
Erdoğan’ın yolunan sakal’ı ve/veya Bahçeli’nin Tüfek’i?! Hayrullah Mahmud yazdı.
Erdoğan’ın yolunan sakal’ı ve/veya Bahçeli’nin Tüfek’i?!
“Bir iç bunalımı ancak bir dış bunalım doğurur; öncelik her zaman dış politikada’dır.”
Alman tarihçi Franz Altheim
Bu çerçeve’de, AB’nin hardal’ı bol “Türkiye Raporu”nu yeni süreç’in bir başka kilometretaşı olarak değerlendirmekte fayda var.
“Ak Parti Ankara’sı ile buraya kadar!”
Alon Liel’in “Agrasif AB’ye girme süreç’i”, BOP’un final’inde “Agresif AB’den çıkmaya dayalı süreç’e” dönüşür ise ne olur, neler yaşanır?!
MHP genel başkanı Bahçeli’nin, aynı zamanda, Turgut Özal’ın 25. ölüm yıldönümü’ne denk getirilen “erken seçim” deklarasyonu; Ak Parti’yi “temellerinden sarsan” bir başka gelişme, örülmekte olan yeni süreç’in bir başka kilometretaşı.
KAYGAN KAYPAK ZEMİN
Nitekim…
Eski Cumhurbaşkanı Gül’ün konuşmadığı, Bahçeli, Kılıçdaroğlu, Karamollaoğlu, Demirtaş vb isimler üzerinden “dil’e geldiği” düşünülecek olursa, Erdoğan için zor günler.
Erbakan, Ecevit, Saddam, Menderes, Mursi hatırlatmasından sonra, süreç’in içine düşülen
“Özal’ın sonu” not’u.
“İnmedi, çıktı.”
Bu çerçeve’de cevap’ını arayan basit soru:
3 Kasım 2002’de açılan parantez, 4 Kasım 2018 Pazar günü kapanır mı?!
Erdoğan’ın “Yüzde 1″lik oy hesap’ı nerede nasıl biter?!
Zemin kaygan, süreç kaypak.
Yazı / Tura?!
Büyük resim’de yaşanan med & cezir kapsamında “TURA”.
Yere düşen laik bir çizgi, küresel aks’ta yaşanan değişim’e binaen, çok sert ve de hızlı bir şekilde yükseliyor.
“Lütfen Fransızcasını yazar mısınız?
İhtimal odur ki, yeni süreç’e uyum sağlayamayan bazı kelle’ler; İsrail / İran makas’ı üzerinden tasfiye edilecek!”
DEVALÜASYON & (NEO ANADOLU) İHTİLAL
Ki…
3 Kasım 2002’ye akan süreç’te ne yaşandı ise beş aşağı beş yukarı, 4 Kasım güncesi bağlamında, bir benzer’i yaşanmakta.
O gün, Derviş’in eli ile kalp masaj’ı yaptırılan ekonomi, bugün yeniden oksijen çadırı’nda; dolar almış başını yürümüş, 4 TL sınır’ı aşılmış, Euro’da 5, benzin’de litre fiyat’ı 1,5 dolar’a eşlenmiş, dökme suyla çevrilmeye çalışılan değirmen’de çark’lar durma noktasına gelmiş.
1 milyar dolar “at pazarlığı” ile başlayan hikaye, 2 milyar dolar ile benzer kısırdöngü’nün içinde savrulmakta.
3 Kasım’da, 220 milyar dolar olarak alınan toplam borç rezerv’i, her türlü özelleştirmeye rağmen üç katına tırmanmış…
AB ile o 3 Kasım öncesinde “pkk” üzerinden yüksek oktanlı polemik yaşanırken, bugün ise hem AB hem de ABD ile benzer rest’leşmeler yaşanmakta.
O gün MGK genel sekreteri Kılıç, rota’yı İran’a çevirmekten bahsetmişti, SAREM kurulmuştu, bugün ise Kızıl Elma.
O gün, ‘merkez medya’da “AKP gelemez, Erdoğan Muhtar bile olamaz” deniliyordu, bugün ise “gidemez, her şey’in kontrol’ü Erdoğan’da” vb.
