Anavatan’a dönüş. Baykal’dan Gülen’e Türkiye vizesi ya da Gülen AK Parti’den Davet Bekliyor. Yılmaz’ı kim devirdi, Erdoğan’ı kim devirecek?
Anavatan’a dönüş
ANAVATAN’A DÖNÜŞ / BAYKAL’DAN GÜLEN’E TÜRKİYE VİZESİ YA DA GÜLEN, AKP’DEN DAVET BEKLİYOR VEYAHUT YILMAZ’I KİM DEVİRDİ, ERDOĞAN’I KİM DEVİRECEK?!
“ANAVATAN”A dönüş?!
Sıcak gündeme dair, birkaç enstantane yansıtayım…
…………..
ENSTANTANE 1
Fatin Dağıstanlı: Baykal’dan Gülen’e Türkiye vizesi!
https://www.gazetemen.com/index.php?sd_id=21806&cid=13
(…)
ENSTANTANE 2
ANAVATAN LİDERİ YILMAZ:
“BENİ ABD DEVİRDİ!”
ANASOL-D iktidarının Başbakanı, Rize Bağımsız Milletvekili Mesut Yılmaz, önceki gün Meclis kürsüsüne çıktı ve “Beni ABD devirdi” dedi. 13 yıllık darbe sırrını açıklayan Yılmaz, “Üçüncü ülkelere LPG satan ABD’nin tehditlerine rağmen Mavi Akım’ı imzaladık. Bunun üzerine hükümeti devirdi” dedi.
Kötü sonuçlar doğurur…
MAVİ Akım Anlaşması’nı 1997’de, Meclis’ten oybirliği ile geçirdiklerini anlatan Yılmaz, şunları söyledi: “ABD elçisi bana iki kez geldi. ‘İptal etmezseniz, kötü sonuçlar doğurur, şahsen sizin için.’ Ben de ‘Korkum yok, ülkemiz için gerekli olan bu anlaşmayı yapacağım’ dedim…” Yılmaz’ın sözünü ettiği Büyükelçi Mark Parris, dönemin ABD Başkanı ise Bill Clinton’du…
Anasol-D’yi ABD yıktı
Eski Başbakan Yılmaz, 13 yıl gecikmeyle Meclis kürsüsünden siyaset dünyasını sarsan bir açıklama yaptı. “Üçüncü ülkelere LPG satan ABD’nin tehditlerine rağmen Mavi Akım’ı imzaladık. Bunun üzerine ABD, hükümeti devirdi”
Dönemin ANAP lideri ve Rize Milletvekili Mesut Yılmaz’ın 20 Haziran 1997’de kurduğu ve CHP’nin dışardan destek verdiği hükümette Bülent Ecevit ve İsmet Sezgin Başbakan Yardımcısı olarak görev yapmıştı. 8 Temmuzda TBMM’den güvenoyu alan hükümet, Türkbank ihalesindeki yolsuzluk iddiaları üzerine CHP’nin desteğini çekmesiyle Meclis’te yapılan güvenoylaması sonucu düşmüştü.
ANASOL-D Hükümeti’nde Başbakan olan Mesut Yılmaz tam 13 yıl sonra şok bir iddia ortaya attı. 1997 Temmuz ayında Mavi Akım Anlaşması’nı TBMM’ye getirip Meclis’ten oybirliği ile geçirdiklerini anlatan Mesut Yılmaz, “Bu tarihten sonra başta Enerji Bakanım ve bana birçok yabancı büyükelçi ve temsilci gelmeye başladı. ABD, Katar, Mısır elçisi falan geliyordu. Çünkü dünya enerji piyasasına yeni bir oyuncu olarak giren Türkiye’yi engelleyerek, pazarı ele geçirme yarışı vardı” dedi.
Doğalgaz operasyonu
Mesut Yılmaz, ABD’nin özellikle Katar gibi ülkelerde kapattığı doğalgaz rezervlerini, üçüncü ülkelere ’LPG’olarak satmaya çalıştığını, bu yüzden de Mavi Akım Projesi’ne karşı çıktığını söyledi. Rusya’nın getirdiği teklifin çok cazip olduğunu, riski üstlenerek gazı Karadeniz’den geçirip; Samsun’a kadar getirmeyi teklif ettiğini savunan Yılmaz, bu esnada kendisini ziyaret eden ABD elçisinin tehditlerini de açıkladı: “ABD elçisi bana iki kez geldi. ’İptal etmezseniz, kötü sonuçlar doğurur, şahsen sizin için. Zaten Karadeniz’in altından da boru geçmez’dedi. Ben de ’Korkum yok, ülkemiz için gerekli olan bu anlaşmayı yapacağımı söyledim.”
Heyecan yarattı
Mesut Yılmaz’ın açıklamaları, milletvekilleri arasında büyük heyecan yarattı. CHP’li vekiller, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’a, ’ABD sizi de tehdit etti mi’diye sordu. Yıldız bu soruya, “Büyükelçilerin bir kısmı tavsiye vermek, bir kısmı gelişmelere ilişkin görüşlerini açıklamak, bir kısmı izlenimlerini belirtmek isteyebilir. Önemli olan sizin nasıl davrandığınızdır” diye cevap verdi.
