AnasayfaAlaturka OnlineSESAR’DAN G-12’LERE VE BAŞBAKAN ERDOĞAN’A SAĞDUYU ÇAĞRISI?!

SESAR’DAN G-12’LERE VE BAŞBAKAN ERDOĞAN’A SAĞDUYU ÇAĞRISI?!

SESAR DİYOR Kİ 01 /
 
 
BUGÜNLERE NERELERDEN GELDİK
 
YA DA
 
AKP İKTİDARINDAKİ İHANETLERİN, AKÇELİ VURGUNLARIN BELGESİ
 
VEYAHUT
 
AKP, SESAR BAŞKANI İSMAİL YILDIZ’I SUÇSUZ YERE NEDEN HAPİS YATIRIYOR?!
 

SESAR’DAN G-12’LERE VE BAŞBAKAN ERDOĞAN’A SAĞDUYU ÇAĞRISI?!

Bir süredir ABD’nin, AB’nin, Rusya’nın ve birçok ülkenin dış politika siyasetinde beklenmedik sertlikler kendini göstermeye başladı

ABD’nin İran’a yönelik nükleer tehdit algılamasına, Rusya’nın doğal gazı en kritik zamanlarda bir silah gibi kullanması eklenince, Türkiye bir anda en netameli coğrafyanın odağındaki ülke olarak yeni imkanlara kavuştu.

Yani dünyada milletlerarası ilişkilerde giderek artan bir gerilim yaşanıyor; bu durum Türkiye açısından iyi değerlendirilirse yeni fırsat alanları açabilir.

Şöyle ki:

ABD’nin Ortadoğu sorunsalı, AB’nin enerji tedarik sendromu, Rusya ile birlikte diğer petrol ve gaz üreticisi ülkelerin enerjiyi işlevsel-stratejik bir silah olarak kullanma iştahı, enerji spekülatörlerinin kar maksimizasyonuna yönelik politikaları Türkiye’yi içine düştüğü etnik-ekonomik tuzaktan kurtarma imkanını içinde barındırıyor.

Artık anlaşılmış olmalı ve anlaşılmalıdır ki; Türkiye’yi bölmek, Ortadoğu’da etnik kartlarla oynamak ABD’yi, Almanya’yı, Fransa’yı, İngiltere’yi, Rusya’yı ve diğer etnik senaristleri de bölecek ya da kilitleyecek bir açmaza sahiptir.

ABD’nin de, AB’nin de bu klasmandaki diğer ülkelerin de ellerinin Türkiye’ye yardım edecek kadar zengin olmadığı anlaşılmıştır.

TÜRKİYE REALİTESİ

Buna karşılık “Üniter Devlet” ve “Millet” yapısını koruyan, bu yapısı ile bölgede ekonomik, siyasi ve askeri bir oyuncu olarak rol oynayan Türkiye, dünya istikrarına katkısını en üst düzeye çıkarabilecek durumdadır.

Bu durumun Türkiye’deki ve kendilerini senarist olarak gören ülkelerdeki siyaset yapıcıları tarafından dikkate alınması ve yeniden değerlendirilmesi, dış politikada açılım ve enerji tedarikinde seçenek kıtlığı yaşayan ülkelere yararlı olacaktır.

Osmanlı’nın bölünmesi, akabinde tarihe mal olması nasıl bir dünya savaşına sebep olmuşsa, Türkiye’nin bölünmesi de Ortadoğu ve enerji havzalarına sahip olmak isteyenler arasında yeni bir dünya savaşına sebep olacaktır.

Bu nedenle “Üniter Devlet” ve “Millet” yapısı kuvvetlendirilmiş bir Türkiye, Batı’nın enerji tedarikindeki güvencesi, Ortadoğu’daki barış ve istikrarın temin edicisi olacaktır.

Irak’ın parçalanması ve devlet bütünlüğünün bozulmasının ardından İran, Türkiye ve Suriye’de yapılacak benzer operasyonlar, öncelikle ABD ile AB ülkelerini akabinde tüm dünyayı içine çekecek, bölgemizde İsrail’i de yok edecek bir savaş dönemi başlatacaktır.

Nitekim…

ABD’nin Usame Bin Laden bağlamındaki sorunları, Fransa’nın göçmenlerden kaynaklanan problemleri, Rusya’nın AB ülkelerine enerji transfer etmede yaşadığı darboğazlar, Çin’in enerji ihtiyacı ve hepsinin ötesinde, dünyanın göreceli de olsa adalet arayışı, hesap edilmemiş gerilimler üretmekte, gelişmiş Batı bu gerilimler karşısında aklı-selimini, dış politika yeteneklerini, stratejilerini, kültürel birikimden kaynaklanan özelliklerini kullanamamaktadır.

Bu durum ise küresel bir kargaşaya sebep olacaktır.

DOMİNO TESİRİ

Türkiye, bölgesindeki duruşu ile “Üniter Devlet” ve “Millet” bilincinin sağladığı gücü arkasına alan oyunu okuyan, oyunu kurabilen yeni yüzü ile Ortadoğu’ya, Asya’ya ve dünyaya güven telkin eden bir misyonu yürütebilir.

Gelinen süreçte Batı için en büyük tehdit, bazı ülkelerin ve milletlerin varlığını hedef alması değil midir?

Batı, politika yapış tarzını gözden geçirerek, hırsının yerine aklını koyabilirse sorunlarını asgari düzeye indirebilecektir.

Aksi takdirde geçmişte olduğu gibi Ortadoğu’daki her etnik, politik, askeri ve ekonomik operasyon Berlin’i, Paris’i, Washington’u, Londra’yı, Roma’yı, Moskova’yı, Pekin’i, Tokyo’yu ve diğer önemli başkentleri vuracaktır.

Bu bağlamda AKP Hükümetinin, AB’nin isteklerine karşı daha temkinli yaklaşması, AB’nin ve ABD’nin zayıflayan elini görmesi gerekmektedir.

“Yerel Yönetim Reformu” adı altında Türkiye’yi eyaletlere bölmeye veya eyaletlere bölmenin alt yapısını oluşturmaya çalışanlara 1787’lerde ABD’de tartışılan VIRGINIA PLANINI incelemelerini, sonuçlarını tartışmalarını öneriyoruz.

Türkiye’yi alt kimliklere indirgeyerek bölgesinde etkisizleştirmeye çalışmaksa (Virginia Planı incelendiğinde) insanlığı savaşa itmek için çaba harcamakla en anlamlı hale gelmektedir.

Türkiye, “2001 Krizi” ve AKP’nin iktidara geldiği 2002 yılındaki iç ve dış politik tabloya göre iyi fırsat yakalamıştır.

Ancak bu yeni tabloyu göremeyen AKP’nin, Kıbrıs’daki yeni eylem planı ile Kıbrıs Rum Yönetimi’ni (KRY) sıkıştırma adı altında dış politikadaki teslimiyetçi ve tavizci tutumunun devam etmesi, yeni bir istikrarsızlık alanı yaratırken yeni riskleri de bünyesinde barındırmaktadır.

AKP Hükümeti’nin bir an önce ortaya çıkan yeni imkanları değerlendirmesi Türkiye’nin önünü açacaktır.

BİNDİĞİ DALI KESMEK

Ancak…

Ekalliyet zihniyeti ile “Devlet”i ve “Millet”i intikamcı bir bakış açısı ile yönetenlerin öncelikle kendi topluluklarının kaderi ile oynadıklarını da belirtmekte fayda görüyoruz.

Gerçekten de AKP’nin icraatları analiz edildiğinde; dış politikada, iç politikada ekonomide, eğitimde, sağlıkta, ekalliyetçi yaklaşımın tüm ipuçlarını görmek mümkün.

Bu yaklaşım “BEKA SORUNU” yaratmaktadır.

Türkiye’de iktidar olan ekalliyetçi ve intikamcı zihniyetin bir yansıması da gelişmiş ülkelerde var.

Hala Türk ve İslam korkusu ile yaşayan, bu korkuyu ayakta tutan senaryolara, kışkırtmalara, oyunlara inanan ülkeler, Türkiye’yi ve bölgeyi hem yanlış anlıyorlar; hem de yağmacı, yok edici bir “vizyon”la dünyaya bakmaya devam ediyorlar.

Dünya istikrarını bu gün tehdit eden anlamsız zihniyet sorununun Türk ve İslam korkusu olduğunu görüyor ve bunun yanlışlığını vurguluyoruz.

“Gerçekten Dünya Barışı” ve “İstikrar”ı isteniyorsa, Türkiye’nin ve bölgemizdeki ülkelerin devlet ve etnik yapıları ile oynamaktan vazgeçilmelidir.

Aksi politikalar tarihin tekerrür etmesine yol açacaktır!

Ortadoğu’yu ve dünyayı paylaşanların yine birbirleri ile savaşmasına ve insanlığın yeni trajediler yaşamasına neden olunmak istenmiyorsa ABD, AB, Rusya, Çin ve “Küresel Baronlar” daha dikkatli olmak zorundadır.

Nemrut-Sinek” kıssasını hatırlatmak, uzun analizlerin yerini alacaktır.

Saygılar,

SESAR

26 Ocak 2006

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

SESAR, ATATÜRK TÜRKİYESİ’NE DÜZENLENMEK İSTENEN BİR SUİKASTİ DEŞİFRE EDİYOR?!

