Sinema-siyaset ilişkisi Türkiye’ye 1896’da girdi. İlk gösterim 2.Abdülhamit döneminde gerçekleşti. Şimdilerde liderler sinemalarda boy gösteriyor. Ancak hala sıradan bir şey değil, öyle ki her filme gittiklerinde haber oluyorlar. Siyasetçinin sinemaya gitmesi keyif için yapılan bir faaliyet mi, topluma verilen mesajın pekiştirilmesi mi? Araştırdık…
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun sinemaya giderek Nuri Bilge Ceylan’ın Bir Zamanlar Anadolu’da filmini izlediğini öğrenince, siyasilerin sinemayla ilgisi geldi aklıma. Ülkenin geleceği üzerine söyleyecek sözleri, iddiaları olan insanların hayal güçlerinin zorlandığı, tarihin yeniden şekillendirildiği bu alana ilgileri, katkıları ya da tavırları ne durumdaydı. Sinemaya giderler mi, giderlerse hangi filmleri tercih ederler diye araştırınca işin daha farklı boyutları çıktı ortaya.
Ama iki kavramı birbirine karıştırmadan önce her zaman yaptığımız gibi Türk Dil Kurumu sözlüğüne danışalım.
Sinema: Herhangi bir hareketi düzenli aralıklarla parçalara bölerek bunların resimlerini belirleme ve sonra bunları gösterici yardımıyla karanlık bir yerde, bir ekran veya perde üzerinde yansıtarak hareketi yeniden oluşturma işi.
Siyaset: Devlet işlerini düzenleme ve yürütme sanatıyla ilgili özel görüş veya anlayış.
Farkında mısınız, TDK sinemayı değil, siyaseti sanat olarak görüyor; ‘devlet işlerini yürütme’ sanatı. Aslında TDK haksız değil. Siyaset gerçekten hem icrası hem de anlaması zor bir sanat. Özellikle siyasi partilerin önde gelen isimlerini takip ettiğim dönemlerden bilirim ki; siyasiler de sanatçılar da sıradan insanlar değil; özel insanlar. İkisi de halktan görecekleri teveccüh üzerinden devam ederler yaşamlarına. Ya vardırlar ya da yok.
Bütün bu değerlendirmelerin ardından ‘sinema ve siyaset’ ilişkisini, gerçek anlamda değerlendirebilecek birine sorduk. Ankara Gazi Üniversitesi İletişim Fakültesi Radyo, Televizyon, Sinema Bölümü Öğretim Üyesi Serdar Öztürk’e danıştık.
İLK FİLM SARAYDA
– Siyasetçinin sinemayla ilişkisi ne zaman başladı?
Sinema Türkiye’ye girdiğinden itibaren sinema ve siyaset ilişkisi her zaman vardı. Sinema ilk defa 1896’da Türkiye’ye girdi ve ilk gösterim, iktidarın mekanında yani Saray’da gerçekleşti. İlk gösterim II. Abdülhamit döneminde gerçekleşti. Bu dönemin sansür koşulları değerlendirildiğinde, sinemanın basın ve diğer kitle iletişim araçlarıyla birlikte siyasetçilerin denetiminin dışında bulunması düşünülemez. Bunun dışında vurgulanacak bir başka husus, yöneticilerin her daim kendi imajlarının inşası ve yayılımında sinemadan yararlandığıdır.
– Sinemayla en ilgili siyasetçi kimdi?
Yöneticiler sinemayı bir kontrol ve aynı zamanda bununla ilişkisiz gibi görünen bir olgu olarak halkla ilişkileri kurucu bir araç olarak gördüğü andan itibaren sinemayla ilişkisiz siyasetçi olmaması mümkün değildir. Bu çerçeveden hareket edildiğinde sinemanın Osmanlı ülkesinde geldiği ilk yıllardan itibaren siyasi makamlarda bütün kişiliklerin sinemayla bir şekilde ilgilendiklerini görebiliriz. Cumhuriyetin ilk yıllarında örneğin, halkı eğitici, halka modernleştirici ilkeler aşılayıcı bir araç olarak görülen sinema, Atatürk ve Kazım Karabekir gibi devlet adamları katında son derece önemliydi. Kazım Karabekir, İbret Mekanları ismiyle içinde sinema eğitiminin, sinema üretiminin ve halka yayılımının gerçekleştirildiği çok işlevli sinema mekanları projesini üretmiş ve Mustafa Kemal 1923 yılındaki bu projeyi onaylamıştı. Mali nedenler dolayısıyla proje hayata geçirilememişti.