Kaldı ki, 2012 Kıyamet takvim’inde, değirmen’e cansuyu akıtan kim varsa bugün kenar’da,
Doğan, Şahenk, Ülker vb.
O gün Ecevit, Irak operasyonu’na ayak diriyordu, Saddam’ın ayak’ına gidip söyleşi yapıyordu, bu sebep’ten Haberal’ın hastanesine yatırıldı; bugün ise Erdoğan eksen’i İran’a, Rusya’ya, ŞİÖ’ye kaydırdığı için benzer sıkışıklık’ta.
Patalya’nın, 3 Kasım (2002) kargo’sunda AKP vardı, 4 Kasım 2018 kargo’su sır değil!
“Anadolu İhtilali” ile gelen “Neo Anadolu İhtilali” ile süreç’in sonunda.
BAŞKAN’IN SIR’LARI
Nüans?!
Rüzgar ters esmeye görsün.
Muhallebi yerken kırılır ak diş’i.
Mezarlıklar nice vazgeçilmez ile dolu.
Dün’e dair ne kadar ayak’a takılmayan, üzerinden atlanan “çukur” var ise Emden olur, içine düşeni en derin’e çeker.
Bermuda Şeytan üçgeni olur, kaybeder, ara ki bulasın!
Bir devlet’in Cumhurbaşkanı’na ait sır’lar, en yüksek güvenlikle korunan sır’lardan yek’idir.
İsrail Cumhurbaşkanı Katsav’ın taciz / tecavüz iddiası üzerinden yargılanıp hüküm giymesi, Rusya lideri Putin’in o görüntüleri “izledim” demesi bu örnek’lerden yek’idir.
Sır’lara vakıf olan Putin değil, sadece 1. derecede istihbarat üreten adres, o sır’lardan bazılarını Putin ile paylaşmış, seslendirmesine izin vermiş, diye bakmak mümkün.
Eski İngiliz ya da Fransız Başbakanı’na ait sır’ların paylaşılması gibi.
Vatikan’daki karanlık perdeyi aralayan pedofili skandalı vb.
Clinton’un reddettiği Beyaz Saray’daki “oral seks iddiası”nın kaydının izletilmesi sonrası, penis’inin uç’undaki ben’i aldırtmasına rağmen, kameralar’ın karşısına geçip halk’tan yalan söylediği için özür dilemesi gibi.
Günümüz dünyasında tüm sır’lar bir tık ötede, klasik medya unsurları çok geriden geliyor.
Merkez Medya’nın ve hatta medya’nın tamamına sahip olmak, özenle dikilen Saddam heykel’ine harç koymaktan başka bir işe yaramaz.
BOP’ta sokak darbeleri, renkli demokrasi kalkışmaları üzerinden yükselmedi mi?!
‘BEYAZ (AK) İHTİLAL’LERİN SON’U
Bu anlamda, ‘zaman tüneli’nden bir başka enstantane:
Rüşdü Erdelhun, Genelkurmay Başkanı’dır.
Menderes, Bayar, “Tak” diye emreder, Genelkurmay Başkanı Erdelhun da “Şak” diye yerine getirir.
Buna rağmen DP mutlu değildir.
Menderes hem içte hem de dışta köşeye sıkışmıştır.
Kara Kuvvetleri Komutanı Cemal Gürsel, “Cumhurbaşkanı’nı görevden al, ihtilal ortamını o hazırlıyor” diye mektup yazar.
Menderes, ‘Çaresiz’dir!
Yüzde 222’lik devalüasyon da bu sürecin üzerine ekilen tuz biber olmuştur.
İhtilal’in iki gün öncesidir!
Menderes, yine istifa eder!
Yaşı nedeniyle idam edilmeyen Bayar, istifayı kabul etmez!
İşgüzar Fatin Rüşdü Zorlu, “Çaresi bulunur” der.
Bu Menderes’in aynı yıl içinde verdiği üçüncü istifadır.
1957 seçimlerinden bu yana, işler hiç de iyi gitmemektedir.
Halkın dinci – muhafazakar kesimi Menderes’i bağrına basarken, laik cenah’ın “beyaz ihtilal”den sıtkı sıyrılmıştır.
“Diktatörleştirilen” (!) Menderes, yalnızdır.
