“İki dil” konusunda TSK “Tarafım” dedi.
Ardından da gerekçesini şöyle açıkladı:
“1. Büyük Önder Atatürk’ün Türk ulusuna armağan ettiği en büyük eseri olan Türkiye Cumhuriyeti; halk egemenliğine dayalı, kuruluş felsefesinin temelinde, “Üniter devlet” ve “Ulus devlet” olgusunun yer aldığı, demokratik bir yapı ve sağlam hukuki temeller üzerinde yükselerek bugünlere ulaşmıştır.
2. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın değiştirilmeyecek hükümleri arasında yer alan 3’üncü maddesi; “Türkiye devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçedir.” hükmünü amirdir.
3. Dil, kültür ve ülkü birliği, bir millet olmanın başta gelen vazgeçilmezleridir. Dil birliğinin olmaması durumunda bunun sonuçlarının neler olacağı, tarihteki birçok acı örnekleriyle gözler önündedir.
4. Son günlerde “Dilimiz” üzerinde kamuoyunun gündeminde yer alan birtakım tartışmaların, cumhuriyetimizin temel kuruluş felsefesini kökten değiştirecek bir noktaya doğru hızla götürülmeye çalışıldığı endişeyle izlenmektedir.
5. Türk Silahlı Kuvvetleri; Devletin, Anayasamızda yer alan, Türk milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğünü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi koruma görevi kapsamında; Ulus devlet, üniter devlet ve laik devletin korunmasında her zaman taraf olmuş ve olmaya devam edecektir.
Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
Nitekim…
Bu açıklamanın hemen ardından, başta Gül olmak üzere AKP hükümeti, BDP sözde liberal yazarlar art arda açıklamalar yapıp, “Askerin kendi işine bakmasını” öğütlediler.
Ne var ki, bu tatlısu demokratları ve/veya o karşı devrimci güruhun anlamadığı husus şu:
“Asker işini yapıyor!”
“Tarafını açık seçik belli ediyor.”
Peki ya AKP iktidarı?
Medya!
Muhalefet!
Yargı!
Ülke parçalanmanın, iç savaşın eşiğine gelmişken, görevini yapması gereken sözde sivil kadrolar ne yapıyor?!
Bu noktada, TSK’nın yaptığı açıklama için en sağduyulu değerlendirme şu olabilir:
“Yakın tarihe not düşmek, uyarmak, sorumluları göreve davet etmek, sorumluluğu olanlar sorumluluklarını yerine getirmemekte kararlı ise gereğini yapmak! Nokta!”
Hal böyleyken…
Hala “TSK açıklama yapamaz” diyen var ise Abdullah Gül Başkomutan, Erdoğan Başbakan!
Yazsınlar dilekçelerini, onlar da, alsınlar görevden Koşaner’i, ellerini bir tutan mı var?!
Nokta!
…………..
Gül: İki dil zenginliktir.
(…)
AKP: Asker kendi işine baksın!
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16566889.asp?gid=233
(…)
Şener: Başbakan kendine örtülü af çıkardı!
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16564415.asp?gid=233
(…)
………………
Tam bu noktada, PKK kendi devletini kurmaya giderken, “iki dil”in zenginlik olduğunu iddia edenlerden minik bir ricam olacak.
“Hain, alçak, şerefsiz, ekmek yediği kaba pisleyen, ahmak, bölücü, İngiliz uşağı, ölüm, büyük temizlik vb” kelimeler Kürtçe’de hangi anlama geliyor?!
Anlamlarını biliyor iseniz, lütfen aynanın karşısına geçip, kendi yüzüne bakıp yüksek sesle söyler misiniz?!
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16564429.asp?gid=233
Sözün özü:
İki dil, birçok cenaze!
…………..
Akil adam Ege Cansen’in bugünkü yazısı ibretlik!
Anlayan için sivri sinek saz değerinde!
Sözde kredi derecelendirme şirketleri üzerinden oynanan oyunu, üçkağıdı faş ediyor.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16564550.asp?yazarid=260&gid=61
Örnek mi istiyorsunuz!
Komşumuz Yunanistan!
Battı!