Yılmaz: Gizli oturum tutanakları açıklansın
Eski başbakanlardan Mesut Yılmaz, TBMM’de 2000 yılında yapılan Mavi Akım ve Türkiye’nin enerji politikaları ile ilgili kapalı oturum tutanaklarının açıklanmasını istedi. Yılmaz, Genel Kurul’da AKP Grup Başkanvekili Suat Kılıç’ın gündeme getirdiği iddiaları hatırlatarak, “Tutanaklar 10 yıl dolmadığı için hâlâ gizli. O genel görüşmede Türk milletinin ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hangi menfaatlerini, kaç paraya kime sattınız?” ifadelerinin bizzat görevde bulundukları döneme ait olduğunu ve bu ifadelerin ağır ithamlar içerdiğini söyledi. Yılmaz, şöyle devam etti: “Yüce Divan’da ise ülke zararına olmadığı, hiç kimsenin hiçbir menfaat temin etmediği tescil edilmiştir. Bu oturumun tutanaklarının açıklanmasını istiyorum.”
Karanlık prenslerin ‘Bebek’ buluşması
ABD Büyükelçisi Mark Parris, Yeniçağ’ın 22 Şubat 2005 günü “İşte o fotoğraf” manşetiyle duyurduğu buluşmanın “karanlık” kahramanlarından biriydi. 18 Şubat 2005 günü Bebek’te ünlü bir İtalyan lokantasında yapılan ve 2.5 saat süren gizli buluşmada Parris’ten başka MİT eski Müsteşarı Sönmez Köksal, Soros’tan yılda 2 milyon dolar fon aldığını açıklayan TESEV Başkanı Can Paker, TRT eski Genel Müdürü Cem Duna, AB eski temsilcisi Karen Fogg, eski provokatörler Hasan Cemal ve Cengiz Çandar vardı.
Ortak özellik; darbecilik
Yemeğe katılanlardan Cemal ve Çandar’ın provokasyonlarıyla hazırlanan darbe zemini, 1971’de Süleyman’ı Demirel’i devirmişti. Paker’in finansörü Soros, Ukrayna ve Gürcistan’daki iktidar değişikliklerinin mimarıydı. Karen Fogg, Bülent Ecevit’in başbakanı olduğu 57. hükümeti ve Kuzey Kıbrıs’ta Denktaş’ı devirmek için oluşturulan cepheyi yönetmişti. Mark Parris’in yemekteki diğer isimler gibi Pentagon’un sivil darbe ve psikolojik savaş operasyonlarında görev aldığı biliniyordu. 2009 Kasım ayında Parris’i kabul eden Egemen Bağış, CIA ajanının “Türkiye’ye katkıları”ndan bahsetmişti. Yılmaz’ın önceki günkü itirafı, PKK Açılımı’ndan, Kapatma Davası’na, Ümraniye Operasyonu’ndan, Erdoğan’ı Brookings’te konuşturmaya kadar birçok katkısı medyaya yansıyan Parris’in, 55. Hükümet’in devrilmesinde de önemli rol oynadığını ortaya koydu.
Engellenmek istenen Mavi Akım nedir?
Mavi Akım Boru hattı’nın 440 km’si Türkiye’de. Rusya’dan Türkiye’ye toplam yılda 30 milyar metreküp doğal gazın, Karadeniz’in altından geçen bin 200 kilometre boru hattı ile taşınma projesidir. Hattın 390 kilometresi Rusya topraklarında, 440 kilometresi ise Türkiye topraklarındadır. Bu hat ile ilgili anlaşma 15 Aralık 1997 tarihinde Gazprom-Botaş tarafından imzalanıp Bakanlar Kurulu onayı ile resmi gazetede yayınlandı. Gazın ilk geliş tarihi Nisan 2000 olarak planlanmış, daha sonra 2001 yılına değiştirilmiştir. Projenin Türkiye ve Rusya topraklarındaki kısmı Gazprom şirketinin tayin ettiği Öztaş-Hazinedaroğlu-Stroytransgaz (OHS) konsorsiyumu tarafından gerçekleştirildi.. Karadeniz’deki kısmı ise İtalyan Saipem Şirketi’ne verildi. Boru temini Japon Konsorsiyumu Mitsui-Sumitomo-Itochu ve kompresör istasyonu ise Fransız Bouyges firması tarafından yapıldı.17 kasım 2005’teki açılış törenine Başbakan Erdoğan’la birlikte Rusya devlet Başkanı Putin ile İtalya Başbakanı Berlusconi katıldı. Boru hattından Türkiye, 2002 yılı sonundan bu yana gaz alıyor.
Rumlara AİHM kapısı kapandı
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Kıbrıs konusunda önemli bir karar alarak, KKTC’de kurulan Taşınmaz Mal Komisyonu’nun (TMK) etkin bir iç hukuk yolu olduğunu hükme bağladı. KKTC’de işleyen bir hukuk düzeninin mevcudiyetinin uluslararası hukuka uygunluğunun AİHM tarafından teyit edilmesi anlamına gelen bu kararla 1.500 civarındaki Rum mülkiyet başvurusunun önce KKTC’deki TMK’ya yönlendirilmesinin yolu açılmış oldu.
Türk tarafı kazandı
Türk tarafının AİHM’de büyük bir kazanım elde ettiği anlamına gelen bu kararla bundan sonra dava açabilecek olan Güney Kıbrıs Rum yönetimi vatandaşları, KKTC’de 1974 öncesinde sahip oldukları taşınmazlarıyla ilgili talep ve iddialarını öncelikle TMK’ya götürmek durumunda kalacaklar. Böylece, TMK, Kıbrıs sorununun en önemli veçhelerinden birini teşkil eden mülkiyet meselesinde Ada’da bugüne kadar hayata geçirilmiş yegane etkin çözüm mekanizması haline geldi. Diplomatik kaynaklar, TMK’nın etkinliğine ilişkin bu kararın, 19 Ocak 2010 tarihinde İngiliz İstinaf Mahkemesi tarafından açıklanan Orams kararının sağlam bir temele oturmadığını ortaya koyduğunu belirtiyor.