Türkiye’de yaşadığımız son dönem sorunların temel sebebi; ABD, İngiliz, İsrail ve Fransız ortak yapımı AKP Hükümeti’dir! 

28 Şubat’ı kurgulayan sahte Atatürkçüler ve sahte İslamcılar, daha doğru ifade ile Türk Milleti’nin ve devletinin bekasını hedef alanlar; AKP türü bir iktidarı hedefleyenler ile işbirliği yapmışlar ve aşama aşama Türkiye’yi AKP İktidarı’na taşımışlardır!

Bush’un rakibine kaybettiği seçimi kazandırılması ile 57. Hükümet’in (gaflet, dalalet ve hıyanet çetelesinin yuvalandığı yapılanma) ve Ömer İzgü namlı hain uşağının kotardığı erken seçim kararı arasındaki paralellik, sadece AKP’nin Siyonistler’le ve Neo-Conlar’la işbirliğini değil, Bahçeli’nin, Ömer İzgü’nün, Bülent Ecevit’in, Mesut Yılmaz’ın da işbirliğini, gafletini, dalaletini ve hıyanetini ortaya koymaktadır!

Edelman’ın YSK’ya müdahalesi ile vücut bulan AKP Hükümeti’nin gayr-i meşruluğu ortadadır. Türkiye’de karmaşanın sona ermesi, bu gayr-ı meşru hükümetin istifası ile mümkündür!

YSK’ya Edelman’ı kabul eden, dönemin YSK Başkanı Tufan Algan ve heyeti; mutlaka yargılanmalıdır!

AKP nasıl Neo-Con’ların Edelman destekli hükümetini temsil ederek, milletten ve TBMM’den kopmuş ise; milletvekilleri de aynen AKP’nin gayr-i meşruluğuna ilişkin şartlarına haiz olmaları sebebi ile “milli irade”yi temsilden kopmuşlardır! 2002 Genel Seçimleri ve sonuçları bu sebeple butlandır!

ABD, İngiliz, İsrail ve Fransız ortak yapımı gayr-i meşru ve gayr-i milli AKP Hükümeti; Türkiye’yi kilitlemekte, Türk Milleti ile devletini ayrıştırmakta ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tasfiye edip Türk Milleti’ni de esirleştirmektedir!

AKP’nin eş genel başkanları ve eş başbakanları ile Neo-Con’ların Edelman destekli gayr-i meşru ve gayr-i milli işbirlikçi liderleri RTE, Abdullah Gül, Bülent Arınç, İ. Melih Gökçek, Cemil Çiçek, Kemal Unakıtan, Hilmi Güler, Binali Yıldırım, Hüseyin Çelik ve diğer bakanlar ile tüm AKP Milletvekilleri yargılanmalıdır!

Gayr-i meşru ve gayr-i milli AKP Hükümeti’ne yol veren Anayasal sistemin yürütücüleri istifa etmeli ve yargılanarak aklanmayı bizzat istemelidirler!

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı; Türk Ekonomisi’ni, eğitim sistemini, Türk Bürokrasisi’ni, milli güvenliği, bağımsızlığı, güvenlik bürokrasisini ve sonuçta Türk Silahlı Kuvvetleri’ni felç etmeye hazırlanan AKP Hükümeti’nin bu ihanetini gözler önüne serip cezasını vermek için derhal harekete geçmelidir!

Gayr-ı meşru olduklarını artık öğrenen milletvekilleri Meclis’in fesih sürecini başlatmak için harekete geçmeli; AKP’liler partisinden ve milletvekilliğinden, CHP’liler ve diğer partili milletvekilleri de partilerinden ve milletvekilliğinden istifa ederek Türkiye’yi rahatlatmalıdırlar!

Çankaya Köşkü’nde Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği görevini Türk Milleti ve devletini temsilen değil, aynen AKP ve AKP Hükümeti gibi NATO, ABD, İngiliz, İsrail ve Fransa çıkarlarına hizmet için yapan Kemal Nehrozoğlu da görevinden alınmalı ve yargılanmalıdır!

Sayın Cumhurbaşkanı, görev sizindir! Anayasa’dan kaynaklanan yetkilerinizi kullanarak milleti ve devleti “Atatürk’e ve cumhuriyet Türkiyesi’ne yaraşır şekilde” yeniden ihya etmenin önlemlerini alınız!

AKP’nin TSK’ya ve Yaşar Büyükanıt’a Oyunu ve

Kim Bu Yabancı Senarist?

 

Gayr-i milli ve gayr-i meşru AKP Hükümeti’ni, AKP’yi ve eş genel başkanları ile eş başbakanlarını iyi tanıdığımız için Büyükanıt Paşa’ya oynanan oyunu detay vererek analiz ediyoruz…

AKP’yi kurduranlar, TSK’yı tam kontrol altına almak ve RTE’den Saddam, Türkiye’den Irak üretmek istemektedirler ve bu sebeple içerideki uzantılarını kullanarak “Şemdinli ihanet provokasyonu”nu gerçekleştirirler.

RTE’den Saddam, Türkiye’den de yeni bir Irak üretmek isteyen küresel baronlar” için en uygun Genelkurmay Başkanı’nın Yaşar Büyükanıt olacağı tespit edilmiştir.

Büyükanıt dezenforme, manüple ve provoke edilerek oyunun içine çekilmiştir.

RTE, parti içinde kurmaylarına öncelikle Büyükanıt, sonra da Işık Koşaner veya Fevzi Türkeri Genelkurmay Başkan’ı olursa, başörtüsü yasağının kalkacağını, Türkiye’de “ılımlı İslam”ın hakim olduğu bir rejimin kurulacağını, belki de halifeliğin BOP kapsamında hayata geçirileceğini, ABD, İsrail, İngiliz ve Fransız’lardan oluşan küresel baronlar ağına dahil Neo-Con’lar ile bu konuda mutabakat sağlandığını ve BOP’ta hilafet, ılımlı İslam’ın tesisi ve başörtüsü yasağının kaldırılması karşılığında yer almayı taahhüt ettiğini anlatır. (AKP kulisleri ve RTE’nin danışmanlarının kulisleri bu konu ile meşgul). Hatta RTE, “ABD, İngiltere, İsrail ve Fransa bu operasyon için (TSK’yı AKP’nin bir birimi haline getirme operasyonu) tüm askerleri ikna edebilecekleri garantisi verdiler.” der.

(RTE’ye, bu bilgilerin partisinin ve danışmanlarının kulislerinden derlendiğini bir kez daha hatırlatalım.)

RTE devam eder, “Şimdi Büyükanıt’ı Genelkurmay Başkanı yapacağız, artık TSK elimizde!” der ve yabancı senaristlerin eline tutuşturduğu stratejiyi açıklar : 

a .  Güneydoğu’da bir provokasyon olacak. Bu olay Büyükanıt’ı ön plana çıkaracak. Bu hadisedeki askerler, Büyükanıt tarafından kollanacak. Paşa askeri her hal ve şart altında savunan kimliği ile TSK’dan büyük destek toplayacak. 

b .  Daha sonra Büyükanıt’ı bölücüler ve yabancıların güdümündeki İslamcı örgütler suçlayacak ve hedef alacak. TSK, millet ve devlet, Büyükanıt Paşa’nın arkasında toplanacak. 

c .  AKP’nin Büyükanıt Paşa’yı istemediği ortaya konulacak. Şemdinli Olayı’nı soruşturan Savcı’ya dezenforme edilecek. Savcıya dezenforme işi Çiçek ile bölge milletvekillerine ve Şemdinli Komisyonu’ndaki milletvekillerine ait olacak. Savcı, dezenforme edildiği için iddianamede Büyükanıt’ı, TSK’yı ve bazı paşaları hedef alacak. Burada Büyükanıt’ı tanıyan Mehmet Ali Altındağ’ın ifadesi kullanılacak. 

d .  Bölücülerin, radikal İslamcıların ve AKP’nin istemediği Paşa Büyükanıt portresi oluşturulacak ve bizim adamımız (yani AKP’nin adamı) Genelkurmay Başkanı olacak.

Bu arada ortaya bir soru atılır :

Radikal İslamcıları ve Fethullahçılar’ı kim dezenforme edecek?

e .  (Bu sorunun cevabı) ABD, İngiltere ve İsrail kontrol ettikleri örgüt, tarikat ve cemaat aracılığı ile “Büyükanıt karşıtı bir dalga” oluşturacak. Bu dalgaya karşı liberaller, milliyetçiler, askerler, Masonlar, Atatürkçüler, medya ve her yerde Büyükanıt’ı destekleyecek ve Büyükanıt Genelkurmay Başkan’ı olacak. 

f .   Planın başarısız olma olasılığına karşı RTE Meclis Grupları’nda TSK’yı arkalayan açıklamalar yaparken, bazı milletvekilleri ve bazı bakanlar Büyükanıt’a karşı duruş sergileyerek TSK’yı etkileyecekler. 

Plan başarılı olursa, Büyükanıt, Koşaner veya Türkeri’den biri Genelkurmay Başkanı olacak. Zaten AKP’nin isteği de bu.

Plan başarılı olmazsa, TSK zaten önemli ölçüde kontrol altında, kontrol dışındaki kesim de İsrail, İngiliz, Fransız ve ABD tarafından yola getirilir.

