AnasayfaAlaturka Onlineİran deneyimi?!

İran deneyimi?!

İRAN DENEYİMİ / “İRAN DA ‘KARŞI DEVRİM’DEN ÖNCE İSRAİL’İN DOSTUYDU, TÜRKİYE DE AYNI YOLA GİRDİ” YA DA HUMEYNİ, BATI’NIN GÖZÜ ÖNÜNDE İRAN’DA “KARŞI DEVRİM”İ NASIL GERÇEKLEŞTİRDİ VEYAHUT KÜRESEL AKSTA “AYNI NEHİR”DE İKİ DEFA YIKANILIR MI?!İran deneyimi?!

“Uyarı yolu ile eğitim hem çok emek ister,hem de az işe yarar.”

Eflatun

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

Son centilmen

‘Orman kanunu nedeniyle Cumhurbaşkanı ile çatışacak deniyordu. O ise gayet güzel bir barış ilan etti. ‘Ekim’e kadar Parlamento’yu açmıyoruz’ dedi. Tayyip Bey, gerilimci değil. Neticede hedefine gidiyor, ama diyalog açıcı, gerilimi durdurucu bir yaklaşım içinde duruyor. Mesela uyum paketlerinde çok başarılı oldu.’

Bu sözler ayniyle vaki!..

Tayyip Erdoğan’ın akıl hocası Korkut Özal’a ait…

8 Eylül 2003, Pazartesi tarihli Radikal’de Neşe Düzel’le yaptığı söyleşide… Özal, Erdoğan’ın Türkiye’yi ele geçirme stratejisini farkında olmadan deşifre ediyor…

Açığa düşmek

Bu anlamda bir başka fotoğraf:

‘Yalnız, bir yerde hata yaptık. O da, büyük silah ve teçhizat alımının ardından teknik düzeyde eleman alımına gidildi. O silahların bakımını yapacak kadro alımı için çok yoğun bir talep oldu. O yüzden de önceden yaptığımız gibi, ciddi bir araştırma yapamadık. Alınan elemanlar, sıkı bir denetime tabi tutulamadı. Humeyni’nin eylemi başladığında, ordu yönetime el koyma kararı aldı; ama, ne tank, ne tüfek, ne de uçakları kullanabildi. Silah gücünün hemen hepsi, teknik düzeydeki adamlar tarafından iş görmez hale getirilmişti. Bu yüzden bizler de bir şey yapamadık.’

Bu sözler de ayniyle vaki!..

Aynen, Korkut Özal’ın söylediği türden…

İran’dan Türkiye’ye kaçan, üst düzeydeki bir komutan, adının yazılmaması kaydıyla, o dönem Yeni Asır’da çalışan arkadaşımız Erol Yaraş’a anlatmış…

O söyleşiyle ilgili olarak Yaraş bana, ‘Komutan çok üzgündü, adının çıkması halinde adresinin saptanıp, öldürülmesinden endişe ediyordu’ demişti.

Çiçeğe bakmak

Nitekim…

Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 74. yıldönümü münasebetiyle verdiği resepsiyonda, SABAH’ta manşet olan, yukarıya aldığım sözlere paralel şu anısını aktarmıştı:

‘Bana öyle şeyler anlattılar ki, dayanamayıp sordum:

‘Peki, siz hiç böyle bir irticai gelişmenin farkında olmadınız mı?’

İranlı komutan şu cevabı verdi:

‘Sayın general, devamlı bir çiçeğe bakarsanız, o çiçeğin büyüdüğünü göremezsiniz. Örneğin, bir gülün nasıl açtığını bile fark edemezsiniz. İşte bizde de öyle oldu.’

Bu sözlerine karşılık susmak istedim; ancak, üsteleyince sordum:

‘Peki, hiç mi kavrayamadınız, algılayamadınız?’

Bu kez şöyle bir cevap verdi:

‘Biz onların, her gün hiç farkettirmeden, ama yavaş yavaş, santim santim, sanki yeni bir şey olmuş gibi getirip ortaya koydukları dini şeyleri, halkımızın temiz duyguları diye düşündük. Sonuçta böylesine bir durumla karşılaşacağımızı hiç tahmin edemedik. Ama baktık ki, her geçen gün halkımızın temiz duygularından kaynaklandığını zannettiğimiz dini ve masum istekler gibi görünen şeyler, irticanın ta kendisiymiş.’

Komutan böyle tarif edince, ‘Demek ki, siz görevinizi yapmamışsınız’ dedim. Ardından da sordum; ‘Peki, farkettiğinizde, yani Humeyni için Tahran’da 500 bin kişiyle miting yapılmaya başlandığında da mı farketmediniz?’

Komutanın verdiği o cevap, hiçbir zaman kulaklarımdan silinmedi.

Bana şöyle dedi:

‘Sayın general farkettik… Farkettik ama iş işten geçmişti’…’

Dört yıldızlı centilmen

Bu sözler, ‘Atatürk Türkiyesi’nin neden bu konuda hassas olması gerektiğini anlatıyor… Ortada ‘entelektüel’ diye dolaşıp, ‘Dinciler de iktidara gelse ne olur?’ diye geçmişte fetva verenlerin, nasıl bir kış uykusunda olduklarını net bir şekilde ortaya koyuyor…

Ki…

Hasan Hüseyin Ceylan da yine SABAH’ta yayınlanan, ‘İmam Hatip Lisesi mezunları Harp Okulları’na girebilseydi, dünya yeniden kurulacaktı. Kanun çıksaydı, biz 1979 yılında Harp Okulu’ndan mezun olacaktık. Bugün Binbaşı Hasan Hüseyin Ceylan, Albay Tayyip Erdoğan olacaktı’ sözleriyle niyetlerini çok önceden açık seçik ortaya koymuştu.

Bu bakımdan, hukuk devletinin temel mantığı ortadadır.

Kanun varsa uygulanır.

İşlevini yitirmişse, iptal edilir, yenisi hazırlanır…

Eğer, ‘Benim zihniyetim bu!’ diyen…

Devleti temellerinden yıkıp ümmetçiliği yaymak isteyenlere, yargı önünde hak ettikleri ceza verilmezse…

Aynen, o İranlı generallerin anlattığı gibi, Türkiye için de iş işten geçmiş olur…

Tercih, bu ülkenin geleceğiyle ilgiliyse…

Bu ülkede yaşayan, Atatürk’ün kurduğu Türkiye’nin devamını isteyen herkes, elini taşın altına koymak zorundadır.

‘Son centilmen’in de bu gerçekleri gözönüne alarak hareket etmesi gerekmez mi?!

Çünkü, başka Türkiye yok!..

