
İran ricası. Hayrullah Mahmud yazdı.
İRAN RİCASI / “TERÖR KARTI” ÜZERİNDEN TÜRKİYE’YE VERİLMEK İSTENEN MESAJ NE YA DA SOÇİ’DE SOBELENMEK VEYAHUT PKK İÇİN “GENEL AF” İSTEYEN BARZANİ’YE SULTAN ALPASLAN’DAN MESAJ VAR?!İran ricası?!
BUSH’UN TÜRKİYE’DEN “İRAN” RİCASI YA DA GÜNERİ CIVAOĞLU’NUN YILLAR ÖNCESİNDEN YAZDIĞI KEHANET?!
Taşeronluk ricası?!
FBI Başkanı Robert Mueller ve CIA Başkanı Porter Goss’un Ankara’ya art arda yaptıkları resmi ziyaretler bağlamında birkaç satır daha…
FBI ve CIA Başkanları’nın neden Türkiye’ye geldikleri konusu, Türk medyası için günlerdir bir muamma.
Birbiri ile çelişen haberler, “Hiçbiri doğru değil” diye Radikal Gazetesi’ne manşet olmuştu!
O halde işin doğrusu ne?!
“CIA ve FBI Başkanları neden Ankara’ya geldiler?!”
İşte bu soruya cevap olabilecek birkaç satır…
Geçen gün, iyice köşeye sıkışan Bush yönetimi İran’a saldırmak için Ankara’dan destek istemeye geldiler, diye yazmıştım.
Nitekim…
ABD’nin, Türkiye’den tam olarak ne istediği konusu, resmi ağızlarca da deşifre edilmeye başlandı.
Yani ortada “giz” adına pek bir şey kalmadı.
ABD Başkanı George W. Bush, Fox News’a yaptığı bir açıklamada şunları söylüyor:
“İran’ı şer ekseninin bir parçası olarak nitelemiştim. Çünkü İran gerçek bir tehdit. Tahran’ın, nükleer silah arayışında olmadığını kanıtlaması gerekiyor!”
Yani; Bush, kaybettiği kamuoyu desteğini geri kazanmak için yeni bir saldırı noktası gösteriyor.
Zaten ABD, uzunca bir zamandır, İran’ın nükleer program görüntüsü altında, atom bombası yapmaya çalıştığına inanıyor. İran, aynı zamanda Irak’ta, Bush yönetimi tarafından, “istikrarsızlık” yaratmakla suçlanıyor.
Bush, 2002’de “Irak, Kuzey Kore ve İran”ı “şer ekseni” olarak nitelendirdiklerini açıklamıştı.
Ki…
ABD’nin çiçeği burnunda büyükelçisi Ross Wilson da, Radikal’den Murat Yetkin’e yaptığı açıklamada, Türk-ABD ilişkilerinde yeni döneme dair şu sıralamayı yapıyor.
İlk sırada Irak konusu var!
İkinci sırada “terörle ortak mücadele” konusu geliyor.
Ve bunu Suriye ile İran gündem maddeleri izliyor.
ABD Başkanı Bush ve ABD’nin yeni Büyükelçisi Wilson, art arda yaptıkları açıklamalar ile geçen gün burada yazdığım perde arkası bilgileri doğrulamış oluyorlar.
Bu da, CIA ve FBI Başkanları’nın, Ankara ziyaretleri sırasında gündeme gelip, kamuoyundan saklanmaya çalışılan “gizli istek”in, resmi ağızlarca teyidi anlamına geliyor.
TAŞERONLUK RİCASI
Yani Bush’un ABD’si, Türkiye’ye, İran konusunda “işbirliği” teklif ediyor.
Buna ne kadar işbirliği teklifi denilebilirse!..
Çünkü; ABD’li yetkililer, Türkiye’ye, açıkça İran’a saldırı konusunda “taşeronluk” teklif ediyorlar.
Açıkça “Bizim yerimize siz İran’a saldırır mısınız? Siz İran’a saldırın, biz de, sizi her anlamda destekleyelim” diyorlar.
