“ODA” NO: 007 / AKP & GÜLEN İKTİDARINDA “UZMAN (!) YORUMCU” KEPAZELİĞİ YA DA EL BOYAMAYAN DEĞİL, GÖZ BOYAMAYAN MEDYA İSTİYORUZ VEYAHUT MİT’E 100 PUANLIK UZMAN SORUSU: AKP “TÜRK MALI” MI YOKSA “İNGİLİZ MALI” BİR “TOKSİK VARLIK” MI?!“Oda” No: 007?!
“Para açlığı giderir, mutsuzluğu değil, yemek mideyi doyurur, ruhu değil.”
George Bernard Shaw
……………………….
Artık “genel kabul görmüş” bir gerçek var:
“Demokrasi”yi bir araç olarak kullanan (İngiliz arka planlı) AKP iktidarı, “sivil dikta rejimi”ne doğru koşuyor!
Dünyanın gözü önünde “İstihbari darbe” ve/veya “sivil darbe” yapıyor.
Erdoğan’ın bu süreçteki “Rol model”i, Ortadoğu’nun baskıcı rejimleri!
Örnek insan, Ahmedinecad!
Hamas!
El Beşir!
Hitler!
Vs vs vs…
………………………
Nitekim…
Ağızlarından “demokrasi”, “insan hakları”, “kardeşlik” vb lafları düşürmeyen AKP & Gülen iktidarı; “Medya” üzerinden “zihinleri bulandırıp”, “rejimi dönüştürmek”, ekseni “Batı”dan “Doğu”ya kaydırmak için Hitler’in ruhuna rahmet okutan “psikolojik harekat”ların en “cilalı”sını yapıyor.
Erdoğan sanki Silivri’de tutuklu ve/veya tutuksuz olarak yargılananlar insan değillermiş, Müslüman değillermiş gibi bir hava yaratıp, Hamas’ın sözcülüğüne, İran’ın avukatlığına soyunuyor.
AKP iktidarında yapılan milyar dolarlık vurgunların, vatanı bölmeye parçalamaya varan ihanetlerin, yenen kul hakları ile alınan gemiciklerin kirlettiği vicdanlarını, Filistin’de İsrail askerleri tarafından öldürülen çocuklar üzerinden aklamak ne derece mümkün?!
Gizli / açık sansürün hakim olduğu bu kaotik süreçte, haber kanalları ise direkt ya da indirekt AKP ve/veya Gülen Cemaati iştiraklerinden nemalanan “sahte Atatürkçü”, “sahte İslamcı”, “sahte Türk Milliyetçisi”, “sahte demokrat” “uzman yorumcular”dan geçilmiyor.
……………………
Bu bağlamda, Doç Dr. Yasemin İnceoğlu’nun “Uluslararası Medya” başlıklı kitabından çarpıcı birkaç pasaj:
“Uzman yorumcu olarak kullanılan kişiler politik, mali bağları ve beklentileri olan kişilerdi. CBS’in yorumcularından Joseph J. Sisco’nun 16 Ağustos tarihindeki sözleri dikkate değerdir. Sisco bu yorumunda krizin silahlı müdahale yerine, politik çabalarla önlenip önlenemeyeceği sorusuna şöyle cevap veriyordu:
‘Saddam havlıyor, şimdilik ısırmıyor. Ama bu diktatörlere demokrasinin gücünü göstermek gerek.’
Sisco, uzun yıllar Patriot füzelerinin üreticisi olan savunma şirketinde çalışmış ve emekli olmuş aynı zamanda burada hemen danışman statüsünde ve bir Think Tank şirketinden gelerek, yorum yapıyor, o sıralarda Saddam tehlikesine karşılık Patriot üretici firmasının da Ortadoğu’da 265 milyon dolarlık bir bağlantısı tamamlanmak üzere.
Bu durumda, yorumcunun haberleri yorumlamak amacına mı, yoksa başka amaçlara mı hizmet ettiği, tabii ki tartışma konusudur.”
……………..
İnceoğlu’nun kitabında bu ve buna benzeri birçok tespit yer alıyor.
