AnasayfaAlaturka OnlineTurkuvaz Türban?!

Turkuvaz Türban?!

Turkuaz Turban

AKP iktidarında, Turkuvaz Türban a dolanan Ağlak gündeme dair derinliği olan birkaç satır daha.

TURKUVAZ TÜRBAN /

“TÜRBAN” MI YOKSA “KARŞI DEVRİM”İN “SİYASAL SİMGESİ”, “FLAMA”SI MI

YA DA

GÜLEN GİBİ BİR İMAM OLAN HUMEYNİ DE İRAN’DA HALKIN SAMİMİ DUYGULARINI İSTİSMAR EDEREK İKTİDARA EL KOYDU

VEYAHUT

“SON CENTİLMEN” İLE BURAYA KADAR?!

Turkuvaz Türban?!

“Dikkatsiz bir adamın karısına dul desen yeridir!”

Macar atasözü

……………

AKP iktidarında, “Turkuvaz Türban”a dolanan “Ağlak gündem”e dair derinliği olan birkaç satır daha.

2010 ilk çeyreğinde, AKP yine hem içte hem de dışta köşeye sıkıştı!

Bu nedenle, “tozlu raflar” arasına sıkışıp kalmış, bir “türban” hikayesini medya üzerinden yeniden dolaşıma sokup, gündemi değiştirmeyi denedi!

Görünen o ki, Erdoğan eşinin GATA’ya sokulmaması nedeni ile öfkeli!

Aynı Erdoğan eşi üzerinden siyaset yapılması nedeni ile de öfkeli!

Ne var ki, eşinin “türban”ı üzerinden, lütfen dikkat buyurunuz “başörtüsü” değil, “türban”ı üzerinden siyaset yapan da yine kendisi!

AKP için “özgürlük” demek “türban” demek!

AKP için “siyaset” yapmak demek, “mağduriyete oynamak” demek!

AKP için “İslam” demek, sadece “türban” demek!

“Çalmak”, “kul hakkı yemek”, “harama el uzatmamak” vb konular “İslam”ın ilgi alanına girmediğini düşünmüş olacaklar ki, o yüzden iktidarları boyunca sadece “türban”la yatıp türban”la kalktılar!

TSK da bu hakikati fark etmiş olacak ki, Erdoğan’ın elinden o “mağduriyet kartı”nı bir çırpıda alıverdi!

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, Hürriyet’e yaptığı açıklamada şu ifadeler ile oynanan oyuna dikkat çekiyor:

“Keşke olmasaydı. Keşke bu olay yaşanmasaydı. İnsani boyuttan bakarsak bu olayı bugün savunmamız mümkün değil!”

Mealen şöyle diyor:

“AKP’nin mağduriyet kartlarını tek tek ellerinden alıyoruz!”

Ne var ki, Başbuğ’un bu açıklamasına bir dipnot düşmek şart oldu:

Şöyle ki:

“Eğer AKP’nin amacı üzüm yemek ise!”

Yok amaç üzüm yemek değil ise ki öyle gözüküyor, o vakit bu bağlamda şunlar söylenebilir:

TSK sınırları içinde “başörtüsü” yasak değil!

Yasak olan siyasal simge olan “türban!”

Doğru olan da bu!

Korunması gereken bir yasak bu!

Burada, küresel aksta perde arkası İngiliz olan “son centilmen” ile artık yollarımız ayrılıyor!

Kaldı ki, bugün siyasal simge “türban”a izin verenler, yarın “burka”ya, “kara çarşaf”a da izin vermek zorunda kalmayacaklar mı?!

“Türban”, “F Tipi Turkuvaz devrim / darbe”nin siyasal simgesi, bayrağı, flaması değil mi?!

Kaldı ki, SAT / SAS komandoları da başlarını tamamı ile saran “bandana” takarlar!

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9237135&yazarid=10

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=9237135&yazarid=10

Yasak olsa, SAT / SAS komandoları hiç o bez parçasını başlarına dolayabilir miydi?!

Muhakkak o askerlerin, subayların anneleri, anneanneleri, babaanneleri içinde de başörtüsü takanlar vardır!

Bu bağlamda cevabı aranması gerekli soru şu olmalı:

Sizce, Gül ve Erdoğan’ın eşleri, siyasal simge olan “türban” yerine “başörtüsü” takmış olsalardı, 2000’li yıllarda hiç böylesi suni bir sorun, gerilim yaşanır mıydı?!

