Resim ve Ebru’nun sanatta birleştiği an!
Tarihi dokuyu ebru ve resme döken sanatçı Nilüfer Tütüncü, Türkiye başta olmak üzere Japonya, Makedonya ve ABD’de açtığı sergilerle Türk kültür mirasını sanatın evrensel diliyle tanıtıyor.
Binlerce yıllık Anadolu medeniyetini resim ve ebru sanatının estetik cazibesiyle birleştiren Tütüncü, kendine has bir teknikle ebrulanmış kağıt, kumaş, seramik ve deri üzerine uyguladığı resimleri içindeki figürler kadar etkileyici.
Eserlerinde on bin yıllık Anadolu kültürü ve sanatından etkilenerek yaptığı herbiri tek ve benzersiz olan zengin renklerle harmanlanmış ebru işlerinin üzerine modern tekniklerle birleştirdiği ‘Harem Sultanları’nı sergileyen Nilüfer Tütüncü, Osmanlı kadınlarını bizim gözümüzden New York’lu sanatseverlerle buluşturdu.
Adeta bir kültür elçisi gibi anlamlı bir çerçevede sanatını ve Türkiye’yi anlatan sanatçı, geçtiğimiz haftalarda New York’ta ilk solo sergisini açtı. Dünyanın en büyük sanat fuarı olan ve önceki yıllarda Andy Warhol, Keith Haring ve Robert Rauschenberg gibi dünyaca ünlü sanatçıların katıldığı 32. New York ArtExpo’da ‘Harem’in Kadınları’ adlı eserleriyle açtığı sergisinde Nilüfer hanım ile sanatı ve yaşamını konuştuk.
New York’ta ilk serginiz mi?
Evet. New York Art Expo’daki sergim bir solo sergiydi ve ilk kez galeri ve müzeler dışında bir alanda bu kadar kalabalık bir gruba hitap ettim.
New York’taki bu ilk solo serginiz olan ‘Harem’in Kadınları’ nasıl geçti, genel bir değerlendirme yapabilir misiniz?
Muhteşemdi diyebilirim. Beklemediğim bir ilgiyle karşılaştım. Bu sergi benim için çok özeldi çünkü sergiyi ziyaret edenler sanatla birebir alakadar insanlardı. Katılımcılar arasında sanat dünyasından galericiler, sanatçılar, eleştirmenler, öğrenciler, koleksiyonerler, sanat tarihçileri ve film yapımcıları vardı. Hepsiyle tek tek konuşup fotoğraf çekirdim. Ziyaretçilere sanatım hakkında bilgi verdim. Onlar da beğeni dolu sözlerle mukabelede bulundular.
İlk kez mi böyle bir ilgiyle karşılaştınız?
Hayır, daha önceki Japonya’nın Tokyo ve Kyoto şehirlerinde açtığım sergilerimde de ilgi çok büyük oldu. Hatta belki biraz abartı gelecek ama Kyoto City Museum’da sergim bitip demir alma zamanı gelince Japon dostlarımla birlikte ağlamıştık. Geçen yıl Temmuz ayındaki Bodrum Su Altı Müzesi’ndeki sergiye ziyaretçiler geç saatlere kadar geliyorlardı ve akşam dokuzda binbir zorlukla kaapatabiliyorduk. Herkes turist olduğu için Bodrum’dan ayrılmadan önce sergiyi gezerek farklı bir atmosfer soluklamak istiyordu.
Eserlerinizde en çok neyi beğeniyor ziyaretçiler?
Ebru sanatının estetize yönü katılımcıları çok etkiliyor. Ve ebrunun resimle birleşmesi tablolara çok farlı bir mistik hava katıyor elbette.
Harem’in Kadınları serginizdeki eserlerinizde resmedilen kadınlar kim?
Osmanlı hanedanına mensup Sultan’ın eşleri ve kızları.
Neden Harem ve onun kadınları? Sultan eş ve kızları sizi neden bu kadar etkiliyor?