İşte tam bu noktada, yeni ABD Büyükelçisi Wilson’un Murat Yetkin’e söylediği, şu öneri gündeme geliyor:
“Burada Türkiye ABD için ne yapabilir; ABD, Türkiye için ne yapabilir?!”
Türk yetkililer özetle, “Sizin Irak’ta ne yapabileceğinizi gördük. Terörle mücadele konusunda bize göre zayıfsınız. PKK konusuna gelince, gölge etmeyin başka bir şey istemez” cevabını veriyorlar.
Bu sözler, “Şemdinli provakasyonu”nun perde arkasındaki “gizli el”lerden birine yapılmış gönderme olarak da algılanabilir.
Bunca ziyaret ve yapılan açıklamadan ortaya şu sonuç çıkıyor:
“Bush, eğer koltuğunu koruyabilirse, ki bu deveye hendek atlatmaktan da zor bir şey, İran’ı vurma konusunda ısrarlı!”
Böyle bir saldırının düşünceden eyleme geçmesi halinde, netice hakkında tahminde bulunmak kehanet olmasa gerek.
ABD halkı, Irak’tan sonra, en başından, ikinci bir şoka hazır olsalar iyi olur!
Zira…
Türkiye’yi bu anlamda bekleyen gelişmeler ise sürpriz sayılmamalı.
Türkçede güzel bir deyim vardır.
“Perşembe’nin gelişi Çarşamba’dan bellidir”, diye.
ABD’nin “Ortadoğu bataklığı”nda kayboluş öyküsü de akla bu sözü getiriyor.
Habertürk’te, 18 Şubat 2003 tarihinde yayınlanan yazımda, Türkiye adına “Perşembe’nin gelişi” hakkında tarihe şu notu düşmüşüm:
DEVLETLER OYUNU?!
1950 ve 1960’lı yıllarda CIA’da, Ortadoğu uzmanı olarak çalışan Miles Copeland, “Devletler Oyunu” kitabında şu satırlara yer verir:
“CIA’nın Washington DC’deki karargahında bir grup insan, ‘Devletler Oyunu’ adını verdikleri bir oyunla meşgul. Mısır’daki Hür Subaylar Darbesi ve ardından Nasır’ın yönetime gelişi, Suriye ve Lübnan’daki bir dizi askeri darbe, Washington’da oynanan oyunun bir parçasıdır!”
Copeland, bulunduğumuz coğrafyada “raslantı”ya değil, sadece “anlamlı raslantılar’a
yer olabileceğinin altını çizer…
Bu anlamda son günlerin güncel sorusu, “Ortadoğu’nun haritası yeniden mi çiziliyor? Türkiye’nin de bir yönüyle içinde bulunduğu coğrafya üzerine oyunlar mı oynanıyor?”
sorusuna cevap olabilecek, yakın tarihten bazı enstantaneler yansıtayım…
Öncelikle birinci kare:
Yer: Suudi Arabistan…
Tarih: 1990 yılı ocak başları…
Riyad’da bir otelin üst katlan, ABD Silahlı Kuvvetleri’nin Harekat Merkezi’ne dönüştürülmüştür…
Büyükçe bir odada, iyi Türkçe bilen, Amerikalı bir subay, elini, duvardaki haritanın Türkiye için duyarlı sayılabilecek Kuzey Irak bölgesinde gezdirerek, “İste buralarda bir boşluk oluşacak, orada Kürtler silahlanacak” diye bazı öngörülerde bulunur.
ABD’li subay, Türk gazetecisi Güneri Cıvaoğlu’na şu iddialı sözleri söyler:
“Türkiye’de de Kürt sorunu büyüyecek, topraklarınızı korumak için belki savaşmak zorunda kalacaksınız!”
İkinci enstantanede ise şu görüntü kayıtlıdır:
Yer: ABD…
Tarih: 1995 yılı şubat başları…
CNN’de, CIA’da önemli görevler yapmış, orta yaşlı bir adamla sohbet programı yayınlanmaktadır.
Talk-show programının yapımcısı bir ara, karşısında oturan eski CIA görevlisine, “Eskiden Sovyetler Birliği’nde birçok ajanınız vardı. Şimdi Rusya’yla dost olundu ve siz ajanları geri çektiniz. Peki bu ajanlar şimdi nerede?” diye sorar.