Bunalmıştır.
SIRTINI DÖNMEK
Hal böyleyken…
Takvim yaprakları, 25 mayıs 1960 tarihini göstermektedir.
Menderes, moral bulmak için kendini güçlü hissettiği Eskişehir’e gider.
Bir grup gazeteci ile birlikte Eskişehir Askeri Havaalanı’na iner.
Bu sırada alanda, bir grup hava subayı alanda beklemektedir.
Menderes tebessüm ile selamlar.
Başvekil, subayların arasındayken bir komut sesi duyulur:
“Geriye dön”!
Subaylar hep birlikte “Diktatörleştirilmiş” Menderes’e sırtlarını dönerler.
Menderes sararır:
“Bu ne hal?” diye sorar cevap alamaz.
Beklenen cevap, 24 saat sonra (27 Mayıs’ta) gelir.
IN & OUT
Hülasa:
Başbakan Menderes’ten farklı olarak, Erdoğan Cumhurbaşkanı!
Gül eski Cumhurbaşkanı’dır ama Erdoğan’a karşı duran diğer yüzde 50’nin fiili Cumhurbaşkanı.
Yani?!
Türkiye, BOP’un final sahnesinde, real politik’ten kaynaklı, ikiz Cumhurbaşkanı ile girdi.
Erdoğan, Türkiye’nin bir yarısının (Doğu Roma) Cumhurbaşkanı, Gül ise görevden ayrılmış olsa da, fiiliyat’ta Ak Parti dönemi kapanmadığı için diğer yarının (Batı Roma) Cumhurbaşkanı.
Yani?!
AKP (Gül), Ak Parti’ye (Erdoğan) karşı!
Nüans?!
Süreç’teki sıkıntılar’dan yek’i erken’e alınan seçim tarih’i ise diğer’i, Batı’ya verilen tutulması mümkün olmayan söz’ler diye bakmak mümkün!
Neo Sevr!
Acem Harp vb.
“Mehmed, Bir Cihan Fatihi” dizisi dahi, değişen konjonktür’e binaen reyting’e kurban gitti ise Türkiye sahnesinde bir şey’ler değişiyor demektir.
(Her şeyin sanal olduğu ortamda, reyting ölçümleri sanal değil mi?!)
Gençliğin dili ile ifade edecek olursak; siyasal İslam rüzgar’ı “out”, Lord’un mütalaasına binaen, “Deist” radikal laik rüzgar “in”!
REİS’İN SAKAL’INDAN KIL KOPARTMAK
Ve…
Son olarak…
Demem o ki: Erdoğan, 1 Mart Tezkeresi’ne “ret oy’u” verenleri tasfiye ederek, Ak Parti içinde “Tek Adam” haline geldi.
Demem şu ki: Ne var ki, “İran’la savaş sözü” kapsamında açılan parantez kapatılıyor.
Yes / No?!
BOP’un final’inde güncellenen “Yeni Demokrasi” tanımı kapsamında, Mursi’nin akibeti ortada!
Dünya 5’ten büyük denilse de, meydan’lardakilere “Rabia işareti” yaptırılsa da, Putin, “real politik” bağlamında, Sisi ile kol kola.
Ezcümle:
Soru:
İlm-i siyaset çerçevesinde konjonktür sakal yoldurtmaya müsait mi?!
El cevap:
Bahçeli’nin, Erdoğan’ın sakal’ından yolduğu “kıl” değil ise nedir ki?!
Anton Çehov, “Eğer duvardaki bir tüfekten söz ediyorsanız, öykünün sonunda mutlaka patlamalıdır” der.
Bir başka deyişle söyleyecek olursak, “Tüfek, Bahçeli’nin elinde”!
Nokta.
…
28 Şubat’a giden yol…
(Engin Kültür e-mail adresinden Ertan Abalı)
Hatırlamakta yarar var. Nereden nereye nasıl gelindi.
Aydınlığa koşarken ortaçağa nasıl dönüldü. Hayret etmemek elde değil. Nereden nereye nasıl gelindi… Lütfen sonuna kadar okuyunuz.
4 Şubat 1949: İki “meczup” Meclis’te ezan okuyor.