TSK’da bir çok operasyonda OYAK’ın başındaki Coşkun Ulusoy’u ve Masonlar’ı kullanıyoruz. Coşkun Ulusoy, Fransa’nın etkili olduğu localardaki Masonlar ve OYAK’ın imkanları ile bir çok paşayı ve komutanı AKP çizgisine getirdi. Planda bir sorun çıkarsa, OYAK’tan Coşkun Ulusoy devreye sokulacak.

Medya ayarlanmış durumda. Büyükanıt savunulacak ve desteklenecek.

Cumhurbaşkanlığı’nda Kemal Nehrozoğlu görevini başarıyla yürütüyor. Cumhurbaşkanı’nı bloke etmek ve yönlendirmek onun görevi. Fiilen Cumhurbaşkanı Kemal Nehrozoğlu olduğu için Çankaya’dan sorun çıkmaz.

Bu operasyonun sonunda AKP en az 20 yıl daha iktidar olur. Bu iktidar, tasfiye edeceğimiz rejimden daha diktatör olacak. Çünkü süreci destekleyenler ilk muhaliflerimiz olacak. Liberallerden, milliyetçilerden, Atatürkçüler’den ve İslamcılar’dan oyunu fark edenler radikal muhalefet yapacaklardır. Muhalefeti silindir gibi ezeceğiz. Özgürlükler askıya alınacak.

Türkiye bu süreçte “federal devlet” olacak, BOP yeni Osmanlı Projesi’ni gerçekleştirecek. Ancak bu projede Türkler olmayacak, TSK’da da Türkler tasfiye edilecek. TSK, çeşitli milletlerden gelen lejyonerlerden oluşacak.

Maalesef yukarıda detaylarını verdiğimiz toplantı, ABD ve Türkiye’de yapıldı. Bu konuda devletin elinde yeterli bilgi mevcut! “RTE’nin Bush’a para vererek randevu alabildiği iddia edilen ABD Ziyareti’nden sonra hangi paşalar ABD’ye gitti?” sorusunun cevabı, “RTE’nin yaptığı toplantı”nın detayları ile örtüşüyor. 

Ayrıca detayların RTE’nin yaptığı toplantı ile aynen örtüşmesi; “gayr-i milli ve gayr-i meşru AKP’nin arka planındaki yabancı senarist”i de ortaya çıkarıyor! 

AKP Kulisleri’nden derlediğimiz bilgilerle oluşturduğumu bu bölümü, herkesin ibretle değerlendirmesini istiyoruz…!

Van Cumhuriyet Savcısı

Ferhat Sarıkaya’nın İddianamesinin

Verdiği İmkanlar

 

Gayr-i meşru ve gayr-i milli AKP Hükümeti dezenforme ederek kullanmak istediği Savcı üzerinden şiddetli bir darbe alacaktır. Ancak öncelikle Savcı Ferhat Sarıkaya’nın dezenforme edildiğinin çarpıcı göstergesi iddianamede ihmal edilen taraf : BÖLÜCÜLER 

Gerçekten de Sarıkaya, iddianamede bölücülerin ve bölgede yuvalanmış, halkın etnik, ekonomik, sosyal, kültürel ve siyasi taleplerini uyandıran, yönlendiren, provoke eden ve bölücülüğü ivme kazandıran yabancı servislerin himayesindeki ve yönlendirmesindeki kitleyi es geçmiş ve hatta kollamış ve “acı”nın şiddete sebep olamayacağını öne sürmüştür. 

Ancak Savcı, “acı”nın şiddete sebep olamayacağı savını ileri sürerken taraflı davranmış ve aynı ibareyi bölücü şiddete başvuranları içererek kullanmamıştır. 

İkinci olarak Savcı, TSK ve devletin içinde yuvalanmış yapılardan söz ederken, hiç bölgede konuşlanmış bölücülerden, terörden beslenen bölgesel oluşumlardan, terörü destekleyen ve organize eden yabancı devletlerin yargıda, medyada, bürokraside, politikada, ticarette, STK’larda, dini ve kültürel alanlarda uyumlu davranabileceği işbirlikçi gruplar oluşturduğu gerçeğinden söz etmemiş; bu önemli noktaları görmezden gelmiştir. 

Üçüncü olarak Savcı, güvenlik güçlerinin elinde bulunması gereken materyalleri suç unsuru sayarken, olayı linç haline getirenlerin eylemlerini dikkate almamıştır. 

En önemlisi Savcı, Türk Milleti’ni ve devletini hedef alan yapılanmanın en önemli parçalarının AKP ve AKP Hükümeti içinde yer aldığını göstermiş oldu, yargının da içinde milleti, devleti, huzur ve sükunu bozma hedefinde olan odakların da hareket halinde olduğunu işaret etmiş oldu. 

Yani gayr-i meşru ve gayr-i milli AKP Hükümeti’nin Emanuel Karasu ve heyeti gibi çalışarak devletin kurumlarına yerli işbirlikçiler yerleştirdiğini Savcı sayesinde görmüş olduk. 

Van Cumhuriyet Savcısı Ferhat Sarıkaya, iddianamesi ile Türk Milleti’ne ve devletine tarihi bir fırsat hediye etmiştir. 

Şimdi devlete düşen iddianameyi Şemdinli ile sınırlı tutmayıp genişletmesi, devletin, toplumun güvenlik bürokrasisinin, siyasetin, yargının, medyanın, iş dünyasının, sivil toplum kuruluşlarının, üniversitelerin, cemaatlerin, tarikatların, mezheplerin, eğitimin, sağlık kuruluşlarının ve istihbaratının içine yuvalanmış millet ve devleti hedef alan, yabancı devletlerle uyumlu çalışan, onların ajanı olan şebekeyi ortaya dökmesi ve mıntıka temizliği yapmasıdır. 

Savcı’nın devlete ve millete verdiği önemli bir diğer fırsat da, toplumdaki ve idaredeki çürümüşlüğü bir kez daha not etmesi olmuştur. 

Giderek anlık yaşayan ve bu sebeple sorunları kendi aleyhine değerlendiren bir düşünce ve davranış paralelliğini kurumsallaştıran ve çözülen toplum ile devletin mensuplarının olaylara yaklaşımı ve görev algılayışı; Savcı’nın iddianamesinde Van Gogh’un tablosu gibi durmaktadır. 

Savcı’nın devletin savcısı olduğundan eminiz! Her ne kadar dezenformasyona, manipülasyona ve yönlendirmeye maruz kaldı ise de Savcı, gayr-i meşru ve gayr-i milli AKP’nin elinde devletin, devletin memurunun, askerinin, yargı mensubunun, milletvekilinin, medya patronunun, entelektüelin, toplumun ve insanın ne hale getirildiğini Yunus Emre gibi, Fuzuli gibi çarpıcı bir biçimde anlatmıştır. 

Savcı’nın iddianamesinin verdiği imkanlar devlet ve millet için Karun Hazinesi’nden, ABD’nin elindeki toplam Dolar emisyonundan fazladır, ancak değerlendirebilirsek. 

TÜRKİYE’NİN SORUNU;

“BÜYÜKANIT’IN GENELKURMAY BAŞKANLIĞI” DEĞİL,

 “MİLLETİN VE DEVLETİN BEKASI” SORUNUDUR! 

Anlaşılmıştır ki; Büyükanıt “RTE’nin Saddamlaştırılması ve Türkiye’nin Iraklaştırılması planı”nın bir parçası haline getirilmiştir. Halbuki Büyükanıt başta olmak üzere SESAR’ı takip eden tüm paşalar sürecin bu şekilde noktalanacağını görmeliydiler. 

SESAR olarak 2001 Yılı’ndan bu yana RTE’nin Türkiye için bir facia olacağını ortaya koymaya çalıştık. Öngörülerimizi paylaşmayabilirsiniz ancak gayr-i meşru ve gayr-i milli AKP’nin arka planını, icraatlarını, yolsuzluklarını, ihanetlerini, vatanı satışlarını, yağmalarını, bölücülüklerini, yasa tanımazlıklarını ve üzerine basa basa yazdığımız MAŞALIKLARINI görmezden gelemezsiniz! 

Ne var ki AB süreci, “Dünya ne der, bana ne! Nöbet vukuatsız bitsin de!” gibi mazeretlerle MAŞA’nın millete ve devlete verdiği zarar ortaya Gölcük Depremi enkazına benzer acayip bir yığın çıkarmıştır. 

AKP, TSK’yı siyasallaştırmaya, tasfiye etmeye ya da küresel baronlara koltuk değneği yapmaya ve sonuçta kurtulmaya çalışmaktadır. 

Aslında geniş mütedeyyin kitleleri bir tarafa bırakırsak, İngiliz’in, ABD’nin, Siyonistler’in ve Fransızlar’ın devşirdiği Kuvva-ı İnzibatiye ya da satılmış kuvvetlerin bir kısmı din, muhafazakarlık; bir kısmı liberallik, masonluk adı altında TBMM’yi ele geçirmiştir. İktidarda oy aldığı kitleleri değil maşası olduğu yabancı devletleri ve onların çıkarlarını temsil eden bir gayr-ı meşru ve gayr-ı milli hükümet ve eş başbakanlar vardır. 

Bu durumu da ne yazık ki en iyi bilmesi gerekenler TSK mensupları ve geniş anlamı ile “güvenlik bürokrasisi”dir. 

Bu dramın içinde Büyükanıt’ın Genelkurmay Başkanlığı sadece ve sadece bir ayrıntıdır. Hem de en önemsizinden. 

