
Başlıksız yazı ve/veya Adını sen koy?! Hayrullah Mahmud yazdı. ABD’ye, Avrupa’ya, Batı’ya diz çöktürmüş bir Erdoğan enstantanesi vitrin’leniyor. Dolar’ın, Euro’nun fiyat’ına bakınca, kim’in kim’e diz çöktürdüğü ortada.
Başlıksız yazı ve/veya Adını sen koy?!
“Bir iç bunalımı ancak bir dış bunalım doğurur! Öncelik her zaman dış politikada’dır.”
Alman tarihçi Franz Altheim
DURUM ANALİZ
Haber şu:
Putin ve Ruhani Türkiye’ye geliyor
Rusya Devlet Başkanı Putin ve İran Cumhurbaşkanı Ruhani üst düzey görüşmeler için Ankara’ya geliyor. Ziyaret kapsamında Suriye konulu Üçlü Zirve ve Akkuyu Nükleer Santrali’nin temel atma töreni gerçekleştirilecek.
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Türkiye-Rusya Üst Düzey İşbirliği Konseyi’nin (ÜDİK) yedinci toplantısı, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Vladimir Putin’in eşbaşkanlıklarında ilgili bakanların da katılımıyla, 3 Nisan 2018 tarihinde Ankara’da düzenlenecek.
Kontr’Haber şu:
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zeytin Dalı Harekatı’na katılan askerlerle Oğulpınar Hudut Karakolu’nda bir araya geldi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hulusi Akar ve komuta kademesi tarafından ilk defa Zeytin Dalı Harekatı’nın sevk ve idaresinde kullanılan Türk Silahlı Kuvvetlerinin yeni kamuflajını giyerek askerlere seslendi.
Yorum şu:
Küresel aks’ta köşe’ye sıkışan Erdoğan, “asker kamuflajı” giydi.
Yani?!
TSK’dan korunma istedi.
Nüans?!
Konjonktür ortada, oryantal mümkün değil.
Yani?!
Erdoğan, mecburiyetleri gereği İran’a, Rusya’ya doğru koşuyor.
Ne var ki, devlet NATO’yla eşgüdüm içinde!
Demem o ki:
Erdoğan bundan sonra yoluna ya ŞİÖ ile devam edecek, NATO’dan çıkacak ya da İran ve Rusya ile arasına mesafe koyacak.
Demem şu ki:
Haber kanallarına katılan yorumcuların söylediklerine bakınca, uçmamak elde değil!
Şeyh uçmaz müritler uçurur, misal.
ABD’ye, Avrupa’ya, Batı’ya diz çöktürmüş bir Erdoğan enstantanesi vitrin’leniyor.
Hasılı:
Dolar’ın, Euro’nun fiyat’ına bakınca, kim’in kim’e diz çöktürdüğü ortada.
Asker kamuflajı korumuş olsaydı, koca koca paşa’ları “terörist” diye kimse Silivri’ye tıkamazdı.
Devlet’leri de, ordu’ları da stratejik akıl korur.
Ezcümle:
“Bu adamı deliğe süpürmeyin İran’la savaş’ta kullanın” ricasını kim yaptı ise borç onların borç’u.
1 Mart Tezkeresi bumerang.
Nokta.
DURUM
Haber şu:
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Çatlayın patlayın AKM’yi yıktık…
Cumhurbaşkanı Erdoğan İstanbul’da katılacağı açılış töreni için geldiği Ayasofya Müzesi’nde dikkat çeken açıklamalar yaptı. Erdoğan konuşmasında “AKM için de çok bağırdı Geziciler. İstediğiniz kadar bağırın çatlayın patlayın yıktık. Aynı şeyi Ankara’da yaptık. Cumhuriyet tarihi boyunca bir tane eser ortaya koyun be. Demek ki bizi beklediler.” şeklinde konuştu.
Yorum şu:
Erdoğan köşe’ye sıkıştı.
Bir tutam muhalefet’e muhtaç!
Gaz alan medya’ların izleyicilerini / okurlarını yazarlarını görev’e davet ediyor.
Ayak’a kalkın ve Erdoğan’ı yerden yere vurun ki, biraz nefes’lensin.
Ne var ki, konjonktür ortada.
Gaz alma dönemi çok uzun zaman önce bitti, ‘nitelikli muhalefet’e ihtiyaç var.