İslam devriminin teorisyeni, ünlü düşünür Ali Şeriati’nin Tahran’da yaşayan eşi Puran Şeriati’nin taktığı başörtüsü şekli de orta yerde dururken, sormak farz oldu:

“Türban” üzerinden mağduriyet edebiyatı yapmaya çalışan “ağlak” Gülen & Erdoğan & Gül tayfasının gerçek amacı ne?!

“Üzüm yemek mi yoksa bağcıyı dövmek mi?!”

Bu soruya cevap olabilecek birkaç enstantane…

………

Türbanın 40 yılı?

Murat Bardakçı: “Bugün türban dediğimiz, omuzlara kadar inen başörtüsü ilk defa 1970’lerin başında Lübnan’da ortaya çıktı. Modanın yaratıcısı bir din adamıydı, Lübnanlı Şiilerin lideri Hacetülislam Musa Sadr. Hayır, bu din adamı, bir moda tasarımcısı, yaratıcısı değildi. Şiiler Lübnan’ın güneyinde yaşıyorlardı, ama o bölgeye sivil Filistinlilerle Kral Hüseyin’in Ürdün’den kovduğu Filistin gerillaları da geldi. Şiiler ile Filistinliler arasında çeşitli sorunlar çıktı. Şii kadınların, Filistinliler tarafından taciz edildikleri de oluyordu. Hacetülislam Musa Sadr, Şii kadınların güvenliği için, bu biçimde örtünmelerini söyledi. Yani şimdi bizim türban dediğimiz başörtüsü bağlama biçimi, inanç değil, güvenliğin gereği olarak ortaya çıktı ve hızla yayıldı. Hacetülislam Musa Sadr, 1975’te yaptığı açıklamada bu başörtüsü modelini bizzat hazırladığını söyleyecek ve ilhamını Batı dünyasının kilise resimlerinden ve Lübnan’daki Katolik rahibelerin kullandıkları başörtülerinden aldım diyecektir. Örtünme konusunda asırlar boyunca kendi modasını kendi yaratmış, yaşmak, ferace, kadın fesi, felek tabancası, hotoz, maşlak, tandırbaş, yemeni, kundak yemeni, salma yemeni gibi çeşit çeşit modellerle zarif bir çizgi yakalamış olan Türk kadınının Lübnan’dan örtünme modeline ihtiyaç duymasının sebebini bir türlü anlayamıyorum.”

Hasan Pulur, Milliyet, 20 Ocak 2008

https://www.milliyet.com.tr/2008/01/20/yazar/pulur.html

(…)

Yalan rüzgarları?

Nûr Suresi 31. Ayet’te üç önemli sözcüğün Türkçe anlamını yazıyorum:
Farj (tekil); Furuj (çoğul): (Sözlük adıyla): Erkek ve kadın cinsel organı.
Jayb (tekil); Juyub (çoğul : (Sözlük adıyla): Meme, göğüs.
Himar (tekil), Humur (Çoğul): İslam öncesi dönemde Arapların giydiği giysinin bir parçası (dokuma, bez parçası). (Başörtüsü ile kesinlikle ilişkisi yok.)

Buna göre daha önce de yazmış olduğum gibi Nûr Suresi 31. Ayet’i şöyle çevirmek gerekiyor:
Söyle inanan kadınlara: Harama bakmaktan sakınsınlar ve cinsel organlarını saklasınlar? Örtülerini göğüsleri (memeleri) üzerine vursunlar?

Bir okurumun yazdığına göre, söz konusu ayetin örtmekle ilgili bölümünün Arapçası şöyle:
Vel yadrıbne bihumûrihinne alá juyubihinne” (en doğrusu ki örtülerini göğüsleri (memeleri) üzerine vursunlar).