– Sinema siyasetçi için bir mesaj aracı mıdır? Öyleyse sinemacıların buna karşı bir tavrı var mıdır?
Sinemanın politik boyutu her daim söz konusudur. Politik boyutu iki açıdan düşünebiliriz. İlki, sinema vasıtasıyla muhalif çerçevede politik mesajların topluma iletilmesi, ikincisi, siyasetçilerin sinemadan yararlanarak kendi dünya görüşlerini ve hayata bakışlarını ya da politik çerçevelerini halka iletmesi. Bunun illa doğrudan, düz bir şekilde olması da düşünülemez, dolaylı çeşitli kanallar geliştirilerek siyasetçiler sinema aracılığıyla ve sinemadan yararlanarak mesajlarını iletebilir. Örneğin Hollywood sinemasına, pentagon vasıtasıyla politik mesajların konulduğunu görmekteyiz.
Türkiye’de sinemacıların ya da sinemayla ilgilenen çeşitli kurumların hep şikayet ettiği husus, devletin sinemayı teşvikidir. Teşvikten kast edilen ise, genellikle mali desteği içerir. Bunun bedelinin ne olacağı pek sorulmaz. Eğer sinema bir sanatsa ve sanat iktidardan özerk bir faaliyeti içeriyorsa, devlet teşvikini sürekli talep eden sinema sektörü içerisinde yer alanlar bu koşullarda acaba ne derece özgür bir sanatsal yaratım gerçekleştirebilir? Bu tartışmalı.
– En iyi uygulayan lider sizce kim?
Eğer bu aktüel siyasete ilişkin bir soru ise, günümüzde sinemayı bu şekilde sistematik bir şekilde kullanan bir siyasetçinin olduğunu sanmıyorum. Tekil bazı örneklerden yola çıkarak genellemelerde bulunmanın da çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Sinema dolayımından bir halkla ilişkiler faaliyetinin oluşturulabilmesi ve etkili bir şekilde kullanılması bir miktar toplumun demokratikleşme düzeyiyle ilintilidir. Demokratik bir perspektifin yokluğunda siyasal iletişimde kullanılan araç daha çok propaganda niteliğindedir. Demokratikleşme düzeyi arttıkça iletişim daha çift yönlü hale geldiği için halkla ilişkiler faaliyetleri bir siyasal iletişim yöntemi olarak daha ön plana çıkar. Sinema da ancak bu bağlamda etkili bir mesaj verme, imaj yaratma, var olan imajları kuvvetlendirme aracı olabilir.
Türkiye’deki gelişmeye baktığımızda, sinemanın halka politik mesaj iletme bağlamında değerlendirilmesi gereken iki boyutunun olduğunu düşünmekteyim. İlki, daha genel bir çerçevede, topluma örneğin modernleşme gibi politik mesajlar iletme kaygısını güden bir siyasi vizyon; ikincisi politik liderlerin sinemaya giderek toplumla ilişki geliştirme anlayışı. Ama bu ikincisi, daha çok siyasal bir parti ya da liderin kendi parti veya lider imajlarını topluma aktarma kaygısından kaynaklanıyor gibi.
– Siyasetçinin izlediği film kişiliğini ya da politikasını ele verir mi?
Toplumla iletişim kurmak, hem Türkiye’de hem dünyada ister otoriter isterse demokratik olsun tüm yönetimler için hayati derecede önemlidir. Güncel politik ortamda siyasetçilerin medyanın göz önünde film seyretme tercihlerini paylaşmaları birkaç açıdan yorumlanabilir. İlki, zaten toplum tarafından bilinen imajlarının güçlendirilmesi, pekiştirilmesi olabilir. Bu nedenle imajları onaylan filmler tercih edilebilir. Sinemaya gitme normal koşullarda bir boş zaman akvitesi olarak değerlendirilebilir. İnsanlar keyif için, herhangi bir zorunluluk olmaksızın sinemaya giderler. Ama acaba siyasetçinin sinemaya gidişi nasıl yorumlanmalıdır? Acaba, sadece keyif için yapılan özerk bir faaliyet midir, yoksa topluma verilmek istenilen mesajların pekiştirilmesi ya da eksik olduğu düşünülen imajların güçlendirilmesi midir? Dolayısıyla da siyaset yapma mesleğinin bir işlevi, bir türevi olarak mı gündemdedir?