Çünkü, İslam’ı demokrasi ile bağdaştırabilen başka Batılı ülke de yok!..

Çünkü, irticanın yol haritası ortada!..

star, 16.09.2003

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

 

Lieberman

: İran da Devrimden Önce İsrail’in Dostuydu, Türkiye de Aynı Yola Girdi!

ıÜüİsrail Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman, İsrail’in İrlanda yardım gemisinin ”teftiş edilmeden” Gazze Limanı’na girişine izin vermeyeceklerini yineledi. İsrail devlet televizyonuna açıklamalarda bulunan Lieberman, ”İrlanda Dışişleri Bakanlığı Genel Müdürü’ne bu geminin (Rachel Corrie) önceden teftiş edilmeden Gazze’ye gidemeyeceğini az önce bildirdim” dedi.

“TÜRKİYE, İRAN OLMA YOLUNDA”

Türk gemisine İsrail donanmasının baskınının sorulması üzerine, Lieberman, ”Hedefe ulaşılmıştır. Filo Gazze’ye gitmeyi başaramamıştır ve askerlerimizin tamamı, bazıları yaralı, sağ olarak geri dönmüştür” yanıtını verdi. Filo yolcuları arasında, ”ceplerinde tomarla para olanlar ve El Kaide terör örgütüyle bağlantılı olanlar vardı” iddiasında bulunan Lieberman, Türkiye ile İsrail ilişkilerinin bozulmasının sorulması üzerine, ”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ülkesinin, Müslüman dünyasında ağır basan bir yere sahip olmasını istiyor ve İsrail, yığınları körüklemek için iyi bir bahane. Humeyni devrimine kadar İran da İsrail’in büyük dostuydu. Türkiye ile benzer bir süreç ortaya çıkıyor” yanıtını verdi.

“MARTİN: GEMİNİN GAZZE’YE ULAŞMASINA İZİN VERİLMELİ”

İrlanda Dışişleri Bakanı Michael Martin ise insani yardım taşıyan ”Rachel Corrie” gemisinin Gazze’ye ulaşmasına izin verilmesi gerektiğini söyledi. Martin, yaptığı yazılı açıklamada, ”Gemidekiler, barışçı niyetlerini açıkça ortaya koydular ve İsrail güçlerine herhangi bir şekilde direnmeyeceklerini bildirdiler. Bunun üzerine Rachel Corrie’deki herhangi bir kişiye karşı güç kullanılmasının gerekçesi olamaz” dedi.

“GÖNÜLLÜLER AŞDOD’A YANAŞMAYI KABUL ETMEDİ”

Martin, açıklamasında, İsrailli yetkililerle bu sabah, ”geminin Aşdod’a yanaşması, BM ve İrlanda Dışişleri Bakanlığı yetkililerinin gözetiminde yapılacak incelemelerin ardından insani yardımın gemideki 2 gönüllü eşliğinde Gazze’ye ulaştırılması” konusunda anlaştıklarını ancak gemidekilerin bunu kabul etmediğini bildirdi. Bu tür bir anlaşmanın bölgeye gelecekte de insani yardım ulaştırılması açısından faydalı olacağına inandığını belirten Martin, ”Gönüllüler kendilerine bugün öğleden sonra ilettiğimiz bu öneriyi, dikkatli bir değerlendirmenin ardından, hükümete çabaları için teşekkür ederek, reddetti” dedi. ”Gemidekilerin Gazze’ye ilerleyerek protestolarını sürdürmeyi isteme haklarına tamamen saygı duyduğunu” ifade eden Martin, İsrail hükümetinden de, çimento dahil, gemideki tüm yardım malzemelerinin Gazze’ye ulaştırılmasını sağlamasını istedi. Dışişleri Bakanı Martin, ”İrlanda hükümeti, Gazze’deki ablukayı kaldırması için İsrail’e çağrıda bulunmaya devam ediyor. İsrail bir an önce, silah haricindeki her türlü malzemenin Gazze’ye ulaştırılması konusunda kolaylık sağlamalı” dedi. (milliyet)

https://turktime.com/haber/Lieberman-dan-Sok-Sozler-Iran-da-Devrimden-Once-Israil-in-Dostuydu-Turkiye-de-Ayni-Yola-Girdi/96676

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

 

ABD UÇURUMA SÜRÜKLENİYOR YA DA ENERJİYE HÜKMEDEN DÜNYAYA DA HÜKMEDECEK?!

ABD uçuruma sürükleniyor?

2005 yılında da dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD Hazinesi’nin borcu 8 trilyon 92 milyar dolara yükseldi.

Amerikan Hazinesi’nin 4 trilyon 185 milyar piyasalara, 3 trilyon 907 milyar dolar da kamu kurumu niteliğindeki kuruluşlara borcu bulunuyor.
Maastrich Kriterleri’ne göre bir ülke borçlarının GSMH’ye oranının yüzde 60’ı, bütçe açığının da yüzde 3’ü aşmaması gerekiyor.

ABD’nin borçları şimdiden yüzde 78’lere, bütçe açığı da yüzde 6’lara ulaştı. ABD Hazinesi’ne en fazla borç veren ülkelerin başında Japonya ve Çin geliyor.
Amerika’nın yükselen borçlar kadar önemli bir diğer derdi de dış ticaret açığı.

12 Ocak’ta açıklanan son veriye göre Amerika 2005 Kasım ayında 64.2 milyar dolar dış ticaret açığı verdi. 2005 yılının ilk 11 ayındaki açık 661.8 milyar doları buldu. ABD, 2004’ün tamamında 617.6 milyar dolar açık vermişti.
Ayda 64.2 milyar dolar açık veren ABD, bu açığı kapatmak için her iş günü 3 milyar dolar bulmak zorunda.
Bunun için ABD sürekli dolar basıyor. Bu dolarlar varlık ve zenginlik güvencesi amacıyla değişik ülke hazinelerinde döviz rezervleri olarak, milyarlarca insanın da banka hesaplarında veya ellerinde varlık olarak değerlendiriliyor.
Dünyadaki yoksulluğun süratle artmasına, zenginlerle yoksulların arasındaki uçurumun açılmasına, savaşlara, çocukların ve masum insanların ölümüne neden olan bu durum karşısında Amerika yaşadığı bu büyük ekonomik problemi, siyasi manevralar ve yaklaşımlarla Amerikan ve dünya kamuoyunun dikkatinden kaçırıyor.
Amerika Birleşik Devletleri’nde yaklaşık 1 milyon asker silah altında bulunuyor. Amerika’nın 2005 yılı savunma bütçesi, 2005 yılı Türkiye bütçesinin yaklaşık 3 kati, yani 440 milyar dolar.
Irak’ta ABD Başkanı Bush’un ifadeleri ile “yanlış istihbarat sonucu” onbinlerce masum insanın ölümüne neden olan savaşa her ay, 4.5 milyar dolar olmak üzere Amerika, bugüne kadar, 205 milyar dolar harcamış bulunuyor.