(Haber: Fatih ERBOZ – Yeniçağ)
KAYNAK: Yeniçağ, https://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/habergoster.php?haber=32768
……………….
ENSTANTANE 3
YILMAZ’DAN ERDOĞAN’A UYARI:
2001’DE BANKALAR BOÇLUYDU; ŞİMDİ VATANDAŞLAR BORÇLU!
Eski Başbakan Mesut Yılmaz, 16 ay süren Yüce Divan yargılanmasından sonra ilk kez HABERTÜRK Genel Yayın Yönetmeni Melih Meriç’in hazırlayıp sunduğu BASIN KULÜBÜ’ne konuştu. Basın Kulübü koltuğuna oturan Mesut Yılmaz olay yaratacak açıklamalarda bulundu.
İşte o açıklamalar:
Melih Meriç: “Sizin açıklamalarınız üzerine Başbakan Erdoğan isim vermeden açıklamalar yaptı. Erdoğan’ın sözlerine sizin yanıtınızı almak istiyorum.”
Yılmaz: Ben rolleri değişmek istiyorum. İlk soruyu ben size soruyorum. Böyle Başbakan olur mu? Bir Başbakan böyle konuşur mu? Bana çamura bulaşmış falan demiş değil mi? Bir seçim oldu, biz iktidarı kaybettik. Tayyip Bey iktidar olur olmaz bizden hesap sormak için CHP ile anlaştı. Beraber bir soruşturma komisyonu kurdular. Bütün dosyaları elden geçirdiler. Benimle ilgili bir tek bu Türkbank işini buldular. Kendilerinden önceki Meclis’i tanımadılar, biz yeniden soruşturma açacağız dediler. Sonunda beni ihaleye fesat karıştırmak gibi yüz kızartıcı bir suçtan Yüce Divan’a göndermeyi kararlaştırdılar. Bana kötülük yapmak isterken iyilik yaptılar. Beni akladılar. Anayasa Mahkemesi Meclis’e hukuk dersi verdi. Bu ihaleye fesat suçuna girmez. Olsa olsa görevi kötüye kullanmaya girer. Başbakan artık hesap soracak değil hesap verecek konumdadır. Benim kadar sıkı denetimden geçmiş ve yeniden milletin önüne çıkabilen başka siyasetçi var mıdır? Ben onun söylediği gibi çamura bulaşmış olsam, bugün yeniden siyasete dönemezdim
Soru: “2002 seçimlerinde seçmen DSP; DYP ve ANAP’tan kaçtı, 3 partiyi de sandığa gömdü. Gerekçe ciddi yolsuzluklardı. Seçmen mahkum etti. Aradan 3,5 yıl geçti. Siz nasıl bir yüreklilikle yeniden merkez sağı toplama girişimi yapacaksınız?
Yılmaz: Bu meselenin aslında daha derin bir analize ihtiyacı var. Meselenin özünde o koalisyonun yapısı var. Aslında uyumlu bir koalisyon olduğu halde yapısından gelen nedenlerle önemli zamanlarda önemli kararları alamadık. Ben tek başıma iktidarda olsaydım, performans çok farklı olurdu. 2000’de büyük bir ekonomik kriz patladı. Bu kiriz çok daha önce, 90’lı yıllardan başlayan yanlışların sonucuydu. Bu dönemin sorunlarından biri de benim. Azınlık koalisyonu döneminde Başbakanlık yaptım. CHP destek vermediği için sosyal güvenlik reformunu çıkaramadım Bankacılık yasasını çıkaramadım. Bunlar bankaların bilânçolarında birikti ve 2000 yılında Türkiye bunları taşıyamadan büyük bir ekonomik krize girdi. Şu hesabı yaptım o zaman. Biz ağzımızla kuş tutsak, bu ekonomik krizle bir daha iktidar olmayız, barajı bile geçemeyiz. Taki Bey çok yakın takip ediyordu bizi, bilir, gerekirse bir daha Meclis’e gelemeyelim, bu yasaları çıkarmamız lazım, AB ve ekonomiyi düzeltmemiz lazım dedim. Sayın Bahçeli ile sorunlar yaşadık ki çok severim kendisini. Erken seçime gidelim dedi, gidelim ama AB yasalarını Meclis’ten çıkaracağız dedim. Sayın Bahçeli de, ben bunları engellemeyeceğim, ama aleyhte oyumu kullanacağım dedi. Öyle de yaptı. Devrim niteliğinde yasaları çıkardık. Bazı hükümet kararnamelerinin çıkarılması lazımdı. Bahçeli itiraz etti, aramızda bir tatsızlık oluştu. O krizin sorumlusu sadece o koalisyon hükümeti değildi, ama bedeli o koalisyon ödedi. Ben böyle olacağını da biliyordum. İntihar etmek pahasına Türkiye’nin ihtiyaç duyduğu düzenlemeleri yaptık. Ekonomide Sayın Derviş’in büyük katkısıyla çok ciddi düzenlemeler yaptık. Erkan Mumcu’nun bir sözünü çok beğendim. Bunlar 3,5 sene oto pilotla giden bir uçağın pilot kabininde oturdular, kendilerinin uçağı kullandıklarını zannettiler. Aslında rotaları belirleyen, bir önceki hükümetti, bizdik. Şimdi elleri ayaklarına dolaştı. İlk ciddi icraatları MB Başkanını değiştirmekti, onun da sonunda olanları görüyoruz.
