19 MAYIS BRİFİNGİ /
AKP’DEN “SAHTE BAYRAK OPERASYONU”
YA DA
AKP & GÜLEN İKTİDARI, TSK’YA NEDEN “LOUISIANA MANEVRALARI” YAPTIRMAK İSTİYOR
VEYAHUT
“GÜÇLÜ ORDU GÜÇLÜ TÜRKİYE”?!
19 Mayıs brifingi?!
“Çalışmadan, öğrenmeden, yorulmadan rahat yaşamanın yollarını alışkanlık haline getirmiş milletler, evvela haysiyetlerini, sonra hürriyetlerini ve daha sonra da istikballerini kaybetmeye mahkumdurlar.”
Gazi Mustafa Kemal Atatürk
—————————-
RAP… RAP… RAP…
—————————-
Tarih; 19 Mayıs 2010…
Manzara-i umumiye…
“Cumhurbaşkanı” da AKP’li!
“Başbakan” da AKP’li!
“TBMM Başkanı” da AKP’li!
Medya ve işdünyası da AKP’li!
AKP & Gülen iktidarı tarafından onca kuşatılmışlığa rağmen ele geçirilememiş sadece iki yapı kaldı!
Bunlardan biri “Yüksek Yargı”, diğeri ise “TSK”!
Ne var ki, adına “Ergenekon” denilen ve “evrensel hukuk kuralları” yok sayılarak yürütülmekte olan ucu açık soruşturma/yargılama sürecinde, AKP & Gülen Cemaati’ne muhalif kim varsa, ya tutuklu ya da tutuksuz sanık veyahut “olağan şüpheli” olarak gözetim altında tutuluyor.
“PKK”, kılık değiştirip “BDP” kimliği altında TBMM’ye girmiş, AKP’li devlet büyüklerinin himayesinde, Türk Devleti’nin “bölünmez bütünlüğü”nü tehdit ediyor!
“Neo Damad Ferid Hükümeti” üyeleri ise bu “indifa” sürecini, öküzün trene baktığı gibi seyretmeye devam ediyor!
Nokta!
—————————-
RAP… RAP… RAP…
—————————-
Nitekim…
AKP’nin, Emniyet içindeki “F Tipi Polis” ve “AKP Özel Örgütü” eli ile yaptığı “Ergenekon” türü “operasyon”lara, “İstihbarat jargonu”nda “Sahte Bayrak Operasyonları” adı veriliyor.
Büyük istihbarat servisleri “sahte bayrak operasyonu” adını verdikleri “terör eylemleri” ile yaptıkları operasyonları “düşman”larının, yani esas olarak “devrimci” ve “direnişçi” güçlerin üzerine yıkıp kamuoyu önünde “Direniş”i gözden düşürmeye çalışırlar!
Silivri’de görülmekte olan ve AKP & Gülen Cemaati’nin Atatürkçü aydın ve milyonları “odak”ına oturttuğu dava da, “istihbarat jargonu” ile söyleyecek olursak, bir “sahte bayrak operasyonu”dur.
“Dezenformasyon kampanyaları”yla da desteklenen böylesi provokasyon eylemlerinin amacı, devrimci ve direnişçi güçleri AKP’nin yaptığı gibi gözden düşürmeye çalışmak, Cumhuriyet Mitingleri’nin arkasındaki “kitle desteği”ni azaltmaktır!
AKP & Gülen Cemaati’nin “Silivri”de görülmekte olan ve “gizli tanık”, “PKK’lı itirafçı” iftiraları ve “XXL Susurluk dosyası” üzerinden görülmekte olan “dava dosyası” üzerinden hedeflediği amaç, “Milli Direniş”çileri olabildiğince toplumdan yalıtmak, işçi ve emekçilerin kafalarını karıştırmak ve “eli kanlı teröristler” olarak kamuoyuna göstermek suretiyle, Atatürkçü devrimci öncü güçlerin haklı davalarını lekelemektir.
Ki, AKP & Gülen Cemaati’nin yürütmekte olduğu “Turkuvaz devrim” ve/veya “F Tipi karşı darbe” süreci başarıya ulaşabilsin!
Ki, “karşı darbe süreci”nde kimse ayaklarına dolanmasın ve/veya “takoz”luk yapmasın!
Nokta!
—————————-
RAP… RAP… RAP…
—————————-
Ki…
AKP & Gülen iktidarının, 2010 bahar şartlarında ne istediği de ayan beyan ortada:
“Taşeron Ordu!”
“F tipi Subay”!
“Lejyoner Asker”!
Neden?!
Niçin?!
Niye?!