Nokta
NEDİR NE DEĞİLDİR
Haber şu:
Güneş, Kılıçdaroğlu’nun rezidansını satıyor! Geliri şehit ailelerine bağışlanacak
Güneş gazetesinin 100 bin dolara satın aldığı Kılıçdaroğlu’nun rezidans dairesi, şehit ailelerine bağış için gerçek değerinden satılacak.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kızı Zeynep Kılıçdaroğlu’nun lüks rezidanstaki dairesinin yeni sahibi Güneş gazetesi oldu.
GERÇEK DEĞERİ 250 BİN DOLAR
CHP liderinin 1+1 dediği daire, 100 bin dolara satıldı. Satışın ardından lüks dairenin 3+1 ve 148 metrekare olduğu ortaya çıktı.
Genel Yayın Yönetmenliğini Turgay Güler’in yaptığı gazete, satın alınan lüks rezidans dairesini gerçek bedeli üzerinden satışa çıkardı.
GELİR ŞEHİT AİLELERİNE…
Gerçek değeri yaklaşık 250 bin dolar olan lüks daireden elde edilen gelir, Güneş gazetesi tarafından şehit ailelerine bağışlanacak.
Daireye birden fazla alıcı çıkması durumunda, satış bedeli açık artırma usulüyle belirlenecek.Yorum şu:
Sorgulanması istenen soru şu:
Peki ya Erdoğan’ın çocuklarının oturdukları ev’lerin fiyatı ne kadar?!
Ne var ki, Güneş’e, Gökçek not’u düşmeden olmaz!
Nüans?!
Siyasi parti gazeteciliği yeni’den hortladı.
Demem o ki.
O gazete’nin yönetmeni’nin yaptığı sözde haber ortada!
Konjonktür kapsamında, o haber üzerinden sorgulanması istenen isimler malum.
Arif’e tarif gerekmez!
Demem şu ki:
1 Mart Tezkeresi bumerang.
Hasılı:
Kılıçdaroğlu’nun ailesinin serveti mi yoksa Erdoğan’ın, Gökçek, Gülen vb’lerininki mi daha büyük?!
Ezcümle:
Tunus’un eski Cumhurbaşkanı şimdi nerede?!
Nokta.
VAZİYET
TRT 1’de bu sabah gündem ‘dolandırıcılar’dı.
Cevabı aranan soru; “Neden bu kadar kolay dolandırılıyoruz?”
Koskoca Cumhurbaşkanı’nı arkasında yüksek istihbarat desteği olduğu halde dolandırmış, kandırmış iseler, sade vatandaş ne yapsın?!
Ergenekon, Balyoz kumpas dalgalarında, kimleri evlerinden sabah’ın kör vakti toplamadılar ki!?
Medya’da kimi canlı yayın yaptı, kimi önceden haber verdi, falanca gözaltına alınacak vb diye.
TSK’ya kumpas kuracak kadar büyümüş, devlet’in içine sızmış pkk, fetö vb yapılar, MİT’i, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı bu kadar kolay kandırdıktan sonra, sade vatandaş’ı dolandırmak çocuk oyuncağı değil mi?!
FETÖ operasyonları’nın göbeğinde çiftlikbank rezilliği yaşanıyor ise cevap’ı aranması gerekli basit soru:
Devlet nerede ve/veya devlet kimlerin elinde?!
Zeytin Dalı operasyonu kapsamında “kahraman ordu” diye medya’da gaz’lanan TSK, daha dün’e kadar yerden yere vurulmuyor muydu?!
Nüans?!
3 Y’den mülhem artı ‘korku iklimi’nden kaynaklı ciddi güvenlik açığı var.
‘Abdülhamid Düşerken’ filminde anlatıldığı gibi herkes karnından konuşuyor.
Başını belaya sokmak istemeyen, görse de uzak duruyor.
Hasılı:
İstihbarat Savaşları.
Terör örgütü demek, istihbarat örgütleri’nin taşeron’u yapı’lar demek.
CIA’nın elinde pkk, fetö gibi oyuncak yapılar var ise altını çizmek gerekir ki, Gülen de Erdoğan da aynı yapı’nın iki farklı yüz’ü.
Yani?!
Sistem robot!
En kibar deyişle devlet kurt’lanmış.
Ezcümle:
Genelkurmay Başkanı’nı “terörist” diye evinden alıp içeri atan bir iklim’de, sade vatandaş’ı “terör örgütü ile bağlantınız saptandı, falanca adrese şu kadar para getirin” diye kandırmak zor mu?!
Ortam, her şey müsait.
Kaldı ki, FETÖ’den parası olanı dışarı salıyorlarsa, vatandaş’ta böyle bir algı oturdu ise cevap’ını arayan bir başka soru:
Gerçek FETÖ’cüler neden dışarıda, içeridekilerin ne kadar’ı örgüt bağlantılı?!