15 Şubat 1949: İlkokullarda isteğe bağlı olarak din dersleri okutulmaya başlanması öneriliyor.
1 Mart 1950: CHP hükumeti, Tekke ve Türbelerin Kapatılmasına Dair 677 sayı yürürlükten kaldırıyor. Türk büyüklerine ait olanlar ve sanatsal değer taşıyanlar Milli Eğitim Bakanlığınca(!) halka açıldı. Açılan türbe sayısı ilk aşamada 19 idi.
12 Nisan 1950: Mareşal Fevzi Çakmak için düzenlenen cenaze töreninde gericiler dini siyasete alet ederek gövde gösterisi yapıyor.
29 Mayıs 1950: Başbakan Menderes, sadece “Millete mal olmuş inkılâplarımızı saklı tutacağız ” diyerek irticaya ilk işareti veriyor.
16 Haziran 1950: Ezanın Arapça okunması yasağı kaldırılıyor.
5 Temmuz 1950: Radyoda dini program yayınlama yasağı kaldırılıyor.
21 Ekim 1950: Milli Eğitim Bakanlığı, okullarda din derslerinin zorunlu olmasına karar veriyor.
3 Aralık 1950: Arap harfleriyle tedrisat yapmak için gizli ya da aleni dershane açanlar hakkında 23 Eylül 1931 günlü, 12073 sayılı kararnamedeki yasaklama kaldırılıyor. Böylece Kuran kursu ve imam hatip okullarına yeşil ışık yakılıyor.
1953: Köy Enstitüleri, İlköğretmen Okulları ‘na dönüştürüldü.
1953: Yasa değişikliği ile “Siyasi yayın ya da beyanlarda bulunmak, öğretim üyeliğinden çıkarılmaya neden olan bir suç” sayılmaya başladı.
1954: 25 yılını dolduran öğretim üyelerinin emekliye ayrılmasını sağlayan yasa ile öğretim görevlilerini bakanlık emrine alan ya da görevden uzaklaştırmayı sağlayan yasa çıkarıldı.
1955’te Başbakan Menderes, DP Meclis grubunda arkadaşlarına şöyle sesleniyor: “Siz öyle güçlüsünüz ki, şu anda isterseniz Anayasa’yı bile değiştirebilir, hilafeti bile getirebilirsiniz. ”
1956’da Menderes, Konya’da halka hitap ederken “Ortaokullara din dersleri konulacağını” açıklıyor.
13 Eylül 1956: Ortaokul ders programlarına seçmeli din dersleri konuyor.
1957’de Başbakan Menderes, Ödemiş’te halka yaptığı konuşmasını bir kasaba imamı gibi bitiriyor: “Allah, münafıkların şerrinden hepimizi korusun.” Genel seçimler yaklaşınca hızını alamıyor ve seçmene şu vaatlerde bulunuyor: ” İstanbul’u ikinci bir Mekke, Eyüp Sultan Camii’ni de ikinci bir kâbe yapacağız.”
14 Şubat 1957: Başbakan Menderes, Ankara’da Kocatepe Camii’nin yapımı için Cami Yaptırma Derneği ‘ne 100.000 TL bağış yapıyor.
19 Mayıs 1957: Kayseri ‘de halka yaptığı açıklama Menderes, “DP’nin iktidarda olduğu yedi yıl içinde yeni 15.000 cami inşa edildiğini ve başta Süleymaniye olmak üzere 86 caminin onarıldığını, Süleymaniye’nin 500’ üncü yıl dönümünü kutlamak için Müslümanların İstanbul’a davet edileceğini ” söylüyor.
1957 – 1958: Liselere seçmeli din dersi kondu.
1959: Din dersleri öğretmeni yetiştirmek için Yüksek İslam Enstitüsü açıldı.
26 Haziran 1965: Milli Eğitim bakanı Cihat Bilgehan, ” İmam hatip okullarını bitirenlerin, ilkokul öğretmeni olabileceklerinin” müjdesini veriyor.
15 Nisan 1966: Atatürk büst ve heykellerine karşı gericilerin saldırıları sürüyor.
31 Mayıs 1966: Demirel, Kayseri’de halka yaptığı konuşma hedef saptırarak şunları söylüyor: “Bugün Türkiye’de gericiliğin yaşamasına uygun koşullar artık bulunmamaktadır.”