RTE’yi Saddamlaştırma, Türkiye’yi Iraklaştırma projesi kapsamında önümüze dünyayı koysalar kaçımız döner de bakarız? Eğer RTE, A. Gül, B. Arınç, Melih Gökçek falan değilseniz, milletiniz, devletiniz, dininiz, bayrağınız ve onurunuz önde gelir! 

Büyükanıt Paşa için en uygun olanını kendisi bilir. Ancak paşa, koltuğu bir kenara, üniformayı bir kenara bırakıp AKP’nin arka planını, RTE’nin kim olduğunu millete anlatsa, RTE’ye destek verenlerin ne maksatla destek verdiğini, envanteri ile önümüze koysa, ABD’nin, İngiltere’nin, İsrail’in, Fransa’nın ve diğerlerinin tezgahlarını, işbirlikçilerini, açıklasa yücelmez mi? 

Büyükanıt Paşa! 

Açıkçası Emanuel Karasu’nun, Damat Ferit’in çizgisinde mi, yoksa Atatürk’ün, yani içinde milletin ve devletin çizgisinde mi yürüyeceğinize siz karar vereceksiniz! 

“Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’ndeki mesajları yeniden algılamış ve iman etmiş genç Büyükanıt” için kitleler arkanızda sel olur ama gayr-ı milli ve gayr-ı meşru AKP’nin planının bir parçası olursanız kitleler yine sel olur ama bu kez arkanızda değil karşınızda… 

Evet paşam tercih sizin! 

Koltuk mu, onur mu; Kuvva-i İnzibatiye mi, milli kuvvetler mi? 

Ethem olmak mı, Atatürk olmak mı? 

Gerçekten de kolay bir tercih değil mi?

MEVCUT SİYASİ PARTİLER

MİLLETİ TEMSİL VE DEVLETİ YÖNETME

İDDİASINI KAYBETMİŞLERDİR!

 

Şemdinli İddianamesi ile deşifre olan, “hükümetçe kollanan terör” veya “maşanın TSK’yı kontrol altına alma projesi” krizi esnasında siyasi parti liderlerinin beyanatlarına ve olaya yaklaşımlarına bakarsak; siyasetin bittiğini söyleyebiliriz.

Deniz Baykal’dan başlayalım!

İddianame krizi patlayınca “Hükümet TSK’ya darbe yapıyor!” dedi.

Bu beyanatın tespit mi tenkit mi, destek mi alkış mı olduğuna birlikte bakalım. 

RTE’yi Saddamlaştırma Türkiye’yi Iraklaştırma projesi kapsamında AKP’nin bir kısmı, Radikal İslamcılar, bölücüler ve sahte dinciler, güdümlü İslamcılar Büyükanıt’a karşı çıkacaklar. 

Sahte Atatürkçüler (Baykal gibiler), liberaller, sahte milliyetçiler ya da NATO veya ABD Milliyetçileri, Masonlar Büyükanıt’a destek verecekler. Böylece AKP ve RTE’yi kullananların amaçladığı Büyükanıt’ı Genelkurmay Başkanlığı’na taşıma operasyonu gerçekleşecektir. 

Baykal’ın kürsüden aslanlar gibi TSK’yı savunur görünen konuşmasının aslında AKP’nin TSK’yı kontrol altına alma projesine destek olduğunu açıkça meydanda. Yani RTE ile Baykal’ın vasfı ortak ve ikisi de işbirlikçi. Baykal verdiği beyanatta ve CHP sergilediği duruşla AKP ile koalisyon olduğunu deşifre etmiştir. 

Yani Atatürk’ün partisi olmakla CHP’nin lideri ABD, İngiltere, İsrail ve Fransız ortak yapımında aslında RTE gibi as figüranmış. 

Yani Baykal aslında millici değil gayr-i millici imiş. Baykal’da AKP’nin gölgesinde siyaset yaparak AKP’nin gayr-i meşruluğunu meşrulaştırma görevi üstlenerek aslında oyunun rengini daha önce belli etmişti. 

Buradan CHP’lilerin bir yanlışını düzeltelim! 

Sık sık CHP’yi cumhuriyeti kuran parti diye nitelendiriyorlar. Tümü ile yanlış! Doğrusu şu; CHP’yi de cumhuriyeti kuranlar kurdu. Ama gidip İngilizler’e hizmet versin diye değil! 

AKP, CHP ve ANAP arasındaki kumpas ilişkiyi deşifre ettiğimizde çok bilmiş edaları ile konuşan Erkan Mumcu’nun, RTE ve Baykal ile aynı dili konuştuklarını, yani ortada muvazaalı bir muhalefet olduğunu görünce (Aman ha! Siyasetten değil ama!) bu üçlüden iğrenebilirsiniz. 

Bu işbirlikçi hali ile Baykal’ın ve CHP’nin RTE’nin suç ortağı olduğunu AKP’nin tüm icraatlarını meşrulaştırarak RTE’nin önünü açtığını gördünüz ise soralım; siyasi birikimleri AKP ile eş olan CHP milleti temsil edebilir ve devleti yönetebilir mi? 

Şayet milleti temsil edebilir ve devleti yönetebilirse verdiği hasar AKP’nin verdiği hasardan az mı olur çok mu? 

DYP Genel Başkanı Ağar’a gelince; Ağar Büyükanıt ile ilgili Şemdinli İddianamesi krizinde “TSK bunu kendi içinde çözer!” beyanatı verdi. 

Halbuki Ağar terörü ve bölücü terörü bölgeyi en iyi bilen politikacı iddiasında idi. Bu kapsamda TSK’nın iç dinamiklerini de bilir. Verdiği beyanatın Türkçesi şu; “Şimdi taraf olamam çünkü kimin kazanacağını bilmiyorum. Onun için topu yuvarlamayı tercih ederim. Yani beni bu işe bulaştırmayın.” 

Ağar’dan bu kapsamda Şemdinli İddianamesi bağlamında çok kapsamlı bir dünya Türkiye, Ortadoğu, AKP ihaneti ve TSK blokesi analizi dinlesek ne iyi olurdu? 

Bahçeli’yi ve MHP’yi, Ömer İzgü ve Kemal Derviş ihanetinden sonra mazur görüyoruz. ABD ve NATO menşeli milliyetçi yani sahte milliyetçi yani ABD ve NATO milliyetçisi iseniz, AKP’nin ihaneti seyretmek Maradona’yı seyretme zevki verebilir Bahçeli’ye. 

ANAP’ı ve diğerlerini de es geçelim… 

İki-üç örnek, Şemdinli İddianamesi bağlamında “siyasi partilerimizin milleti temsil etme ve Türkiye’yi yönetme yeterliliğini kaybettiğini” göstermeye yetmiştir… 

Eğer siyaset kurumu kendini toparlayıp yenilenmezse; AKP’nin ihanetini arar hale gelmekten korkarız…

Saygılar, 

SESAR   

11 Mart 2006

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

GENELKURMAY VE AKP HÜKÜMETİ “OLASI KUZEY IRAK HAREKATI”

İLE İLGİLİ ŞU BASİT SORULARA ACİLEN CEVAP VERMELİDİR!

Son günlerde artan PKK terörü sebebiyle önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ardından da Genel Kurmay İkinci Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ; “Türkiye’nin gerekirse Kuzey Irak’a girerek, PKK terörüne karşı önlem alacağını” kamuoyuna açıkladı

.

Fakat gözden kaçanlar ve kaçırılanlar hem Başbakan Erdoğan’ın, hem de Orgeneral Başbuğ’un çıkışlarını bir anda boşa çıkardı.

Şöyle ki:

Türkiye, Saddam zamanında Kuzey Irak’a birçok kez sıcak takip kapsamında askeri harekat düzenledi. Ama bu harekatlar hep sonuçsuz kaldı. O halde bu bağlamda aşağıdaki soru sorulamaz mı? “Şimdi düzenlenecek bir sınır ötesi sıcak takibin başarı şansı ne kadardır?” ABD Irak’ı işgal etmeden önce, ABD’nin işgalinin PKK terörünü tırmandırabileceğine ilişkin bir değerlendirme Genel Kurmay’da yapılmadı mı?

Geçmişten beri PKK’ya sempati ile bakan ya da en azından nötr kalan ABD’nin, PKK terörüne göz yumacağını analiz edemeyen bir Genel Kurmay, sınır ötesi harekatın başarılı olacağını nasıl ve neye dayanarak öngörmüştür?

Saddam zamanında, TSK’dan herhangi bir erin önünde titreyen Barzani ve Talabani şimdi Irak’ta 100.000 kişilik ağır silahlara, tanklara, yerden havaya füzelere sahip bir orduyla techiz edilirken, bu durumun PKK terörünü motive edemeyeceği hangi sebeple düşünülmüştür. PKK için Kuzey Irak’a girildiğinde, Barzani ve Talabani’nin ellerindeki orduyu TSK’ya  karşı kullanmayacaklarının garantisi var mıdır?

Kuzey Irak’ın 25 Km. derinliğine kadar bir alanı “mayın denizi” haline getiren PKK’yı, bu işlemi yaparken seyredenler sınır ötesi harekatta olası zayiat konusunda ne düşünüyorlar?