“Yüzde 1 oy” rekabet’i çerçevesi’nde at izi it izine karışalı çok uzun zaman oldu.
Nokta.
…
TARİH’İN ARKA ODA’SI
Kitabın adı: 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi
Yazarı: Prof. Dr. Fahir Armaoğlu
Alkim Yayınevi, 2009
Birinci Baskı: 1983
On Sekizinci Baskı: Nisan 2012
1200 sayfa
19,90 TL
Sayfa 67:
Osmanlı İmparatorluğu 1699’dan sonra bilhassa Rusya’nın tehdidi ve baskısı altına girmeye başlamış ve buna 18. Yüzyılın başlarından itibaren Balkanlar’da Avusturya da eklenmişti. Bunun neticesi olarak da, 18. Yüzyıl içinde, birkaç defa bu devletlerle savaşmak zorunda kalmıştı.
Sayfa 67:
Osmanlı Devleti dışarıdan kendisine yönelen tehdit ve tehlikelere karşı yanına bir büyük devleti almak suretiyle bir denge meydana getirerek varlığını korumaya, dağılma ve yıkılmasını önlemeye çalışmıştır. Buna “Denge Politikası” diyoruz. Şunu da hemen ilave etmek gerekir ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun bu denge politikası Cumhuriyet devrinde de Atatürk tarafından devam ettirilmiş ve bugünlere kadar (İki Almanya’nın birleşmesi, SSCB dağılana kadarki süreç’te HM) sürdürülmüştür.
Sayfa 67:
Denge politikası başlıca şu devrelere ayrılmaktadır:
1. 1791 (1798) – 1878: Rus tehlikesine karşı İngiltere’ye dayanma
2. 1888 – 1918: Rus ve İngiliz tehlikesine karşı Almanya’ya dayanma
3. 1920 – 1936: Batılılar’a karşı Sovyet Rusya’ya dayanma
4. 1938 – 1945 Faşist İtalya tehlikesine karşı İngiltere’ye dayanma
5. 1945 – Günümüze kadar. Sovyet tehlikesine karşı Amerika’ya dayanma
Sayfa 77:
19. yüzyıl içerisinde Osmanlı İmparatorluğu’nun çeşitli alanları büyük devletler arasındaki mücadelelere konu olmuştur. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
A. Boğazlar üzerinde İngiliz – Rus mücadelesi
B. Balkanlar üzerinde Avusturya – Rusya mücadelesi
C. Mısır üzerinde İngiliz – Fransız mücadelesi
Ç. Osmanlı İmparatorluğu’nun Ortadoğu topraklarında İngiliz – Alman mücadelesi
Sayfa 111:
19. yüzyılda ve 20 yüzyılın başında, sömürgeciliğin en etkili vasıtalarından biri demiryoludur. Demiryolu, bilhassa Asya ve Afrika’da sömürgeciliğin gelişmesinde en müessir vasıta olmuştur. 1890 yılında dünyadaki demiryollarının uzunluğu 617.000 km, 1913’te yüzde 80 nispetinde artmak suretiyle 1.104.000 km oluyor. 1890 – 1913 devresinde Asya’da demiryolu artışı yüzde 127’dir. Afrika’da ise bu oran yüzde 270’dir. 19. Yüzyıl’da sömürgeciliğin iki aktif alanı, Afrika ile Uzakdoğu olmuştur.
Sayfa 204:
Dawes Planı, Almanya’ya bir rahatlık getirdi. Yeni bir para sistemi ile ekonomisini düzeltti. Mark’ın kıymeti yükselmeye başladı.
Sayfa 249:
I. Dünya Savaşı’na ait gelişmeleri açıklarken belirttiğimiz gibi İngiltere, Arap halkını Osmanlı Devleti’ne karşı ayaklandırmak için özellikle Mekke Şerifi Hüseyin ile birtakım anlaşmalara girişmiş ve ona bir Arap İmparatorluğu veya bir Arap Devletleri Federasyonu kurmayı vaat etmek suretiyle Araplar’ın bağımsızlık duygularını kışkırtmıştı.
Sayfa 295:
Almanya’da Nasyonel – Sosyalizm ve Sonuçları
A – Nazi Partisi’nin İktidara Gelmesi
Sayfa 325:
İspanya İç Savaşı!
Sayfa 337:
Çinliler, “Japonya bizi bir enginar gibi yaprak yaprak parçalıyor” diyorlar.
Sayfa 362:
Mussolini, “Politik fahişe durumunda kalamayız” diyerek, kendi gücünü göstermek için Arnavutluk’u işgale karar verdi ve 5 Nisan 1939’da bu niyetini Almanya’ya da bildirdi.