Ayrıca Irak savaşının ABD’ye maliyetinin Beyaz Saray’ın öngördüğü miktarları aşarak trilyon dolarlara varmasından da korkuluyor.
Ülkesinin kendi iç sorunlarını çözemeyen Bush yönetimi çok ciddi ölçüde güç kaybediyor. Araştırmalar dünya kamuoyunun büyük bir kısmının, artık, Amerika’nın izlediği dış politikanın kendilerinin ve ülkelerinin yararına olmadığını gösteriyor.
Kamuoyu araştırmalarında da desteği yüzde 30’lara inen Bush yönetimindeki ABD, dünyada hızla yalnız kalan, terk edilen, güvenilmeyen, ürkülen bir ülke haline geliyor.
Güç durumda olan Bush yönetimi ya felaketlere yol açan başkan olarak anımsanacak yeni çılgınlıklara girişecek ya da Amerikan yönetiminde beklenmedik bir sürprizin gerçekleşmesi kaçınılmaz olacaktır. (Vatan Bülent Tanla)

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

Yeni “Enerji Baronu” Putin!

Hazar Bölgesi’ndeki 12 trilyon metreküp doğalgazı tekeline alan Putin, dünyayı titretiyor. OPEC’i karşısına aldı fiyatları istediği gibi ayarlıyor. Değerli maden ve enerji ihracından 100 milyar dolar kazanıyor.

Rusya Devlet Başkanı Boris Yeltsin döneminde yer altı ve yer üstü tüm kaynaklarını savuran Rusya, o dönemde petrol ve doğalgaz fiyatlarını dip seviyeye kadar çekti. Görevi Yeltsin’den devralan Vladimir Putin ise sadece Rusya’nın değil tüm dünyanın enerji stratejisini değiştirecek bir politika izledi.
2000 yılın ilk gününde görevi devralan Putin, milenyuma damgasını vurdu.
Rusya ihracatının yaklaşık olarak yüzde 70’ini teşkil eden enerji ve ham madde kaynaklarının dünya piyasalarında fiyatlarının rekor oranda yükselmesiyle Putin ve Rusya hep kazanan tarafta yer aldı. Putin göreve gelir gelmez ilk iş olarak, rubleyi kontrollü dalgalanmaya bırakarak, sıkı para politikasına geçti ve devletin harcamalarını kıstı. Maden ve petrol fiyatlarını yukarı çektikten sonra gelirleri artırarak, borçları hızla kapattı. Putinli yıllarda Rusya ekonomisi yüzde 36 büyüdü. Rus vatandaşlarının reel gelirleri yüzde 60 oranında arttı. Putin, kazandıkça vergileri aşağı çekti.

IMF’yi kovdu
Putin’li yıllarda Rusya bütçesinin fazla vermesi olağan hale geldi. 2003 yılında toplam 17 milyar dolar dış borç ödemesi yapılmasına rağmen 2004 yılında sonunda Rusya’nın altın ve döviz rezervi 100 milyar dolara ulaştı.
Rusya’nın gelirlerindeki artışta değerli madenler, petrol ve gaz fiyatlarındaki artış etkili oldu. Önemli bir kısmı Rusya’da üretilen Palladyum fiyatları 10 katından daha fazla arttı. Putin, değerli madenlerden kazandığı parayla IMF’nin borcunu ödedi. 15 milyar dolarlık krediyi peşin ödeyerek, ülkeden kovdu.

Yukos operasyonu

Ardından Yeltsin döneminde Batılı girişimciler tarafından kurulan ve Rusya’da petrol konusunda tekel konumuna gelen Yukos’a el koydu. 8 milyar dolarlık kişisel servetiyle Amerikan Forbes Dergisi tarafından Rusya’nın en zengin iş adamı seçilen Yukos’un Yönetim Kurulu Başkanı Mihail Hodorkovski’nin Ekim 2003’te ihalelere usulsüzlük karıştırmak, vergi kaçırma ve zimmetine 1 milyar dolar geçirmek suçlarından tutukladı. Bu operasyon uluslararası arenada petrol fiyatlarında hızlı tırmanışın başlangıcı oldu. Yukos devletleştirildi.
Rusya halen Suudi Arabistan’dan sonra en büyük petrol ihracatçısı ülke. Dünya piyasasındaki payı yüzde 10’u geçiyor. Putin’le birlikte petrol üretimini ve ihracatını sürekli artıran Rusya bu nedenle petrol ihracatçısı diğer ülkeleri ve OPEC’i karşısına alıyor. Ortadoğu ülkeleriyle petrol yüzünden sert bir rekabete giren Rusya, ABD’ye ve Avrupa ülkelerine en istikrarlı petrol ihracatçısının kendisi olduğunu ispat etmeye çalışıyor. Ancak buradaki önemli sorun, nakliye ve navlun bedellerinin yüksek oluşu. Petrol boru hatları tam da bu nedenle Rusya için hayati önem taşıyor.
Doğalgaz da Rusya ekonomisi için bir başka gelir kaynağı. Bu açıdan, Türkmenistan, Azerbaycan, Kazakistan ve Özbekistan’a Avrasya doğalgaz ittifakını kurmayı önermesi, Rusya için hayli önemli bir adım. Kazakistan dışındakiler öneriye temkinli yaklaşıyorlar. Türkmenistan Devlet Başkanı Saparmurat Türkmenbaşı da Moskova ziyaretinde bu teklife olumlu yaklaştı. Geçtiğimiz günlerde Özbekistan’la fiyat konusunda anlaşma sağlandı. 2016 yılına kadar Özbek gazını Rusya pazarlayacak. Rusya, orta Asya’dan 60 dolara aldığı gazı Türkiye’ye 260 dolardan, Avrupa’ya 200-250 dolar fiyat aralığında satıyor. Eğer ‘gaz ittifakı’ kurulursa Rusya doğalgazda dünya lider olacak ve doğalgaz fiyatlarını istediği gibi belirleyecek.
Hazar Bölgesi’nde yaklaşık 12 trilyon m3 doğalgaz rezervi olduğu tahmin ediliyor. Bu rezervin yaklaşık 3.1 trilyon metreküpü ise sadece Türkmenistan’da bulunurken, Azerbeycan’da 0.6 trilyon m3, Kazakistan’da 2 trilyon m3 ve Özbekistan’da da 6.2 trilyon meterküplük rezerv bulunuyor.
Kısa bir süre önce de devletin şirketi Gazprom’un, Ukrayna’nın hırsızlık yaptığını öne sürerek Batı’ya giden hattın vanalarını kapatması kontrolün tamamen Rusya’ya geçtiğinin en önemli göstergesi. ABD’ni devreye girmesi bile sonucu değiştirmedi. Fiyatları yukarı çekmek için başlatılan bu operasyon tüm Avrupa’yı tedirgin etti. Ve sonuçta Rusya’nı dediği oldu. 40 dolara gaz alan Ukrayna 230 doları kabul etti. Ancak bu operasyon yapılmadan önce ülkeleri gaza bağımlı hale getirdi. Boru hattı ve altyapı konusunda yapılan önemli yatırımlar nedeniyle ülkeler doğalgazdan vazgeçemez hale geldi. Orta Asya ülkeleri de Rusya’nın pazarlama ağına muhtaç.