ABD ve koalisyon güçleri, Irak’taki başarısızlık için, Türkiye’yi sorumlu tutuyorlar. Peki ABD’nin, İngiltere’nin ellerindeki teknolojik, ekonomik ve siyasi imkanlarla başarılı olamadığı Irak’ta, henüz ordusunun modernizasyonunu tamamlamamış, ekonomik sorunlarını çözememiş bir Türkiye nasıl başarılı olacak?

ABD, İngiltere ve koalisyon ülkelerinin ayda 5 milyar dolar masrafla içinden çıkamadıkları Irak bataklığından, bu kırılgan ve her an patlamaya hazır ekonomimizle Türkiye nasıl çıkacak?

Genel Kurmay’ın bu soruya cevabı nedir?

Hükümetin bu soruya cevabı nedir?

Ve diğer sorular:

ABD ve koalisyon güçlerinin Irak’ta asayiş için desteğe ihtiyacı var ise Barzani ve Talabani’nin elindeki 100.000 kişilik ordu niye kullanılmamaktadır?

Genelkurmay İkinci Başkanı ve kuvvet komutanları, ülkenin ekonomik talanı, Telekom, Petkim, Tüpraş ve diğer özelleştirme peşkeşleri ile Anayasal sistemin tasfiyesini başarı ile gerçekleştiren Türkiye ekonomisini silahsız eylemle yerle bir eden, istiklal ve istikbalimizi ayağa düşüren hükümet hakkında ne düşünmektedirler?

Yüksek Askeri Şura’nın yaklaştığı bugünlerde, askeri öngörü, askeri strateji ve vatan savunması gibi temel askeri hususlardaki başarısızlık ya da en azından pasifliği kamuoyunca kabul görmüş mevcut komuta kademesi acaba bu bireysel ve kurumsal beceriksizlik tablosunu örtmek için iyi planlanmamış bir Kuzey Irak harekatı ile örtmek mi istemektedir?

ABD’den izinsiz Türkiye’nin içindeki teröristlerle mücadelede zorlanan bir ülke, ABD’nin ve koalisyon güçlerinin, Barzani ve Talabani’nin desteğine sahip teröristleri Irak’ta ABD’nin her an değişebilecek tutumu ile imhayı nasıl planlamıştır?

Doğusu ve Güneydoğusu’ndaki her askeri harekat, (yakın tarihimiz incelenirse görülecektir) Türkiye’nin toprak kaybı ile sonuçlanmıştır. Kuzey Irak’a bir harekatın da böyle bir netice doğurmasını nasıl önleyeceksiniz?

KKTC’yi elinde tutmakta zorlanan ve hatta AB’den tarih alacağız diye tepsi içinde yabancılara ikram eden Genelkurmay ve AKP Hükümeti’nin bu konuda varsa A, B, çok zor ama C planı var mı, varsa nedir?

Bu soruları çoğaltmak mümkün.

Bu sorularımızın cevabını tüm Türkiye sabırsızlıkla bekliyor.

Ancak her şeye rağmen Kuzey Irak’a bir askeri harekat yapılacaksa…

Öncelikle:

Başbakan’ın ve Bakanların, AKP milletvekillerinin ve mevcut komuta kademesinin askerliğini yapmış ya da yapan çocukları için yasal düzenleme yapılıp Kuzey Irak’a ilk girecek askeri birliklere yerleştirilmeleri sağlanmalıdır.

Şayet yukarıdaki seçkinlerin bu duruma uygun çocukları yoksa, 1. dereceden yakınlarının çocukları yasal düzenleme ile Irak’a gönderilmelidir. Şayet bu da imkan dahilinde değilse bizzat kendileri için yasal düzenleme yapılmalı ve Kuzey Irak’ta savaşmaları sağlanmalıdır. Bu şerefli görevden kaçacak herhalde kimse yoktur.

Şayet Kuzey Irak’a düzenlenecek harekatın Yüksek Askeri Şura’ya yönelik bir boyutu yoksa, yani bazıları koltuklarını kaybetmemek için bir “savaş hali” durumuna sığınılıyorsa, mevcut kuvvet komutanlarının istifası gündeme gelmelidir!..

Hem de hemen!

Yine Kuzey Irak’a bir askeri harekat düzenlenecek ise Barzani ve Talabani tarafından kurulan ancak ABD ve İngiltere tarafından Irak’ta kullanılmayan ordu terhis edilmeli ve silahları da Türkiye tarafından imha edilmelidir.

Muhakkak edilmelidir.

Kuzey Irak’a düzenlenecek askeri harekat Recep Tayyip Erdoğan hükümetini kurtarmaya yönelikse, bilinmelidir ki, mevcut komuta kademesi; Türkiye’yi sömürge derekesine (seviyesine) düşürmüş bir hükümetin payandası olamaz.

Olmamalı!

Yine Kuzey Irak’a Türkiye asker gönderecekse ABD ve İngiltere mutlaka Barzani ve Talabani’nin ordusunun Irak’taki asayişi sağlamakta niye kullanmadığını herkese ikna edecek inandırıcılıkta açıklamalıdır.

Hem de acilen açıklamalıdır.

Genel Kurmay Başkanlığı, ABD ve hükümet de ABD bölgeye müdahale etmeden önce neden PKK’yı bitirmediğini aynı inandırıcılık düzeyinde kamuoyuna açıklamalıdır. Hem de muhakkak açıklamalıdır.

Şeyh Said’in torunu Abdülmelik Fırat (ki bu konuları çok iyi bilir); “Türkiye istese PKK’yı Hizbullah  gibi bir günde bitirir” açıklamasını yaptı. Bu açıklama dikkate alınmalı ve 3-5 bin teröristin 700-800 bin kişilik mevcudu olan bir orduya karşı nasıl barınabildiği yine aynı inandırıcılık düzeyinde kamuoyuna anlatılmalıdır. Muhakkak anlatılmalıdır. Gün geçtikçe netleşen fotoğrafa bakıp diyoruz ki: Hem Başbakan’ın hem Orgeneral Başbuğ açıklamaları maalesef kamuoyuna inandırıcı gelmemiştir. Gelememiştir!

Açıklamanın tüm “inandırıcılık ayakları” eksiktir. Özellikle Sayın Başbakan, AB’den, ABD’den şamar üstüne şamar yedikten sonra, ekonomiyi düzeltemeyeceği ortaya çıktıktan sonra, birden, icazet aldığı ABD’ye bile karşı çıkarak, PKK terörüne karşı aslan kesildi. Böyle olunca şüphelerimiz daha da arttı.

Sayın Başbakan kamuoyuna olası bir Kuzey Irak harekatı ile hangi başarısızlıklarını örteceğini açıklamalıdır.

Eğer bunu yapmazsa biz Başbakan’ın ve O’nun değişik bürokrasilerdeki suç ortaklarının neleri örtmeye çalıştığını, Türk milletine ve elifi elifine anlatacağız!.. Sayın Orgeneral Başbuğ da, bugüne kadar somut hiçbir başarı göstermeyen ve üstelik siyasi tecrübeden, uluslararası ilişkiler tekniğinden, yönetsel ehliyet ve liyakatten yoksun bir hükümetin değerlendirmelerine nasıl ortak olduğunu ve paylaştığını muhakkak açıklamalıdır.

Bunun da ötesinde, Türkiye’nin Osmanlı’nın son dönemindeki maceralara sürüklemesinin önüne geçmek için hem hükümetin hem de Genel Kurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının istifası zaruret haline gelmiştir.

Kamuoyuna en derin endişelerimizle açıklarız.

Saygılar

SESAR

27 Temmuz 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

ASKERİ TAHRİK ETMEK YA DA “SUÇÜSTÜ YAKALANDINIZ” DEMİŞTİK !

Ne kadar sırıtıyor bir bilseniz?

Yalaka medyanın cıvık (çamur) desteği bile gerçeğin sızan ışıklarını kapatamıyor. İsterseniz dünden bugüne doğru gelelim.

6 Mart Dünya Kadınlar Günü yaklaşırken polisin bazı göstericilere – güya – sert davranması sonucu, AB yolculuğuna gölge düştüğüne dair hem Avrupa hem Türkiye içinden bir çok feryat – polis birilerinin kuyruğuna bastığı için – yükselmişti.

Polisin 6 Mart olaylarıyla bozulan imajı yine polisin imajı Trabzon ve Sakarya’da TAYAD’lıları “Linçten kurtararak (!)” düzeltilmişti.

Hükümet içinde İçişleri Bakanı’nı yemek için kurgulanmış ya da olaylardan yararlanarak Aksu’yu yemeği hedeflemiş bir komplo çalıştırılmak istenmiş ama plan acemice olduğu için İçişleri Bakanı kurtulmuştu.

Yine hatırlayacaksınız Beyaz Enerji Operasyonu’na benzer bir enerji operasyonu ile İdris Naim Şahin (AKP Genel Başkan Yardımcısı, Parti Genel Sekreteri)in Bakanlığı’nın önüne geçmek istenmiş ve başarılı da olmuştur.

AKP içindeki çevreler bu olayı o zamanlar “Aksu tertibi” olarak görmüştü.

Ama dünkü (9 Eylül Cuma) Hacı Bayram Camii’ndeki Hizbut Tahrir gösterisinin (danışıklı dövüşünün, sırıtan kurgunun) bastırılmış şekli gösterdi ki İdris Naim Şahin’e yönelik senaryo da Aksu’ya ait değilmiş.