Soru: Şu anda Rahşan Ecevit’in başını çektiği bir ittifak arayışı var, Demirel’in girişimleri var. AKP’nin karşısındaki cephede bir panik havası var. Siyasete dönüşünüz nasıl olacak? Nasıl bir role hazırsınız? Yüzde 80’lik bir kitle AKP’ye karşıdır diyorsunuz. AKP’ye tepkiyi bir blokta toplamak ciddi bir risk değil mi? AKP’nin ekmeğine yağ sürmez mi? Türkiye’nin temel problemi bu laik-anti laik tartışması?
Yılmaz: Türkiye’deki seçim sistemi yanlıştır. AKP diyor ki, bu sistemi siz getirdiniz, niye değiştirmediniz? Haklı görünüyorlar ve direneceklerdir değiştirmemek için. Ama AB baskı yapacaktır, AB’de hiçbir yerde bu sistem yok. Bu sistem değişmeyeceğine göre, siyaset yapanların seçmene bir borcu var. Seçmeni kendi eğilimiyle mecliste temsil edebilecek bir partiye gönül rahatlığıyla oy vermesi lazım. Benim seçmenim, ya ANAP barajı aşamazsa diye başka bir partiye oy verir. Bu sadece ANAP seçmeni için geçerli değil. Türkiye’de merkez sağ ve merkez solu buluşturacak yeni bir oluşuma ihtiyaç var diye düşünüyorum. Ben siyasete yüzde 10’u aşmaya çalışan bir partinin başına geçerek girmeyeceğim. Kimsenin koltuğunda, hiçbir makamda gözüm yok. Yargılanmama rağmen hayatımın en güzel 3 yılını geçirdim, kitap okuyorum, Avrupa’da ders veriyorum. Ben o protokollerden falan baktım. Ben sadece Türkiye’nin rotasının değişmesinden endişe ediyorum. Bunun için de siyasetin içinde olmak gerekiyor. Neleri aşmam gerektiğini de biliyorum. Vatandaş bunu istemezse gider gene AKP’yi iktidar yapar. Ama seçmen baraj endişesiyle oy vermemeli. Ben CHP’nin bunun için uygun parti olduğunu düşünmüyorum. Kendi çalışma arkadaşlarına güven vermeyen, millete bu güveni veremez. Türkiye’de böyle bir birliktelik için bütün şartlar hazırdır. Bu 3 şekilde yapılabilir. Birincisi, Fransa’da olduğu gibi benzer partiler seçim ittifakları kurarlar. İki, 1991 ve 199 seçimlerinde yapıldığı gibi hülle yoluna gidilmelidir. Mevcut bir partiden aday olup seçildikten sonra kendi partinize dönüyorsunuz. Bu siyasi ahlak açısından tartışmalı, kalıcı bir çözüm de değil. Üçüncü bir yol var: Yeni bir çatıda mevcut siyasi partilerin birleşmesi. Yeni bir parti kurulur. Ben bunun olabilirliğini araştırmak gerekir diye düşünüyorum. Bunun başında olmayı da düşünmüyorum. Kendim için bir şey istemiyorum, Türkiye için endişem var. Beni çok sevmeyen de var, 2 gündür davul çalıyorlar, ne yüzle geliyorsun diyorlar. Ben, Merkez’de akıl yolunda millete yeni bir alternatif sunulması için konumum gereği bunu yapabileceğimi zannediyorum. AKP’nin bu daha ilk hükümet dönemidir. 1983’le karşılaştırıyorum. Biz 3 sene sonra bu kadar yıpranmamıştık. Ben AKP’nin tek başına tekrar iktidar olamayacağını zannediyorum. Yeni bir parti kurmayacağım. Liderlerle görüşeceğim. Türkiye için endişe eden herkes gibi.
Soru: Şu anda merkez sağ ve solu bir araya getirecek hareketten bahsettiniz. Benim koltukta gözüm yok dediniz. ANAP Genel Başkanlığı’na aday olmayacağınızı anlıyorum bu düşüncenizden. Bir siyasi partiniz kursanız Tayyip Erdoğan’ı yenebilir misiniz seçimde?
Yılmaz: Bu kadar ayrıntıya girersek bana yapacak iş kalmaz önümüzdeki dönemde. 1999 yılında CHP yüzde 10 barajını aşamadığı için parlamento dışında kaldı. En uygun konjonktürde bile alabildiği oy yüzde 18-19’du. Artık siyasi kısır çekişmelerin üzerine çıkan bir siyasi çatı oluşursa CHP 99’daki akıbetiyle karşı karşıya kalır. Artık merkez sağ ve solun programları birbiriyle örtüşebilecek programlardır. Uzlaşmazlık dönemi artık geride kalmıştır. Programlar bu kadar birbirine yakınsa engel egolardır.
Soru: Rejimle ilgili gerçekten kaygılarınız var mı? Yoksa kadroları mı yetersiz görüyorsunuz? Kuracağınız çizginin türbana, meslek liselerine bakışı nasıl olacak?