– Siyasetçi için sinemanın tehlikeli olduğu dönemler var mıdır?
Değişik sinema türleri bulunmaktadır. Genellikle hakim olan sinema, Hollywood odaklı, ana damar diyebileceğimiz bazıların major olarak niteledikleri, daha çok düşsel ve fantazya dünyasına seslenen, eğlenceyi odak alan sinemadır. İkinci bir sinema türü, sanatsal, bazılarının ikinci olarak diyebileceğimiz sinemadır. Üçüncü sinema ise, major ile sanatsal arasında yer alan, her iki sinemanın diline kendisine soğuran ama eleştirel boyutu daha merkezi olan sinema türüdür. Kitlelere hitap etmesi ve eleştirel boyutu açısından bence üçüncü sinema, dönem dönem iktidarları rahatsız etmiş bir sinema türüdür. Üçüncü sinema diyebileceğimiz sinema, daha çok üçüncü dünya ülkelerinde ortaya çıkmış ve sömürgeciliği ve uluslararası eşitsizliği vurgulayan bir türdür. Bu eleştiri aynı zamanda ülkeler içindeki dengesizlikleri söz konusu eden bir sinema türüdür. Belli kritik anlarda belgesel sinemalar da özellikle yine belli dönemlerde iktidarları rahatsız edecek boyutlara sahiptir.
Şimdi de Doç. Dr. Serdar Öztürk’ün bir akademisyen gözüyle verdiği bilgilerin ışığında yakın tarihimizin liderlerinin sinemayla ilişkilerini inceleyelim:
ERDOĞAN İLGİLİ
Başbakan Tayyip Erdoğan ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu dönem itibarıyla sinemaya en yakın duran isimler. Başbakan Erdoğan en son Eşrefpaşalılar filminin galasında eşi Emine Erdoğan’la görüntülenmişti. Başbakan Erdoğan’ın, adını İzmir’in Kasımpaşa’sı olarak adlandırılan Eşrefpaşa’yı ve mahallelerine anlatan bir filmi seçerek gitmesini kimi çevreler manidar bulunup eleştirirken, kimi çevreler de bu eleştirileri objektiflikten uzak bulmuşlardı.
VEDA’YA DESTEK
Siyaset ve sinema ortak olgusuna en iyi örneklerden biri de yönetmenliğini Zülfü Livaneli’nin yaptığı ve Aatürk’ün hayatının konu edildiği Veda filmidir. Dönemin CHP lideri Deniz Baykal’ın Livaneli’nin çağrılarına rağmen gitmediği filme Başbakan Erdoğan kendi isteğiyle giderek, algıları bozmuş Livaneli’ye destek vermişti. Deniz Baykal ise yönetmenliğini Can Dündar’ın yaptığı Mustafa filmini seçmişti. Kulislerde Baykal’ın Zülfü Livaneli’nin kendisine yaptığı muhalefet nedeniyle bu filme gitmediği konuşulmuştu. Baykal verdiği bu iç mesajın ardından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün verdiği 29 Ekim Cumhuriyet resepsiyonu yerine sinemaya gitmeyi tercih etmişti.
GANDİ SEVİYOR AMA…
CHP’nin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ise ‘zamansızlık’ nedeniyle çok fırsat bulamasa da sinema ve tiyatroya gitmeyi sevenlerden.
BAHÇELİ DIŞARI ÇIKMIYOR
MHP lideri Devlet Bahçeli için ise aynı şeyi söylemek mümkün değil. Sosyal hayatı pek renkli olmayan Bahçeli dışarıda görülmeyi pek sevmiyor. Dolayısıyla sinemayla ilişkisinin boyutunu bilmek en azından şimdilik mümkün olmuyor.
EVREN, HER DEVRİN OYUNCUSU
Siyasi tarihimizin en önemli figürleri ise şüphesiz 80 öncesi ve sonrası faaliyet yürüten partilerin liderleri. Bunların en başında 12 Eylül Askeri darbesinin başındaki Orgeneral Kenan Evren’di. Geldiği günden itibaren Türkiye’yi yasaklarla ören askeri rejimin bu tartışılan isminin sinemayla ilgisi ise, askeri müdahaleyi televizyondan duyurduğu görüntülerin birçok filmde kullanılmasından öteye gidemedi. Aslına bakarsanız kimsenin böyle bir beklentisi de olmamıştı. Altın Portakal Film Festivali’nin de bu dönemde yasaklandığını ve o dönem yasaklı olan filmlerin bu yıl değerlendirmeye alındığını, törenin bu yıl yapılacağını hatırlatmadan geçmeyelim.