Ne alakası var diyenlere anlatalım:

ASKERİ TAHRİK ETMEK

Geçen Cuma (2 Eylül) Fatih Camii’ndeki Hizbut Tahrir kışkırtması orduya yönelikti. Ordu çıkıp “Laiklik ve rejim tehlikede” diye sert bir açıklama yapsaydı, AKP çok rahatlayacak, AB ile kol kola girip ordunun Türk yönetim sistemi üzerindeki ağırlığının AB Sürecini akamete uğrattığı yolunda bir kampanya yürüteceklerdi. Müzakerelerin ertelenişi de orduya fatura edilecekti.

Çok eleştirdiğimiz Genelkurmay oyunu görmüş, Fatih Camii’ndeki olayı “es” geçmiş, AKP’nin 3 Ekim’de başlaması tehlikeye düşen müzakereler için aradığı kozları hükümetin eline vermemişti.

Bunun üzerine hükümetin medyadaki aparatları ordunun Hizbut Tahrir kışkırtmasına ve etnik kökenli tezgaha gelmemesi üzerine Org. Yaşar Büyükanıt’ın üzerine gittiler. Belki Org. Yaşar Büyükanıt, istenilen kozu verir düşüncesi ile…

Ancak Org. Yaşar Büyükanıt’ta hükümetin ve aparatlarının aradığı istediği sert çıkışı yapmayınca Fatih Camii ve Trabzon olaylarına çok benzeyen Bozüyük ve diğer etnik kışkırtmalar hükümetin elinde kaldı.

Gülünç olan Hürriyet’in “polis niye görevini yapmadı” manşetine katık yaptığı Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Mehmet Ali Şahin’in sözleri idi.

Devlet Bakanı Şahin, Fatih Camii’ndeki olayı Cuma namazını orada kıldığı için yakinen görmüş. Ama anlaşılan, görmezden gelip (Senaryodaki arıza burada. Halbuki gidip Hizbut Tahrircileri yaka paça kürsüden indirseydi, hükümet ve Şahin, tüm medyanın manşetine çıkarılır, rejimi ve laikliği kurtaran Bakanlar olarak tarihe geçerlerdi) geçip gitmiştir.

Hürriyet bu aymazlığı manşetine alacağına Şahin’in sözlerini manşetine alıyor, sivil polisi suçluyordu. Halbuki Hürriyet pekala Devlet Bakanı Şahin’e sorabilirdi: Siz, Emniyet Müdürü Cerrah’ı arayıp niye müdahale istemediniz, diye. Yine aynı Hürriyet aynı Bakana bu açıdan bu iş para için yapıyor diyecek iç dinamikleri nasıl biliyorsunuz? Bu isimleri tanıyor musunuz? Siz tanımıyorsanız partinizin teşkilatlarından, milletvekillerinden Hizbut Tahrir’e yakın olanlar kimler? AKP ile Hizbut Tahrir arasında bir ilişki var mı?… Gibi bir çok soruyu sorabilirdi.

(Süreç başka olsa, Recep Tayyip Erdoğan’nın AKP’lilerin Hizbut Tahrircilerle ilişkileri (!) yurtiçinden ve dışından desteklenen onlarca resim çoktan gazetelerin birinci sayfalarını süslemişti.)

Ama Hürriyet bunları yapmadı. Tersine hükümetin kurgusuna (tüm yapaylığını ve senaryoyu tahmin edebildiği halde) destek vermeyi yeğledi.

YALANCI PEHLİVAN TAYYİP

Ve dün…

Hacı Bayram Camii’ndeki Hizbut Tahrir protesto gösterisi AKP milisleri takviyeli cemaat, sivil polis ve polis elbirliği ile yerle bir edildi.

Çünkü Hizbut Tahrir, Recep Tayyip Erdoğan’ın Cuma Namazı’nı Hacı Bayram Camii’nde kılacağını günler öncesinden öğrenmiş ve Hacı Bayram’a iyice yerleşmişti. Başbakanı da basına “Hizbut Tahrir’in orada olduğunu bile bile gittim” açıklamasını yaptı. (Zaten Hizbul Tahrir’in istihbaratı güçlüdür. Başbakanlık bürokrasisinde, AKP’nin içinde bir çok güçlü ajanı vardır.)

Başbakan Cuma’yı kılıp da dışarıya çıkacağı anda Hizbut Tahrir protestolara başlamış, ama kahraman ve mücahit (!) AKP’li milisler (Müslüman kardeşlerine) iktidar nimetlerine olası zararlarını engellemek ve imaj düzeltme operasyonuna maksimum katkı yapmak için polis(!)le el ele verip rejim ve laiklik düşmanı, AB sürecini baltalamaya yönelik eylemi engellemişlerdi.

Yani Fatih Camii komplosu deşifre edildi, Hacı Bayram lokması verelim (yerseniz tabii) denilmiş oldu.

Türkiye’deki cemaat ve tarikatlardaki Recep Tayyip Erdoğan’ın efsanelerinden Recep Tayyip Erdoğan’ın ermişliğinden, Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmişliğinden dem vuran masallar bilinirken, Hizbut Tahrir’in AKP’den habersiz ve izinsiz ve koordinesiz hareket etmeyeceği bilinirken, Fatih Camii kışkırtmasının satın alınamayacağını senaryoyu yazanlar bilmeliydi.

Orduya sert laiklik beyanatı vermediği için fena bozulan Recep Tayyip Erdoğan, Fatih Camii fiyaskosunu, Hacı Bayram’la örtmeye çalıştı. Ama o da sırıttı.

Yine AKP’nin içinde güçlü olduğu bilinen etnik lobinin bağlantıları ile PKK, Kullanılan Kürtler, Kürtleri kullanan ülkeler ve kullanılan iktidar ve Başbakanla zenginleştirilmiş, bürokratik uzantıların milisleri ile çeşnilendirilmiş orduyu çok sert açıklama yapmaya sevk edecek bir “etnik kışkırtma” devreye sokuldu.

Ama demokratikleşmiş (!) ve AB kriterlerine (!) çoktan uymuş ordudan yine “çıt” çıkmadı.

Çünkü hükümetin 3 Ekim’de müzakerelerin başlama ihtimalinin iyice düşmesinden kaynaklanan paniği, Ankara’da ve AB ülkelerinde o kadar rahat görülüyor ki…

Görüldüğü gibi, AKP’nin orduyu kışkırtmaya ve böylece koz yakalamaya dönük iki komplosu yine fiyasko ile sonuçlanmış oldu…

BBP ÜZERİNDEN PROVOKASYON

Şimdi ne olacak?

AKP, polisi sertleştirecek,

Etnik kaosı tırmandıracak,

Olayları serinkanlılıkla götüren polisi ve orduyu ortamı gerecek bir tutuma itecek.

Orduyu tahrik etmek için etnik kaosı tırmandırmak yol değildir.

Açıkça söyleyelim ki, bütün bunların sonunda da ordunun sabrı taşacak ve istenilen koz üretilmiş olacak.

AKP İktidarı 3 Ekim ve total olarak AB, ekonomi ve genel başarısızlığı örtmek için etnik çatışmalardan, ordunun antidemokratik (!) açıklamalarından, şeriatçı (!) kışkırtmalardan imdat isteyeceğine her şeyi açıkça topluma söylemelidir.

Kıbrıs’ta taviz vermektense AB’yi hiza mesafeye davet ediyoruz, diyebilirsiniz.

Etnik bölünmeye gitmektense AB’yi gözden geçirebilirsiniz.

Türkiye Cumhuriyeti’ni tasfiye etmektense AB sürecini askıya alabilirsiniz, diyebilirsiniz.

Bazı gazetelerin İngiliz Dışişleri Bakanı’nın hamaset dolu sözleri ile toplumu ve devleti teskin edemezsiniz.

AB’nin duymak istediklerinizi söyleyip, almak istediklerinizi vermeyen politikasının devam edeceğini bilmelisiniz.

MHP ve ordu provokasyona gelmedi, bari BBP’yi tahrik edip sokaklara dökelim, böylece kaos büyür ordu müdahale eder, demenin faydasız olduğunu da bilmelisiniz.

Kabak gibi ortada kaldınız Sayın Erdoğan.

Bari sakin olun.

Çünkü herkes her şeyi görüyor ve (aksi gibi) biliyor.

Saygılar,

SESAR

11 Eylül 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

ATATÜRK TÜRKİYESİ ADINA, CUMHURBAŞKANI SEZER’İ GÖREVE DAVET EDİYORUZ!

Sayın Başbakan’a çok açık ve net sorularımız var:

Direkt ve net!

Galataport Projesi’ne ne şekilde ortaksınız?

Galataport Projesi’ne ortak Büyükşehir Belediye Başkanı kimdir?

Bu ortaklık neyin karşılığı olmuştur?

Üzeyir Garih’in ölümü ile Galataport ve Haydarpaşaport Projeleri arasında sizin de bildiğiniz ne tür bağlantılar vardır?

Turizm Eski Bakanı Sayın Erkan Mumcu’nun istifası ile Galataport ve Haydarpaşaport Projeleri arasında bir ilişki var mıdır, varsa nedir?

Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na verdiğiniz yetkilerle Anayasayı ihlal ettiniz mi?

“Galataport ve Haydarpaşaport” Projeleri için AKP kulislerinde ifade edilen rüşvet rakamları ve ortaklık biçimleri dışarıya nasıl sızmıştır?

Türk Telekom özelleştirmesinde Lübnan’da Suudi Öger’in dışında kimlerle görüştünüz?