Sonra da gülerek sözlerine şöyle devam eder; “Siz ajanları bir yere yığarsanız, orası karışacak demektir. Söyleyin bakalım, hangi ülke karışacak?”
Kısa bir sessizlik olur…
Yetkili hiç duraksamadan “Türkiye” der…
Bunun üzerine yapımcı şaşırır; “Türkiye’de nerden çıktı?” diye
Eski CIA görevlisinin, bu soruya cevabı şöyle olur: “Evet Türkiye!” önümüzdeki dönemde dünyanın en çok karışacak ülkesi. Siz bunun henüz farkında değilsiniz; ama, şu anda Türkiye, gizli servislerin ajandasında 1 numaraya yerleşti.”
Sonra da Güneydoğuyu, Ege’yi anlatır ve “Dünya ajanları da o bölgede toplandı” der.
ALTINDAL’IN ÖNGÖRÜSÜ
Üçüncü enstantane…
Bundan bir süre önce Marmaris, Armutalan’da, 7. Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in evindeydik…
Bölgedeki gelişmeleri de kapsayan geniş açılı bir sohbet yaptık…
O sohbetimiz sırasında Evren, kaygılıydı…
Türkiye’nin güneydoğusu için geleceğe dönük, yukandaki sözlere paralel sözler söyledi.
Bu coğrafyada bundan daha küçük bir alanda yaşamamızın mümkün olmadığının altını çizdi… Yazılmaması kaydıyla bazı öngörülerde bulundu…
Onun için o sözleri buraya almıyorum…
Dördüncü enstantane…
Yer: Teşvikiye, İstanbul…
Tarih: 11 Eylül’den bir ay kadar önce…
Reasürans’taki, Passage Bistro’da oturmuş, Ortadoğu’yu avucunun içi gibi bilen bir isimle, araştırmacı yazar Aytunç Altındal’la hem kahvelerimizi yudumluyor, hem de bölgenin geleceği üstüne laflıyorduk.
Bir ara bana şu sözleri söyledi:
“Çok yakında Ortadoğu’nun haritasını değiştirecek bir gelişme olabilir.
Yeni bir harita sümenaltında bekletiliyor. İsrail, Filistin’le savaşmaktan sıkıldı. ABD, bölgeye İsrail’le birlikte yerleşmek istiyor. Filistin Ürdün’e, Ürdün de Irak’a doğru kaydırılacak. Saddam devrilecek. Yalnız bunun için dünyada kimsenin karşı çıkamayacağı çok büyük bir olayın olması şart!”
Bu sözlerin üzerinden bir ay geçmemişti ki, Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Pentagon’a uçaklı saldırı yapıldı.
Bu diyaloğa o dönem çalıstığım gazetede ver vermiştim.
Sonrasında yaşanan gelişmeleri hep birlikte izliyoruz…
Beyaz Saray, saldırıdan sorumlu tuttuğu Ladin’i bulmak için Ortadoğu’ya girdi!
Önce Afganistan’ı bombaladı, sonra denetimi altına aldı.
Şimdi de fiilen parçalanmış Irak’ı vurup, haritadan silmek istiyor.
Ortadoğu’da esen bu “jeopolitik fırtına” bir anda bölgeyi içine alan bir kasırgaya dönüşür mü, onu önümüzdeki günlerde göreceğiz.
Bu anlamda başka karelerde var…
Onlara da önümüzdeki günlerde yer veririz.
Yalnız, her halükarda, gelişmeleri ihtiyatla izlemekte fayda var…
——————
RAP… RAP… RAP…
————————
22 YENİ DEVLET
Şimdi de Star Gazetesi’nden, 8.09.2003 tarihli yazımdan bir bölümü buraya alayım:
Yalnız!..
ABD Başkanı George Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condolezza Rice, 7 Ağustos 2003 tarihli Washington Post’ta yayınlanan ‘Ortadoğu’yu değiştirmek’ başlıklı makalesinde, Irak’ta başlayan operasyonun 22 devleti kapsadığını yazıyor.