Özdemir İnce, Hürriyet, 2 Şubat 2008

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8152363&yazarid=72&tarih=2008-02-02

(…)

İlker Başbuğ: “GATA’daki olay keşke yaşanmasaydı!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13692692.asp?gid=233

(…)

“Türban Özkök zamanında GATA’ya girdi!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/13692693.asp?gid=0&srid=0&oid=0&l=1

(…)

Mine G. Kırıkkanat: “Sıkmabaşın esrarı!”

https://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?Newsid=149431&Categoryid=4&wid=122

(…)

Onur Öymen: “Türban faşist gömleği gibi!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/8743989.asp?gid=233&sz=93511

(…)

Cüneyd Zapsu: “Türbanını çıkar demek, donunu çıkar demek!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/8386113.asp

(…)

İran’daki türban Türk heyetini şaşırttı!

https://www.tumgazeteler.com/?a=2451852

(…)

İslam devriminin teorisyeninin eşi böyle örtünüyor!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/8339751.asp

(…)

Prof. Beyza Bilgin: “Dini gerek 4 eşi de getirir!”

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/8213247.asp?m=1

(…)

Rahmi Turan: “İranlı gazeteci anlatıyor!”

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=8113909&yazarid=228&tarih=2008-01-28

(…)

Soner Yalçın: İslam Dergisi’nin idealist gençlerine ne oldu?

https://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=10002692&yazarid=218

(…)

Soner Yalçın: “Dinci basının arkasındaki ünlü masonlar!”

https://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/8247786.asp?yazarid=218&gid=61&sz=94578

(…)

Soner Yalçın: “Türbanlı öğrenci, Humeyni’yi Atatürk’e niye tercih eder?”

https://www.odatv.com/n.php?n=turbanli-ogrenci-humeyniyi-ataturke-niye-tercih-eder-1506081200

(…)

İran’dan AKP’ye “Türban methiyesi!”

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/8205705.asp

(…)

“Laik direk kırıldı! Dünya AKP’nin ‘türban’ını konuşuyor!”

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/8205703.asp

(…)

………………

Türban ve Bireysel özgürlük?!

Türkiye’de türban takmak yasak mı?!

Hayır!

İslam dini kurallarına göre ibadet etmek yasak mı?!

Hayır!

O halde sorun nerede?!

AKP neden gündemi ısrarla tam orta yerinden geriyor?!

Bir kısım liberal aydın (!), neden AKP’yi yanlışta devam etmesi konusunda ısrarla destekliyor? !

Bu sorulara cevap olabilecek birkaç satır…

Öncelikle…

II. Cumhuriyetçi Prof Dr Eser Karakaş gibi düşünenlerin “bireysel özgürlük” kapsamında değerlendirdiğ i ve de “kamusal alan” tarifi üzerine demogoji yapmaya çalıştığı bir ortamda, şunlar söylenebilir:

Eğer, AKP, “bireysel özgürlükler” üzerinden “türban”ın üniversiteye girmesini istiyorsa, o vakit, birileri de ortaya çıkıp şu “bireysel özgürlük” isteğinde bulunamaz mı?!

“Kainatı yöneten Allah’tır.

Her yerin sahibi de O’dur.

Onun için Allah’ın kutsal mekanı olmaz.

İnsanlar istediği yerde istediği gibi ibadet edebilir, istediği şekilde dolaşabilir!

Bundan böyle Havra’ya da, Kilise’ye de, Cami’ye de istediğim şekilde, hiçbir kurala bağlı olmadan girip çıkmak istiyorum. Buralarda düğün, eğlence, özetle özel yaşamımda ne yapıyorsam aynısını yapmak istiyorum. Bu hakkımın kısıtlanması çağdaş özgürlük anlayışı ile bağdaşmıyor. AKP’nin bu ‘bireysel özgürlük’ alanındaki kısıtlamayı ortadan kaldırmasını.”

ÜNİVERSİTE NEDEN VARDIR

Nitekim…

Bu örnekleri artırmak mümkün!

Dini ritüelleri bilen herkes, bu sözlerimin boş olduğunun farkındadır.

Kilise’ye nasıl kafanızda şapka ile giremezseniz, Havra’ya da “kippa”sız girilmez!

Cami’ye girilirken ise ayakkabılar dışarıda çıkarılır.

Çünkü Cami’de sadece ibadet yapılır.

Kaldı ki, bu ve benzeri kuralların hiçbiri, hiçbir kutsal kitapta yer almaz.

Peki ya Üniversite’de? !

Üniversite niçin vardır?!

Tam bu noktada sorulması gereken doğru soru şu olmalı:

“Bir insan niçin üniversiteye gider?!”