17 Mayıs 1967: İmam hatip okullarını bitirenlere üniversitelere girme hakkı tanınıyor.
20 Ağustos 1967: İzmir ‘de İslam Enstitüsü’nün temelleri Başbakan Süleyman Demirel tarafından atılıyor.
Aralık 1967:Meclis’te iftar yemekleri verilmeye başlanıyor.
21 Şubat 1968: Milli Eğitim Bakanı İlhami Ertem, “Hükümetimizin amacı her ilde bir imam hatip okulu açmaktır” diyor.
19 Şubat 1969: Mehmet Şevki Eygi adlı emperyalizm fedaisi ABD’nin 6. Filosu’nu protesto eden yurtsever gençler üzerine ABD bizim kâbemiz, cihada hazır olun “sloganları ile dincileri saldırtıp o günün tarihlere Kanlı Pazar ” olarak geçmesini sağlamıştır.
1 Ekim 1969: Seçimlere bir gün kala Adalet Partisi’nin kır’atlı Kuran dağıttığı haberleri basına yansıyor.
26 Ocak 1974: Milli Selamet Partisi genel seçimlerden 48 milletvekili ile çıkıyor.
1974 – 1977: Din kültürü ve ahlak dersi zorunlu kılındı.
1975-1976: Bir yıl içinde 70 imam hatip okulu açılıyor.
1976-1977:Bir yıl içinde 77 imam hatip okulu daha açılıyor.
1977-1978: Açılan bu imam hatipler yetmemiş olacak ki bir yıl içinde 86 tane daha açılıyor. Bu üç yıl boyunca Başbakanlık koltuğunda Süleyman Demirel oturuyor.
21-25 Aralık 1978 Kahramanmaraş’ta meydana gelen olaylarda resmi açıklamalara göre 111 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı…. Sol parti ve dernek binaları ateşe verilmiş, Müslümanlar cihada çağrılarak duvarlara “Allah için savaşa, Müslüman Türkiye” sloganları yazılmıştı. Buna karşın Süleyman Demirel, şunları söylemişti: “Bana sağcılar, milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz”
12 Haziran 1979: MSP Genel Başkanı Necmettin Erbakan şunları söylüyor: “Hafta tatili Cuma günü olmalı. Nikâhı müftüler kıymalı. Mekteplere Kuran dersi koymalı. Bu milletin mektep kitapları niye Allah adıyla başlamıyor? ”
4 Temmuz 1980: Çorum Katliamı gerçekleştiriliyor. 58 kişi katledilirken başbakan Demirel “Çorum’u bırakın Fatsa’ya bakın!” diyerek “solun kalesi” diye anılan Fatsa’yı hedef gösteriyordu.
22 Temmuz 1980: Kemal Türker’in öldürülmesi.
7 Eylül 1980: MSP’nin Konya’da düzenlediği mitingde yobazlar tarafından şu sloganlar atılıyordu: “Dinsiz devlet yıkılacak elbet…Şeriat gelecek… Laiklik dinsizliktir… Anayasa Kuran… Ya şeriat ya ölüm… Cihada hazırız…”
12 Eylül 1980: Amerika’nın fedailiğine soyunan, Amerikalıların “bizim çocuklar” dedikleri generaller tarafından darbe yapılarak tüm siyasi parti ve dernekler kapatıldı. Demokrasi güçlerine karşı topyekun bir seferberlik başlatıldı. Dizginlerini koparan zor, zulüm ve işkence doruğa çıktı. Ülkenin aydınlanmacı birikim üzerinden silindir gibi geçildi. Bu satırların yazarı bile bundan payını alarak 92 gün işkence gördü. Ulusal birlik yerine dinsel birliği öne süren, ulus yerine ümmet anlayışını ön plana çıkaran, günlük konuşmalarını bile dinsel motiflerle süsleyen gerici 12 Eylül’ ün darbesinin mimarı Kenan Evren, 10 Ağustos 1981 tarihinde Çanakkale’de yaptığı konuşmada “Muhterem din adamlarının elini öpeceğiz ” diyordu.[1] “Gerçekte,” der Machiavelli, “hiçbir ülkede olağandışı bir yasacı yoktur ki, Tanrı ‘ya başvurmuş olmasın; yoksa koyduğu yasaları kimse kabul etmezdi. Gerçekte bilge kişinin bildiği birçok yararlı bilgi vardır. Fakat aynı bilgilerde, başkalarını inandıracak ölçüde açık bir takım nedenler yoktur.”[2] Darbe rejimi, 2842 sayılı yasayı 16.6.1983 tarihinde yürürlüğe koyarak bu yasanın 10. Maddesiyle İmam Hatip Lisesi mezunlarının yüksek öğretim kurumlarına girmelerini sağladı. Bununla da yetinmeyerek, 1983 yılında 1739 sayılı yasanın 31. maddesinde yaptığı değişiklikle, cami imamı olarak yetişenlerin okullarda öğretmen olmalarına yasal dayanak hazırlandı.