Yılmaz: Henüz oluşmamış bir yapının programını açıklayamam. Türkiye’de Cumhuriyet, rejim tehlikede değil. Kimsenin gücünün bunları tehlikeye atmaya yeterli olduğunu düşünmüyorum. Türkiye’de kimsenin yeniden mollalar dönemi yaşamak istediğini düşünmüyorum. AB ile yeni bir uluslararası oluşum çıkıyor ortaya. Çin yılların uykusundan uyandı, hesaplara göre 2050’de ABD’yi geçecek. Bu kadar hızla değişen dünyada Türkiye ne olacak? En uygunu AB, oradan da giderek uzaklaştığımızı düşünüyorum. Türkiye’de eğer hukuk devleti, insan hakları istiyorsak ilk korumamız gereken laiktir. Demokrasi bizim için araçtır diyen insanların bunu böyle gördüklerinden ciddi kuşkum var. Türkiye’ye karşı tuzaklar kurulduğunu düşünüyorum. Bu tuzaklar netice vermez ama bizi geciktirir. Rejim tartışmasıyla senelerimiz kaybolur.
Soru: AB ile Kıbrıs konusunda türbülansa gidiyoruz. Ne öneriyorsunuz?
Yılmaz: Türbülansa değil, kopmaya gidiyoruz.
Soru: Türkiye’de siyasi partiler tarikatlara hep prim vermişlerdir. Şimdi AKP’yi suçluyoruz. Zemini hazırlayan geçmiş hükümetler değil mi?
Yılmaz: Benim partim, ben dahil tüm geçmiş iktidarların sorumluğu olduğuna inanıyorum. 1940’lara kadar yapıldığı gibi engellemek yerine, dini görevlerini yerine getirmeyi engellemek yerine, işleri kolaylaştıran ama laikliği koruyan bir çizgi oluşturmaya çalıştık. Bu yaptıklarımızı dini siyasete alet etme çabasını teşvik eden adımlar olarak yorumlayanlar olabilir. Asıl sorunuzun muhatabı imam hatipler arka bahçemizdir diyenlerdir. Ne ben, ne Özal, ne Menderes, ne Bayar, ne Demirel laikliğin sizden az savunucusu değildik. Bu konu hep kavga konusu olsun, bu kozumuzu kaybetmeyelim istiyorlar.
Soru: Özlendiğinizi düşünüyorum. Siyasi iltifatlar alıyorsunuz. Ağar aradı sizi!
Yılmaz: Sayın Çiller de aradı. (Seçimlerin ardından ilk kez)
Soru: Sayın Başbakan’a hemşerilik konusunda neler söylersiniz?
Yılmaz: Benim bildiğim Sayın Başbakan Siirt mebusu.
Soru: Oy oranını yüzde 10’un üzerinde tutmayı başarmış bir parti niye gelip bu çatı altına girsin? DYP’den bahsediyorum, MHP’den bahsediyorum.
Yılmaz: Böyle yeni bir parti oluşturulabilir mi, onu araştırmak lazım, denemeye değer diye diyorum. Bütün zorluklarını biliyorum, konjonktür uygun diye düşünüyorum.
Soru: Çok hızlı konuşuyorsunuz, yetişemiyoruz.
Yılmaz: Bundan sonra hep böyle artık.
Soru: Yüzde 50’lik bir parti güzel bir aritmetik ama sadece aritmetik diye düşünüyorum. Kemal Derviş ile ilgili düşüncenizi merak ediyorum. Kemal Bey’e yer var mı yeni oluşum içinde?
Yılmaz: Türkiye gelişirken orta sınıfın küçüldüğü doğrudur. Benim söylediğim oluşum sadece orta sınıfın talebi değildir yalnız. Çok geniş tabanlar oyumuz heba olmasın diye filan partiye oy vereceğiz diyor. Siyasiler kendi aralarında birleşirler, tabanlarını da orta yola çekerler, benim formülüm budur. Kemal Derviş çok değerli bir uluslararası teknokrattır. Siyaseti bilmiyor, zorluklarına da katlanmak istemiyor. Onun için bıraktı, gitti. Yaşadığı tecrübeden sonra mizaç itibariyle yararlı olabilecek biri değildir.
Soru: Hüsamettin Özkan ve Süleyman Demirel bu oluşumda yer alabilir mi?
Yılmaz: İsimler üzerinde konuşmak istemiyorum. Ama bu saydığınız isimler, Hüsamettin Cindoruk’u da dahil edebilirsiniz, ortak bir özelliğimiz var. Bir şey istemeden bir şeyler vermeye çalışıyoruz şu an.
Soru: Yeni oluşum diyorsunuz, saydığınız isimlerin hepsi 40 yıldır siyasetin içinde. Şu an AKP’ye karşı umut veren bir muhalefet yapılanması yok
Yılmaz: Özgürlükler konusunda benim de endişem var. Terörle mücadeleyi daimi bir düzenleme olarak düşünmemek lazım. Devletin eline yetkiyi verirsiniz, gider oradaki insanlara eziyet etmek için kullanır. Mevcut partiler yükselen milliyetçilikten yer almak için bunu yapabilirler. Ben özgürlüklerden yanayım, böyle bir oluşum arayışındayım. Gençler bilgili olsa, yaşlılar yapabilse diye bir laf var. Maalesef Türkiye siyasetine en çok katkı sağlayabilecek olanlar. Bu ateşin içinde ne kadar yanarlarsa, o kadar sağlıklı bakabilme özellikleri gelişiyor. Ben bunu kendimde gördüm. Bildiğim gördüğüm bazı şeyler var. Türkiye’nin yanlış yere gittiğini seziyorum. Sayın Demirel’de de bunu görüyorum. Saydığınız diğer isimler için de bunlar geçerli. İşin bir de siyasi ego tarafı var. Bunun için çok uğraşacağız.