Sayfa 443:
Avrupa’da Alman Üstünlüğü!
Sayfa 452:
Mareşal Georing “Bana iyi havalı beş gün veriniz, bir tane İngiliz uçağı bırakmam” diyordu.
Sayfa 516:
Sovyetler’in İran’a Yerleşme Çabaları!
Sayfa 523:
Yunanistan İç Savaşı!
Sayfa 587:
İsrail’in kuruluşu ve Arap – İsrail Savaşı 1948 – 1949!
Sayfa 623:
Sonuç:
1954 – 1959 arasındaki Ortadoğu buhranlarının en mühim neticelerinden biri, hiç şüphesiz, Sovyet Rusya’yı Ortadoğu politikasının aktif bir unsuru haline getirmiş olmasıdır. Bunun tek sebebini, Batı’nın bu bölgede yapmış olduğu hatalarda görmek yanlıştır. Şüphesiz bu hataların tesiri olmuştur. Fakat esas faktör: 1952 Temmuz’unda Mısır’da monarşinin yıkılmasından sonra Başkan Nasır’ın takip etmiş olduğu çok geniş çerçeveli politikasıdır.
Sayfa 708:
Buna komünistler “Uzun Yürüyüş” (The Long March) adını vermişlerdir. Bu gerilemeye rağmen sonunda komünistler on dört yıl sonra Çin’de iktidarı ele geçirmişlerdir. Nixon’un söylemek istediği bu “nihai zafer”di.
Sayfa 772:
Neticesiz Kalan SALT – II?!
Sayfa 809:
Vietnam Savaşı denen ve 1965’te başlayıp 1973 yılı başlarına kadar sekiz yıl devam eden, Amerika’nın Kuzey Vietnam’la mücadelesi, Amerikan tarihi bakımından olduğu kadar, savaş sonrası milletlerarası münasebetlerinin gelişmesi açısından son derece enteresan ve mühim bir hadise teşkil eder. Vietnam Savaşı, bir süper devletin, 17 milyonluk bir küçücük ülkede bataklığa nasıl saplandığının da bir hikayesidir. Bu, aynı zamanda, ağır tabiat şartlarından iyi yararlanan bir gerilla taktiğinin en mükemmel konvansiyonel silahlar karşısındaki zaferinin de bir ifadesidir.
Sayfa 857:
1973 Arap – İsrail Savaşı!?
Sayfa 895:
İran’da Şah’ın Devrilmesi, Yeni Rejim?!
Sayfa 931:
Türk Dış Politikası (1960 – 1980)
Sayfa 933:
Son yirmi yıllık Türk dış politikasının esas mihverini bir tek mesele teşkil etmiştir. Kıbrıs meselesi.
Sayfa 977:
II. Dünya Savaşı’ndan sonraki Türk – Amerikan münasebetleri iki ana bölüme ayrılır. 1945 – 1960 arasında bu münasebetler, sarsıntısız sağlam ve tam bir dayanışma gösterir. NATO bile Türkiye için Amerika demektir.
Sayfa 984:
Bu sebeplerden Türkiye’de 12 Eylül 1980 hareketi, Amerika tarafından memnuniyetle karşılanmıştır. Çünkü istikrar Türkiye’ye yeniden geliyordu.
Sayfa 985:
Türk – Sovyet Münasebetleri
… Her ne kadar Türkiye 1960 yılının başlarında, Sovyetler’le münasebetleri düzeltmek için harekete geçmiş ise de, 27 Mayıs 1960 darbesi ile bu teşebbüs gerçekleşememiştir.
Sayfa 1097:
2 Ocak 1990’da, Berlin Duvarı’nın yıkılacağını ilan etti ve 14 Ocak’tan itibaren de duvar yıkılmaya başladı.
Kitabın adı: 19. Yüzyıl Siyasi Tarihi
Yazarı: Prof. Dr. Fahir Armaoğlu
Alkim Yayınevi, 2006
Birinci Baskı: 1997
Altıncı Baskı: Nisan 2012
1152 sayfa
19,50 TL
Sayfa 19:
Avrupa Tarihi’nin 1789 – 1815 dönemine egemen olan gelişmeler, sadece çağdaş Avrupa’nın değil, aynı zamanda çağdaş dünyanın oluşumunun da başlangıcını teşkil eder.