12 Eylül’de gerçekleştirilen Amerikancı darbeden sonra İsmet İnönü ‘nün oğlu veto edilerek seçimlere katılması engellenirken Nakşibendi tarikatının üyesi olan Turgut Özal’ın Çankaya ‘ya kadar tırmanması sağlandı. Nitekim Özal ‘ın, “12 Eylül olmasaydı iktidara gelemezdik” biçimindeki açıklaması 14.8.1987 tarihinde basına yansıdı. Mart 1987: Demirel, Öğretim Birliği Yasası’nın bir devrim yasası olduğunu ve değiştirilmesinin olanaksız olduğunu gözardı ederek şunları söylemiştir: “Siyasetin emrinde din değil, başka hakların kullanılmasına yaptığı gibi, siyaset dine hizmet edecek. Bunda yadırganacak bir şey yok. …Tevhidi Tedrisat Kanunu bir semavi kitap değildir. Şayet Kuran kursları ve din eğitimi bu kanuna ters düşüyorsa, yanlış olan din eğitimi değildir. Tevhidi Tedrisat Kanunu’dur. …Laiklik çiğneniyor diye yapılan tartışmalar, bir yerde din ve vicdan hürriyetinin kullanılmasını baskı altına almaktır.
1989: TCK’nın Türkiye ‘de din devleti kurulmasını suç sayan 163. maddesi kaldırıldı. Bu maddenin kaldırılmasına karşı çıkan aydınlar birer birer öldürülmeye başlandı.
28 Aralık 1989: Üniversitelerde türban serbest bırakıldı.
31 Ocak 1990: Prof. Dr. Muammer Aksoy’un öldürülmesi.
7 Mart 1990: Çetin Emeç’in öldürülmesi.
4 Eylül 1990: Turan Dursun’un öldürülmesi.
6 Ekim 1990: Prof. Dr. Bahriye Üçok’un öldürülmesi.
24 Ocak 1993: Uğur Mumcu, “İmam-Subay ” başlıklı yazısından iki gün sonra bir suikasta kurban gitti.
2 Temmuz 1993: Sıvas ‘ta her yıl geleneksel olarak düzenlenen Pir sultan Abdal Kültür Etkinlikleri’nin 3. gününde, Müslümanlar ortalığı kana buladı. Ülkemizin yetiştirdiği en değerli aydın, düşünür, bilim adamı, sanatçı ve edebiyatçılardan 37 kişi diri diri yakıldı. Çoğu çevre illerden gelerek Madımak Oteli’ni ateşe verenlerin attığı ortak sloganları şunlardı: ” Zafer İslam’ın… Cumhuriyet Sıvas’ta kuruldu, Sıvas’ta yıkılacak! Şeriat gelecek zulüm bitecek… Kahrolsun laiklik…”
27 Mart 1994: Yerel seçimlerle RP’nin yükseliş ivmesi devam etti. 22 ildeki belediyelerin, Ankara ve İstanbul ‘daki anakent belediyelerinin tüm olanakları RP’nin eline geçti. Bunlar, iktidar yolunda önemli kilometre taşları olacaktı. Erbakan, “Refah iktidara gelerek. Sorun ne? Geçiş dönemi sert mi olacak, yumuşak mı? Kanlı mı olacak? Kansız mı? 60 milyon buna karar verecek” diyordu.