Eğer birileri “sadece diploma almak için” diye bir cevap vereceklerse…

O vakit onlara bir başka soru:

Üniversiteler, belli bir meslek kolunda uzmanlaşmayı, ihtisas yapmayı gerektiren eğitim kurumları olduklarına göre, mesleğin gereklerini yerine getirmeyecek olanlar, neden üniversiteye gitmek isterler?!

Kadına sosyal yaşamda rol vermek istemeyenler, bir “günah kutusu” erkeğin abdestini bozan, doğru yoldan çıkaran bir yaratık olarak görenler ya da öyle göstermek isteyenler, neden kızlarını üniversiteye yollarlar?!

Üniversitede “türban” takmayı “bireysel özgürlük” olarak görenler, üniversitelerden mezun olduktan sonra, işhayatına atıldıklarında aynı hakkın devamını istemeyecekler mi?!

İstemeyeceklerse, üniversitede neden yaygara kopardılar?!

Bu bakımdan AKP’nin sadece üniversite ile sınırlı olacak söylemi samimi değil!

Sadece bu yolda atılmış bir ilk adım.

İkincisi de muhakkak gelecek!

Taliban, İran vb…

Kaldı ki, atılan bu adımın Türkiye’yi ileriye götürmeyeceği, İslamiyet adına toplumlar arasındaki hoşgörü iklimini artırmayacağı da çok açık.

Hayrullah Mahmud Özgür

…………….

HİTLER & HUMEYNİ’DEN TAYYİP’E UZANAN ÇİZGİDE “AVANAK DEMOKRATLAR”?!
William Carr, “Hitler” kitabında şöyle der:

“Almanya felaketinin nedeni, sadece Hitler’in yaptıkları değil, bizim de bir Hitler yaratışımızdı. Hitler, Alman halkının, kendi kaderinin tek hakimi yaptığı ve kaderini, kendi isteğiyle ellerine teslim ettiği adamın adıdır!”

CHP lideri Deniz Baykal da, devrim şehidi Kubilay’ın, Menemen’deki 75’nci ölüm yıldönümü etkinliklerine katılmak için İzmir’e giderken; uçakta, gazetecilere, şu hatırlatmayı yapma ihtiyacı hissediyordu:

“İran’da, Humeyni iktidara gelirken, komünistlerle İslami güçler arasında demokrasi, insan hakları ve özgürlükler temelinde bir birliktelik vardı. İran’da da tıpkı Türkiye’de olduğu gibi liberallerin desteğini almıştı Humeyni. Tıpkı II’nci Cumhuriyetçilerin, liberallerin çeşitli gerekçelerle AKP’yi desteklemeleri gibi!..”

Nitekim…

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, bir hayli hararetli geçen “bütçe görüşmeleri” sırasında, Meclis kürsüsünden Başbakan Erdoğan’a bu anlamda şöyle sesleniyordu:
“Ya olduğun gibi görün ya da göründüğün gibi ol! Başbakan hangi Başbakan? ‘Anıtkabir’de sap gibi duruyorlar’, diyen mi, Hikmetyar’ın önünde diz çöken mi, Anıtkabir’de saygı duruşunda bulunan mı?”

Erdoğan ise Baykal’ın bu sorusuna şu cevabı veriyordu:
“Bu olay 1986’nın olayı. O zaman onların verdiği mücadeleyi herkes alkışlıyordu. Şimdi farklı bir safha geçti. Şimdi o safta, desteklemiyorum. Değiştim, değişerek geliştim!”
İşte bu anlamda zaman tünelinden birkaç flu kare…

Erdoğan’ın “değişerek gelişme”sini yansıtan, “kendi sesi”nden birkaç düşünce fotoğrafı:

BUKELEMUN SİYASET
“Elhamdülillah şeriatçıyız!” (21.11.1994, Milliyet)
“Yılbaşına karşıyım!” (19. 12. 1994, Sabah)
“Ben tekkeye değil dergaha gittim!” (22.01.1997, Gözcü)
“Ata’ya saygı duruşunda sap gibi ayakta durmaya gerek yok!” (12.05.1994, Hürriyet)
“10 Kasım’da yaygara kopartıldı!” (14.11.1994, Hürriyet)
“İçki yasaklansın!” (1.05.1996, Hürriyet)
“İstanbul’u Medine yapacağız!” (Akis)
“Bütün okullar İmam Hatip yapılacak!” (17.09.1994, Cumhuriyet)
“Ben İstanbul’un İmam’ıyım!” (8.01.1995, Hürriyet)
“Milli Piyango zulümdür!” (29.09.1994)

