
MOTORCULARIN ALTIN ÇAĞI “THE BIKERIDERS”
Sinema Yazarı/Film Eleştirmeni Efe TEKSOY; dram ve suç türündeki ”THE BIKERIDERS” adlı diziyi, Amerika’nın en çok okunan Los Angeles merkezli ilk Türkçe internet Gazetesi @alaturkaonline için yorumladı.

KİMLİK ARAYIŞI
Yazar ve yönetmen Jeff Nichols‘ın son filmi ‘’The Bikeriders’’, Amerikalı yazar Danny Lyon‘un 1967 yılında yazdığı aynı adlı photo book türündeki kitabından esinlenerek McCook, Illinois‘de kurulan bir motosiklet kulübü olan Outlaws MC‘nin hayatlarını işleyen kurgusal bir hikayeyi anlatıyor. Aynı zamanda, Amerika’da siyasi, ekonomik ve sosyal değişimin çalkantılı olduğu bir dönemi işliyor. Filmlerinde evrensel bir tema arayışında bulunan ve genelde Güney Amerika‘nın arka planı ve ambiyansını karakterize eden yönetmen Jeff Nichols, bu defa Amerikan eril bakış modeline dâhil bir yapımla karşımıza çıkıyor ve dramatize edilmiş bir kimlik arayışı hikayesi sunuyor.
AMERİKAN ERİL BAKIŞ MODELİ
Filmlerinde evrensel bir tema arayışında bulunan ve genelde Güney Amerika‘nın arka planı ve ambiyansını karakterize eden yönetmen Jeff Nichols, bu defa Amerikan eril bakış modeline dâhil bir yapımla karşımıza çıkıyor ve dramatize edilmiş bir kimlik arayışı hikayesi sunuyor.
Jeff Nichols; “The Bikeriders’ın doğrudan ele aldığı nokta, benzersiz bir kimlik arayışımızda, kendimizi tanımlamamıza yardımcı olması için sıklıkla gruplara yönelmemiz. Ait olmak istemek, insanın doğasında var ancak ait olmayı seçtiğimiz grup daha benzersiz olduğunda bu duygu daha da artıyor. Grup ne kadar spesifik olursa, kimlik de o kadar net olur. Bazı durumlarda bu, yaşamlarımızda harika ve güçlü bir şey olabilir. Diğerlerinde ise son derece yıkıcı olabilir. The Bikeriders her ikisini de temsil ediyor. Amerikan motosiklet kültürü gibi karmaşık, renkli, tehlikeli ve çekici bir alt kültürle birleştirdiğinizde, birçok insana hitap edecek bir filmin tarifine sahip olduğunuzu düşünüyorum” diye belirten yönetmen, geniş ve çeşitli bir izleyici kitlesinde yankı uyandıran, belirli bir zamana ve yere tamamen özgü hissettiren, çok kişisel, bölgeye özgü bir film yapmayı amaçlamış.

FİLMİN KONUSU
Kathy, şans eseri bir karşılaşmanın ardından gönlünü Ortabatılı bir motosiklet kulübü olan Vandallar‘ın üyesi Benny’ye kaptırır. Zamanla ‘’Vandallars Kulübü’’, tehlikeli bir şiddet yeraltı dünyasına dönüşür. Böylece Benny artık, Kathy ile kulübü arasında bir seçim yapmak zorunda kalır.
Prömiyerini 31 Ağustos 2023’te 50. Telluride Film Festivali‘nde yapan filmin başrolünü; Jodie Comer, Austin Butler ve Tom Hardy gibi yıldız oyuncular paylaşıyor.

AKIŞKAN MODERNİTE
The Bikeriders bizlere, yönetmenin toplumlarda değişimlerle doğan sosyal kimlik arayışları ve kültürel boşlukları kayıp bir kuşağın izini sürerek incelediğini gösteriyor.
Bu da bizi Polonyalı sosyolog ve filozof Zygmunt Bauman’ın Akışkan Modernite kavramına getiriyor. Bauman; “Akışkan Modernite” adlı kitabında, değişen sosyal ve politik yaşam koşullarının parlak bir analizini sunar. Bauman; “Postmodernizm denilen ve benim daha yerinde bir ifadeyle ‘Akışkan Modernite’ demeyi tercih ettiğim olgu, değişmeyen tek şeyin değişim, kesin olan tek şeyin ise belirsizlik olduğunun gittikçe kesinleşen kanıtır.” diyerek bir şeyin “post-”u olmanın, modernitenin ayrılmaz bir parçası olduğunu söyler. Bununla birlikte Bauman, kitabında Aydınlanma Çağı’nın hayalini kurduğu ve Marx’ın vaat ettiği şeyin özgürlük olduğunu belirtir. Filmde de karakterleri harekete geçiren ve maceraya atılmasını sağlayan olgunun özellikle özgürlük olduğunu görüyoruz.
KAYIP BİR ÇAĞI YENİDEN YARATMAK
Öncelikle Chicago’da geçen The Bikeriders’ın çekimleri Cincinnati, Ohio’da ve çevresinde gerçekleştirildi. Orta ölçekli bir Orta Batı şehri olan Cincinnati, film için hem kentsel hem de kırsal ortamların yanı sıra 1960’ların Chicago’sunun yerine geçebilecek mahalleler de sunuyordu.Jeff Nichols’a göre şehrin, sakinlerinin ve çevresindeki alanların titizlikle yeniden yaratılması kamera, prodüksiyon tasarımı, kostüm, saç ve makyaj departmanları arasında yakın bir işbirliğine dayanıyordu.
Yönetmen her departman yöneticisine tek bir görüntü verdi: gerçek hayattaki motorculardan biri olan Cal’in bir benzin istasyonunda oturmuş elinde soda şişesiyle çekilmiş renkli bir fotoğrafı. Kıyafeti, duruşu, etrafındaki renkler filmdeki her görsel unsuru etkileyecekti. Nichols’a göre o ve set dekoratörü Adam Willis araştırmalarını sonuna kadar götürdüler. Prodüksiyon tasarım ofislerinin duvarları yüzlerce ilham fotoğrafıyla Ayrıca özgünlüğe olan bağlılık iç mekana da yayıldı. Keith mükemmel ama artık üretilmeyen eski bir muşamba deseni buldu.

KAMERA ARKASI
Film, orijinal fotoğraflardaki siyah beyaz yerine renkli, ancak fotoğrafların vintage patinasını koruyor. Film 35mm filmle anamorfik formatta, G Serisi Panasonic lensler ve Kodak film stoğuyla çekildi; Stone filmin 60’lar ve 70’ler dönemine gönderme yaptığını belirtiyor. Filmde çok fazla motosiklet sürüşü olmamasına rağmen, Nichols sahnelerde seyircinin de sürücülerle birlikte motosiklet üzerindeymiş gibi hissetmesini istediğini söylüyor.
İyi Seyirler Dilerim
EFE TEKSOY
Kaynakça
BAUMAN. Zygmunt, Akışkan Modernite, çev: Sinan Okan Çavuş, İstanbul: Tellekt Yayınları, 2023