Elcevap, büyük bir devleti bitirmenin birinci kuralı, “Ordu”sunu bitirmekten geçiyor!
İkinci kuralı ise “kendine olan inancı”nı yıkmaktan…
Araya da “nifak” da soktun mu, geriye “Devlet” diye bir şey kalmaz.
Osmanlı da böyle yıkıldı!
Onun için devletlerin tarihinde, “Ordu”lar önemlidir!
Bu bağlamda, 17 Haziran 2005 tarihli yazımdan birkaç satır yansıtayım…
Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabının 15. sayfasından bu anlamda çarpıcı bir pasaj:
“Emperyalistler arasında Osmanlı İmparatorluğu’nun paylaşılması, 6 gizli anlaşma ile karara bağlanır. Osmanlı İmparatorluğu, 17. yüzyıldan beri hızla gerileyerek sonunda bir yarı sömürge olmuş, süslü bir operet imparatorluğuna dönmüştür. Savaştan iyice tükenmiş olarak çıkar. Pantürkizm Hazar kıyılarında, Panislamizm Arabistan çöllerinde ölmüş, elde yalnız bitkin ve yoksul Anadolu kalmıştır. 30 Ekim 1918’de İngiliz deniz üssü Mondros’ta mütareke anlaşması imzalanır. İttihat ve Terakki’nin başlıca yöneticileri, başta Enver, Talat ve Cemal Paşalar olmak üzere yurtdışına kaçar. Osmanlı Devleti’ne ve Türkler’e karşı, Ortaçağın Haçlı anlayışıyla, yeni çağın ürünü emperyalizmi kaynaştıran acımasız bir politika uygulanacaktır. İlk adımda Osmanlı Orduları dağıtılır! Silahlar toplanmaya başlar! Donanma gözaltına alınıp, ulaştırma ve haberleşme kurumlarına el konulur. 337 bin asker terhis edilir!”
“Terhis”ten sonraki Osmanlı’nın hali ortadadır!
Tarihten silinip gider!
—————————-
RAP… RAP… RAP…
—————————-
Bu bağlamda bir başka kitap…
Atilla Akar’ın, “Derin Savaşın Sıradışı Neferleri, Casuslar” kitabının 272. sayfasından bir başka pasaj:
“1945 yılı başlarında Gehlen, artık Almanya’nın savaşı kaybettiği gerçeğini görmüştü ve ‘General’ rütbesindeydi. Özellikle Amiral Canaris’e hayranlık duyuyordu ve onun görevden alınmasına tepkiliydi. Ayrıca Almanya’nın en seçkin 5 bin subayının ‘Hitler’e komplo kurdukları’ gerekçesiyle idam edilmesinin, Alman Ordusu’nu savaşamaz duruma getirdiğini düşünüyordu. Nisan ayı geldiğinde Hitler, kendisinin ve savaşın son günlerinde Gehlen’i görevden aldı! Gehlen, bugünkü Batı Alman İstihbarat Teşkilatı, BND’yi kuran adamdır.”
Sonrasında neler yaşandığını sizler de biliyorsunuz!..
Burada tekrara gerek yok!
—————————-
RAP… RAP… RAP…
—————————-
Bir başka enstantane…
ABD Kara Kuvvetleri eski Komutanı Gordon R. Sullivan ve Michael V. Harper’ın kaleme aldığı, “Umut Bir Yöntem Olamaz” başlıklı kitabın, 29. sayfasından kayda değer bir başka pasaj:
“Ne var ki, Körfez Savaşı’nın birçok açıdan bitmekte olan çağın son çatışması olduğunu da görüyorduk. Şunları saptadık.
1- Devasa depolara ve büyük envanterlere dayalı lojistik sistemlerin modası tam anlamıyla geçmişti.
2- Birliklerimizi dünyanın sorunlu bölgelerinde konuşlandırma yeteneğimiz yetersizdi.
3- İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çok az değişmiş olan planlama prosesleri nedeniyle hava gücü karadaki kuvvetlere tepkisiz hale gelmişti.
4- Şimdiye kadarkinden çok daha iyi olmasına karşın, istihbarat ona gereksinim duyanlara ulaşmıyordu.
5- Erken konuşlandırma birliklerimizin enerjisi ve dayanma gücü yeterli olmaktan uzaktı.
Körfeze yaklaşık 40 bin konteyner gönderdik, ancak modern bir iz sürme ve envanter sistemi olmadığı için, birçoğu hedefine ulaşamadı ve ulaşanların çoğunluğu da yalnızca içlerinde ne bulunduğuna bakılmak üzere açıldı. ABD’ye uydular aracılığıyla birinci derece önem taşıyan istekler ilettik, ancak yere vardıklarında izlerini kaybettik.”
