İki hafta kadar önce annem ve babam beni ziyarete geldiğinde hep kapalı duran televizyonumu açtım. Babam hemen bir Türk kanalı keşfetti. Haberleri izliyorduk Sabahattin Ali’nin kızı konuşuyordu.
Sabahattin Ali de kim dedim babama.
Babam soruma şaşırdı Cumhuriyet dönemi ünlü yazarlardan, Almanca öğretmeniydi faili meçhul şekilde öldü dedi.
Babam soruma şaşırınca ben utandım demek ki bilinmesi gereken birisiydi.
Bu Pazar günü Türk arkadaşlarımdan ödünç roman istediğimde arkadaşım Kürk Mantolu Madonna’yı getirdi. Sabahattin Ali’nin okumadın mı inanamıyorum diye ekledi.
Daha bir hafta önce babamla muhabbeti gemcesine rağmen yine unutmuştum.
Arkadaşım o kadar övdü ki kitabı. Hemen önsözünden okumaya başladım. Yazarın diğer eserleri `İçimizdeki Şeytan‘ bu romanı biliyordum babamın kütüphanesinde vardı ama şeytan başlıklı bir romanı okumak beni hep ürkütmüştü. Sabahattin Aliyle tanışmak bu güneymiş.
Kürk Mantolu Madonna’yı okudukça Reşat Nuri Gültekin’i ne kadar özlediğimi anladım.
O kadar basit sığ seyler okumuştum ki yıllardır. Bu kadar derin ve manidar bir kitap okumak unuttuğum şeyleri ve belki de hiç fark etmediğim şeyleri bana hatırlattı. Raif ve Maria birbirine iki zıt karakter gibi görünseler de ne kadar aynıydılar aslında. Sabahattin Ali görüp de fark etmediklerimizi göstermekte ne kadar ustaydı.
Okuduğum romanlarda beni etkileyen yerleri not almak adetimdir. Oysa bu romanda o kadar çok paragraftan etkilendim ki tamamını not almak geldi içimden . O zaman kitabı ödünç veren arkadaşın sözleri canlanıverdi aklımda “o benim başucu kitabım” arada tekrar açıp okuyorum.
Kitabı elime aldığımdan beri Raif’i düşünüyorum. Belki de ezik silik insanlar olarak hor gördüğümüz onlarca Raif ile tanışdık bugüne kadar. O kadar siliktirler ki fark etmedik sormadık bile, belki onların da içlerine attıkları bir hikayeleri vardı belki onların da naïf ve zengin bir ruhları vardı. Dışardan bakıp peşin hükümle aklı havada hafif meşrep diye nitelendirdiğimiz popüler Marialar belki de ne kadar hassastılar.
Belki de aşk denilen şey habersizce birbirini bekleyen yada tesadüfen karşılaşan ruhların kucaklaşmasından ibaretti. Biz şimdi kendi zamanımızda hep karşımızdaki insan için istediğim her özellik var; zeki eğlenceli başarılı yakışıklı güzel iyi ama bir şeyler eksik aşk yok dediğimiz şey evet o aslında karşımızdakinde değil kendi içimizdeymiş. O eksiklik inanmak ve güvenmekmiş. Birilerinin bizi çok sevebileceğine inanmadığımız için kendimizi aşık olmadığımıza inandırıyormuşuz. Çünkü hayatımıza giren önceki insanlar inanma kabiliyetimizi almışlar elimizden.
Şimdi saatlerce Raif’i Maria’yı Sabahattin Ali‘yi yazmak istiyorum. Oysa kitabı keyifle okumanız için kendime saklıyorum bütün cümleleri..
Romanın her sayfasında benden 60 yıl önce doğan benimle aynı bursu alıp yurt dışına gönderilen Sabahattin Ali’yi kıskandım. Öncelikli kaleminin zenginliğini ve olayları böyle güzel yakalayıp yazısını en çok da yaşadıklarına rağmen ruhunu kaybetmeyişini kıskandım. Çünkü ben hep Doğuyla Batı arasında sıkıştım kaldım. Oysa onun ruhu medeniyet yada mekan tanımıyordu bu kaleminden belliydi. O kumar olarak nitelendirdiği hayatı belki birilerine göre kaybetmişti ama binlerce okurun kalbine ve ruhuna dokunmuştu.
Seda Gayretli / Geneva, Switzerland
seda@alaturkaonline.com
https://alaturkaonline.com/yazarlar/sedagayretli/

çok beğendim bizler lise yıllarında reşat nuri güntekinin ömer seyfettinin halide edip adıvarın romanlarıyla büyüdük sana sayğı duyuyorum babanada teşekkür ediyorum seni çok güzel yetriştirmiş seni çok seviyorumallaha emanet olöpüyorum senimurat ist kadıköy05065327038