SANAT AŞIĞI ECEVİT
Bu dönemin en etkili isimlerinden biri olan ve siyaset adamlığının yanı sıra edebiyata duyduğu sevgiyle bilinen Bülent Ecevit için arşivlerde konuyla ilgili bilgiye rastlanmasa da Ecevit’in sanatçı kişiliğinin sinemayla nasıl bir direkt ilişki içinde olabileceğini tahmin etmek zor değil. Hakan Sonok Kasım 2008 tarihinde kaleme aldığı makalesinde Ecevit’in sinemaya o koşullardaki katkısını şöyle anlatıyor:
‘… Bülent Ecevit ve ekibi, Halit Refiğ’in Halit Ziya Uşaklıgil’den ‘Aşk-Memnu’yu, Kemal Tahir’den ‘Yorgun Savaşçı’yı ve ‘Devlet Ana’yı uyarlaması için neredeyse devlet mekanizmaları üzerindeki bütün kudretini, etkisini ve nüfuzunu kullandı. Örnek vermek gerekirse Türk Silahlı Kuvvetleri’ni 1978 ve 1979 yıllarında ‘Yorgun Savaşçı’ filminin çekimlerine tam destek vermeye bizzat Bülent Ecevit ikna etti…’ Bülent Ecevit yaşamının geri kalan bölümünde de kültür sanata değer vermiş bir lider olarak anıldı.
SÜLEYMAN DEMİREL OYNADI
Türk siyasi tarihinin en önemli isimlerinden 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel ise Ecevit’in aksine sinemaya mesafeliydi. Süleyman Demirel, Sabah Gazetesi’nden Şirin Sever’e verdiği mülakatta bu durumu şöyle anlatıyordu:
‘… Sinemaya gider misiniz boş vakitlerinizde?
– Uzun zamandır sinemaya bir defa gittim. Şener Şen’in ‘Kabadayı’ filmiydi. Çok iyiydi, çok beğendim. Şener Şen’i hep beğenirim zaten.
Vakit mi bulamıyorsunuz yoksa tercih mi etmiyorsunuz dışarı çıkıp sinemaya gitmeyi?
– Genelde çok alışkın değilim sinemaya falan…
Demirel’in bu açıklamalarına rağmen bir sinema filminde rol aldığını da hatırlatalım. Demirel, ünlü oyuncu ve yönetmen Zeki Alasya’nın ricasını kırmayarak Cumhurbaşkanı Öteki Türkiye’de’ adlı filmde rol almıştı.
TÜRKEŞ SESSİZ, ERBAKAN KIZGIN
Ecevit ve Demirel denilince akla gelen diğer iki isim ise MHP’nin merhum Genel Başkanı Alparslan Türkeş ve Saadet Partisi’nin merhum Genel Başkanı Necmettin Erbakan olur. Bu iki ismin sinemayla ilişkisi ise giriş, gelişme ve sonuç bakımından tam bir fiyaskodur. Zira Türkeş sinemayla ilgili ne olumlu ne de olumsuz bir görüş içinde olmazken, Erbakan kendisine haksızlık yapıldığı iddiasıyla ‘Devrim Otomobilleri’ adlı filme kızmış, ‘hatta öyle bir senaryo yapmışlarsa bunu yazanlar ya çok cahiller ya da gerçeğe gözlerini kapatmışlardır’ diye açıklama yapmıştı. Onun için Türkeş’in sinemayla ilişkisini sessizlik, Erbakan’ınkini ise kızgınlık olarak tanımlayabiliriz.
İNÖNÜ’DEN BEKLENEN CEVAP
Sanırız bütün yazı içinde sizi en çok gülümsetecek konu bu olacak. SHP’nin eski Genel Başkanı Erdal İnönü, sinema çıkışında gazetecilere yakalanınca, sohbete başlarlar. O sırada bir gazeteci İnönü’ye yaklaşıp sorusunu sorar:
– Sayın İnönü, sizi bu sıralar sinema salonlarında göremiyoruz pek?
– Tabii göremezsiniz sinema salonları karanlık oluyor.
(AKSAM – DİNÇ ÇOBAN dinc.coban@aksam.com.tr )