Bir kadın sanatçı olarak kadınların duygularına tercüman olmak o anki hatta tüm geçmiş duyguları bile portrelerimin yüzünde vurgulamak isterim. Harem ise benim en çok ilgimi çeken yerdir. Yıllardır yanlış olarak bilinen Harem’i ve içinde yaşayanları sanatımla doğru anlatmaya çalışıyorum. Harem, korunan ve mukaddes yer anlamına geliyor. Harem konak, saray ve hatta eskiden evlerde genellikle iç avluya bakacak şekilde planlanan, kadınların yabancı erkeklerle karşılaşmadan rahatça günlük hayatlarını sürdürebildikleri bölümdür. Saraylardaki Harem yaşamını ise yıllardır araştırıyorum ve bu konuda bir çok belge topladım. Bu mekanları defalarca gezdim ve inceledim. Orada gerçekten çok özel kadınlar yaşamış tarih boyunca. Sultanın eş ve akrabaları. Bu kadınların hemen hepsinin ortak yanlarından biri çok güzel, akıllı ve marifetli olmaları. Bu kadınlar çok özel yetiştirilirlerdi. Onları yetiştiren ‘Harem-i Humayun’ adında özel okullar vardı ki bu okullar bilinenin aksine Osmanlı’da devlet adamları yetiştiren ‘Enderun’ mektepleriyle yarışabilecek düzeyde kaliteli eğitim veriyorlardı.
Bu kadınlar üzerine başka çalışmalarınız da oldu mu?
Evet. Harem kadınlarının sultan eş ve kızlarından tarihte öne çıkmış ve gösterişli olanlarını ‘Kadın Sultanlar’ adı altında Basın Enformasyon Genel Müdürlüğü’nün sergi salonunda sergiledim. O çalışmalarımda, tablolardaki bayanların taşıdıkları Osmanlı asaleti, güç ve kudretle beraber kadınsı duyguları da yansıtmaya çalıştım.
Eserlerinizde tarihselliğe önem veriyorsunuz yani ilham kaynağınız geçmiş dönem diyebiliriz. Peki hep Osmanlı’dan mı seçmeler var çalışmalarınızda?
Aslında hayır. Beni sadece Osmanlı değil Anadolu toprakları üzerindeki tüm uygarlıklar ve onların sanatları etkiliyor. Uzun zamandır hazırlandığım Anadolu’da kadın tanrıçalar üzerine çalışmam yine kadınsal duyguları yansıtıyor. Harem kadınları eserlerimde bu kadınların yüzünde ve ruhlarında hissettiğim tüm duygular tükenene dek sürecek.
Yapımlarınızda kadın portreleri hakim, erkek ya da doğa gibi başka fügürlere yer yok mu?
Konularımı seçerken belli bir ayrımım yok. Evet belki kadın bir sanatçı olmam hasebiyle kadınlar beni daha fazla etkileyebiliyor. Fakat beni cezbeden her konuda çalışıyorum. Erkek figürler de çok kullanıyorum. Mesela semazen portreleri. 2007 ‘Unesco Mevlana’ yılı için bu tarihten iki yıl önce İstanbul’da sahaflardan kitap topladım ve çok farklı bir çalışma olmasını istediğimden oğlak derilerine dünyada ilk kez ebru teknğiyle beraber Mevlana derviş semazen portreleri çizdim. Geçtigimiz yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde sadece Osmanlı Padişahlarını sergiledim dolayısıyla hepsi erkekdi. ‘World Water Forum İstanbul’da iki yıl önce kendi geliştirdiğim bir ebru tekniğiyle kağıt üzerine ebru işleyerek İstanbul’daki Osmanlı çeşmelerini çizdim.
Eserlerinizi yapmaya başlamadan önce karar ve hazırlık aşaması nasıl oluyor? Seçimlerinizi neye göre yapıyorsunuz?
Ön hazırlık çalışmaları ve araştırmalar yapıyorum. Bu süreç bazen iki yıl bile sürebiliyor. Araştırmalarım neticesinde ilgimi en çok çeken konuları seçiyorum ve bu başlıklar altında daha fazla bilgi toplamaya başlıyorum. Konumla ilgili her gittiğim ülkenin sanat kütüphanelerine, sahaflara va müzelere çok fazla zaman harcıyorum. Tercihlerim konusunda tarihi ögeler birinci sırrada yer alıyor.
Günümüzde modern sanatlarla birlikte bir çok sanat dalı mevcut. Kimya mühendisliğinden sonra güzel sanatlar eğitimi aldınız dolayısıyla sanatın diğer dallarına da aşinasınız ve aynı zamanda ressamsınız. Neden ebru? Ebru sanatıyla nasıl tanıştınız? Bu sanata başladıktan sonra sizi etkileyen hoca(ları)nız oldu mu?
