
Nedir Bu Ermeni Meselesi?. Yine bir Nisan ayı ve yine Ermeni’ler “Soykırım” sözcüğünü sakız gibi ağızlarında gevelemeye başladılar.
Nedir Bu Ermeni Meselesi?
Peki nedir bunca uğraş verdikleri meselenin aslı?
Tarihte, Osmanlı Devleti’nin yükseliş ve duraklama döneminde Türkler, Ermeniler ile bir arada; kardeşçe ve hep hoşgörü içersinde yaşamışlardı. Ermeniler hiç problemsiz ve kendi işlerinde bir toplumdu. Hatta hepimiz biliriz, Osmanlı yöneticileri Ermenilere “Millet-i Sadıka” derlerdi.
Osmanlı İmparatorluğu döneminde Ermeniler devlet yönetiminde gayet etkili olmuşlar, ticaretle uğraşmışlar, askerlik yapmışlardı. Eğitim, sanat, kültür, ticaret alanlarında kendilerini geliştiren Ermeniler kendi dillerinde kitap bile bastırabilmişlerdi. Kendilerine karşı hiçbir dayatma sözkonusu olmamıştı. Fatih Sultan Mehmet 1461 yılında Bursa Ermeni liderini İstanbul’a getirtmiş ve bir Ermeni Patrikhanesi oluşturarak onu Ermeni patriği yapmıştı. Osmanlı’nın ilerleyen dönemlerinde devletin önemli makamlarında birçok Ermeni’ye rastlayabileceğimiz gibi yine 19’uncu yüzyılın sonları ile 20’inci yüzyılın başlarında, yani Ermeni sorununun başlayıp geliştiği dönemde, Türkler tarafından Ermeni’lere devlet hizmetlerinde önemli görevler verilmesine devam edilmiştir. Bunların arasında Ayan Meclisi ve Mebusan Meclisi üyelikleri, Maliye ve Dışişleri dahil çeşitli bakanlıklar (1912’de Dışişleri Bakanı Ermeni Gabriyel Noradonkyan Efendi idi), bakanlıkların müsteşarlıkları ve üst düzey yöneticileri, büyükelçilikler ve konsolosluklar gibi önemli memurluklar yer almaktaydı.
Başka Millet-i Sadıka olan Ermeniler 1800’lu yılların sonlarında, Ruslar’ın, İngiliz’lerin ve I. Dünya Savaşı öncesi ve sonrası çıkar sahibi diğer ülkelerin kışkırtmalarıyla Osmanlı Devleti için bir sorun haline geldi ve dönemde yaşananlar günümüze kadar devam edeğelen iddialar ve tartışmaların ortaya çıkmasına neden oldu.
İsterseniz Ermeni sorununun tarihçesine bir uzanalım…
Ermeniler 1860 yılında kendilerine özel bir yönetim sağlamak için Babıali’ye başvurmuşlar ve bu istekleri 1863 yılında gerçekleşmiştir. Yine bu tarihte ele alınan “Ermeni Milleti Nizamnamesi (Ermeni Anayasası)” onların devletin içindeki yerlerini sağlamlaştırmalarını sağlamıştır. Ermeniler 400 üyeli bir meclise sahip olmuşlar ve “Katolikos” denen dinî reisleri kendi başkanları konumuna getirilmiştir. Daha sonra 1864’deki “Vilayet Nizamnamesi” ile de Ermeniler mahalli yönetimlerde de söz sahibi olmaya başlamışlardır.
Ancak bu sıralar Rusya sıcak denize inme sevdasıyla tam bağımsız olmayan bir “Özerk Ermeni Devleti’ni” savunurken İngiltere ise Rusya’nın karşısında “güçlü ve tam bağımsız bir Ermeni Devleti” fikrini savunuyordu. Bu doğrultuda 1887 yılında “Hınçak Partisi” ve 1890 yılında ise “Taşnaksutyun Partisi” kuruldu. Bu iki partinin asıl amacı Ermeni milliyetçiliğini körüklemek, ihtilâl planları yapmak ve sonunda bağımsız bir Ermeni devleti kurulmasını sağlamaktı.
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı içindeki Ermeniler Rusları destekleyip, Rus Ordusuna rehberlik ettiler ve Türk köylerinde birçok katliamlar yaptılar. (Bu katliamların belgeleri Başbakanlık Osmanlı Arşivi ve Genelkurmay arşivlerinde mevcuttur. Hatta Genelkurmay Başkanlığı bu belgelerin birkaçını geçtiğimiz günlerde basına dağıttı.)
İlk büyük Ermeni isyanı 17 Ağustos 1914’ te Zeytun’da çıktı. Şubat 1915’te Osmanlı içerisindeki Ermeniler topyekün ayaklandı. Muş’ta Türk ve Kürt’lere yönelik acımasızca katliamlar yaptılar.