Türk Telekom’da da Galataport ve Haydarpaşaport Projelerinde olduğu gibi ve kulislerinizde ifade edildiği gibi örtülü ortak mısınız?

İshak Alaton’un Sami Ofer ile ilişkinizde oynadığı rol nedir?

“Tüm dünyadaki Yahudi Lobilerin ve Masonların desteğini aldık. Türkiye’de her istediğimizi yapabiliriz. Ordu da Masonların kontrolünde, tüm paşalar ya Mason ya da Mason kontrolünde. İsrail’le stratejik işbirliği yapıldığı için Paşaları İsrail bağlantılarımız ile de bağladık. Masonlar, Mason Localarının kapatılmasının hesabını Kemalizmi, Atatürkçülüğü, Atatürk’ü Türkiye’den silerek intikamlarını Atatürk’ten alacaklar. İshak Alaton bana bu konuda teminat verdi” dediniz mi?

Maliye Bakanı Kemal Unakıtan’ın Özelleştirme’den alınan rüşvet trafiğini yönetmek için tarafınızdan görevlendirildiği AKP kulislerinde dilden dile dolaşıyor. Kulislerinizdeki bu söylentilerin kaynağı nedir?

Şu anda Yüce Divan’da yargılanan Mesut Yılmaz ve diğer Bakanların yargılandıkları yolsuzluklar sizin karıştığınız iddia edilen yolsuzluklar yanında ne kadar önemlidir?

Hizbut Tahrir eylemlerinin ardında, sizi yakinen destekleyen bir ülkenin bulunduğu doğru mu? Ve bu ülke İngiltere mi?

3 Ekim’de başlaması tehlikeye düşen AB müzakerelerinden doğacak fiyaskoyu örtmek için PKK ile PKK’nın AKP içindeki uzantıları üzerinden pazarlık yaptınız mı?

Bu pazarlık, orduya sert bir açıklama yaptırarak, AB fiyaskosunu orduya mal etmeyi amaçlıyor muydu?

Hizbut Tahrir komplosu da orduya sert bir açıklama yaptırmak ve AB fiyaskosunu yine orduya mal etmek için iktidarınız ve dış destekçileriniz tarafından mı organize edildi?

Galataport ve Haydarpaşaport Projelerini 49 yıllık ödeme şarları ile Türk girişimcilere verseniz onlar bu projeleri gerçekleştirebilirler miydi?

Koç Grubu’nun başını çektiği konsorsiyumun aldığı Tüpraş’ın içindeki Shell’in %10 paylı olduğuna inanıyor musunuz?

Hükümet olarak Tüpraş’ı alan konsorsiyumun içinde Shell’in gerçek payının % kaç olduğunu biliyor musunuz?

Yine partinizin kulislerinde Tüpraş’ta da Shell üzerinden örtülü ortak olduğunuz ileri sürülüyor. Tüpraş’a Shell üzerinden ortak mısınız?

Türk Telekom’un cirosuna bankaların promosyon olarak 1 milyar dolardan fazla verdiği biliniyor. Sadece hesap hareketlerinin promosyonu 1 milyar eden Türk Telekom’un satışının bu şartlar altında karı neresinde?

22 milyar dolar cirosu olan Tüpraş’ın bankalar üzerinden gerçekleştireceği işlemlerin promosyonu da yaklaşık 2 milyar dolar civarında. Bir yılda yaklaşık 2 milyar dolar banka promosyonu kazandıran Tüpraş’ın 4 milyar 140 milyon dolara satılmasının karı neresinde?

AB ülkelerinde devletin işlettiği kurumların ekonomideki oransal ağırlığı nedir? Hiç araştırdınız mı?

Arkanızdaki Siyonist Cunta TSK’dan ve yargıdan sizi koruruz korkmadan devam edin dedi mi? Bu garantiyi ne karşılığında size verdi?

PAŞALAR CEVAP VERMELİ!

Birkaç soru da ordumuza?

İsrail ile imzalanan stratejik işbirliği anlaşması çerçevesinde İsrail’in AKP ve Recep Tayyip Erdoğan’la ilgili istekleri, telkinleri ve teskinleri var mı?

Galataport ve Haydarpaşaport Projeleri’nin vatan toprağının para ile satılması anlamına geldiğini biliyor musunuz? Bu konuyu araştırdınız mı?

Haydarpaşaport Projesi için Selimiye Kışlası’nın taşınacağı doğru mu?

Selimiye Kışlası’nın Haydarpaşaport Projesi kapsamında taşınması için çalışan paşaların isimlerini kamuoyuna açıklar mısınız?

Tüpraş, Türk Telekom ve daha birçok özelleştirmeden gelen rüşvet ve örtülü ortaklık konuları hiç MGK’da hükümete karşı dile getirildi mi?

Tüpraş’ın, Türk Telekom’un ve daha birçok KİT özelleştirmesi Milli Güvenliğimiz ile ilgili midir? İlgili ise bu konuda hükümetlere tavsiyeleriniz ne oldu?

Ülkenin güvenliğiyle, ülkenin varlıklarıyla ilgili görevlerinizi yerine getirdiğinize inanabilir misiniz?

Orduda bazı paşaların da hükümet gibi Milli Güvenlik Sorunu haline getirdiğine dair analizler yapıldı mı?

Haydarpaşaport ve Galataport Projeleri gerçekleştiğinde, buradaki alanların bir çoğuna Türk Devleti’nin görevlilerinin ve hatta güvenlik güçlerinin giremeyeceği doğru mu? Yani, Haydarpaşaport ve Galataport Projeleri “Diplomatik dokunulmazlık türü” bir zırhla korunacak mı? Korunacaksa bunun Milli Güvenliğe etkisini hiç araştırdınız mı?

Masonların orduya hakim olduğu doğru mu?

İsrail’in orduyu AKP’ye karşı etkisizleştirecek ilişkileri var mı? Bu ilişkiler nasıl oluştu?

Bu soruların cevapları, İtalya’daki P2 Mason Locası skandalını skandal olmaktan çıkaracak niteliktedir. Bu soruların sorulabilir olması ve tüm soruların kaynağının AKP kulisleri ve Sayın Başbakan’ın yakın çevresi olması ayrı bir vehameti ve skandalı ortaya koymaktadır.

Sayın Başbakan’ın ve yakın çevresinin tüm özelleştirme ihalelerini “zenginleşme”, “zenginleştirme” ve “devleti talan zihniyeti” Abdülhamit Han’ın yapmadığı işi yani vatan toprağını satmayı AKP’nin yapması Recep Tayyip Erdoğan’ın Emanuel Karasu’ya dönüşmesi tam bir vatana ihanet durumudur.

AKP’nin Kürtleri kullanan ülkelerle ve sözde İslamcı Örgütleri kullanarak ordunun bölünme ve rejim gibi endişelerini tahrik ederek TSK’yı sert çıkışlara zorlaması ve PKK ile AKP PKK’lı unsurlar üzerinden dolaylı pazarlık yaparak PKK’lıları kamu binalarına ve güvenlik güçlerine taşlatması da vatana ihanettir.

Başbakan, AB sürecini, ABD ile ilişkileri, Kıbrıs’ta çözümü, Güneydoğu Sorunu’nu, Kuzey Irak’a yönelik politikayı, ekonomiyi, eğitimi, sağlığı ve asayişi eline yüzüne bulaştırmıştır.

Başbakan ve AKP iktidarı Türkiye’yi yönetemeyeceğini ortaya koymuştur.

CUMHURBAŞKANI SEZER GÖREVE!

Bu durumda Sayın Cumhurbaşkanı’na bir takım görevler düşmektedir.

Sayın Cumhurbaşkanı;

Meclisi feshetmelidir.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, acilen Yüce Divan’a gidecek Başbakan, Bakanlar ve bürokratlarla ilgili fezlekeleri hazırlayarak TBMM’ye göndermelidir.

Sayın Cumhurbaşkanı, teknokratlar hükümeti için hazırlık yapmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı, tahrip edilen devlet ve anayasa için çalışma grupları oluşturmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı, geçici görev yapacak TBMM için çalışma başlatmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı, yeni oluşan TBMM, göreve başlar başlamaz, istifa etmeli ve yeni Cumhurbaşkanı geçici meclis tarafından geçici meclisin görev süresi kadarlık bir süre için seçilmelidir.

Sayın Cumhurbaşkanı, kendisinin ve Genel Sekreteri’nin Yüce Divan’a sevkini isteyerek aklanmalıdır.

Sayın Cumhurbaşkanı, ayrıca Sayın Genel Sekreteri ile ilgili iddiaları araştırmalı ve cevap vermelidir.

Sayın Cumhurbaşkanı, Sayın Nehrozoğlu’nun kendi yerine Cumhurbaşkanlığı yaptığı yolundaki iddiaları da cevaplandırmalıdır.

Sayın basın mensupları, Sayın Cumhurbaşkanı’ndan istediklerimiz demokratik ve anayasaldır. Tekrar acizliğini, yeteneksizliğini ve liyakatsizliğini bildiğimiz bir siyasi yapıyı meclise taşımaktansa sistemin kendini revize etmesine Anayasal ortamda temin etmeliyiz.

Eğer bunu yapamazsak doğacak iç kargaşadan herkes sorumlu olacaktır.

Devletlerin çözüldüğü bir dönemden geçiyoruz.