Çalışan halk ayaklandı, eski bir bakanı nerede ise linç ediyorlardı.
Bu kadar büyük cari açık ve sıcak para sarmalı içinde dönen ekonomide, Yunanistan, Arjantin deneyimi önemli!
“Neo Patrona Halil İsyanı olur mu?!”
Yumurtalar atılmaya başlandığına, iktidar polis, savcı eli ile zorbalaştığına göre, zaten o yola girilmiş demektir.
Bundan sonra ne olmasını bekliyorsunuz?!
Bu noktada cevabı aranması gerekli soru şu:
Ekonomisi çöken bir devletin rejimi nasıl olur?!
O ülkede yaşamın ritmi nasıl seyreder?!
Can güvenliğinin, mal güvenliğinin kalmadığı bir ortamda, demokrasi olur mu?!
Ülkeyi adım adım iç savaşa, faşizme sürükleyen o çakma liberal tayfadan bu sorunun cevabını muhakkak isteyin.
Çünkü, Dünya tarihinin en büyük bunalımının içinden geçerken, o asalak güruh, hala Titanic’in güvertesinde biten “Neo Lale Devri”nin depdebesinden kurtulamamış bir ruh hali içinde abuk sabuk yazılar yazmaya devam ediyor.
AKP’den önce o asalaklardan kurtulmak şart!
Demokrasi zararlısı “süne”ler bunlar!
…………….
“Topaç”!
“Fırıldak”!
Melih Gökçek’in kod adı.
Öyle bir kitap adı da hatırlıyorum ama nereden hatırlıyorum çıkartamadım.
Yerel seçimler sırasında bir MHP çevirdi o topacı bir de Kanal D’de Birand!
Ne var ki, dün Abdullah Gül de çevirmek istedi ama başaramadı.
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16564428.asp?gid=233
İçişleri Bakanı Atalay’dan konuşmasını dinlemediği için fırça yedikten sonra Erdoğan’ın arabasına binip yoluna devam ettiği için başına gelmeyen kalmadı.
Önce Ankaraspor gitti.
Sonra Abdullah Gül, Ankara Büyükşehir Belediyesi’ni ziyaret etti, Gökçek’in kulağını çekti.
Ne var ki, üç denemede zar zor “topaç” çevirdi.
Sözün özü:
Melih Gökçek bu!
Döner satar, durur satar, yürür satar!
Onun için “Topaç”ı iyice ipe sarıp, sert bir şekilde yere değil boşluğa fırlatmak lazım.
Dönmeye başladı mı, al avucunda çevir, seyrine doyum olmaz!
Sarmasını, tutmasını, atmasını bilmek şart!
Değil mi F. Koru?
………………
CHP!
Baykal!
Sav!
Kılıçdaroğlu!
CHP’nin üç ismi!
Sav, “Yes / No” operasyonuna uğradı, Baykal satmadı!
Hz Muhammed’le ilgili aklınca şaka yaptı, çekilmedi, Baykal yine satmadı.
Baykal’a CD’li komplo kuruldu, Sav & Kılıçdaroğlu ikilisi merak dahi etmedi.
Hemen sattı!
Sonra, Kılıçdaroğlu, Sav’ı sattı!
Buna rağmen Baykal dert etmedi, akil adam olarak uyarılarını yaptı.
Hem partiye hem de rejime sahip çıktı!
Satmadı!
Gelinen son nokta:
Kılıçdaroğlu sata sata ilerliyor.
Şimdi sıra geldi, laik, çağdaş Atatürk Türkiyesi’ni satmaya!
Kılıçdaroğlu’nun kurultay salonundaki konuşmasını izledim.
“Fareli Köyün kavalcısı” gibi üflemek ile meşguldü.
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16566571.asp?gid=373
Ruhsuz, heyecansız bir konuşma yaptı.
Dünyanın en büyük ekonomik krizinin yaşandığı bir ortamda, herkese avantadan para, iş vaad etti.
Bıraksalar gökteki yıldızlara kadar uzatacaktı o listeyi!
Gerçekçi değil!
Neyse…
Daha fazlasını söylemeye gerek yok.
CHP, artık resmen “Turkuaz CHP” oldu!