Sayfa 20:
Dolayısıyla, sözünü ettiğimiz dönemde, iki ana gelişmeden biri, ihtilal fikirlerinin etkileri, diğeri de, Osmanlı İmparatorluğu’nun bazı sorunlarıdır. İhtilal fikirlerinin etkilerini de gözardı etmek mümkün değildir. Yunan ayaklanması ve Balkan kaynaşmalarında olduğu gibi.
Sayfa 23:
1815’in Avrupa’sında 5 numaralı Prusya’sı, 1890’larda Avrupa’nın 1 numaralı kuvvet merkezidir. “Üçlü İttifak” bu merkez etrafında kurulacaktır.
Sayfa 19:
(Osmanlı huzur adası!) Bir tanesini zikredelim: 1572 yılında Fransa’da Katolikler, Sain – Barthelemy katliamı ile Protestanlar’a yaşama hakkı tanımazken, Bosna’nın Sokolovici köyünden Ortodoks Bayo, “Vezir-i Azam Sokullu Mehmet Paşa” adı ile Osmanlı Devleti’ni yönetmekteydi.
Sayfa 45:
Kaldı ki, İngiltere, Osmanlı Devleti’ni destekleme politikasının sonuçsuzluğunu görüp, 1878’den itibaren bu politikayı değiştirmeye karar verince, Osmanlı İmparatorluğu’nun yıkılması kaçınılmaz olmuştur. İleride göreceğimiz üzere, İngiltere’nin yerini Almanya’nın alması da derde deva olamamıştır. Zaten Almanya da Osmanlı Devleti ile beraber yıkılmıştır.
Sayfa 108:
İngilizler’den daima nefret etmiş olan ve hatta onları küçük gören Napolyon, Amiens görüşmeleri ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatmaktadır: “Beni hangi tarafımdan etkileyebileceklerini bilmeyen İngilizler, bana Fransa Kralı olmayı teklif ettiler. Kendilerine acıyarak omuz silktim. Bir yabancı sayesinde kral olmak! Ben zaten milletin iradesi ile hükümdar bulunuyordum.”
(Memorial de Sainte – Helene, Tome 7, p. 165)
Sayfa 109:
Bugünkü “lise”ler Napolyon tarafından kurulmuştur.
Sayfa 437:
Alman Milli Birliği’nin Kuruluşu
Sayfa 439:
Otto von Bismarck 1815 yılında Brandenburg’un küçük bir kasabasında dünyaya geldi.
Sayfa 440:
II. Aleksandr, Gorçakof’un şu sözünü benimsemişti: “Büyük bir devletin, büyük devlet olduğunun başkaları tarafından kabulüne ihtiyaç yoktur. Böyle bir devlet kendi kendini ortaya koyar.”
Sayfa 443:
Bismarck, Alman Birliği konusunda, iki şeyden çok çekinmiştir. Bunlardan biri Fransa’nın muhalefeti ve milli birlik hareketine karşı bir Fransa – Rusya blokunun ortaya çıkması, diğeri de Avusturya’nın muhalefeti idi.
Sayfa 488:
Bismarck, “Fransa müttefiklerden yoksun kaldığı sürece bizim için tehdit olamaz” diyordu.
Sayfa 491:
Bu ancak Alman İmparatoru, Şansölye De Beust’e “Kara Kartal” nişanının en yüksek rütbesini tevcih etti.
Sayfa 511:
Görülüyor ki, bir sömürge olma açısından, Tunus özellikle Fransa ile İtalya arasında bir çekişme konusu idi.
Sayfa 550:
… İngiltere, “Sine Germania, nulia salus”, yani “Almanyasız barış olmaz” demesine rağmen, Almanya ile bir ittifaka yanaşmamıştı.Sayfa 566:
Fransa, Rusya’ya “İki milletin dost olması için resmi bir ittifaka gerek yoktur. Tehlike günü geldiği zaman, her biri gerçek dostlarını nerede bulacaklarını bileceklerdir” diyordu.
Sayfa 583:
1863’te Mısır Valisi İsmail Paşa, Osmanlı Devleti ileri gelenlerine PARA ve hediye dağıtmaktan geri kalmıyordu. “Kapıyoldaşı Hediyesi” denen bu paraların nereden geldiğini kimse sormuyordu. Padişah Abdülaziz ve Sadrazam Fuat Paşa Paşa da, İsmail Paşa’dan hoşnuttular.
Sayfa 604:
Afrika’da İngiliz – Fransız Çatışması
Sayfa 605:
Bundan dolayıdır ki, İngiltere Başbakanı Salisbury, “Bırakalım Galyalı horoz bu kumlarda eşinsin” diyordu.