Bu anlamda kitaptan bir başka pasaj:
Saddam Hüseyin’in 2 Ağustos 1990 tarihinde Kuveyt’i işgalinden, müttefik güçlerin hava harekatı tarihi olan Ocak 1991 tarihine kadar, Ortadoğu uzmanlarının yazdıkları kitaplar ve bu insanların kimler olduğu itinalı bir şekilde saptandı.
CBS Ekim ayı başında Ortadoğu uzmanlarının gazete ve dergilerdeki yazılarının tamamını bu uzmanların isim adres ve telefon numaralarını bir kitapçık halinde yayınladı. İşin başında uzmanların yorumlar için sadece 7-8 saniyeleri vardı. Bu kısa sürede fikirlerini ve yorumlarını görüntüler eşliğinde aktarıyorlardı.
Sekiz aylık kriz döneminde bir Tv istasyonunun ortalama 188 uzman görüşü ve yorumu yayınladığı tespit edildi. Bu ortalama rakam 4,5 saniyelik görüntüye bir yorum demekti. Bu yorumcu uzmanlar arasında ise Brooking Enstitüsü ya da Uluslararası Strateji ve Çalışmalar Merkezinden olan uzmanların sayısı sadece yüzde 12 iken, diğer büyük çoğunluğu emekli askeri personel ya da eski devlet görevlileri oluşturuyordu.
……………
Ayrıca ‘Think Tank’lerde görev yapan kişiler de büyük bir çoğunlukla uzman olarak ekrana çıkarılıyordu. İşte bu ‘Think Tank’lerin yorumcuları da silah şirketlerinin ve Pentagon’un temin ettiği fonlarla beslenen kuruluşlardı. Bu yorumcu uzmanlar arasında da tarafsız olunamayacağını kabul edenler vardı. Örneğin Stanford Üniversitesi’nden Joel Beinin, ‘Bir Fransız, Portekiz ya da Cezayir krizlerinde uzman olarak nasıl yorum yapar?’ diye soruyordu.
Uzmanların çoğu Ortadoğu kültürü ve insanı hakkında bilgisiz ve peşin hükümlüydü. Zaten Körfez Krizi’nde ABD toplumunun Ortadoğu kültürü tarihi ve coğrafyası hakkında ne kadar bilgisiz olduğu da ortaya çıkmıştı. Uzman diye çıkanların da cahilliği ortaya çıktı ve tabii ki buna medya alet olmuş oldu.
Vaktiyle diplomatik görevler gereği Ortadoğu ülkelerinin yöneticileriyle rakip olarak muhatap olmuş birçok kişiyi ekranlarda kamuoyuna objektif yorum yapıyormuş gibi gördük.
Örneğin Seth Carus ‘yorumcu uzman’ olarak Tv’lerde boy gösterdi.
Carus, ABD İsrail ilişkileri komitesinde 1982-1986 yılları arasında askeri uzman olarak görev yapmıştı. Ayrıca İsrail lobisinde de uzun yıllar çalışmış ve geçimini buradan sağlamıştı.
Müttefik Kuvvetlerin Saddam Hüseyin’e hava harekatı gerçekleştirecekleri 16 Ocak’tan bir gün önce yapılan uzman yorumları ve tahminleri son derece ilginçtir.
Birçok Tv istasyonunun uzman yorumcuları 15 Ocak günü akşama kadar, Saddam Hüseyin’in ne kadar güçlü olduğunu, Arap alemini nasıl bir anda peşine taktığını ve kafasında dünyanın başına bela olmak için daha birçok planların sırada beklediğini söylüyorlardı.
Harekat yapıldıktan sonra da tabii ki, en iyi tahminleri ve yorumları yapan uzmanın kim olduğu konusunda bir yarışma gibi seçim yapıldı.
…………..
Ancak mazeret hazırdı.
Her şey çok çabuk değişiyordu.
Bu nedenle uzmanların hiçbir suçu yoktu.
Bu uzman furyasında klasik anti-Arap anlayışı dışına çıkmayan Amerikan kamuoyuna hiçbir şey verilemedi. Çünkü uzmanların tartışmaları kısır döngü içinde kaldı ve objektiflikten uzak çeşitli etken ve nedenlerle hep taraflı ve yönlendirmeli oldu. Uzman diye ekrana gelenlerin çoğu Körfez’deki son 70 yıllık tarihi ele alıp meseleyi anlatmak yerine, sadece son 70 günü özetleyerek ve ötesini hiç bilmeden ve bilgilendirmeden konuştular.
