
Amerika’da Bir Türk Devleti. Harika bir Türk Tarihi adlı seminer dinledim. Mahmut Ekenel yazdı.
Amerika’da Bir Türk Devleti
Harika bir Türk Tarihi adlı seminer dinledim. Çin’in bozkırlarında başladı, Ankara’nın ovasında bitti. Seminer boyunca çok duygulu anlar yaşadım. Üzerinde bir Kağan’ı taşıyan atın çin seddini aşarken heybetli kisneyişini duydum. Sultan Selim’in peşinde susuz, sıcaktan bunalmiş, ama başı dik olarak çölü geçen askerlerin ayak sesleriyle irkildim.
Askere alınmak için çırpınıp duran Genç Osman’ın heyacanını paylaştım. Her yerinden okla vurulmuş olan Ulubatlı Hasan’ın kalp atışlarını dinledim. Kaşkarlı Mahmut’un satırlarında kaybolup, dünyanın bir ucunda onun dilini konuşuyor olmanın sevincini yaşadım. Alparslan atının kuyruğunu bağlarken, onun heyecanına şahit oldum.
Sultan Mehmet atını denize sürerken, onun sevkine, inancına hayran kaldım. Bizans imparatorunun çaresizliğini düşününce, bir cihana hükmetmiş bir millete ait olmanın gururunu yaşadım. Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın emriyle taarruza geçmiş askerlerin tozuna ben de kurban oldum. Şehitlerimizin kanlarıyla sulanmış Kore topraklarını düşününce göz yaşlarımı tutamadım.
Ama aklım Viyana’da kaldı. Viyana kapıları önündeki padişahın göz yaşlarını gördüm. Sadrazamın çaresizliğine acıdım. Askerlerimizin hayal kırıklığına üzüldüm. Onlar iki kez deneyip açamamışlardı o kapıyı. Ama ben hayalimde aşıp, Avrupanın ovalarına, dağlarına doğru bir uzandım. Annecim Türkler geliyor diye tir tir titreyen Avrupa halkını Türklerle tanıştırdım.
Baktılar ki, dinlerini yaşamakta özgürler. Baktılar ki, dillerini konuşmakta özgürler. Baktılar ki, Osmanlı padişahının atadığı Paris valisi bile kadının huzuruna çıkıp hesap vermek zorunda kalmış. Baktılar ki, Osmanlı askeri bir bağda yediği üzümün parasını bir keseye koyup asma dalına asmış. O asker ki, yıllarca Avrupalılar gaddar, barbar diye tanımışlar. Baktılar ki, üniversiteler, yollar, hamamlar, köprüler, hastaneler yapılmış.
Baktılar ki, o acımasız diye korktukları Osmanlı padişahı emir vermiş, ormanın içine kuşlar için kuş evleri yapılmış. Baktılar ki, Avrupalı bilim adamlarına bilimsel araştırmaları için padişah kese kese altın göndermiş.
Ama olmadı. O Viyana kapısını açamadık. Avrupalıların aklında hep korkulacak bir millet olarak kaldık. Annecim Türkler geliyor deyişini olumlu bir anlama taşıyamadık. Geçen sene otuzbeş tane Avrupalı arkadaşımı Anadolu festivaline götürdüm.
Gözlerinde hala o korkunun var olduğunu gördüm. Viyana’yı geçseydiniz bizim için bir felaket olurdu dediklerini duydum. Hala korkudan kendilerini Avrupa Birliği surlarının arkasına saklamaya çalıştıklarını hissettim. Önemli değil dedim kendi kendime. Araştırmacı Ahmet Önerbay’ın dediği aklıma geldi.
Biz Türklerin ayak basıpta bir devlet kurmadığı bir tek Amerika kıtası kalmış. Günün biri gelir biz Amerika’daki Türkler, belki devlet kuramayız, ama varlığımızla, çalışkanlığımızla, mertliğimizle, dürüstlüğümüzle, cana yakınlığımızla, dostluğumuzla, merhametimizle, şefkatimizle bütün Amerikalıların gönlünü fethedivermişiz. Eminim kalp kapakçıkları, Viyana’nın kapılarından çok ama çok daha incedir.
Mahmut Ekenel / Los Angeles
İlgili Yazılar
Los Angeles’ta düzenlenen Türk Tarihi Şöleni davetlileri büyüledi