Yılda 100 milyar dolar kazanıyor

150 milyon nüfuslu Rusya geçen yıl Ocak-Kasım ayları arasında 50 milyar dolarlık petrol ihraç etti. Rusya Federal Gümrük Müdürlüğü tarafından Rus Enformasyon ajansı RIA Novosti’ye geçtiğimiz günlerde yapılan açıklamada, Rus şirketlerinin geçen yılki ham petrol üretimini bir önceki yıla nazaran yüzde 14 oranında artırdığını belirterek, 218.3 milyar ton petrol ihraç ettiğini duyurdu.
Açıklamada, ihraç edilen petrolün fiyat açısından bir önceki yıla kıyasla yüzde 50 oranında arttığını ve 49.98 milyar dolara ulaştığı kaydedildi.
Rusya’nın Bağımsız Devletler Topluluğu’na geçen yıl 4.2 milyar dolarlık, diğer ülkelere de 45.8 milyar dolarlık petrol sattığı vurgulandı. Açıklamada, Rusya’nın gaz ihracatındaki artışın da bir önceki yıla oranla yüzde 6 arttığı belirtilerek, ‘2004 yılı Ocak-Kasım ayları arasında 164 milyar metreküp gaz ihraç edilerek 18.59 milyar dolar gelir elde edildi. Gaz fiyatlarındaki değer artışı da bir önceki yıla kıyasla yüzde 3 oranında arttı’ denildi. Yılın son ayı da eklendiğinde Rusya’nın doğalgaz ve petrol ihracatından elde ettiği gelirin 80 milyar dolara ulaşması bekleniyor. Artan fiyatların etkisiyle yılın son ayında daha fazla gelir elde edeceği belirtiliyor. Diğer taraftan, kömür, altın, paladyum, platinyum, demir başta olmak üzere değerli maden satışlarından ise 20 milyar dolara yakın gelir elde etmesi beklenen Rusya’nın enerji madenlerden kazandığı para 100 milyar dolara ulaşıyor.
Boru hattı oyununda şimdiye kadar en akıllı kartları Rusya oynadı. Hazar Boru Hattı Konsorsiyumu hatları Rusya üzerinden geçiyor. Ucuz Türkmen gazı da Mavi Akım projesi ile Türkiye’ye satılacak. Bu da Rusya’nın kısa vadeli tüm hedeflerine ulaşmışına zemin oluşturuyor. Gürcistan’daki iç istikrarsızlıklar da Rusya’nın iştahını kabartıyor. Karışıklıkların altında ise Bakü-Supsa Petrol Boru Hattı’nın yattığı öne sürülüyor. Rusya’nın bu hattı kontrol etmek istediği öne sürülüyor.
Aşırı soğuklarla mücadele eden Rusya’nın, İtalya’ya sattığı doğalgazın miktarını azalttığını açıkladı. Rusya’nın gazı azaltmasıyla, İtalya’nın toplam doğalgaz talebinin yüzde 8.1 oranında daha az miktarda doğalgaz alabileceğini açıkladı. Rusya’dan halen 74 milyon metreküp doğalgaz talep eden İtalya’nın doğalgazının, en az 6 milyon metreküp azalacağını

bildirdi. Rusya, İtalya dışında diğer bazı ülkelere de sağladığı gaz miktarını düşürüyor.

Eski bir KGB görevlisi

Haziran 2000’deki seçimi beklemeyen Boris Yeltsin, tüm yetkilerini milenyumun ilk günlerinde eski bir KGB görevlisi Vladimir Putin’e devretti. 68 yaşındaki Yeltsin, erken istifasının sağlık nedenlerinden kaynaklanmadığını öne sürdü. Aslında bir diğer nedeni de Rusya ekonomisindeki sıkıntılardı.

Yeltsin’in ani istifası Rusya’da büyük şaşkınlık yarattı ve ülkenin yeni bir siyasi krize sürükleneceği yorumlarına yol açtı. Yeltin giderken ìDüşleriniz asla gerçekleşmediği için beni affedin. Umutlarınızı boşa çıkardığım için beni affedin’ dedi.

Yeltsin, giderken Putin’in seçilebilmesi için gerekli referansları da fazlasıyla verdi. Ve Putin Yeltsin’in mahçup etmedi. Tabii, vefa borcunu ödemek için geçmişte yaşanan yolsuzluklara da göz yumduğu öne sürdü. Özellikle de IMF’den alınan kredilerin bir kısmının Yeltsin ailesine gittiği yönündeki iddialara göz yumduğu biliniyor.

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

Enerjiye hükmeden dünyaya da hükmedecek!

2020 yılına kadar dünyada kömür, nükleer ve rüzgar gibi diğer enerji kaynaklarına toplam 16 trilyon dolar yatırım yapılacak. Bu pastadan aslan payı yıllık 200 milyar dolarlık ortalama yatırımla doğalgaz ve petrolün olacak. Önümüzdeki 15 yıl içerisinde petrol ve doğalgaza olan talep katlanarak artacak. Fiyatlarda da hızlı yükseliş devam edecek. Araştırmalara göre 2000-2020 yılları arasında dünyanın enerji ihtiyacı yüzde 40 artacak. Dünyada bugüne kadar çıkarılan petrol miktarının henüz 1 trilyon varil seviyesine ulaştığı toplam rezervin 5 trilyon varil olduğu belirtiliyor. Bunun yüzde 10’na Rusya hükmediyor. Son yıllarda üretimini yüzde 7 oranında artıran Rusya’nın önümüzdeki dönemde enerji piyasalarında en fazla söze sahip ülkelerden biri olması bekleniyor. Putin’un da enerjiye hükmederek dünyaya hükmetmeyi planladığı vurgulanıyor.