Soru: Özeleştiriniz? Geriye dönüp baktığınızda neyi yapmasaydım diyorsunuz? 28 Şubat süreci örneğin
Yılmaz: Genelkurmay Başkanı geçen gün bir şey söyledi. Çok akıllı bir sözdü. Başbakan nedense bunu üzerine aldı ve cevap verdi. Vatandaşı duyarlılık göstermeye çağırmak herkesin görevi olmalı. Başbakan’ın bunu söylemesi gerekmez mi? Nerede böyle bir fevri tepki gösterirse orada ruh halini açıkça yansıtıyor. Tekst yazarları da buna dikkat ediyor. O cam levhaların dışına çıkıp konuştuğunda, fevri tepki gösterdiğinde böyle konuşuyor.Aynı tehlikeyi şimdi görüyorum. Ekonominin çok ciddi bir geçiş döneminde Başbakan’a düşen insanlara hakaret edip abuk sabuk şeyler söylemek yerine sakin olmaktır. Tam tersini yapıyor. Kabadayı gibi çıktılar ortaya, yanına bir genç bakan almış, biz IMF’siz de yaparız dediler. Aynı Başbakan yabancılar için ertesi gün stopajı sıfıra indirirse blöf yaptıkları anlaşılır. Kedi fare gibi oynuyorlar, faizi artırıyorlar, döviz satıyorlar. Bunlar yetmez. Önce güven vermek gerekir. Yabancılar da bunu yutmaz. Bunun bedelini ödetirler, ödetiyorlar da zaten. Önceki krizde borçlu olan bankalardı, şimdi vatandaşlar borçlu, kredi alanlar borçlu.
Soru: Şemdinli olaylarını nasıl görüyorsunuz?
Yılmaz: Kendilerine yakışanı yapmışlardır. Savcının üzerine olayı yıkıp ellerini yıkamaya kalkışmışlardır. Ben başından beri hükümetin bu işin içinde olduğunu düşünüyorum. Siyasi hesapları olan bir komploydu. Bütün meselenin özeti hukuk devletidir. Siz terörle mücadeleyi bile hukuk devleti içinde yürütebilecek bir devletseniz, hiçbir zaman Susurluk olmaz, Şemdinli olmaz.
Soru: Diyarbakır’dan geçer AB’nin yolu sözünüze hiç özeleştiri yaptınız mı?
Yılmaz: Türkiye’nin bir güneydoğu sorunu var, Kürt sorunu yok. O bölgeyi ekonomik olarak canlandırmamız lazım. Bakın bakalım üç senedir GAP’a ne kadar yatırım yapılmış.
Soru: Güneydoğu’da ne gibi hatalar yaptınız kendi döneminizde?
Yılmaz: Terörün en azgınlaştığı dönemde hükümet yetkilerini silahlı kuvvetlere devretmiştir, o dönemde bazı hatalar yapılmıştır. Bunlar toplumu çok ürkütmüştür. İstanbul’dan baktığınız zaman Susurluk’a herkes çok ürktü. Işık kapatma eylemi falan yaptılar. Ama o tepkiyi veren vatandaşlar o sıkıntıyı her zaman yaşadılar. Onları kimse düşünmüyor. Susurluk hadisesi belki Güneydoğu’da bin defa yaşanmıştır.
Soru: Kasım ayında AB ile Kıbrıs yüzünden ciddi bir çatışmaya gidiyoruz. Bu hükümet bu uçağı indirebilecek mi?
Yılmaz: Daha önce Basın Kulübü’nde söylediğim kaygılar doğrulandı. Ben her türlü gündelik politikaya karşıyım. Belki iç politikada, ekonomide belki katlanılabilir ama dış politika günübirlik politika kabul etmez. Dış politikayı iç politika için yapmak daha büyük hatadır. Ben bu hükümetin AB tavrında bunların ikisini de gördüm Kıbrıs’ta büyük kapana giriyorsunuz, çıkamazsınız dedim. Bana o zaman başta kardeşim olmak üzere işadamları kızdılar. Pişmiş aşa su katıyorsun dediler. Benim masadan kaktığım şartları bunlar Brüksel’de kabul ettiler. Ben Annan planına destek verdim bu hükümetin. Kıbrıs sorunu bütün dış politikamızda en önemli engel olarak ortaya çıkmaya başladı. KKTC halkı da Türkiye de Annan planına destek verdi. O referandumdan hemen sonra Brüksel’de zirve yapıldı. Hükümet en güçlü konumundaydı o zaman. Rumlar çözümü reddetmiş, Türkler kabuk etmiş, arkalarında büyük kamuoyu desteği var. 3 büyük ülke Türkiye taraftarı. Bir de ellerinde kapı gibi mektup var. Finlandiya Başbakanı’nın Ecevit’e verdiği “Kıbrıs meselesi AB sürecini etkilemez” diye. Gidiyorsunuz Brüksel’e, bizim Başbakan da kabul ediyor, Kıbrıs şartı olan raporu kabul ediyor. Altına da müzakereler başlamadan limanları açacağım diye not düştünüz. Adamlar haklı olarak bu sözü bize verdin, geçir bakalım protokolü diyorlar. Meclis’ten geçirmeyi bırakın kendi gruplarından geçiremezler. Rumlara limanları açmak Türkiye’nin 30 yıllık Kıbrıs politikasından vazgeçmektir. Türkiye bu politikadan vazgeçebilir mi? geçebilir, karşılığında verilen havuç bilinmeyen bir tarihte sizi üye yaparız, üye olsa bile farklı bir statüde. Karşılığında Kıbrıs karşılığında bütün haklarımızdan vazgeçmemizi istiyorlar. Rum zaten üye olmuş, daha bilim dosyasında bile bu meseleyi gündeme getirmeye cesaret ediyor, yarın kesin veto edecek. Türkiye bu oyunu nasıl göremez, nasıl bunları kabul eder? Adamlar bize kesin garanti vermiyorlar. Helsinki’de eşit statüde üye olacaksınız demişlerdi, Brüksel’de değiştirdiler. Hadi tüm engelleri atladınız, Kıbrıs tavizini de verdiniz. Ondan sonra adamlar diyor ki ben gidip halkıma soracağım, referandum yapacağım. Araştırmalar ortada. Böyle bir metodunuz vardı da , niye daha önce uygulamadınız? Polonya için Almanya’ya sordunuz mu?