(………….)
Erdoğan’ın izinden gittiği belli olan Hitler ise “Kavgam” adlı eserinde şöyle der:

Ekseriyet hiçbir zaman bir şahsın yerine kaim olamaz. Ekseriyet, ahmakları olduğu kadar alçakları da temsil eder. Saman dolu yüz kafa, nasıl ki hiçbir zaman bir akıllı kişiye eşit olamazsa, yüz korkak adamdan hiçbir vakit kahramanca bir karar beklenemez. Devlet bir gaye değil, bir vasıtadır!”

Erdoğan’ın da benzer sözleri vardır.

Demokrasi amaç değil araçtır” der.

Bu tarz düşünceler ileri süren Hitler de, Erdoğan gibi sandıktan çıkmıştır.
Partisi, kendisine Başbakanlık yolunu açan, 6 Kasım 1932 seçimlerinde, yüzde 33.1 oy almıştı! Ancak, alınan bu oylar, halkın çoğunluğunu temsil etmiyordu.
Önce, General von Scheicher, Başbakanlığa getirildi.
Başarılı olamadığı için bir başka partinin desteğini alan Hitler, 30 Ocak 1933’te Cumhurbaşkanı Hinderburg tarafından Başbakanlık’a atandı
Bizde ise Erdoğan, Cem Cengiz Uzan’ın zamansız kurduğu GP’nin aldığı oy oranı ile Meclis’te neredeyse “mutlak iktidar”ı yakaladı.
Her “ihtilal” önce evlatlarını yermiş!
AKP merkezli “Anadolu İhtilali”nde de öyle oldu!
Erdoğan, Başbakanlık koltuğuna oturunca, ilk olarak Uzan İmparatorluğu’nu yerlebir etti.
Ardından da “5020 Sayılı Yasa”nın verdiği güçle, dümeni Atatürk Türkiyesi’ne doğru kırdı.
Yani…
GP’nin “bilinçsiz katkı”sı ile Erdoğan, halkın çoğunluğunun istemediği ve hatta nefret ettiği bir parti iken, seçim sistemimizin demokratik olmaması sayesinde, Anayasa’yı değiştirecek bir güç ile tek başına iktidar olmayı başarabildi. Bu durumda, egemenliğin, kayıtsız şartsız Türk milletinde olduğunu iddia etmek mümkün mü?!
Ki…
1933 yılına gelinceye kadar Almanya’da kamuoyu, Nazi’lerin iktidarını normal karşılayacak biçimde hazırlanmıştı.
O günlerin Almanya’sında, Hasan Cemal gibi yazarların savunduğu yaygın düşünce şöyleydi:
“Madem demokrasi var; seçmen iradesine saygı göstermek şart! Bir kere de bu partiye şans verelim. Hitler değiştiğini söylüyor. Hem bu ülkede yasalar var, kurumlar var; hele hele ordu var!”

AVANAK DEMOKRATLAR

Oysa ki, totaliter bir rejim kurmak için “mutlak çoğunluğa” dahi gerek yok!
Almanya, İran ve Türkiye örneklerinde görüldüğü gibi halk ılık suda bıcı bıcı yapan kurbağalara dönüştürülmüşse, sistemi “gaflet uykusu”ndan uyandırmak bazen zor, hatta imkansız!..

Hitler’in Propaganda Bakanı Göbels, günlüğüne bu anlamda şu notu düşmüştür:

“Sayıların ne önemi var? Devlette efendiler artık biziz!”
Günün moda deyimi ile “siyasetin fındık kurdu” ya da “politikanın fındıkkıran”ı, modern zamanların Propoganda Bakanı Cüneyd Zapsu’nun da, AKP sandıktan fırladıktan sonra,

“Türkiye artık bizden sorulur!” diye kamuoyuna vaz’ettiği, Göbels’inkine benzer sözleri vardır; dinleyende “Deja vu” yani “Ben bunu daha önce yaşamıştım” hissi uyandıran!..
Ve…