Herkesin ebru ile tanışıklık hikayesi farklıdır. Benim öyküm ise bambaşka. Çok az rastlanan bir hastalığa yakalanmıştım. Hassas bir bünyem ve duygusal bir yapım olduğunu bilen doktorlar en ufak bir üzüntü ve stres durumunda hastalığımın tekrar nüksedebileceğini söylediler. Eski bir kitapta ebru yapmanın meditasyon yerine geçtiğini okumuştum ve bu yazı üzerine bir ebru kursuna yazıldım. Ama kursta iki ders sonrası o sırada yurtdışında mimarlık okuyan kızımın yanına ziyarete gitmiştim. Kızımda on gün kalıp Türkiye’ye döndükten sonra ebru derslerine yeniden devam etmek istemiştim. Fakat hocamız bana çok ders kaçırdığımı artık kursa devam etmesem de olacağını söyledi. Hocanın çok hevesli olmamdan hoşlanmadığını dolayısıyla kıskandığını düşünmüştüm zira kursa iki ay ara verip de geri dönen öğrenciler vardı. Ebruyu iki derste dört kere yapmam beni etkilemeye yetmişti ve o hevesle evde kendi kendime yapmaya başladım. Akla gelebilecek herşeyi özellikle tabiattaki her çiçek ve canlıyı ebruya aktarıyordum. En çokta nilüferleri çiziyordum.
Benim ebru ile dünyam böyle başladı; hastalığımı bir imtihan, o kitabı okumayı bir yol ve ebruyu da şifa olarak gördüm ve bundan sonra çizdiğim her resmimin ilk aşamasında ebru yapmayı kendime bir misyon olarak seçtim.
Peki yurtdışına açılmanız nasıl oldu?
Bir gün yine sahafları gezip kitap toplarken nilüferlerin fotoğrafını sahafçıya gösterdim, o da bana Fuat Başar hocaya göstermemi önerdi ve kendisine Fuat hocanın ne söylediğini dönüp ona söylememi istedi. Haftasonu oğlum arabasıyla tüm ayasofyayı dolaşıp bulamadığımız hocanın yerini dönerken yemek yediğimiz restauranttaki garson çocuk gösterdi. Nihayetinde Fuat beyle görüştük. Fuat hocanın bana ilk sorusu “hocan kim” oldu ve ben de “hiçkimse kendim” dediğimde eserlerime bakıp “belli çekişinden” diye karşılık verdi ve o anda bana yurt dışında sergi açmamı önerdi. Böyle bir şeyi ilk kez o tavsiye etmişti.
Bir süre sonra ABD’de Purdue Üniversitesi’nde okuyan oğlumun yanına giderken bavula koyup götürdügüm ebru çiçek ve manzaralarını kendisinin oldukça büyük bir galerisi olan şehrin kütüphane müdürüne gösterdik. Müdür bey çok beğendi ve sergi açabileceğimizi söyledi. Ve böylelikle yurtdışında ilk sergimi açmış oldum. Bu serginin sonunda bir kutu dolusu kartvizitlerle birlikte bir sürü sergi teklifi ve yabancı bir gazeteden söyleşi talebi aldım.
Beni Fuat hocaya yönlendiren sahaf Halil beye İstanbul’a her gittiğimde mutlaka uğrar ve sergi davetiyelerimi götürürüm. O da ziyaretimdem çok memnun olur ve davetiyeleri görünce gözleri yaşarır. Bu manzara karşısında ben de öğretmeninden aferim alan bir öğrenci gibi seviniyorum.

Modern sanatla geleneksel sanatı birarada yapmak zor olmuyor mu?
Hayır, bilakis çok keyifli. Sıradan olmayan bir şeyi ortaya koyuyorsunuz bu da oldukça zevkli.
Kültür Bakanlığı’nın takdiri oldu mu?
Geçen yıl Kültür Bakanığı’nca ‘Somut Olmayan Sanatlar Sanatçısı’ seçildim. Geleneksel sanatlarda geleneği kendi oluşturan bir ilkdim herhalde.
SEMANUR YILDIZ , NEW YORK /Zaman