Soru: Türkiye’nin rest mi çekmesi gerekiyor?
Yılmaz: Evvela Türkiye AB’ye alternatif aramaktan vazgeçmelidir. Doğru yol AB’dir. Hiçbir üye sorunsuz üye olmamıştır. Bu bir sabır işidir, değişim işidir, müzakere işidir. Başbakan 2-3 defa rest çekti. Bunlar yanlış şeylerdir. Yapılması gereken, AB’de Türkiye’yi samimi şekilde isteyenler var, istemeyenler bile tamamen dışlanmamıza karşı çıkıyorlar, sakıncalı görüyorlar. Enerji meselesinde Avrupa Türkiye’ye bağımlıdır. Güvenlik açısından bağımlıdır. Türkiye’yle gözden çıkaramaz. Aralarındaki tartışma biz Türkiye’yi ne kadar ucuza kapatırız, ne kadar ucuza mal ederiz. Hükümet olarak hüneriniz bu değeri AB’ne pahalı satmaktır.
Brüksel zirvesinde bana böyle bir dayatma yapılsaydı, ben kalkar dönerdim. o zaman borsa düşerdi, döviz patlardı ama şimdi ne oldu? Bora tarihinin en düşük noktasına düştü, günü kurtarmaya çalışırsanız böyle duvara çarparsınız. Sonbaharda AB ile kriz çıksın, AKP en büyük AB karşıtı olacak. Bugün bunu yapamamasının en büyük sebebi ekonomi çökecek, kendi tabanını kaybedecek. Yoksa çoktan resti çekmişti. Yoksa kabadayı insana yakışan rest çekmek. Bu restin faturası çok büyük olur. Yapılması gereken kibarca AB’ne anlatmak. Onları bizim odaya çekmek lazım, kapı önünde beklemek yanlıştır. Dış politikadaki birlikte verilen pozlara, nikah şahitliğine bile varsa hiç itibar etmeyin. Her dışişleri bakanı kendi milletinin avukatıdır. Bir çıkış noktamız var. BM’nin güvenlik konseyi bu konuya el atmış, genel sekreterlik 2 kesimli bir devlettir demiş. Biz olayı BM zemininden alıyoruz, AB platformuna taşıyoruz. Bunu görmek için biraz basiret sahibi olmak yeterli, devlet adamı falan olmaya gerek yok. Gündüz vakti havai fişekleri hazırlamışlardı. AB ile müzakereleri başlatan hükümet olacaklardı. Şimdi gerçek ortaya çıkacak.
Soru: AB sürecinde bu hükümet krize giriyor. Peki kim istekli AB’ne? AB çuvalladı AB sürecinde, diğer partiler ne yapıyor, herkes birbiriyle milliyetçilik yarışına girecek.
Yılmaz: Bunlar kendilerinden sonraki hükümete bir enkaz bırakacaklar, korkum o. Şu an olası bir krizden bahsediyoruz. Hiçbir parti olası kriz için planım şu demez.
Soru: Genç kesimden AB karşıtı tepki yükseliyor. Bu kadar kankanlarımız varken, Berlusconi, Schröder, o kadar gittik geldik. Gelinen noktada AB karşıtı bir toplumla karışı karşıyayız. Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan’ın gittiği yol farklı mı? Üçüncü bir gölge Dışişleri bakanı var? Hata burada mı?
Yılmaz: Baş müzakerecinin başka işi olmaması lazım. Bizdeki gibi bir baş müzakereci modeli yok AB’nde. AB bizi almadan yıllarca bizi kapı önünde tutmak istiyor. Bunun için de çok iyi bir partneri var şu an Türkiye’de
Soru: bu iktidarın ABD ile ilişkilerinde sizin gözlemleriniz?
Yılmaz: Bu hükümet AB’nin de ABD’nin de güvenini kaybetmiştir. Verdikleri sözleri yerine getirmediler. Oy aldıkları kitlenin de güvenini kaybedeceklerdir. Devletin bir tane politikası olur. Cumhurbaşkanı Halas’ı tanımıyor, hükümet tanıyor olmaz. Bu tavırdaki ısrar Türkiye’nin dış politikasına zarar verir.
Soru: Erdoğan Cumhurbaşkanı olmalı mı?