Light AKP oldu!
Light BDP oldu!
Light F Tipi oldu!
İngilizler’in içimize sokmaya çalıştıkları yeni “Truva atı”nın adı oldu!
Yeni bir “Ders”im kaçınılmaz!
………………..
Ergenekon davasından yargılanan herkes İşçi Partili mi?!
Ya da Atatürk, İşçi Partisi’ne sığar mı?!
İsmet Berkan gibi “Turkuaz” Türkiye hayali içinde yanıp tutuşanlara bakacak olursanız, İP, Kemalizm’i, temsil ediyor.
https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/16564552.asp?yazarid=386&gid=61
İP içinde Atatürk Türkiyesi’nden yana taraf olan, büyük bir samimiyet ve özveri içinde mücadele edenler olabilir!
Ki var!
Çabaları takdire şayan!
Ama Atatürk’ü, “Cumhuriyet”i, “laik rejim”i İşçi Partisi üzerinden “marjinalleştirmek” isteyenlerin anlaması gerekli husus şu:
Atatürk’ün izinden gitmek başka bir şey!
Atatürk’ü bir siyasi partiye hapsetme operasyonu ve/veya oyununa ortak olmak başka şey!
Silivri’de ifade verdikten sonra elimi sıkanlar arasında İP lideri Doğu Perinçek de vardı.
“Hayrullah Bey, medyamız size açık, lütfen düşüncelerinizi çıkıp bizim medyamızdan anlatın” dediğinde, teşekkür edip “Hayır olmaz” dedim.
“Neden” diye sordu.
“Bu davanın, bu iddiaların bu inancın marjinalleştirilmesine izin vermeyeceğim de ondan dedim!”
Kaldı ki, AKP, Gülen ya da MİT, Emniyet içine sızan o karşı devrimci güruhun amacı da bu!
İşçi Partisi ya da yayın organlarının resminin içine girdiğin an, Doğru Perinçek ile Apo’nun resmini yan yana verip, ardından “bize bu sözleri söyleyenler işte bu düşüncede adamlar” deyip o inancı, mücadeleyi marjinalleştirmeye çalışıyorlar.
İP içinde MİT de, Emniyet, Jandarma İstihbarat da var.
Steril değil!
İstihbari anlamda çöplük!
Bulanık su!
Aydınlık’tan yazarlık teklif ettiklerinde, telif ücretine ihtiyacım olduğu halde, teklifleri ve kadirşinaslıkları için teşekkür edip, sırf bu nedenle “hayır” dedim.
O kaynaktan su içmedim, susuz gezdim.
E-mail kutusu içinden yazmaya devam ettim.
AKP & Gülen’e de o atış imkanını vermedim.
Sözün özü:
Bunca satırı ne diye yazdım.
İsmet Berkan gibi AKP’den hem korkan, hem de Gülen Cemaati tarafından gazetesine el konulmuş bir yazarın anlamadığı bir noktanın altını çizmek için.
Gazeteci ve/veya yazar iseniz, neden siz görevinizi doğru düzgün yapmıyorsunuz?!
AKP & Gülen hakkındaki iddiaları görmezden gelip, üç maymunu oynayan bir zavallı olarak, hangi akla hizmet, işini doğru yapan, sorumluluklarının bilincinde olan bir kuruma TSK’ya, sen konuşma, sus diyebiliyorsunuz?!
Bu iş o kadar basit ise “hibrit” demokratik ortamda Erdoğan’a, Gül’e, Gülen’e de benzer cümleler kullanmanız gerekmez mi?!
Berkan, senin belli bir dünya görüşün var mı?!
O görüşe uygun bir mücadelen, duruşun mevcut mu?!
Hülasa, yoksa bildiğimiz ilkesizlerden misin?!
Ezcümle, görevini yapması gerekenler yapmıyor ise TSK konuşur, durumdan vazife çıkartır, rejime de vatana da demokrasiye de sahip çıkar!
Nokta!
………………….
Ergun Babahan, Dinç Bilgin’in, sorununu çözmek için Gülen Cemaati’ne ödünç verdiği, star’da yazan, başarısız, Berkan gibi ilkesiz liberal, çakma vs.