Sayfa 613:
… “Aşkta ve politikada her şey mubahtır” şeklindeki bir İngiliz atasözünü hatırlatır.
Sayfa 631:
Görülüyor ki, “Entente Coriale”in bu gizli hükümleri ile bir toprak paylaşımı söz konusuydu. İngiltere, Mısır’ı alıyor, Fransa Fas’ı ve İspanya’yı susturmak için ona da Fas’tan bir miktar toprak veriliyordu.
Sayfa 637:
Edward Grey’e göre, İngiliz – Rus münasebetlerinin “tehlikeli noktası” İran’dı. İngiltere’nin İran politikası olarak Rusya’nınki ile çatışma halindeydi.
Sayfa 639:
İran iki devlet arasında nüfuz bölgelerine ayrılıyordu. Bu anlaşma üzerine, İngiltere’nin tanınmış mizah dergisi Punch, bir Kedi’yi, Aslan ile Ayı arasında gösteren bir karikatür yaparak altına şu yazıyı yazmıştı:
“Aslan Ayı’ya: Görüyorsun, sen kedinin başını ben kuyruğunun okşamayacağım. Sırtını da her ikimiz okşayacağız.” (Fay, p. 208)
Sayfa 666:
“Allah bizimledir.” (Golt mit Uns)
Sayfa 673:
Üçüncü olarak, 16 Ocak 1902’deki bir “İrade” ile Bağdat Demiryolu imtiyazının “Anadolu Alman Demiryolu Şirketi”ne verilmesi de Almanya ile İngiltere’yi çatışma durumuna getirmişti.
Sayfa 835:
Yeni Osmanlılar (Jön Türk) Hareketi!
Sayfa 873:
Von Bülow, süt döküldükten sonra feryat etmenin fayda vermeyeceğini, Almanya’nın müttefiki Avusturya ile dostu Türkiye’yi desteklediğini, lakin şimdi “İngilizler Türkler’den daha fazla Türk olduğuna göre” Almanya’nın Türkiye lehine müdahale etmeyeceğini bildirdi.
Sayfa 880:
(Ferdinand) Politikasında iki ilkeyi kendisine rehber edinmişti. Biri “Böl ve Yönet” (Divide and rule), diğeri de “Her insanın bir fiyatı vardır” idi. Yine bu çerçevede Ferdinand zamanında Bulgaristan’da “rüşvet” almış yürümüştür. Devlet memurları, üstü kapalı bir şekilde de olsa, “cebinizi doldurunuz” diye teşvik ediyordu.
Sayfa 977:
İspanyollar bir cunta “Junta: İspanyolca komite, konsey anlamında) kurdular ve…
Sayfa 1034:
Zaten köylü “Ben Çinliyim” demiyordu. “Çinli” diye bir kavram yoktu. Her köylü, kimliğini köyünün adı ile belirtiyordu. Çinli olma bilinci, Avrupa devletlerinin gelmesinden sonra başlamıştır.
Sayfa 1064:
Fakat Rusya başta olmak üzere, diğer devletlerin Çin ile yakından ilgilenmeleri, İngiltere’nin hoşuna gitmemiştir. Rusya bakımından, İngiltere’nin endişesi, bu devletin Asya’daki faaliyeti dolayısıyla Hindistan’dı.
Sayfa 1065:
İkincisi, Avrupa veya Batı devletleri Uzakdoğu’nun bu iki ülkesini, Batı’ya açmak isterlerken, sadece ve sadece sömürücü amaçlarını düşünmüşlerdir.
Sayfa 1066:
Japonya’nın Kore ile ilgilenmesi Çin’in hiç hoşuna gitmedi ve Kore Kralı’nı, Japonya’ya karşı Avrupa devletlerini oynamaya teşvik etti. Çin, Kore’ye “zehire, panzehirle karşı konulur” diyordu. Nitekim, Japonya’nın Kore ile ilgisinin artması üzerine, Amerika, İngiltere, Almanya, Rusya ve Fransa da. 1882’de Kore ile anlaşmalar imzaladılar.
Sayfa 1071:
(1895) Almanya da Rusya’yı destekledi. Fakat onun hesabı başkaydı. Esasında Almanya’nın Uzakdoğu’da herhangi bir toprak ihtirası yoktu. Fakat Almanya, soruna “Avrupa politikası” açısından baktı. Almanya, Rusya’nın Uzakdoğu’da başının derde girmesini ve bu suretle Avrupa’daki durumunun zayıflamasını istiyordu. Almanya, Fransız – Rus ittifakının kokusunu almış bulunuyordu. Dolayısıyla, bu ittifakı, Uzakdoğu maceraları ile zayıflatmak istiyor ve bunun için de Rusya’yı Uzakdoğu’’ya teşvik ediyordu. Almanya, on yıl süre ile bu politikayı izleyecektir. Ayrıca, Almanya, Rusya’yı desteklemediği takdirde, bunun Avrupa’daki Alman – Rus münasebetlerine olumsuz bir şekilde yansımasından çekiniyordu.