Son olarak…
Lenin, AKP iktidarından nemalanan “sözde aydın”lar için “Avanak demokratlar” tanımlamasını yapar.
Ardından da şöyle der:
“Bu tür tatlı su demokratlarını önce kullanın, işiniz bittikten sonra atarsınız!”
30 Aralık 2005 tarihli Sabah Gazetesi’nin manşetinden aynen yansıtıyorum:
Ali Kırca sordu: Cumhurbaşkanı olmayı düşünüyor musunuz?
Erdoğan cevap verdi: Gün ola harman ola!
Ve Erdoğan’ın yıllar öncesinden ifşa ettiği Köşk’e çıkmakla ilgili hayali:
“Cumhurbaşkanı’nın İmam Hatip’li olacağı günler yakındır!” (5.02.1996, Akit)
Üst üste binen bu sözler insanda, “Acaba, Erdoğan gerçek niyetini saklıyor mu?!” düşüncesini uyandırıyor.
Belki de, şu tarz bir yaklaşım daha doğru bir tanımlama olacaktır:
“Erdoğan önce niyetini söylüyor, sonra inkar ediyor, ardından niyetini gerçekleştirmek için avanak demokratların desteği ile hedefine doğru emin adımlarla ilerliyor!”
Nitekim, Almanya yıkıldığında, Hitler rejiminin iki numaralı adamı Göring, Nürenberg Savaş Suçları Mahkemesi’nde kendini şu kelimelerle savunuyordu:
“Biz halka gerçeği söylemiştik, sadece iktidara gelene kadar demokratik yollara başvuracağımızı açıklamıştık. Halk bizi bilerek seçti, bizi istedi. Bizi yargılayamazsınız!”
Erdoğan da ilerde benzer bir cümle kurarsa, tatlı su demokratları ne diyebilir ki?!
Bu bakımdan “Avanak demokrat” niyetine kullanılmak istenen, başta Ali Kırca olmak üzere, Atatürk Türkiyesi’nin kazanımları ile gününü gün eden herkese önemle hatırlatırım!
Dikkat!
Oturduğunuz dalı kesiyorsunuz!

Sevgiler

Hayrullah Mahmud

(…)

Son centilmen?!
‘Orman kanunu nedeniyle Cumhurbaşkanı ile çatışacak deniyordu. O ise gayet güzel bir barış ilan etti. ‘Ekim’e kadar Parlamento’yu açmıyoruz’ dedi. Tayyip Bey, gerilimci değil. Neticede hedefine gidiyor, ama diyalog açıcı, gerilimi durdurucu bir yaklaşım içinde duruyor. Mesela uyum paketlerinde çok başarılı oldu.’
Bu sözler ayniyle vaki!..
Tayyip Erdoğan’ın akıl hocası Korkut Özal’a ait…
8 Eylül 2003, Pazartesi tarihli Radikal’de Neşe Düzel’le yaptığı söyleşide… Özal, Erdoğan’ın Türkiye’yi ele geçirme stratejisini farkında olmadan deşifre ediyor…

AÇIĞA DÜŞMEK
Bu anlamda bir başka fotoğraf:
‘Yalnız, bir yerde hata yaptık. O da, büyük silah ve teçhizat alımının ardından teknik düzeyde eleman alımına gidildi. O silahların bakımını yapacak kadro alımı için çok yoğun bir talep oldu. O yüzden de önceden yaptığımız gibi, ciddi bir araştırma yapamadık. Alınan elemanlar, sıkı bir denetime tabi tutulamadı. Humeyni’nin eylemi başladığında, ordu yönetime el koyma kararı aldı; ama, ne tank, ne tüfek, ne de uçakları kullanabildi. Silah gücünün hemen hepsi, teknik düzeydeki adamlar tarafından iş görmez hale getirilmişti. Bu yüzden bizler de bir şey yapamadık.’
Bu sözler de ayniyle vaki!..
Aynen, Korkut Özal’ın söylediği türden…
İran’dan Türkiye’ye kaçan, üst düzeydeki bir komutan, adının yazılmaması kaydıyla, o dönem Yeni Asır’da çalışan arkadaşımız Erol Yaraş’a anlatmış…
O söyleşiyle ilgili olarak Yaraş bana, ‘Komutan çok üzgündü, adının çıkması halinde adresinin saptanıp, öldürülmesinden endişe ediyordu’ demişti.