En kritik durumda bulunan enerji kaynağı ise doğalgaz. 1983 yılından günümüze doğalgaza olan ihtiyaç yüzde 75 oranında arttı. Temiz enerji kaynağı olduğu için ülkeler doğalgaza büyük yatırım yapıyor.
Yıllık 632 milyar metreküp gaz üretiyor
Hampetrol (Milyon ton) 459
Doğalgaz (Milyar metreküp) 632
Kömür (milyar ton) 280
Demir filizi (Milyon ton) 94.9
Türkiye bağımlı hale geliyor

Türkiye’nin sosyo-ekonomik gelişmesinin getireceği doğalgazdaki ithal zorunluluğu, önlem alınmaması halinde 2010 yılında yüzde 75’e, 2020 yılında ise yüzde 82’ye yükselecek.

Enerji ve Kojenerasyon Dünyası Dergisi’nin Uluslararası Enerji Ajansı (IEA) verilerinden derlediği bilgilere göre dünyada yılda 2.750 milyar metreküp doğalgaz tüketiliyor.

Dünyanın halen işletmede olan doğalgaz rezervleri dünyanın 56 yıllık tüketimi karşılayacak doğalgazı bulunuyor.

Dünyanın en büyük doğalgaz üreticileri Rusya ve ABD. Rusya yılda 600 milyar metreküp ve ABD ise 500 milyar metreküp üretimiyle birlikte dünya gaz üretiminin yüzde 40’ını elinde tutuyor. Dünya doğalgaz üretiminin yüzde 28’ini eski Sovyetler Birliği ülkeleri, yüzde 12’sini OECD Avrupası, yüzde 9.6’sını tüm Ortadoğu ve yüzde 8.4’ünü Asya ülkeleri gerçekleştiriyor. (Tercüman / Orhan Pala)

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

Nükleer polemik?


Olay: İran nükleer (santral) kapasitesini oluşturmak istiyor. Bunun nükleer silah geliştirmeyi amaçlamadığını, barışçı olduğunu iddia ediyor. Bu iddiası inandırıcı bulunmuyor. Özellikle ABD ve İsrail, İran’ın nükleer (enerji) odaklarının bombalanmasını planlıyor. Diğer ülkeler ABD ve İsrail gibi “saldırgan” olmasa da, İran’ı hizaya gelmeye davet ediyor. ABD, İran’a bir saldırıda Türkiye topraklarını da kullanmak istiyor. Türkiye iki arada bir derede kalıyor.

Şimdi tarihin ve bugünün gerçeklerinden özetler:
1. Bugüne kadar tek bir devlet bir başka ülkede nükleer silah kullandı: ABD. Japonya’ya atılan iki atom bombasından Hiroşima’daki anında 80 bin kişi öldürdü. Nagazaki’yle birlikte ve kalıcı radyasyon etkisiyle ölümler birkaç katına çıktı.
2. Soğuk Savaş’ta “nükleer savaş korkusu” nun kaynakları yoksul ülkeler değil, iki “aşırı silahlı”, ABD ile Sovyetler’di.
3. Sadece bir Müslüman ülkenin nükleer silaha sahip olduğu kanıtlandı: Pakistan. O da “ABD müttefiki” olduğu sürece kimse dert etmiyor.
4. Atom Enerjisi Ajansı’nın son verilerine göre, dünyada 440 nükleer santral var ve kapasitenin yüzde 94’ü gelişmiş ülkelerde.
5. ABD sadece “en savaşçı nükleer kapasitesi” ne değil, “en büyük nükleer enerji deposu” na da sahip. 6 milyarlık dünyada 300 milyon nüfuslu ABD, 104 santralle dünya kapasitesinin yüzde 28’inin patronu…
6. Fransa, Belçika, Bulgaristan, Slovakya, İsveç, Ukrayna, Güney Kore enerjinin yüzde 40’tan fazlasını, Macaristan, Ermenistan, Slovenya, İsviçre, Japonya yüzde 30 kadarını nükleerden sağlıyor. Ama hepsinde “nükleer silah” yok. Kimse santrallerini dert etmiyor. Nükleer silahı olanları da.
7. Nükleer kapasite ile nükleer silah arasında hep doğru orantı yok. ABD, Fransa, Rusya “doğru orantı” nın seçkin örneği. Enerjide nükleer payı binde bir olan Pakistan, yüzde 1.2’lik Çin ve yüzde 2.7’lik Hindistan ise “nükleer silah” sahibi. Belçika’da ise silah yok. 15 yıl sonra Çin nükleer kapasitesini 6, Hindistan 10 katına çıkaracak. “Sakın yapma” diyen duydunuz mu? 8. Ortadoğu’da gerçek nükleer savaş kabiliyetine sahip tek ülke var: Ne Irak, ne Suriye, ne de İran.. İsrail’in 100-200 arasında nükleer başlık yapma kapasitesi tespit edildi. Akdeniz’deki denizaltıları nükleer donanımlı.
9. Ortadoğu’da sağı solu nükleer silahla tehdit eden tek ülke oldu: O da İsrail.
10. Oysa Ortadoğu’da “nükleer silahı da var” diye işgal edilen tek ülke çıktı: Irak. Onda da nükleer silah çıkmadı.
11. Ortadoğu’da nükleer savaş becerisiyle ikinci “yerleşik” devlet ise, Ortadoğulu olmayan ABD. Türkiye de dahil, üslerinde “nükleer silah” imkanı bulunduruyor. Ayrıca, Rusya da burada sayılır.
12. Kimse, bölge ve dünya selameti için İsrail, ABD, Rusya nükleerini mesele etmiyor. Sadece silah geliştirmesinden şüphelenilen İran “bombalanmayı” ve hep azarı hak ediyor ama diğerlerine laf yok.
13. Bugüne kadar “nükleer kazalar” ın en tipik örnekleri arasında da henüz bir “İslam ülkesi” yok. ABD’dekiler bir yana, Çernobil, Sovyet artığı ve Ukrayna’da.
14. Ortadoğu’da uluslararası nükleer denetime açık olmayan tek ülke var: Bilemediniz, İran değil. O denetleniyor. Ajansa üye olmayıp kendisini denetlettirmeyen, İsrail. Kimin umrunda! Türkiye, İran dahil, bölgenin nükleer silahlardan ve silahlanma kapasitesinden tamamen arındırılmasını savunabilir mesela. ABD ve İsrail’e rağmen, bunu yapabilir mi gerçekten!

(Sabah / Umur Talu)

Sevgiler

Hayrullah Mahmud

23 Ocak 2006

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

PAX AMERICANA’NIN ÇÖKÜŞÜ YA DA BOLLUĞUN PARADOKSU?!

Pax Americana?!