Sabah’ta görevden alındıktan sonra öldürüp, suçu Ergenekoncular yaptı diye Silivri’de yargılananların üzerine atacaklardı.
İzin vermedim, oyunu bozdum, operasyona çomak soktum.
Lütfen dikkat buyurun, AKP’ye onca destek vermesine, yalakalığına, ilkesizliğine, çapsızlığına rağmen Babahan’ı o görevde tutmadılar.
Yok, Ergun’u sevdiğim ve/veya adam olduğu için yapmadım bunu!
Kazara adam yerine bir koyan olur da, basın şehidi falan diye kayda geçirmeye kalkışan olur diye izin vermedim.
AKP & Gülenciler, Ergun’u taşımak istemiyorlardı, taşıttım.
Gül’ün safındaydı, o safa zorla da olsa taşıttım.
Gülenciler istemeseler de, taşımak zorunda kaldılar.
Demem o deme değil, şu deme:
Ergun Babahan gibi ilkesizleri küfretmesi için AKP, Gülen, karşı devrimciler kullanıyor.
Ergun da benim, bizim olduğumuz cenaha doğru küfrediyor.
Ne var ki, AKP & Gülen cenahı ne Ergun’u ne de söylediklerinin ağırlığını sahipleniyor, taşımak istiyor.
Taşıyabilir ise Dinç Bilgin’in önüne gelecek yine o fatura, ki o iş onun da boyunu aşar.
Kaldı ki, aradan geçen zaman içinde usta gazeteci, değerli dostum ağabeyim İlker Sarıer’in kaleminin ucundan dökülen uyarılarına kulak vermiş olsalardı, bugün bu kadar zor durumda olmazlardı.
Hülasa, sürecin adı destabilizasyon! At izi, yine it izine karışacak. Ergun gibi bir çapsızı bu defa korumam, eğer kendi kendini koruyabiliyor ise korusun ya da Hrant Dink’i koruyamayanlardan yardım istesin onlar korusun! Savcı’ya dilekçe versin, isterse altına da bu yazıyı eklesin.
Ben diyeceğimi dedim.
Ezcümle, Ergun Babahan, İsmet Berkan gibi çapsızların anlamadıkları husus şu: En başından bu yana bindikleri dalı kesiyorlar. Her ne kadar haini bol bir düşün ortamı olsa da, bu defa yolun sonuna geldiler. Türkiye’deki rejim değişikliğinden, eksen kaymasından ve/veya Turkuaz operasyona ortak olanlara çok kızgın olan adres, bu defa İsrail, ABD, vb!
Vs vs vs…
…………………
MİT!
Birand!
32. Gün!
25 yaşında!
Emeği geçen herkesi kutlarım.
https://www.mehmetalibirand.com.tr/videogoster.asp?id=94
Aynı zamanda, gazetecilik heyecanını hiç kaybetmeyen usta kalem Altan Öymen’i de, 60. yıldönümü bağlamında kutlarım.
https://www.cnnturk.com/2010/yasam/diger/12/13/altan.oymene.60.yil.surprizi/599226.0/index.html
32. Gün; Türk Medyası için önemli bir kilometre taşı oldu.
Yayına başladığı ilk anda, dünyayı evimize, önümüze getirdi.
Birand’ın dünya görüşü, yorumları bir yana hepimize ufuk açtı.
Bugünkü gibi iletişim araçlarının yaygın olamadığı bir ortamda, Birand güzel iş yaptı.
Televizyon için genç, yetenekli yüzler yetiştirdi.
Şimdi onların hepsi haber kanallarında başka adlar altında işlerine devam ediyor.
Birand’ı kutlarım.
Hem bu başarısı, hem habercilik ruhunu hiç kaybetmediği, hem de samimi, sıcak üslubu, tekleyen Türkçesi ile en sorulamayacak soruları muhataplarına sorduğu, sorabildiği için…
Dünya liderleri ile yaptığı söyleşiler, kompleksiz gazetecilik yarışı ile hep kendi kulvarında fark yarattı.
Özgün kaldı.