Yılmaz: Ben geçmişte Başkanlık sistemine karşıydım. Birkaç argümanım vardı, ülkenin otoriter bir çağrışım yapmasından endişe ediyordum. Belki bir orta yol bulunması lazım, halk tarafından seçilip bugünkü yetkilerle sınırlı tutulabilir. Böyle bir değişikliğin bu Meclis tarafından yapılacağını sanmıyorum. CHP falan da buna karşı. Türkiye gerginliği artırmak istemiyorsa, Cumhurbaşkanlığı seçiminden önce bir erken seçime gider. Erdoğan bu kafayla giderse Cumhurbaşkanlığı’nda duramaz. ABD ile yargıyla, YÖK’le, çiftçi vatandaşla kavga halinde devlet yönetemez. Başbakanlıkta bu şekilde sınav vermiş bir kişinin Cumhurbaşkanlığı’nın gerektirdiği uzlaşmacı tavrı sergileyemez. Türkiye bu yükü taşıyamaz. Toplumun büyük kesimi, karar mekanizmasının başındaki insanlar hükümetten rahatsız oluyorsa, silahlı kuvvetler de rahatsız olur. 28 Şubat’ta sivil toplumu harekete geçirerek müdahaleyi yaptılar. Halk böyle düşünüyorsa gereğini halk yapar.
Soru: Ankara’da ev tutacak mısınız?
Yılmaz: Gerekirse otelde kalırım. İstanbul’u yeni keşfediyorum, ayağımı çekmem.
Soru: Erkan Mumcu ve Güneş Taner’e gönül kırgınlığınız var mı?
Yılmaz: Erkan Mumcu’ya AKP’ye gitmesinin yanlış olduğunu söyledim. Kendisi de bunu gördü, ayrıldı. Böylece kırgınlık gerekçem ortadan kalktı. Konuştum da kendisiyle. Erkan Mumcu’da bu yeteneği gördüm, bakan yaptım, çok yetenekli bir arkadaştır, güzel konuşur, çok güzel konuşuyor ama bir şey anlamıyoruz diye tepkiler alıyorum. Bu süreç yeterli olmadı, biraz daha pişmeliydi, ama kısa sürede telafi edecektir. Güneş Taner’le kırgınlığım yok, zaman zaman konuşuyoruz.
Soru: Sayın Hilmi Özkök’le görevinin ardından beraber olmayı düşünür müsünüz?
Yılmaz: Sayın Özkök çok demokrat bir askerdir, isterim tabii ama sanırım kendisi torunlarıyla ilgilenmek istiyor
Soru: takviminiz nasıl olacak?
Yılmaz: Takvimi hiç sevmem, kendimi takvime bağlamam. Şimdi 4 gün Bodrum’da yatacağım sonra Almanya’dayım 5 gün. Basının haberi olamadan ve takvime bağlı olmadan gerçekleştireceğim görüşmelerimi.
(Habertürk)
…………….
ENSTANTANE 4
Demokrat Parti!
Demokrat Parti’nin iktidara gelişinin 50. yıldönümüydü dün…
DP’nin iktidara gelişi ülkemizde demokrasinin de miladı sayılır. Adeta bir demokratik devrim gibi algılanır. Oysa ilgisi yoktur.
Teoman Yazgan “Kendilerine yalan söylenen insanlara mektuplar” adlı kitabında anlatır…
Demokrat Parti hareketi aslında bir demokrasi kıvılcımı değil, toprak ağalarının topraklarını kurtarma hamlesidir…
Adnan Menderes ve arkadaşları Meclis’te sakin sakin otururken 1945 yılı Ocak ayında hazırlanan “Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” tasarısı üzerine kıyameti kopartırlar. Refik Koraltan “Bu tasarının ruhu Ali’nin malını alıp Veli’ye vermektir” derken, Adnan Menderes “Ameleye toprak verdirmemek için elinden gelen gayreti sarf edeceğini” söyleyerek meydan okur. Kanun 1945 yılı Haziran ayında kabul edilir… Birkaç gün sonra Adnan Menderes ve üç arkadaşı (Celal Bayar, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü) ünlü “Dörtlü Takrir”i verirler. Bu takririn reddi üzerine dört milletvekili 7 Ocak 1946 tarihinde Demokrat Parti’yi kurarlar.
Partinin ne kadar demokrat olduğu sonraki yıllarda Tahkikat Komisyonu gibi eşi görülmemiş anti demokratik uygulamalarda kendini gösterir… Partiyi kuranlar Türkiye’yi 27 Mayıs’a götürür.
Özetle… DP’nin 1946’daki doğumu, demokrasi kılıfına sarılmış bir toprak kurtarma çabasıdır.
Sonradan allanıp pullanarak bir demokratik ihtilale dönüştürülmüştür…
Melih Aşık, Milliyet, 15 Mayıs 2010
……………..
Ve…
Son olarak…
Bu anlamda birkaç kare daha…
(…)
Merkel: Euro başaramazsa AB dağılır!
(…)
Avrupa Merkez Bankası Başkanı Jean-Claude Trichet: Finans piyasaları, 2. Dünya Savaşı’ndan, hatta 1. Dünya Savaşı’ndan bu yana en kötü durumunda!
(…)
BRIC kendi, parasıyla ticaret istiyor!
(…)
Credit Suisse Raporu: “Türkiye’de karı toplama zamanı” ya da “Neo Arjantin operasyonu”!
(…)
4 aylık açık 15.8 milyar lira!
https://www.milliyet.com.tr/default.aspx?aType=HaberDetay&ArticleID=1238182
(…)
“Üniforma leke tutmaz!”
https://www.milliyet.com.tr/-uniforma-leke-tutmaz-/siyaset/haberdetay/15.05.2010/1238236/default.htm
Sevgiler
16 Mayıs 2010
Hayrullah Mahmud Özgür

Güzel çalışma ve paylaşım teşekkürler. Baraj yolu firma rehberi ekibi.