ÇİÇEĞE BAKMAK
Nitekim…
Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı, 30 Ağustos Zafer Bayramı’nın 74. yıldönümü münasebetiyle verdiği resepsiyonda, SABAH’ta manşet olan, yukarıya aldığım sözlere paralel şu anısını aktarmıştı:
‘Bana öyle şeyler anlattılar ki, dayanamayıp sordum:
‘Peki, siz hiç böyle bir irticai gelişmenin farkında olmadınız mı?’
İranlı komutan şu cevabı verdi:
‘Sayın general, devamlı bir çiçeğe bakarsanız, o çiçeğin büyüdüğünü göremezsiniz. Örneğin, bir gülün nasıl açtığını bile fark edemezsiniz. İşte bizde de öyle oldu.’
Bu sözlerine karşılık susmak istedim; ancak, üsteleyince sordum:
‘Peki, hiç mi kavrayamadınız, algılayamadınız?’
Bu kez şöyle bir cevap verdi:
‘Biz onların, her gün hiç farkettirmeden, ama yavaş yavaş, santim santim, sanki yeni bir şey olmuş gibi getirip ortaya koydukları dini şeyleri, halkımızın temiz duyguları diye düşündük. Sonuçta böylesine bir durumla karşılaşacağımızı hiç tahmin edeme***. Ama baktık ki, her geçen gün halkımızın temiz duygularından kaynaklandığını zannettiğimiz dini ve masum istekler gibi görünen şeyler, irticanın ta kendisiymiş.’
Komutan böyle tarif edince, ‘Demek ki, siz görevinizi yapmamışsınız’ dedim. Ardından da sordum; ‘Peki, farkettiğinizde, yani Humeyni için Tahran’da 500 bin kişiyle miting yapılmaya başlandığında da mı farketmediniz?’
Komutanın verdiği o cevap, hiçbir zaman kulaklarımdan silinmedi.
Bana şöyle dedi:
‘Sayın general farkettik… Farkettik ama iş işten geçmişti’…’

O KAFA
Bu sözler, ‘Atatürk Türkiyesi’nin neden bu konuda hassas olması gerektiğini anlatıyor… Ortada ‘entelektüel’ diye dolaşıp, ‘Dinciler de iktidara gelse ne olur?’ diye geçmişte fetva verenlerin, nasıl bir kış uykusunda olduklarını net bir şekilde ortaya koyuyor…
Ki…
Hasan Hüseyin Ceylan da yine SABAH’ta yayınlanan, ‘İmam Hatip Lisesi mezunları Harp Okulları’na girebilseydi, dünya yeniden kurulacaktı. Kanun çıksaydı, biz 1979 yılında Harp Okulu’ndan mezun olacaktık. Bugün Binbaşı Hasan Hüseyin Ceylan, Albay Tayyip Erdoğan olacaktı’ sözleriyle niyetlerini çok önceden açık seçik ortaya koymuştu.
Bu bakımdan, hukuk devletinin temel mantığı ortadadır.
Kanun varsa uygulanır.
İşlevini yitirmişse, iptal edilir, yenisi hazırlanır…
Eğer, ‘Benim zihniyetim bu!’ diyen…
Devleti temellerinden yıkıp ümmetçiliği yaymak isteyenlere, yargı önünde hak ettikleri ceza verilmezse…
Aynen, o İranlı generallerin anlattığı gibi, Türkiye için de iş işten geçmiş olur…
Tercih, bu ülkenin geleceğiyle ilgiliyse…
Bu ülkede yaşayan, Atatürk’ün kurduğu Türkiye’nin devamını isteyen herkes, elini taşın altına koymak zorundadır.
‘Son centilmen’in de bu gerçekleri göz önüne alarak hareket etmesi gerekmez mi?!
Çünkü, başka Türkiye yok!..
Çünkü, İslam’ı demokrasi ile bağdaştırabilen başka Batılı ülke de yok!..
Çünkü, irticanın yol haritası ortada!..

Star, 16.09.2003

Hayrullah Mahmud

……………

Ve…

Son olarak…

Bu bağlamda bir Kamboçya atasözü şöyle der:

“Sular yükselince balıklar karıncaları yer! Sular çekilince de karıncalar balıkları!”

Nokta!

Sevgiler

6 Şubat 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu girin!
İsminizi Buraya Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

502,278BeğenenlerBeğen
88,787TakipçilerTakip Et
3,552TakipçilerTakip Et
7,662TakipçilerTakip Et
58,900AboneAbone Ol

Kaçırmayın