Sayfa 1074:
Çin’in Parçalanması (Break Up Of China)!
1895 yılında, Çin’in, Japonya’ya borçlu olduğu savaş tazminatının 400 milyon Franklık ilk taksidini ödemesi gerekiyordu. Fakat Çin’in bu parayı ödemesi imkansızdı. Onun için Rus ve Fransız bankalarından 400 milyon Frank borç aldı ve bu borcu Rus Hükümeti garanti etti.
Sayfa 1076:
1 Haziran 1899’da yapılan bir anlaşma, Sibirya ve Mançurya Demiryollarını Pekin’e bağlama hakkını Rusya’ya verdi. Rusya’dan sonra Almanya da fırsattan yararlanmakta gecikmedi.
Avrupa pazarı başta olmak üzere dünyanın birçok bölgesinde ekonomik sıkıntılar sürse de, lüks hız kesmiyor. Lüks tüketimin yüzde 30’unu Çinliler yaptı. Rapora göre, küresel lüks tüketim malları pazarı, 2015 yılında yüzde 2-4 oranında büyüyecek. Son 20 yılda perakendede 3 trilyon avronun üzerinde satışın gerçekleştirildiği lüks tüketim pazarında, harcamaların yüzde 50’si tüketicilerin ülkeleri dışında yaptıkları harcamalardan oluşuyor.
DUYUN-U UMUMİYE güncesi: Son iki asırda 83 ülke iflas etti
Son iki yüzyılda dünyanın en büyük ekonomilerinden ABD, Almanya, Japonya ve İngiltere’nin de aralarında bulunduğu 83 ülkenin temerrüde düşmüş olması, devletlerin iflas bayrağını sanıldığı kadar nadir çekmediğine işaret ediyor.
Yunanistan’ın bir kere daha temerrüt tehlikesiyle karşı karşıya kalması, küresel piyasaların bir numaralı gündem maddesi haline gelirken, diğer ülkelerin İFLAS deneyimlerini de akıllara getirdi.
19. yüzyıldan bu yana 83 ülke iç veya dış BORÇ yükümlülüklerini yerine getiremeyerek, en az bir kez temerrüde düşerken, sadece 4 gelişmiş ülke borçlarına sahip çıkma başarısını gösterdi.
Söz konusu 4 ülkeyi Avustralya, Yeni Zelanda, Belçika ve Kanada oluştururken, iflas bayrağı çeken ülkelerin arasında dünyanın en büyük ekonomilerinin de yer alması dikkati çekiyor.
ABD de iflastan kurtulamadı
Pek bilinmese de ABD, kuruluşundan bu yana bir kez dış ve dört kez de iç borçlarını ödeyemeyerek, toplamda 5 defa temerrüde düştü. Genellikle BANKACILIK sektöründeki krizlerden kaynaklanan bu iflasların ilki 1790, sonuncusu ise 1933 yılında yaşandı.
Buna karşın, bazı ekonomistler, ABD Hazine’sinin Nisan ve Mayıs 1979 vadeli devlet tahvillerinin karşılığını zamanında ödeyememiş olmasını da temerrüt kategorisinde değerlendiriyor.
ABD Kongresi’nin BORÇ tavanını zamanında yükseltmemesinden kaynaklanan sorun, gerekli ödemelerin ilgili yasanın onaylanmasından kısa süre sonra ödenmesiyle çözülmüştü.
Ancak, ülkenin kamu borcunun 2039 yılı itibariyle Gayri Safi Yurtiçi Hasıla’yı (GSYH) geçmesi beklenirken, bunun ABD’yi yaklaşık bir asırdan sonra tekrar temerrüt tehlikesiyle karşı karşıya getirebileceğini belirtiyor.
Avrupa’nın yarısına yakını İFLAS etti
Avrupalı liderlerin bugünlerde Yunanistan’ı temerrütten kurtarmak için gösterdiği olağanüstü çabanın bir nedeni de kıtadaki ülkelerin yarısına yakının iflası tecrübe etmesi olabilir.
Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) 1800-2012 yılları arasında gerçekleşen temerrütlere yönelik araştırması, Avrupa kıtasındaki 47 ülkeden 22’sinin iflastan kurtulamadığını ortaya koyuyor.