ABD Genelkurmay Başkanı Peter Pace, Türkiye ziyareti sırasında, geç de olsa, Türk gazetecilerin gözlerinin içine baka baka özür diler gibi şu cümleyi kurdu:

“Çuval olayı hiç yaşanmamalıydı!”

Ardından da, ABD’ye dönüşte, uçakta Amerikalı gazetecilere şu değerlendirmeyi yaptı:

“Dostlar arasında yanlış anlamaları azaltmak için üst düzeyde görüşmeler önemlidir. Ben Türkiye’de muhteşem olan ilişkilerimizi daha da sağlamlaştırmaya çalıştım. Ayrıca onların gözlerinin içine baktım ve gerçeği söyledim. Umarım her konuda olabildiğince dürüst ve açık olmuşumdur. Muhataplarım ile yüz yüze görüşme fırsatı bulmaktan dolayı çok memnunum. Çünkü yüz yüze görüşünce yanlış anlama veya yanlış çevirileri ortadan kaldırabiliyorsunuz. Ziyaretlerimde konuşmaktan çok dinlemeye özen gösterdim.”

ABD Genelkurmay Başkanı, diplomatik bir dille de olsa, Türk Milleti’nde özür dileyip, kamuoyuna “Yaptığımız büyük yanlıştı, bizi affedin” mesajı veriyor.

ABD Genelkurmay Başkanı Pace, aynı zamanda dünya kamuoyuna mealen şu mesajı gönderiyor:

“Türk Devleti ile her anlamda yeni bir sayfa açıyoruz. Bu ziyaretimizi bu anlamda atılmış, iyi niyetli ilk adım olarak değerlendirebilirsiniz. Bundan böyle muhatabımız Türk Devleti’dir! Bölgede ortak çalışmalar yapacağız!”

Yani; Neo Con’ların kendi aralarında kurdukları ve “Dışişleri”ni by-pass eden süreç sona eriyor!

İşte bu anlamda Beyaz Saray’ı ele geçiren “Neo Con”lar ve Bush yönetiminin hüsrana uğrayan “BOP planı” ve çöken “Pax Americana”sı bağlamında zaman tünelinden birkaç satır yansıtayım…

PAX ROMANA

Neo Con’ların kullandığı deyimin aslı “Pax Romana”dır (*)!

Türkçe’de “Roma Barışı” anlamına gelir.

Roma İmparatorluğu’nun, “bilinen” dünyanın büyük bölümü üzerinde kendi diliyle, kendi yasalarıyla, kendi adetleriyle ve tabii ki büyük askeri gücüyle egemenlik kurmuş olduğu dönemi anlatır.

Tarih; M.Ö. 80 yılıdır.

Romalılar ve Roma yavaş yavaş sınırlarının dışına taşmaya başlar.

Yunan Kralı Mitridat, o günkü Yunanistan ve Ön Asya topraklarında çok büyük bir operasyon hazırlar.

Bu operasyondan amaç; yayılan Romalıları kendi egemenlik alanından kovmaktır.

Büyük bir kıyım başlar ve 80 bin Romalı öldürülür.

Bu Roma’nın “11 Eylül”üdür.

Romalılar bu düşmanlığın sebebini bir türlü anlamlandıramazlar.

Bir süre sonra Roma İmparatorluğu, kendi kurallarıyla ilerlemeye başlar.

Sonunda dünyanın en büyük egemen gücü olur.

Akdeniz’in bütün çevresi ve Batı Avrupa artık Roma’nın yönetimi altındadır.

Bilinen dünyanın biraz ötesinde, Doğu Avrupa’da ise Barbarlar (?!) iktidardadır.

Ne var ki Roma bilinen dünyaya egemendir!

Latince de öyle!

Fransızca, İtalyanca, İspanyolca, Portekizce, Rumence hep Latince’den türemiş dillerdir.

Artık Roma, kültürüyle de, kanunlarıyla da öndedir!

Roma, hukukuyla da egemen olduğu toplumların hepsinin ilerisine geçer.

Bu egemenlik 200 yıl kadar sürer.

Neo Con Bush’un Pax Americana’sı ise iki yıl hüküm sürmez Osmanlı topraklarında!

Roma’dan sonra, başka imparatorluklar da, Osmanlı/Türk gibi dünyanın egemen gücü oldular.

Yalnız Osmanlı/Türk iktidarı döneminde, dünyanın Romalıların sandığı kadar küçük olmadığı çok net olarak biliniyordu.

Romalılar gibi bütün dünyanın hakimi olduğunu düşünen yoktu!

15-17’inci yüzyıllarda Osmanlı ve İspanyol imparatorlukları vardı.

Sonra Hollandalılar daha uzak topraklarda, Asya’nın ve Afrika’nın diplerine dek sokulup, kendi imparatorluk sınırlarını genişlettiler.

Daha sonra İngilizler donanmalarıyla geldiler, herkesin önüne geçtiler.

Ki, ABD’nin kendisinden önceki imparatorluklar gibi sömürgesi olmadı.

Uzak topraklardaki askeri girişimleri de hep hüsranla sonuçlandı.

Sadece küçük arka bahçesinde, Latin Amerika’da başarılı oldu.

Hepsi ve daha ötesi bu!

2006 dünya gerçekleri bağlamında, şu hüküm cümlesi rahatlıkla kurulabilir:

ABD’de, Neo Con’ların, “Milyar Dolarlık Radikal Yahudiler” adına, Roma’dan ilhamla yapmaya çalıştıkları “Pax Americana” projesi çökmüştür!

İnsanlığa son veren proje deşifre edilip, sahada kullanılan “kurşun asker”ler, Ukrayna örneğinde olduğu gibi, tek tek vitrinden indirilmeye başlanmıştır.

BOLLUĞUN PARADOKSU

Nitekim…

“Bolluğun Paradoksu: Petrol Zengini Ülkeler” isimli kitabın yazarı Terry Lynn Carr’a göre petrolün çıktığı ülkelerde demokrasi yeşermiyor.

Petrolden gelen para ya iktidardakilerin tüketimine ya da muhalif sesleri bastırma operasyonunda kullanılan ordulara harcanıyor.

Arap ülkeleri bunun en net örneği!

Gerçek anlamda demokrasinin olduğu tek Arap ülkesi Lübnan!

Ama Lübnan da bu anlamda petrolün olmadığı tek Arap ülkesi.

Son dönemde Ürdün’ün de petrol rezervi azalıyor.

İlginç tesadüf:

Ürdün’de hemen demokratikleşme yolunda önemli adımlar atılmaya başlandı.

Çünkü iktidardakiler, hayatta kalmak için halkla iyi geçinmek zorunda olduklarını hissetmeye başladılar.

