye bağırmaktır. Fakat leş, hamsi vb. ifadelerle bağıranlar ancak ve ancak kendilerini alçaltırlar, bizi ise yüceltirler. Bu böyle biline…
Sonuçta, bu sezonu da kayıp sezon olarak yaşamaktayız. Berbat bir yönetim, kötü transfer politikası, hatalı teknik ekip vs. derken elde bir Avrupa maceramız kaldı. Bakalım Juventus karşısında neler yapacağız?
Ercüment Yılmaz / Trabzon