Daha sonra Van’ı işgal ettiler, sonra da Rus’lara teslim ettiler. Hâlâ savaş içerisinde olan Osmanlı İmparatorluğu Ermenilerin bu “arkadan vurma” olayına son vermek amacıyla 24 Nisan 1915’te Dahiliye Nezareti’nin (iç işleri bakanlığı) emri ile Ermeni komitelerinin kapatılması, evraklara el konulması ve ayaklanmanın elebaşlarının yakalanması kararını vermiştir. (Belgelere göre 2345 kişi yakalanmıştır; sırf bu yüzden 24 Nisan katliam yıldönümü olarak benimsenmiştir)
Daha sonra 27 – 30 Mayıs 1915 te “Tehcir (Göç) Kanunu” ilân edilmiş ve Ermeniler Güney’e göç ettirilmiştir. Bu kanunda günümüzde Ermenilerin hiç de gündeme getirmedikleri çok önemli maddeler yer alıyordu. Mesela, göç eden Ermeniler taşınabilir mal ve eşyalarını, hayvanlarını yanlarına alabilecek, taşınamayan malları satılacak ve ücretleri ödenecek, yolculuk esnasında “güvenlik” sağlanacak ve yeni yerleştikleri yerlerde kendilerine “emlak, arazi ve tohumluk” verilecekti. Kanunda ayrıca yolculuk esnasında Ermenilere saldıranların direk askeri mahkemeye (Divan-ı Harp) sevkedilerek cezalandırılması ve göç edenlerden rüşvet ya da hediye alınmasının yasaklanması gibi insanî maddeler de yer almaktaydı. Bu kanunun orjinal metni şu anda İngiltere’de bir arşivde bulunmaktadır.
Ermenilerin bulundukları yerlerden daha güneye göç ettirilme hadisesi Ekim 1916’da durdurulmuştur. İçişleri Bakanlığı’nın Sadrazam’a sunduğu 7 Aralık 1916 tarihli rapora göre, göç hadisesi sırasında, 702.900 kadar Ermeni göç ettirilmiş ve bu amaçla 1915 yılında 25 milyon, 1916 yılı Ekim ayı sonuna kadar 86 milyon kuruş harcanmıştır.
Kabul etmek gerekir ki; bu göç sırasında iklim şartlarından, yol zorluklarından, salgın hastalıklardan, çeşitli isyan hareketlerinden ve çetelerin saldırılarından dolayı Ermenileriden ölenler olmuştur. Ancak bazı kesimler tarafından her geçen gün büyüyen sayılar verilerek iddia edildiği gibi, bunların miktarı bir buçuk milyon falan değildir. Çünkü yerli ve yabancı kaynakların verilerine göre 1914 yılında Türkiyede’ki Ermeni nüfusu 1.300.000 civarındadır. Yukarıda bahsettiğim gibi yeri değiştirilen Ermeniler’in sayısı 702.900 dur. Bu durumda tarihî kaynakların verdikleri bilgilere göre Ermenler’in kayıpları 200,000 ile 300.000’i geçmesi mümkün değildir. Ölümler kesinlikle bir savaş halinde yaşanan bir hadise çerçevesindedir, Toplu katliam, soykırım gibi bir şekil asla ve asla söz konusu değildir.
Ölenlerin hiç biri hükümetin verdiği kararla öldürülmüş değildi. Kaldı ki göç ettirilme sırasında görevini iyi yapamayan memurlar ve Ermeniler’e saldıran çeteler Osmanlı hükümeti tarafından yakalanıp en ağır şekilde cezalandırılmıştır.
Ama günümüzde halâ insanlar Ermeni katliamından, ve 1,5 milyon Ermeni’nin öldürülmesinden bahsediyorlar. 1,5 milyon Ermeni zaten yoktu o dönemde Türk topraklarında. Bence Türk Tarih Kurumu başkanı ve ünlü tarihçi Yusuf Halaçoğlu çok haklı su ifadeleri sarfederken; “1,5 milyon safsatasını hala dillerine dolayan insanlar konuyu siyasallaştırıyor. Siz 1,5 milyon insanın nereye gömüleceğini düşünüyor musunuz? 300 kişilik mezara koysanız 5 bin toplu mezar yapar.”
Tüm bunların yanında, ülkemizdeki aydın geçinen “sözde aydınlar” Ermeni’lerin Türk ve Kürt’lere yaptıkları katliamları tartışmaya açmak yerine, utanmadan tek tek sıraya girip Ermenilerden özür diliyorlar.
Yazık!
Ahmet Önerbay / Los Angeles