Bu anlamda, Rice’ın makalesinden birkaç pasaj yansıtayım:
‘…Bugün Amerika ile dost ve müttefikleri, kendilerini dünyanın bir başka kısmında, Ortadoğu’da uzun vadeli bir dönüşüm yaratmaya vakfetmek durumunda. Toplam 300 milyon insanın ve 22 ülkenin bulunduğu Ortadoğu’nun bütün yıllık geliri, 40 milyonluk İspanya’nın gerisinde. Önde gelen Arap aydınlarının, siyasi ve ekonomik ‘özgürlük açığı’ dedikleri şey yüzünden bütün bölge geri kalmış durumda.’
‘…Bu ideolojilerin takipçileri bölgesel istikrarsızlığın kaynağını ve Amerika’nın güvenliği açısından daimi bir tehdit teşkil ediyorlar. Görevimiz, Ortadoğu’da daha fazla demokrasi, hoşgörü, refah ve özgürlük isteyenlerle beraber çalışmak.’
‘…Bush’un Şubat ayında dediği gibi, ‘Demokratik değerlerin yayılması bütün dünyanın çıkarına’, çünkü istikrarlı ve özgür uluslar, katil ideolojileri beslemez.’
‘Amerika, potansiyellerini ortaya koymaları konusunda Ortadoğu halklarına yardım etmeye kararlı. Bu işten vazgeçmeyeceğiz, dünya için daha fazla güvenlik istediğimiz kadar, bölge insanları için de daha fazla özgürlük istiyoruz.’
İşte böyle…
Bush’un Ulusal Güvenlik Danışmanı Condolezza Rice, makalesinde Ortadoğu’da 22 devletin sınırlarının değişeceğinden bahsediyor.
İlk olarak Irak’ın sınırları değişti bile…
Sırada ise İran var…
Zaten Bush, 23 Haziran tarihli açıklamasında ‘Bir sonraki hedef Kuzey Kore değil, İran olacak. Tüm hazırlıklarınızı buna göre yapın’ diyerek bunun ilk işaretini vermişti bile!
Ardından Türkiye geliyor…
Kimse şaşırmasın…
ABD ile Türkiye arasında kurulan pazarlık masasında Türkiye ile Irak arasında ‘Federal’ bir yapı öngörülüyor.
ABD, Türkiye’den kademeli olarak Irak’a 130 bin askerin girmesini istiyor…
Buna karşılık ‘Biz de 2004 yılı mayıs sonu itibari ile seçkin askeri birlik hariç, Irak’tan çekilelim’ diyor.
Aynı zamanda Ankara’ya Irak’ın petrol gelirinin yüzde 10’u da bu hizmetine karşılık teklif ediliyor.
Yalnız…
Masada gerilimi doruğa tırmandıran bir nokta var…
O da İran…
İran çok sıkıntıda…
ABD, İran’ın Hazar kıyısında çıkarlarını koruyacak kadar yer tutmasını… Buna karşılık Basra’nın hakimiyetini teklif ediyor…
Pazarlık nasıl sonuçlanır bilinmez…
Ama, masada Tahran sıkıntılı günler yaşıyor…
——————
RAP… RAP… RAP…
————————
TURKUAZ DEVRİM?!
Ve…
Son olarak, birkaç satır daha…
CIA ve FBI Başkanları’nın Ankara’ya gelip, resmi anlamda yaptıkları “İran ricası”nda üslup bakımından şaşılacak bir şey olsa da, muhteviyat bakımından sürpriz bir şey olduğunu sanmıyorum.
Ki, askerinin kafasına çuval geçirilmesini sineye çekmiş AKP Hükümeti’nin ve “bu nota başka notaya benzemez “diyen bir Başbakan’ın olduğu ülkede, bu üslup da uygun görülebilir.
Ne var ki, sonun başlangıcı “Atatürk Türkiyesi” adına 3 Kasım seçimleri ile başladı.
Bu tarih Türkiye adına bir milat oldu.
AKP, BOP operasyonu çerçevesinde, Türkiye tarihinde görülmemiş büyük bir destekle iktidara getirildi.