Bu dönemi devletimizi, milletimizi ve vatanımızı bölerek değil yeniden reorganize ederek, yeniden birlik olarak ve yeniden Misak-ı Milli’yi teslim ve teyid ederek geçirmeliyiz.

Devletimiz, AKP’nin elinde kalırsa çözülüşü, talanı ve satışı kaçınılmaz olacaktır.

Onun için hiç kimse demokrasi edebiyatı yaparak vatanın satışını, talanını ve devletin çözülüşünün tamamlanması için zaman kazanma hesabı yapmasın.

Unutulmasın ki, biz bu ülkenin sağduyusuyuz, sağduyulu insanlarıyız ve demokrasiye en çok biz ihtiyaç duyarız. Ancak demokrasi bir grubun işgali ile tekelci bir vaziyet kazanırsa yine demokrasi için Anayasa’yı kullanarak “normalleşmeyi” teklif ederiz. Ve gerekli süreçlere dahil oluruz.

Olayların olduğunda Başbakan konuşmuyor. Gündem değiştiğinde konuşan Başbakan değil, sıcağı sıcağına konuşmasını bekliyoruz.

Saygılar,

SESAR

20 Eylül 2000

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

SESAR’DAN ÇAĞRI: SAYIN CUMHURBAŞKANI, HAYDİ GÖREVE!…

Rektör Yücel Aşkın’ın tutuklanması ile başlayan süreç, maalesef toplumun tüm katmanlarını sarmış bir çürümüşlüğü gözler önüne seriyor. Türkiye’nin, sözüm ona, aydınları ve politikacıları hiç utanmadan “senin suçlun kötü” “benim suçlum iyi” diyebiliyorlar.

Olanları açıklayabilecek tek kavram: ÇÜRÜMÜŞLÜK

İsterseniz biraz geriye giderek başlayalım:

Cumhurbaşkanı Demirel, devletin hukukunu hiçe sayarak İlksan yolsuzluğunda “verdimse ben verdim” diyebilmişti.

28 Şubat’ta okuduğu şiir için kendisini mahkum eden zihniyetle Recep Tayyip Erdoğan’ın haşır neşir oluşu hiç irdelenmedi.

28 Şubat’tan Recep Tayyip Erdoğan’ın önceden haberdar olup olmadığı, bu sürecin sadece AK Partiyi ve Recep Tayyip’i iktidara taşımak için kurgulandığını şimdi göğü yere indiren güya İslami basın hiç görmedi.

Sudan Büyükelçilik görevlisini, bir dergiye yazdığı yazı nedeni ile sınırdışı edenler, ABD’nin Büyükelçisi’nin YSK’ya gidip Recep Tayyip Erdoğan’ın seçilmesini sağlayacak baskı yapmasını sineye çekti.

Güya İslami basın ve camia Recep Tayyip’in hukuksuzca Başbakanlık koltuğuna oturmasına hiç ses çıkarmayıp tersine alkışladı.

Güya İslamcı birisinin intihali, yine güya Laik birilerinin intihali ile dengelenmeye çalışılıyor; hem de utanılmadan.

Hiç sorulmayan soru ise – İslamlığı Laikliği bir kenara bırakın – bir öğretim görevlisinin, akademisyenin intihal yapması insani ve ahlaki midir?

Bir Başbakanlık müsteşarı “intihal” yaptığı halde o görevde oturabilir mi?

Bir Başbakan İsrail’in, ABD ve İngiltere’nin tezgahı ile geldiği Başbakanlık koltuğunda “hukuk” tan bahsedebilir mi?

Bir devlet ABD Büyükelçisinin AKP için yaptıklarını sineye çekebilir mi?

Bir rektör sadece güya Atatürkçü olduğu için, her türlü yolsuzluğu ve hırsızlığa rağmen koltuğunda oturabilir mi?

Bir Başbakan ülkesini pazarlamaya çıkabilir mi?

Başbakanlık Müsteşarı Ömer Dinçer, – devlet devlet gibi olsa – Genelkurmay Başkanı’nın Kamu Reformu Yasa Tasarısı ile ilgili Genelkurmay’a brifing verir misiniz?” ricasına, “sen benim astımsın gel Başbakanlık’ta bu brifingi al” diyebilir mi? Bunu demiş müsteşarına Başbakan, “istifana gerek yok, seni koruyamayacaksak niye bu göreve geldik” diyebilir mi?

Başbakan’ın hiçbir resmi sıfata sahip olmayan bir danışmanı, gerçekten “bütün paşalar g..toş olmuş” dedi mi?

Bu ülkede Başbakan’ın muhaliflerini susturmak için devletin bir biriminin bünyesinde suikast timleri oluşturuldu mu?

Bu ülkede Kemal Unakıtan naylon fatura suçlusu iken, Maliye’ye nasıl bakan yapılabildi.

Bu ülkede Maliye Bakanı terbiyesizliğin en alt seviyesine inerek “babalar gibi satarım” diyebildi.

Bu ülkede Başbakan fakir ailelere iftara giderken, ülkenin mütegalibesinin cebine hepimizin üzerinde hakkı olan varlıkları bedavadan doldurabildi.

Bu ülkede Atatürkçülüğü, Milliyetçiliği ve Türkiye’yi savunmak bir karaparacıya bırakılabildi.

Bu ülkede İslamcı gurbetçilerin paralarını gurbetçi olmayan İslamcılar tarafından “iç edilişi” seyredilebilindi.

Bu ülkede yolsuzluk iddiaları ayyuka çıkmış bir Büyükşehir Belediye Başkanı Başbakan olabildi.

Bu ülkede “rejimi kurtarıyorum” diyen bazı paşalar, rejim için güya tehlike olan bazılarına danışmanlık yapabildi.

Bu ülkede bazı Başbakanlık Eski müsteşarları “bilim adamı” vasıflarına sahip olmayan günümüzün Başbakanlık müsteşarlarını “Rektör de hırsızdı” diye savunabildi.

Bu ülkede güya Laiklerin hırsızlıkları sadece sözümona sadece Laik ve güya Atatürkçü oldukları için es geçilebildi.

Bu ülkede yine sözümona Atatürkçülük ve Laiklik adına yapılan hukuk ihlalleri hoş görülebildi.

Bu ülkede güya Laik ve Atatürkçülerin yaptıklarının aynılarını İslamcılar yaptı ve bu da maalesef hoş görülebilindi.

Bu ülkede dün Ford’un yatırımına yabancı sermaye aşkına (!) olur verenler oldu. Bu ülkede daha sonra Ulaştırma Bakanı, Maliye Bakanı ve Başbakan Sami Ofer’in avukatlığına soyunabildi. Bu ülkede bir Cumhurbaşkanı, bir bürokratın atamasına kırk dereden su getirirken, 22 milyar dolar cirosu olan Tüpraş’ın 4 milyar dolara, 3,2 milyar dolar cirosu olan Erdemir’in 2,7 milyar dolara, 16 milyar dolar cirosu olan Türk Telekom’un 6,5 milyar dolara nasıl satılabildiğini hiç sorgulamadığını da gördük.

Bu ülkede Rekabet Kurulu 2 limanı aynı şirket aldı diye birisini özelleştirmesini iptal ederken; Tüpraş’ın Koç’a satılmasına onay verildi. Ve kimseden çıt çıkmadı.

Bu ülkede bütün bunlar ve daha fazlası olurken, yani Türkiye parça parça satılırken, Kıbrıs üste para verilerek elden çıkarılırken, Ankara’nın anahtarı AB’ye verilirken, Milli Güvenliğin, ülkenin yer altı ve yer üstü kaynaklarının, milletin, hazinenin, toprağın savunması vazifesi verilenler pişkin pişkin oturabildi.

Bu ülkede bir Büyükşehir Belediye Başkanı kendi davalarına bakan hakimlere servis tahsis edebildi. Ve aynı Belediye Başkanı ağzını açanı; bazı hakimlere verdiklerine dayanarak “dava açarım” diye tehdit edebildi.

Bu ülkede hazine tam takır edilirken, bu ülke soyulurken, ülkenin bekçileri ve güvenlik bürokrasisi ve daha acısı istihbarat örgütlerinin ne gibi tedbirler aldıkları hiç bilinemedi.

Bu pis oyun artık son bulmalı!

Artık millet de gördü ki ,hepiniz aynısınız.

Ne birilerinin güya Atatürkçü ve Laik olduğu için yaptıkları hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk hoş görülebilir, ne de birilerinin sadece İslamcı olmaları nedeniyle intikamcılıkları, hukuksuzlukları, hırsızlıkları ve yolsuzlukları sineye çekilebilir.

Bu ülkede güya Laik ve güya İslamcı müsabakası mı var?

Ve ayıbı koca koca adamlar kalkıp “benim suçlum iyidir” diyebiliyorlar.

Bu ne rezalet !…

Bu ne çürümüşlük !…

Bu ne büyük ayıp !…

Sayın Cumhurbaşkanı haydi göreve. Yasaların size verdiği görevleri millet adına artık yapınız.

Saygılar,

SESAR

22 Ekim 2005

 

——————

RAP… RAP… RAP…

————————

Sevgiler

8 Haziran 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu girin!
İsminizi Buraya Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

499,676BeğenenlerBeğen
96,071TakipçilerTakip Et
3,552TakipçilerTakip Et
7,662TakipçilerTakip Et
58,800AboneAbone Ol

Kaçırmayın