Ki…

Suudi Arabistan, Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn, Umman ve Katar’dan oluşan Körfez ülkelerinin ABD ve Batı Avrupa’da toplam 800 milyar dolarlık yatırımları var.

Mısır’da yayınlanan El Vatan-el Arabi dergisinin Körfez Ülkeleri Stratejik Araştırma Merkezi’ne dayandırarak verdiği bilgiye göre bu yatırımların yarısı ABD diğer yarısı Batı Avrupa ülkelerinin kasalarında muhafaza ediliyor.

Zira…

Neo Con’ların , “Milyar Dolarlık Radikal Yahudiler” adına, “iliştirilmiş” 11 Eylül terör saldırısını bahane ederek işgal ettikleri Irak topraklarının altı, tam anlamıyla bir petrol denizi!

Çünkü, Irak dünyanın ikinci petrol devi !

Irak’ın petrol rezervinin 84 yatakta, 112,5 milyon varil olduğu sanılıyor.

ABD’nin “nükleer” gerekçesi ile İran’a saldırması halinde, dünyanın kimyasının altüst olacağı aşikar.

İşte bu anlamda birkaç rakam yansıtayım…

En büyük petrol rezervine sahip ülkeler:

Suudi Arabistan: 262.784 milyon varil

Irak: 112.500

BAE: 97.784

Kuveyt: 96.500

İran: 93.100

Müdahale edilen Irak’ta Rusya, Fransa, Çin’den hatta Vietnam’ın bile şirketleri vardı ama ABD’nin yoktu!

Müdahale sonrasında, ABD şirketleri de listeye dahil oldu.

ENERJİ TABLOSU

Kürede kaosa yol açan “enerji savaşları” bağlamında birkaç rakam daha:

Dünya toplam petrol rezervlerinin yüzde 66’sı Ortadoğu’da, yüzde 6’sı da ABD’de bulunuyor.

Dünya petrol rezervleri toplam 143 milyar ton olarak biliniyor; bu miktarın 94 milyar tonu Ortadoğu’da, 8.4 milyar tonu da ABD’de.

Dünya petrol üretiminin yüzde 30’u Ortadoğu’da, yüzde 18.3’ü ise Kuzey Amerika’da gerçekleştiriliyor.

Dünya petrol tüketiminin ise yüzde 30.4’ü Kuzey Amerika’da, yüzde 5.9’u da Ortadoğu’da yapılıyor.

ABD yılda 352 milyon ton petrol üretir iken, tüketimi 896 milyon ton.

Doğalgaz dünya üretiminin ise yüzde 31’i Kuzey Amerika’da, yüzde 9.3’ü Ortadoğu’da gerçekleştiriliyor.

Dünya doğalgaz tüketiminin ise yüzde 30.1’i Kuzey Amerika’da, yüzde 8.4’ü Ortadoğu’da yapılıyor.

Avrasya toplam hampetrol rezervleri 115 milyar ton ve söz konusu rezervlerin 94 milyar tonu Ortadoğu ülkelerinde.

Avrasya’da hampetrol üretim – tüketim dengesi de oldukça farklı.

Ortadoğu ülkeleri 1076 milyon ton hampetrol üretirken, toplam tüketimi 206 milyon ton.

Avrasya’da Avrupa kıtası 323 milyon ton hampetrol üretirken, bu kıtanın hampetrol tüketimi 760 milyon ton.

Hampetrol rezervlerinin dağılımında da Avrasya yüzde 78’le birinci sırada. Amerika yüzde 15’le ikinci sırada iken Afrika yüzde 7 İle üçüncü sırada yer alıyor.

Hampetrol üretiminde de Avrasya yüzde 61.5′!e birinci sırada, Amerika yüzde 28’le ikinci sırada, Afrika ise yüzde 10’la üçüncü sırada yer alıyor.

Hampetrol tüketiminde ise Avrasya yine yüzde 60’la birinci sırada, Amerika yüzde 37 ile ikinci sırada, Afrika İse yüzde 3’le son sırada yer atıyor.

Ülkemiz Türkiye’nin ise toplam petrol üretimi 2.5 milyon ton.

Türkiye her yıl 25.8 milyon ton petrol işliyor ve 28.6 milyon ton petrol tüketiyor.

YENİ DÖNEM

Hülasa, Neo Con’ların “Milyar Dolarlık Radikal Yahudiler” adına Osmanlı/Türk topraklarına yönelik olarak başlattıkları “Pax Americana” operasyonu çökmüştür.

Adını Zbiqniev Brzezinski’nin koyduğu “Büyük Satranç Tahtası”nda Neo Con’lar, “Çekirdek devletler”in ortak operasyonu sayesinde önce “şah” sonra da “mat” düzenine teslim olmuşlardır.

Hülasa; “Dünya barışı” adına zafer mutlaktır!

Elde edilen başarı ise tartışmasız tüm “çekirdek devlet”lerin, “ortak aklın”ın, “ortak cesaret” ve de “ortak kararlılık”ın bir ürünüdür.

Ezcümle, “insanlık”, büyük bir uçurumun eşiğinden dönmüştür.

Ve…

Son olarak…

Bundan böyle, Türk Devleti kendine yapılan hiçbir iyiliği de hiçbir kötülüğü de unutmayacaktır.

Bir “Fil hafızası” sağlamlığında serüvenine devam edecektir.

Bu bakımdan ABD Genelkurmay Başkanı Pace’nin Türk Milleti’ne doğru attığı ilk adım, yetersiz olmakla birlikte devamının gelmesi kaydı ile yerindedir.

ABD Başkanı Bush, her ne kadar “dilinin ucu” ile Türk Milleti’nin gönlünü “asil” ve “cömert” tanımlamaları ile almaya çalışsa da, Beyaz Saray, 72 milyon Türk vatandaşını hüzne boğan “Çuval hadisesi” ile ilgili dünya kamuoyu önünde “tatmin edici” bir özür beklemektedir.

Ki, bundan sonrası için daha güçlü, daha güvene dayalı, Türk Milleti’nin de arkasında olduğu “Devletler arası” bir ilişki süreci başlasın?!..

Başlayabilsin!..

Unutulmamalı ki; Tük Milleti, hiçbir millet ya da devletin düşmanı değildir.

“Atalarımızın Türkiyesi”ne kem gözle bakanlar hariç!

Saygılar

Hayrullah Mahmud

29 Mart 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

BAŞBAKAN ERDOĞAN’A YAZ TATİLİ ÖNERİSİ: BİLAL VE TÜM BAKAN ÇOCUKLARINI ALIP, MAYINLI ARAZİDE GEZİNTİYE ÇIKMAYA NE DERSİNİZ?!

Mayınlı arazide Bilal’i dolaştırmak?!

Mayına çarpan trende her gün bir Mehmetçik ölüyor!