Erdoğan, Siirt’ten, Jet Fadıl’ın yerine seçtirilip, TBMM’ye girmesi sağlandı.
Medyasından işdünyasına, sivil toplum kuruluşlarından siyasi partilere, güvenlik bürokrasisinden iliştirilmiş muhalefetine dek, büyük bir konsensus ile Başbakan yapıldı.
Neden yapıldı?!
Niye yapıldı?!
Tabii ki, BOP operasyonu çerçevesinde “Atatürk Türkiyesi”ni sonlandırmak için yapıldı.
Erdoğan’ın Başbakan olduğu Türkiye’de, “AB bizi üye yapacak” masalı ile “ulus devlet”i ortadan kaldıran birçok yasa TBMM’den çıkarıldı.
Netice ortada!
AB’ye üyelik adına on yıl sonrası için bile umut yok.
İçinde bulunduğumuz coğrafyada ise usta gazeteci Güneri Cıvaoğlu’nun yıllar öncesinden haber verdiği gelişmeler gerçekleşiyor.
Sıralı domino taşlarının art arda yıkılması gibi devletler yıkılıyor, sınırlar değişiyor.
Osmanlı coğrafyası üzerinde IV Dünya Düzenlemesi yapılıyor.
BOP operasyonu çerçevesinde, Türkiye’de, Erdoğan üzerinden yapılmak istenen yıkımın ya da “devrim”in adı “Turkuaz”!
Atatürk Türkiyesi’nin önce 2’ye sonra 4’e ve ardından daha küçük parçalara bölünmesi hedefleniyordu.
BOP’çuların, Soros’un devlet yıkan sivil toplum çalışmaları üzerinden, Gürcistan’a yaptıkları devrimin adı “kadife”ydi!..
Ukrayna’da renk bir anda “turuncu”ya döndü.
Kırgızistan ise Soros’çuların “lale” kokusuna yenik düştü!..
Ya İran’da?!
Bush yönetiminin, Türk Ordusu’nun “haki yeşil”i üzerinden, “çimen yeşil”i olan rengi, “dolar yeşili”ne çevirmesi mümkün olabilir mi?!
Ne dersiniz?!
Son FBI ve CIA Başkanları’nın Ankara ziyareti ve “Şemdinli provakasyonu” sırasında ortaya konulan tavır, konu hakkında ABD yönetimine yeterince bir fikir vermiş olmalı!
Soros ise Erdoğan’ın Başbakanlığı döneminde, onca kuşatmaya rağmen ne duvarlardaki Atatürk resimlerini indirebildi ne de kalplerdeki Atatürk sevgisini söküp atabildi.
Beklenilenin aksine Türkiye, Atatürk’ün etrafında kenetlendi.
Bush yönetimi, İran’da başarılı olabilir mi?!
“Ajan tarlası”na dönen Türkiye bu oyuna gelir mi?!
Sanmıyorum!
Cevap ortada!
Sonsöz: Ölmek var, Atatürk Türkiyesi’nden dönmek yok!
Sevgiler
Hayrullah Mahmud
16 Aralık 2005
——————
RAP… RAP… RAP…
————————
CIA VE FBI BAŞKANLARI, İRAN’A SALDIRMAK İÇİN TÜRKİYE’DEN DESTEK İSTEDİ YA DA SEN DE BUNU YEDİN Mİ FATİH?!
Gizli plan?!
ABD güvenlik bürokratlarının, Ankara çıkartması bağlamında birkaç satır…
“Vizontele I” filminde sevdiğim bir sahne var.
Cem Yılmaz, palavracı bir dükkan sahibini oynuyor.
Yılmaz Erdoğan ise deli ama mucit bir karakteri canlandırıyor.
Aralarında tatlı-sert bir rekabet var.
Yılmaz Erdoğan, Cem Yılmaz’ın dükkanına gidip, tezgahtara sesleniyor:
“Şu takım elbiseyi versene!”
Tezgahtar “Hani parası, sonra abim kızmasın” diyor.