Körfez Krizi’nde ABD ve Batılı müttefiklerinin hava harekatıyla sonuçlanan zaman sürecinde böylesine kamuoyunu yönlendiren ABD medyasının asıl görevini yerine getirmesi ve kamuoyu oluşturarak, müdahaleye götürmesi görevini yerine getirmesi ve kamuoyu oluşturarak, müdahaleye götürmesi gereken Bosna-Hersek krizinde pasif kalması çok anlamlıdır.
Çünkü hümanizm, insan hakları, demokrasi ya da dünya barışı açısından baktığımızda, Bosna-Hersek’de yaşananlar Körfez Krizi’nde yaşananlardan kat kat fazla müdahale gerektiren şartları doğurmuştur.
Bu konuda ABD basınındaki uzman fırtınasının bir anda nasıl olup da dinebildiğine akıl erdirmek zor.
Bu nedenle bütün dünyada kamplaşma tekrar başka mecrada yoğunlaştı. Ve Bosna’da petrol ya da başka çıkar bulamayan ABD ve müttefikleri seyretmeye devam ettiler. ABD kamuoyunu Bosna için ikna edecek ve yönetimine baskı sağlayacak tek güç de tabii ki ABD Medyası’dır. Ancak 200 bin insan katledildi. Falkland’da petrol olduğu için 250 sığır çobanının hayatını bahane eden İngilizlerle, Irak’ı bombalayan ABD’nin davranışları birbirinin aynıdır.”
…………..
Ve…
Son olarak…
Doç. Dr. Yasemin İnceoğlu’nun “Janet Steele ‘Tv’S Talking Headaches’, Columbia Journalism Review“den aktardığı pasajlarda, bir de hadisenin bu yönü var.
Bu anlamda AKP & Gülen iktidarı da, Pentagon’un bir zamanlar Amerikan Medyası’na yaptığının tıpkısının aynısını, şimdi de (İngiliz arka planlı MİT) “malum medya” üzerinden, Türk Milleti’ne yapmaya çalışıyor.
“F Tipi Medya” ya da “AKP Medyası” veyahut “Doğan Medyası” fark etmez, AKP “medya”nın tamamını “zehirli” bir “sarmaşık” gibi dolanmış, “cebren” ve “hile” ile kuşatmış durumda!
AKP, aradan geçen süre içinde “muhalif gazeteci”leri, “medya patronları”na uzatılan “özelleştirme havucu” üzerinden bir bir tasfiye etti.
Özelleştirmeden pay almak adına “muhalif gazeteci”leri baskı altına almayı kabul eden “medya patronları”nı ise “Maliye” ve/veya “istihbari” anlamda hazırlanmış “şantaj dosyaları” üzerinden önce baskı altına alındılar, sonra da tasfiye/tahliye sürecine soktular.
Hülasa; AKP’den nemalanan “uzman yorumcu”lar iliştirildikleri ekranlarda hangi yalanları tekrarlarsa tekrarlasın, “Güneş, balçıkla sıvanamaz”! “Büyük yalan” ve “büyük baskılar” üzerinden iktidarını pekiştirmeye çalışan Hitler’in sonu ortada!
Ezcümle, II. Dünya Savaşı’nın patlak verdiği ilk yıllarda, Franklin D. Roosevelt’in söylediği gibi “Bir yerde barış bozulduğunda, tüm ülkelerin barışı tehlikeye düşer!” Nokta!