Örneğin, dünyanın dördüncü ve Avrupa Birliği’nin (AB) en büyük ekonomisi Almanya, son 215 yılda 8 kez temerrüde düştü. En son İkinci Dünya Savaşı nedeniyle 1939 ve 1948 yıllarında iflas eden ülkenin, bugünkü ekonomik başarısı ise uyguladığı sıkı MALİ politikalara dayandırılıyor.
Bununla birlikte, dünyanın en büyük 5. ekonomisi İngiltere de son olarak 1932’de olmak üzere 4 kere iflas etti.
İspanya ve Avusturya, Yunanistan’ı geride bıraktı
Avrupa’nın en çok iflas eden ülkesi ise 19. yüzyılda 8 ve 20. yüzyılda 1 kez olmak üzere toplam 9 defa temerrüde düşen İspanya. En son 1939 yılında iflasa sürüklenen İspanya’yı, sırasıyla 7 ve 6 kere temerrüde düşen Avusturya ve Yunanistan izliyor.
Ancak, Yunanistan’ın resmi kreditörleriyle yaklaşık 5 aydır sürdürdüğü müzakerelerde hala sonuç alınamamış olması, ülkeyi 7. kez iflasın eşiğine getirdi.
Şimdi tüm dünya, tarihte bilinen ilk temerüdü yaşayan ülkenin, IMF’ye haziran ayı borçlarını son tarih olan 30 Haziran’a kadar ödeyip ödeyemeyeceğine odaklanmış durumda…
Diğer taraftan, son iki asırda sırasıyla 4 ve 3 kez temerrüde düşen Portekiz ile Romanya da en çok iflas eden Avrupalı ülkeler listesinde yer alırken, Fransa, Danimarka, Hollanda ve İsveç iflas bayrağını sadece 1 defa çeken Avrupa ülkelerini oluşturuyor.
İflas eden ülkesi olmayan tek kıta: Okyanusya
Asya kıtasındaki 47 ülkeden 14’ü iflas deneyimine sahip ve bu ülkelerin arasında Japonya, Çin ve Hindistan gibi dünyanın belli başlı ekonomik güçleri de bulunuyor. Bugün dünyanın en büyük ekonomisi olma yolunda ilerleyen Çin, 1800’lü yıllardan bu yana 4 kere temerrüde düşerken, Japonya da 2 kez iflas bayrağını çekti.
Açlığın ve sefaletin en şiddetli yaşandığı Afrika ülkeleri de borç batağından kaçabilmiş değil. Farklı büyüklüklerde 54 ülkeye ev sahipliği yapan kıtadaki 22 ülke, söz konusu dönemde en az bir sefer temerrüde düştü.
Öte yandan, 14 ülkeden oluşan Okyanusya kıtasında hiçbir ülkenin İFLAS etmemesi dikkati çekiyor. Kıtanın en büyük ülkelerinden Avustralya ve Yeni Zelanda, hiç temerrüde düşmeyen 4 ülkeden ikisini oluşturuyor. Antartika ise içinde ülke bulunmadığından değerlendirmeye alınmadı.
Latin ülkeleri iflas edenler listesinde başı çekiyor
Güney ve Kuzey Amerika ülkelerinin son iki yüzyılı kapsayan BORÇ ödeme karnesi” ise tüm kıtaların içinde en kötüsü…
Sık sık temerrüde düşen Arjantin, Brezilya, Venezuela ve Peru gibi Latin ülkelerinin bulunduğu Güney Amerika kıtasındaki 12 devletten iflas etmeyen yok. Kuzey Amerika kıtasındaki 23 ülkeden 13’ü de MALİyükümlülüklerini karşılayamayarak, en az bir kez temerrüde düştü.
Ayrıca, toplamda 10’ar defa iflas bayrağı çeken Venezuela, Peru ve Ekvator, dünyada da en çok temerrüde düşen ülkeler sıralamasında birinciliği paylaşıyor. Onların ardından her biri 9 kez temerrüde düşen Brezilya, Meksika, Uruguay, Şili, Kosta Rika, İspanya ve Rusya ikinci sırada bulunuyor.
Üçüncü sırada 8 defa temerrüde düşen Arjantin gelirken, onu 7’şer kez iflas eden Kolombia, Dominik Cumhuriyeti, Guatemala, Paraguay ve Avusturya izliyor. Yunanistan, Türkiye ve Nikaragua da 6 kere temerrüde düşmeleri nedeniyle ilk beşe giren ülkeler arasında yer alıyor.
2 Nisan 2018
Hayrullah Mahmud
