
Boston’da Türkiye’nin Parlayan Yüzünü Gördüm. Boston şehrini görmeyi hep çok istemiştim. Mahmut Ekenel yazdı.
Boston’da Türkiye’nin Parlayan Yüzünü Gördüm
Boston şehrini görmeyi hep çok istemiştim ama, ilk ziyaretimin aralık ayının soğuk mu soğuk bir gününe denk geleceğini hiç düşünmemiştim. Soğuk havada ağzımızdan buhar çıktığını görmeyeli uzun yıllar olmuştu. Kabanımın yakalarını burnuma kadar uzatınca da ağzımdan çıkan buharın gözlük camlarında bugu yapması da beni yıllar öncesine götürmüştü. Kulakların soğuktan kızarmasının ne kadar acı bir his olduğunu hatırlamak istemezdim ama tabiat ana bana tercihimi sormamıştı. Ben de ellerimi cebime sokup, Barış Manço’nun “hava ayaz mı ayaz, ellerim ceblerimde” şarkısını söylemeye başladım. Soğuk bir havada bu şarkının doğru bir tercih olmadığını anlayınca ve yanaklarım soğuktan al al olunca, birden “California Dreaming” şarkısını mırıldanmak geldi içimden. Güldüm; çünkü Kaliforniya’dan geleli bir saat bile olmamıştı. Sonra da harika bir duyguyu hatırladım. Boston’un muhteşem tarihi binalarının arasından geçip kendimi sıcacık otel odasına atıp çayımı yudumlarken, pencerenin arkasında kalan soğuk havanın mutluluk veren yüzüyle tekrar tanışmanın sevincini yaşıyordum.
İçimi ısıtan ikinci olay ise yaklaşık ikiyüz kadar doktora sahibi Türk araştırmacı ve akademisyen ile aynı ortamı paylaşmak oldu. Herbiri Amerika’da doktora yapmış, çok önemli projelere imza atmış, ABD gibi rekabetin yüksek olduğu bir ülkede önemli mevkilere ulaşmış, Türkiye’nin çok uzaklarda parlayan yüzünü gösteren dinamik bir genç nesildi karşıma çıkan. Ayrıca, Cumhuriyetimizin gurur duyacağı şekilde katılımcıların yarıya yakını doktorası olan bayandı. Bir seminerde buluşmuştuk. Tübitak organize etmiş, Northeastern Üniversitesi ev sahipliği yapmış, Avrupa Birliği (AB) ve American National Science Foundation (NSF) destek vermiş, Türkiye’nin en büyük ve en meşhur oniki üniversitesi ile sekiz şirketi sponsor olmuştu. Tübitak başkan yardımcısı ve Avrupa Birliği temsilcisi Marie Curie araştırma fonlarının nasıl kullanıldığını, bu fonların Avrupa Birliği üyeleri ve adayları tarafından Avrupa’nın gelişmesi ve kalkınması için nasıl dağıtıldığını anlattılar uzun uzun. Türkiye’nin bu fonları kullanmada Avrupa ikincisi olduğunu belirttiler. NSF temsilcisi, ABD ve AB arasındaki ortak projelerin nasıl yürütüldüğü hakkında bilgi verdi. Sonra üniversite temsilcileri aldılar sahneyi. Okullarını anlattılar birer birer. Anlattıklarını ve gösterdikleri sunuşları görünce gözlerime inanamadım. Yıllar önce ayrıldığım ülkemin üniversitelerinin ne kadar ilerlemiş ve gelişmiş olduklarını görünce gurur duydum.
Birgün sonra arkadaşlarımı ziyaret etmek için önce MIT, sonra da Harvard Üniversitelerini gezme fırsatım oldu. Ders verilen sınıfları, kampüslerin güzelliğini, araştırma laboratuvarlarının modernliğini ve büyüklüğünü, öğrencilerin dinamikliğini, onlara verilen değeri ve imkanları görünce hayran kaldım. Acaba dedim, bizim Türk üniversiteleri de birgün bir Harvard ya da MİT olur mu? Yani öyle yüksek seviyelere gelirler ki, biz araştırmacı ve akademisyenlere okullarını tanıtmak için binlerce kilometre yol gelmeye gerek kalmadan biz onların kapılarına kadar gidip sırada bekleriz. Ben o günlerin geleceğinden eminim. Ülkemden ayrı kaldığım yıllar içinde Türk Üniversitelerinin ne kadar hızlı gelişip büyüdüklerini gördükten sonra çok umutluyum. Böyle bir seminerle Türkiye’nin bilimde parlayan yüzlerini Boston’da biraraya getirdikleri için Tübitak’a çok teşekküler ederim.
Mahmut Ekenel