Not 1:
Bir kısım medyada, Genelkurmay’ın son açıklamasını “duygusal mesaj” olarak değerlendirenler var. Bilakis “mesaj” duygusallıktan öte, buz gibi net! Şöyle ki: 1- İstatistik sadece istatistiktir. Bu vatan adına “şehid “olanlar bizim için bir istatistik değildir. 2- TSK, sadece personeli ile değil, aileleri ile bir bütündür. Bu vatanın bölünmez bütünlüğü adına, aynı onurlu mücadele etrafında kenetlenmiştir. Kimse moralimizi de birliğimizi de bozamaz. 3- Bir kısım medya, “asimetrik psikolojik harekata ortak olsa” da, diğer kesim de “çıkarları gereği bu kanlı oyunu görmezden gelse” de mücademiz aynı azim ve kararlılık ile devam edecektir. TSK bundan sonra da, kendini “meşru zeminde” savunmaya, hakkını aramaya devam edecektir. 4- Siyasi iktidarın mecburiyetlerinden kaynaklanan “kaotik” bir “ortam” yaşanmaktadır. AKP ve AKP’yi perde arkasında yönlendiren güç merkezleri çok istese de, AKP’nin mecburiyetleri asla TSK’nın mecburiyetleri olmayacaktır. Biz bedel ödemeye hazırız, yeter ki, siz de hazır olun! Sözün özü: TSK’ya “PKK” üzerinden “mesaj” vermeye çalışanlar olsa da, cevap ortada!
https://www.tsk.tr/10_ARSIV/10_1_Basin_Yayin_Faaliyetleri/10_3_Bilgi_Notlari/2010/BN_65.html
(…)
Not 2:
“İngiliz arka planlı” MİT, AKP’nin, İsrail ile danışıklı dövüş yaptığı konusunda ısrarlı! Bu bakış doğru değil, bilakis yönlendirme! Daha önce yazmıştım, özetle bir kez daha buradan tekrarlayayım: 1- Yahudiler, para, değerli kağıt, stratejik operasyonlar dahil birçok şeyi taşırlar. İsrail’i, II. Dünya Savaşı sonrasında kurduran ve tanınmasını sağlayan İngilizler! “Yahudi soykırımı olmuştur” üzerinden Almanya’yı küresel aksta köşeye sıkıştıran yine İngilizler! ABD’de çöken ünlü finansal kuruluşlar, perde önünde Yahudi, perde arkasında İngilizler’in olduğu kuruluşlar. Şimdi sırada “BP” var! (I. Dünya Savaşı rövanş maçı!) 2- 11 Eylül saldırısı sonrasında Özkök, ön adı Hilmi olanı, “Bu Avrupa içindeki güç / rant kavgasının bir sonucu” mealinde bir değerlendirmede bulunmuştu! (Neo Roma’da iç savaş! Enerji bazlı istihbarat savaşları!) Özetle, demem şu deme: Araplar içinde de İngilizler’in parasını taşıyan isimler var, “İngiliz Arap’ı”, “İngiliz Yahudisi”, “İngiliz Rum’u”, “İngiliz Kürt’ü”, “İngiliz Türk’ü” vb… Sözün özü: Gördüklerinin yarısına duyduklarının hiçbirine! AKP’nin I. iktidar döneminde arka planda “Trilyon Dolarlık Yahudiler” vardı. “Büyük İsrail Projesi” çöktükten sonra, Kraliçe’nin adamları “Büyük İngiliz Projesi”ne “start” verdi. AKP’nin II. iktidar döneminde “arka plan” değişti. İsrail gitti, İngilizler geldi. Bu anlamda bir soru: AKP’nin arka planında İngilizler var ise Türkiye’de AKP üzerinden operasyonları, MI6 arka planlı MİT ve/veya MI6 arka planlı PKK mı yapmış oluyor?!
https://www.odatv.com/n.php?n=disisleri-bakanligi-gercekleri-acikladi–1206101200
https://www.odatv.com/n.php?n=bu-alon-liel-o-alon-liel-degil-mi–1501101200
(…)
Not 3
: İngiliz arka planlı Abdullah Gül, “Çankaya savaşları” bağlamında Erdoğan’ı “You tube yasağını kaldırmak” ile tehdit etti. Yani, “Ya çekil ya da yasağı kaldırır, seni zora sokacak görüntüleri internet ortamına servis ederiz” mesajı vermiş oldu! Türkiye’nin ilk Müslüman (!) Cumhurbaşkanı’na bu davranış yakıştı mı şimdi?! Vs vs vs…
Sevgiler
13 Haziran 2010
Hayrullah Mahmud Özgür