5 Nisan 1994 tarihli kararlarını ilan ederken “Sion sosyalist devleti de yıktık” sözleriyle Kemalizmin sosyal devlet alanında sağladığı cılız da olsa kazanımları kastediyordu.
10 Kasım 1994: Anıtkabir’de Atatürk’ e çirkin bir saldırı yapıldı. Saldırgan, “Taşlara, kemiklere secde etmeyin. Taşlar sizi kurtaramaz. Kur’ana davet ediyorum.” diye slogan attı.
11 Ocak 1995: Onat Kutlar’ın öldürülmesi.
9 Ocak 1996: Metin Göktepe’nin öldürülmesi.
3 Kasım 1996 da Susurluk’ta meydana gelen bir trafik kazasında mafya, siyasetçi, polis ilişkileri açığa çıktı. Başbakan Erbakan ‘fasa fiso’ dedi, Adalet Bakanı Şevket Kazan ise, aydınlık için bir dakika karanlık toplumsal eylemi için “Mumsöndü oynuyorlar” dedi.
1997: Refah Partili Sincan Belediye Başkanı Bekir Yıldız, “Laiklere şeriat enjekte edilecek” diyordu.
11 Ocak 1997’de, Dönemin Başbakanı Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutunda tarikat liderleri ve şeyhlere iftar yemeği verdi.
1997: Şevket Yılmaz , “Allah’ın size soracağı soru şöyle: Küfür düzeninde İslam Devleti olsun diye niye çalışmadın? ” Hasan Hüseyin Ceylan, “Bu vatan bizimdir, rejim bizim değildir kardeşlerim. Rejim ve Kemalizm başkalarınındır. Türkiye yıkılacak beyler!”
Kayseri Belediye Başkanı Şükrü Karatepe, “Bu törenlere içim kan ağlayarak katılıyorum. Bu düzen değişmeli. Bekledik, biraz daha bekleyeceğiz. Gün ola harman ola. Müslümanlar içlerindeki hırsı, kini eksik etmesin.” Şanlıurfa Belediye Başkanı Çelik, “Ben kan dökülmesini istiyorum. Demokrasi böyle gelecek, fıstık gibi olacak.” diyorlardı.
Ve Nihayet Şubat 1997… Özal’ın halefi olan Başabakan Necmettin Erbakan, Başbakanlık Konutu’nda verdiği iftar yemeğine Türkiye’nin en ünlü din baronlarını davet ederek, toplumsal gerilimi tırmandırdı. Laikliliğin tanımı bile değiştirilerek, “Laiklik, din özgürlüğüdür”, “Din ise birleştirici ve lâzımdır” denilmeye başlandı. Eğitim yoluyla bu ülkede, “İktidar olursak,” içkinin içilip içilmeyeceğini referanduma götürürüz” diyen Tayyip Erdoğan gibi şeriat özlemcisi kafalar yetiştirildi. Bu kafa sahipleri, iktidar olup cesaret ettikleri takdirde çarşafı, Arap alfabesini, dört kadın ile evlenmeyi de referanduma götüreceklerinden, bir yandan uluslararası yeşil sermaye gücü, öte yandan da din istismarı yoluyla bunu topluma kabul ettirip uygulayacaklarından, artık hiç kuşkumuz kalmadı.
21 Ekim 1999: Prof. Dr. Ahmet Taner Kışlalı’nın öldürülmesi.
18 Aralık 2002: Prof Dr. Necib Hablemitoğlu ‘nun öldürülmesi.
Şimdi ise Sevr kapımızın eşiğinden sırıtıyor.
AB’nin parçalanması nasıl önlenebilir?
Alman ordusunun 2040 yılı için felaket senaryoları
Alman ordusunun ifşa edilen gizli raporundaki muhtemel felaket senaryoları tartışmalara yol açtı. Uzmanlar bu senaryoları ve Almanya-Türkiye arasında savunma alanındaki işbirliğinin geleceğini DW Türkçe’ye değerlendirdi.