Mayına çarpan araçta her gün Mehmet’lerden bir Mehmet ölüyor!

2005 YAŞ sonrası “sürpriz yok” sevinci ile Başbakan Erdoğan soluğu Ekinlik adasında aldı.

Kah halı sahada top peşinde koşturuyor, kah adada balık avlıyor.

Bir kısım medyada ise “bunun ne denli yüce bir şey olduğunu” anlatan “derin analiz”ler kaleme alınıyor. Bu arada şehid ailelerinin içi parçalanıyor.

Anaların yüreği yanıyor.

Bazı analar, ölen evladın ardından “Vatan sağolsun” deyip “Asker selamı” çakıyor.

Bazı Kuvvet Komutanları güneş gözlüklerinin ardında, camilerde saf tutuyor.

Çünkü devletin tepesinde “şehid anası”nın gözüne çıplak gözle bakacak adam yok!

Kalmamış!..

Devleti yönetmeye talip olanlar bilmeliler ki!..

O makamlar, şikayet makamı değil.

Cumhurbaşkanı da olsan şikayet etmeye hakkın yok!

Başbakan da olsan şikayet etmeye hakkın yok!

TBMM Başkanı da olsan şikayet etmeye hakkın yok!

Genelkurmay Başkanı da olsan şikayet etmeye hakkın yok!

Kuvvet Komutanı da olsan şikayet etmeye hakkın yok!

Bakan da olsan şikayet etmeye hakkın yok!

Milletvekili de olsan şikayet etmeye hakkın yok!

O makamlara şikayet edesiniz diye gelmediniz!

Şikayet etmek için getirilmediniz.

Eğer görevlerinizi layığı ile yapamadığınıza inanıyorsanız, “istifa etmenin de bir onuru olduğunu” bir kez daha hatırlatmak isterim.

MAYINLI ARAZİDE YAZ TATİLİ

Unutmayınız ki!..

O makamlara “sorun çözesiniz” diye getirildiniz!

Eğer çiğ yemediyseniz, karnınız ağrımaz.

Rahat rahat sorun çözer, hesap sorarsınız.

AKP Hükümeti’nin bir bakanı, “Asker istedi diye kanun çıkmaz” diyor.

Haklı!

Kanun ihtiyaç varsa çıkar!

Yalnız, mayına çarpan araçta, her gün bir asker şehid oluyor.

AKP Hükümeti’nin ihmali yüzünden her gün bir başka evde ağıt yakılıyor.

Yani!..

Terörle mücadele için kanuna da ihtiyaç var, yola dökülecek asfalta da!

Görünen o ki, Ankara’da insanlık ölmüş.

Başkent’te insanlık namına bir şey kalmamış.

Başbakan Erdoğan başta olmak üzere, tüm AKP Hükümeti’nin üyelerinin çocuklarını bir araca doldurup, Doğu ve Güneydoğu seyahatine çıkarmak farz oldu.

Belki, “Mayınlı arazide çocuklarıyla birlikte yaz tatili” fikri, kabine üyelerinin bazılarının aklını başına getirir.

Belki o zaman Erdoğan da, oğlu seyahatten sağsalim dönebilsin diye, tatilini yarıda kesip, soluğu Başbakan’lıktaki odasında alır.

Bakanlar Kurulu’nu acilen toplayıp, jet hızıyla kararlar çıkartır.

Meclis’i RTÜK örneğinde olduğu gibi yine jet hızıyla toplayıp, çıkarması gereken kanunlar ne ise onları tüm Bilaller tüm Mehmetler adına tek tek çıkartır.

Neticede, işin ucunda “mayınlı arazi”de dolaşan aracın içindeki oğlu “Bilal” olacak!

Belki o zaman Erdoğan gerçekleri görür.

Gereğini yapar!

Ne dersiniz?!

Ne var ki, Erdoğan’ın çocuğu da olsa, mayınlı arazide Bilal’in ve diğer Bakan çocuklarının dolaşmasına benim gönlüm razı olmaz! Ya Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, sizin vicdanınız diğer ailelerin evlatlarının, mayına çarpan aracın içinde ölmesine nasıl razı oluyor?!

ÖLEN İNSANLIK

Tamam anlaşıldı!

Bu Hükümet, mayına çarpan araç içinde “kendi çocukları” olmadığı sürece, durumun vehametini anlamayacak.

Üslup ortada!

İlla o tabutun içinde yatanın adının “Bilal” mi olması şart?! Ya da Hükümet Sözcüsü Cemil Çiçek’in oğlu mu olmalı?! O zaman mı sayın Başbakan ve Bakanlar gerekli önlemleri alacak?! Erdoğan tatilini yarıda kesme ihtiyacı hissedecek!..

Unutulmamalı ki!..

Mayına çarpan araçta ölen Mehmetçiklerin her biri bu vatanın evladı. Belki AKP Hükümeti üyelerinin nüfusuna kayıtlı değiller!..

Ama onların hepsinin soykütüğünde; “Baba Adı: Mustafa Kemal” yazıyor.

Onların hepsi Atatürk’ün çocukları!..

İngiltere’de art arda patlayan bombalardan sonra, terörle mücadele etmek için neredeyse Londra’da “sıkıyönetim” ilan edilecekti.

Ya Türkiye’de?!

Ankara’da kimse “sıkıyönetim ilan edilsin” demiyor ama “gereği ne ise o da yapılsın” diyor.

Neredeyse her gün bir evden şehid cenazesi çıkarken…

Başbakanın tatile çıkıp, balık avlaması ya da Erdoğan’ın yerine Başbakan olma hayalleri kuran Abdullah Gül’ün, zengin bir Arap’ın düğününde boy göstermesi mi gerekiyor?!

Cenaze evinde ıslık çalınmaz beyler!

Cep telefonlarının erişimi engellendiği bir düğünde, Türkiye kimlere emanet hiç düşündünüz mü?!..

Ve…

Son olarak…

Buradan açıkça, AKP Hükümeti üyelerine ve tüm milletvekillerine sormak istiyorum:

Bu mu sizin devlet adamlığından anladığınız?!

Bu mu sizin insanlığınız?!

Bu mu sizin İslamiyet’ten anladığınız?!

Yazıklar olsun!

İnsanlığımdan utandım, sizde de kaldıysa, siz de utanın.

El insaf, el vicdan!..

Hayrullah Mahmud

10 Ağustos 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

Sevgiler

9 Haziran 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu girin!
İsminizi Buraya Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

501,313BeğenenlerBeğen
92,460TakipçilerTakip Et
3,552TakipçilerTakip Et
7,662TakipçilerTakip Et
58,900AboneAbone Ol

Kaçırmayın