Sözün özü:
Bir gün işsiz kalır ise kaç yaşında olursa olsun, haber merkezimde Birand, Öymen gibi heyecanını hiç kaybetmeyen genç gazetecileri görmek isterim.
Onlar gibi deneyimli, heyecanını kaybetmemiş bir muhabire her zaman ihtiyaç var.
O vakit de, Aydın Doğan’dan kazandığı paralar ile habere giderken, ister kendi makam aracı ile gider, ister teknesi, ister uçağı, benim için sorun değil…
Yeter ki, en zor ortamlarda sorulamayan o basit soruları, o tekleyen Türkçesi ile sorsun, gerekli cevapları alsın!
Çünkü, şu an o basit sorulara yeniden ihtiyaç var!
…………………….
Aydın Doğan!
28 Şubat süreci’nde, işten atılması istenen gazetecilerin kellesini Çevik Bir’e vermemekle övünüyordu.
Dinci 28 Şubat sürecinde ise iktidardaki cunta kimin kellesini isterse veriyor.
Ne kadar hain, alçak, iktidar dalkavuğu var ise besliyor.
Yetmiyor, bir de 28 Şubat’ın sivil paşası Çekirge’ye kucak açıyor.
Bakalım 2011’de Doğan’ı kimler omzunda taşıyacak ya da kimler sırtlayacak?!
……………….
Bir okuyucumuz sormuş:
Beş yıl daha AKP ile devam edilecek mi?!
Neden olmasın?!
Fakat TÜSİAD’ın buna gücü yeter mi, bilmiyorum, sanmıyorum!
Çünkü, sandıktan çıkan AKP:
İlk olarak laik, ürkek, üç maymunu oynayan sermayenin üzerinden geçecek!
Sonra, NATO ile köprüleri atacak!
İsrail’i, ABD’yi, AB’yi topun ağzına oturtacak, ekseni resmen kaydıracak!
Kendi “Anayasa”sını yazacak, dayatacak.
Demem şu deme:
Bizim sabrımız var!
Zaten herkesi çatlatan o sabır!
Akılla masaya vuran o akil duruş!
Ne var ki, onların pek sabrı kalmadı sanıyorum.
Öte yandan…
AKP’nin arka planında duran güç merkezlerini çökertmeden, AKP’yi tasfiye etmenin bir anlamı yok!
PKK bağlamında da aynı hakikat geçerli!
“Büyük Resim”e bakıldığında o operasyonların da sonlanmakta olduğunu görülüyor.
Yani, AKP’den önce, AKP’yi ayakta tutan küresel akstaki o arka plan çöktü!
AKP uzun zamandır “toksik varlık”!
Fetullah Gülen komada bekliyor!
Demem şu deme:
AKP’nin nasıl tasfiye edileceği ile ilgili pazarlık devam ediyor, ki o süreç de nihayetlenmek üzere!
Nokta!
…………………
Ve…
Son olarak…
“Rus Ruleti” bağlamında “Topaç” dönmeye başladı!
(…)
İlk dönen Erdoğan oldu!
“Hamdım, piştim, yandım!”
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16564411.asp?gid=233
https://www.hurriyet.com.tr/gundem/16564411.asp?top=1
(…)
(…)
Nükleer Savaş!
https://www.turktime.com/default.asp?page=haber&id=117317
(…)
Nükleerde anlaşma tamam 10 milyar $ Rusya’dan geliyor
https://www.aksam.com.tr/nukleerde-anlasma-tamam-10-milyar-rusyadan-geliyor–3755h.html
(…)
Çalık Enerji Ve Rosneft’ten Dev Ortaklık!
https://www.aktifhaber.com/calik-enerji-ve-rosneftten-dev-ortaklik-367693h.htm
(…)
İnterpolden ABD ve Avrupa’da El Kaide Saldırısı Uyarısı!
(…)
Sıcak final!
https://www.hurriyet.com.tr/ekonet/16566902.asp?gid=303
(…)
2012, Kıyamet Günü!
https://askerhaber.com/kose-yazisi/465/2012-kiyamet-gunu-.html
(…)
Sevgiler
17 Aralık 2010
Hayrullah Mahmud Özgür