(…)
Arşiv’den (31 Mart 2017) KİTAP Özeti şu:
“Gizli odalarda purolarını tüttürüp viskilerini yudumlayan birkaç milyarderin, bırakın Dünya’yı kontrol etmeyi, olup biten her şeyi anlamasına bile imkan yoktur.”
(Sayfa 393, Homo Deus, yarının kısa tarihi, Yuval Noah Harari, Kolektif Kitap)
Şimdi bu kitap’ta yer alan satırlar üzerinden süreç’e bakacak olursak:
1. Gehlen (JANUS) ekibi, seküler bir ağız ile gelecek öngörüsü yapmış, çok değişkenli. Bilgisayar, siber dünya, teknoloji vb unsurlar üzerinden projeksiyon, olsa olsa yöntemi… Nüans?! Ölüm varken dünya cehennem’e dönmüşken, robotlar ya da ölümsüzlük çağ’ında dünya nasıl olur, ölüm’e muhtaç bir dünya mı?
2. Diyor ki, dün’ün hikayesi dün’de kaldı. Artık zenginler, sistem’i ele geçiren güç’ün paralı askeri! Misal, Rockefeller öldü, ki, ölümsüzlük araştırmasını finanse eden işadamlarından biriydi. Başka?! Uzan şimdi nerede, ne kadar anlıyor süreç’ten? Karamehmet, Doğan, AKP’li zenginler vb?! Yani, diyor ki, süreç çok kompleks, para’ya sahip olmak yetmez, nitelikli bilgi şart. Yeni süreç’te kazanmak için danışmanlık ederi ödenmeyecek, süreç Neo II. Dünya Savaşı ise bilakis kazandıklarını korumak isteyen danışmanlık hizmeti satın alacak.
3. Kitabı yazanın ismine takılmadan söyleyelim, ne demiştik geçmişte, siz hiç milyar dolarlık adam oldunuz mu? Kitap’ta ne diyor, efsaneler çağı sona eriyor. Para’nın içine stratejik zeka kaçmamış ise mongol kafa insan ne ise beyin’siz para da o mana! Kağıt parçası. Başka?! Günümüz dünyasında güvenlik hayat memat mesele, bir de nitelikli istihbarat. Gelecek öngörüsüne sahip olmayan sermaye, anlık kazanabilir ama 1 şey değişir, bilgi sahibi olunmaz ise çok hızlı kazanılanlar kaybedilebilir. Mesaj bu!
Vs vs vs.
Not: Eczacıbaşı Yahudi İngiliz sermayesi mi yoksa Türk sermayesi mi?! Zorlu, Türk mü yoksa Yahudi Alman sermayesi mi? Ülker? Vb! Gördüklerinin yarısına! Çoklu satranç oynayan, her kesim’den adam’ı alır, yaşadığı ortam içinde kendi adına besler, sonra da amaç’a giden yol’da kullanır. ABD’den Rusya’ya, İsrail’den İran’a, Vatikan’dan Çin’e, Türkiye’ye vb hikaye budur, İngiliz / Alman rekabeti.
“Bu anlaşma uğruna üç ülke bölündü”
Ukrayna, AB ile ortaklık anlaşması imzalandı!
Ukrayna, Moldova ve Gürcistan liderleri, Brüksel’de AB ile serbest ticaret ve siyasi ortaklık anlaşmalarına imza attı.
Nokta.
(…)
Yorum şu:
Derin Almanya bu rapor üzerinden “her durum’a hazırlıklıyız”, mesaj’ı veriyor.
Eşzamanlı, çıkış olarak AB sürecini gösteriyor.
AB (Neo Nuh’un kayığı) çöker ise Neo II. Dünya Savaşı çerçevesi’nde Kıyamet.
Nüans?!
Nükleer Kıyamet.
ABD’nin siyasal kürtlere verdiği silahlar, geçmiş dönem’in silahları.
İran ya da eksen kaydıran Türkiye’ye karşı kullanılan, kullanılacak olan…
Savaş’ı da, kaos’tan çıkması istenen sulh’ün matematiğini de doğru okumak elzem.
II. Dünya Savaşı “atom bombası” üzerinden bitti, velev ki, Neo II. Dünya HAARP’i, o zaman süreç “nükleer”.
Nokta.
18 Nisan 2018
Hayrullah Mahmud