Yılmaz Erdoğan yani “Deli Emin” hemen cevabı yapıştırıyor:
“Abinin haberi var, zaten o söyledi, git tükkana, beğendiğin elbiseyi al, dedi!”
Bu sözler üzerine tezgahtar, ikna olup, elbiseyi veriyor.
“Deli Emin” takım elbiseyi kaptığı gibi yıldırım hızıyla “tükkan”dan uzaklaşıyor.
Cem Yılmaz da “Deli Emin”in elinde elbise ile uzaklaştığını görünce, hışımla “tükkan”ına dönüyor. Kapının girişine asılı “takım elbise”nin yerinde yeller estiğini fark edince de, tezgahtarına “Nerede elbise” diye basıyor kalayı.
Tezgahtardan, “Abi sen söylemişsin, Deli Emin’e verdim” cevabı gelmesi üzerine öfkelenip, bağırıp çağırmaya başlıyor.
Yardımcısına “Sen de, bunu yedin mi?” diye soruyor.
Tezgahtar da “Evet yedim abi” deyince, sopayı yerden kaptığı gibi “geç içeri ulan” diye bağırıp, “tükkan”dan içeri dalıyor.
CIA ve FBI Başkanları’nın, Türkiye ziyaretinin ardından, bir kısım medyaya servis yapılan haberleri okuduğumda, Vizontele filmindeki o renkli sahneyi hatırladım.
Ardından da; “Siz de bunu yediniz mi?!” diye sormadan edemedim.
Fatih Altaylı’nın bugün SABAH’a manşet olan yazısını okurken de, aynı hisse kapıldım.
“Sen de mi Fatih, sen de mi bunu yedin?” dedim.
Serencebey sakini Altaylı, bugünkü yazısında şöyle diyor:
KİMİN TERÖRİSTİ?!
CIA Ba
şkanı Porter Goss’un Türkiye ziyaretinin perde arkası az da olsa aralandı.
ABD açısından Türkiye’nin stratejik önemi azalmıyor, tam aksine giderek artıyor. ABD yönetimi bunu geç de olsa fark ettiği için ABD’nin Ortadoğu politikasının mimarları, ardı ardına Türkiye’ye geliyorlar.
Rice’in ilk dış gezilerinden biri Türkiye’ye olmuştu. şimdi de zorunlu haller dışında ülke dışına pek çıkmayan CIA Başkanı Porter Goss Türkiye’ye geldi.
Goss’un ziyareti görevine uygun bir biçimde “gizli” başladı. Uçağı MıT hangarına çekildi, Başkan Goss, havalimanının pek kullanılmayan bir kapısından çıkarılarak Ankara’ya sokuldu. Ve programının içeriği konusunda müthiş bir gizlilik var.
CIA Başkanı‘nın ziyaretinin sır perdesini az da olsa aralamayı başardık.
Ziyaretin perde arkası 6 ay öncesine dayanıyor.
CIA, 6 ay kadar önce Türkiye’yi “ıslamcı terörün bir numaralı hedefleri arasına girdiniz” diye uyardı. Ve bu uyarının ardından bir teklif yaptı: “El Kaide ve benzeri ıslamcı terör gruplarına karşı hem istihbarat hem de önleyici tedbirler konusunda işbirliği yapalım.”
CIA’nın amacı MıT’in ıslami terör konusunda yıllar süren çalışmalar sonucunda oluşturduğu network’ü kullanmaktı. Bununla ilgili olarak ilk sinyal bundan bir sure Ankara’ya gelen ABD Dışişleri Bakan Yardımcısı‘nın ziyaretinde ortaya çıktı.
ABD ıslami terörü anlamak için Türkiye’den yardım istediğini resmen ilk kez o ziyaret sırasında dile getirmişti.
ABD’nin bu konudaki talepleri karşısında önce kayıtsız kalan Türkiye, ABD yönetimi ve bağlı olarak CIA’nın ısrarları karşısında bunu bir pazarlık kozu olarak kullanmaya başladı.
Goss’un ziyareti işte bu pazarlığın son safhasını oluşturuyor.
CIA Başkanı ile Ankara’da biri Türkiye, diğeri ABD taraf