Kitabın 35. sayfasında da komutan yazarlar, “ABD Ordusu’nu çökertme operasyonları”nın nasıl başarıya ulaştığını ise şu satırlarla anlatıyorlar:
“Çözüm olarak, George Marsshall’ın 50 yıl önce Kara Kuvvetleri’ni değiştirmek amacıyla düzenlediği gibi ‘Louisiana Manevraları’ adı altında geçici bir kurmay örgüt oluşturduk. Bu ad mecazi bir anlam taşıyordu. Özel amaçlı birliğimiz, ne manevra yapmak için oluşturulmuştu ne de Louisiana’yla herhangi bir ilişkisi vardı. Bu adı kullanarak, amacımızın büyük bir değişim olduğunun işaretini veriyor, aynı zamanda Marshall’ın manevralarına atıfta bulunarak, tarih bilincimize sesleniyor ve yeni süreçleri daha az tehditkar hale getiriyorduk.”
Sonrasında yaşananları biliyorsunuz!..
“ABD Ordusu”nun şimdi “kara gücü” yok, sadece “havadan” bombalayabiliyor.
“Louisiana Manevraları” sonrasında “Proxy” yani “Taşeron” durumuna düştü, düşürüldü!
AKP & Gülen iktidarında, “F Tipi” Polis” ve “F Tipi Medya” üzerinden yürütülmekte olan “Asimetrik psikolojik harekat” saldırılarının perde arkasında da, TSK’ya yaptırılmak istenen “Louisiana Manevraları” var!
Neden, niçin, niye?!
“Taşeron Ordu!”
“F tipi Subay”!
“Lejyoner Asker”!
Nokta!
—————————-
RAP… RAP… RAP…
—————————-
Neo 19 Mayıs süreci?!
https://askerhaber.com/kose-yazisi/96/neo-19-mayis-sureci.html
(…)
Ultra Neo 27 Nisan süreci?!
https://askerhaber.com/kose-yazisi/72/ultra-“neo-27-nisan”-sureci.html
(…)
“Üniforma leke tutmaz!”
https://www.milliyet.com.tr/-uniforma-leke-tutmaz-/siyaset/haberdetay/15.05.2010/1238236/default.htm
(…)
—————————-
RAP… RAP… RAP…
—————————-
Ve…
Son olarak…
Bu anlamda birkaç satır daha…
A. J. Toynbee diyor ki; “İki yüzyıldan beri Batı, ihtiyar Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamaya çalışıyordu. Fakat Sakarya’da Türk’ün kendisi ile karşılaştı ve ona dokunduğu anda da tarihin yönü değişti. Tarih bir gün Sakarya kıyılarında cereyan eden ve çok kimsenin bilmediği bu savaşı, devrimizin en büyük olaylarından biri olarak kaydedecektir.”
Turgut Özakman ise gençlerin “Yeni Nutuk”u olan “Şu Çılgın Tükler” kitabını, vasiyet gibi şu öğütle bitiriyor; “İstiklal Savaşı, dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren, bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarımızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarımızın onurunu yabancılara çiğnetmeyin!”
Kaldı ki, “Asker”i literatürde yer alan ve benim de kendi hayatımda özenle uygulamaya çalıştığım bir öğreti var; “Hatalar, stratejik başarılarla, stratejik hatalar da taktik başarılarla düzeltilemez!”
Yani siz “stratejik” olarak açık verdiğiniz, hatalı kurguladığınız bir mücadeleyi, taktik seviyedeki bütün fedakarlığınız ve çabanıza rağmen düzeltemezsiniz!
Bu anlamda yukarıda sizlere kayda değer üç örnek verdim.
Şimdi o devletlerden biri hayatta değil!
Bir diğeri “iğdiş” edildi, erkekliğini kaybetti, sadece, ekonomik olarak yaşıyor!
Diğeri ise “taşeron” hale getirildi, “küresel sermaye”nin oyuncağı oldu, onursuzca savaştırılıyor!
Neden, niçin, niye?!
Elcevap, “Hatalar, stratejik başarılarla, stratejik hatalar da taktik başarılarla düzeltilemez!” gibi çok basit bir kaideyi atladıkları için…
Sözün özü:
2000’li yıllarda “Demokrasi” üzerinden oynanan “post modern savaş” ortamında, her daim “uyanık kalmak” şart!
Hülasa, “TSK” yok olur ise “Türk Devleti” de yok olur!
Ezcümle, bunun yolu da “Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye”den geçiyor!
Nokta!
Sevgiler
19 Mayıs 2010
Hayrullah Mahmud Özgür
