
Vals mi Tango mu. Ama danstan ve dansın ruhundan anlayan biri olarak söylemeliyim ki, maksadını aşan eksik bir başlık olmuş.
TAYYİP’İN EKSİLEN PARMAKLARI YA DA VİYANA VALSİ Mİ YOKSA PARİS’TE SON TANGO MU?!
Vals mi Tango mu?!
Nihayet!..
Türkiye’nin 42 yıllık AB rüyası gerçek oldu.
İnsanın içinden “Selamünaleyküm Avrupa biz geldik” diyesi geliyor.
Neticede az buz değil, 200 yıl sonra Avrupalı olduk.
Çok çalıştık çok çabaladık ve bu defa Viyana kapılarından elimiz boş dönmedik.
Hürriyet, Lüksemburg’ta yaşanan heyecanı bugünkü manşetinde “Viyana Valsi” diye özetlemiş.
Güzel başlık.
Ama danstan ve dansın ruhundan anlayan biri olarak söylemeliyim ki, maksadını aşan eksik bir başlık olmuş.
Neden mi?!
Çünkü “Vals yapmak”, partnerinle pistte uçar gibi dans etmektir.
Adeta insanın bulutların üzerinde yürüdüğü andır.
İlk evlilik anı gibi!..
Çünkü “Vals”, coşkunun doruk yaptığının anın taçlanmasıdır.
İnsan ruhunun şahika anını resmeder.
Onun için coşku denilince ilk akla “Vals” gelir.
Bu yüzden de tüm zamanların klasikleşmiş heyecan dilidir.
Ortada “Vals” var ise dans eden çiftin (TC-AB) ayakları yerden kesilmiş demektir.
Bu anlamda 3 Ekim müzakereleri için “Viyana Valsi” benzetmesi yapılabilir mi?!
Sanmam!
MEHTER ADIMLARI
Çünkü 3 Ekim, “Vals”ten ziyade “Tango”ya benziyordu.
Tango ise Vals’ten farklı olarak, iki adım ileri bir adım geri…
Pistte bir erkek ile bir kadının sert geçen mücadelesini anlatır.
Amaç bellidir!
Bu yüzden birçok düşünür “Tango” için “neden yatakta değil de ayakta” sorusunu sormuştur.
Bu bakımdan Lüksemburg’ta yaşananlar için “Viyana Valsi”nden ziyade, “Paris’te Son Tango” benzetmesini yapabiliriz.
Bu arada medyadan yansıyan haberlere göre Türkler, 1529 ve 1683’te geçemedikleri Viyana kapısından Erdoğan Hükümeti döneminde geçmeyi başarmış.
Belki de “iki adım ileri bir adım yana” diye özetlenebilecek “Mehter adımları” ile yola çıkmasaydık, daha hızlı yol alır, o kapıdan daha önce içeri adım atabilirdik.
Kim bilir?!
Ama şimdi kim ne derse desin, artık Avrupalıyız!
Artık cümle alem biliyor ki, medeni bir ülkeyiz.
“Selamünaleyküm Avrupa biz geldik!”
Zira…
Şampanya şişesine sıkıştırılmış, patlamaya hazır “AB heyecanı” ile ilgili daha ilk günden pasta kıvamındaki tada limon sıkmak istemem.
Ama…
Bu anlamlı günle ilgili bir fıkra anlatmadan da geçemeyeceğim.
Mücevher kaçakçısının biri, yurtdışından Türkiye’ye giriş yapıyormuş.
Gümrük kapısına yanaşmış.
Görevli memur, valizde ne olduğunu sormuş.
Adam, “Kuş yemi” cevabını vermiş.
Görevli de “Aç bakalım şu valizi, bir de şu kuş yemini biz görelim” demiş.
Bunun üzerine adam mecburen açmış valizini.
Bir de bakmış ki, valizin içinde pırlantalar, yakutlar, elmaslar ışıl ışıl parlıyor…
Gümrük memuru “Bu ne biçim kuş yemi?” diye sorunca, adam pişkin pişkin sırıtmış ve şu vermiş:
“Farkındayım siz de şaşırdınız. Kuşların önüne atıyorum bu yemleri, yerler mi yemezler mi işte orasına ben de karışmıyorum.”
Lüksemburg’ta “içeriği daha belli olmayan” ve “kuş yemi” niyetine “Yerse” diye Türkiye’nin önüne atılan “Müzakereler başlıyor” cevabı ilgili de benzer bir ifade kullanılabilir.
Ne var ki, eskiler boşuna “Yalancının mumu yatsıya dek yanar” dememişler.
Bakalım Erdoğan’ın “AB mumu” ne zamana dek yanacak?!
En basitinden bir gazeteci olarak, bıraktım “yeni nesil gazeteciliği” bir yana “eski nesil gazetecilik” adına sormadan edemiyorum.
Lüksemburg’da yaşanan ve “Türkiye, nihayet AB’li oldu” diye tırmandırılan haberlerle ilgili olarak, “5N 1 K, bu haberin neresinde” diye sormadan da edemiyorum.
Madem AB’ye giriyoruz, “birey”i doğru bilgilendirmek adına, haberleri haber yapan unsurları da tam olarak vermek gerekmez mi?!
Ne dersiniz?!
PARMAKLARI SAYMAK
Ki…
Bu arada “Vals”, coşkunun doruk yapıp raksettiği anın adıdır.
3 Ekim’de Lüksemburg’ta endişe vardı, heyecan vardı ama önemle hatırlatmak isterim ki coşku yoktu.
AB liderlerinde “coşku”dan ziyade, Türkiye’nin üyelik sürecini Yahudi danışmanı Alon Liel’in amiyane tabirle gazına gelerek agresif bir havaya sokan Erdoğan’a öfke vardı.
Ekranlardan izlediğim kadarıyla, Erdoğan’da da coşku yoktu.
Görünen o ki, Ankara ile Brüksel arasında yaşanan “Tango” devam edecek.
Ankara iç kamuoyunda kabaran dalga ile bir adım attı, bastırdı.
Brüksel bu adım karşısında geri atmak zorunda kaldı.
AB’nin geri adım atmaması halinde süreç, oyun bozulacaktı.
Bakalım şimdi AB, bu geri adıma karşılık -Türkiye’den- Erdoğan’dan hangi noktalarda kaç geri adım atmasını isteyecek?!
Uzun yıllardır “AB’nin lobisini yapan ünlü bir işadamı” bile “Beş yıl sonra İstanbul, Türklerin olmayacak” diyebildiğine göre… Acaba Brüksel, Kıbrıs, Ermeni ve Kürt sorunundan başka, hangi alanlarda Ankara’dan ne gibi geri adımlar atmasını isteyecek?!
Çünkü, Osmanlı’nın Avrupalı olma macerası, I. Dünya Düzenlemesi sonrasında 22’ye bölünmesiyle son buldu.
Şimdi Osmanlı’nın bulunduğu coğrafya, 36 parçaya bölünmüş durumda.
Bakalım Türkiye’nin içi boş, yıllardır “Her şey dahil tatil paketi” şeklinde sunulan “Avrupalı olma macerası” nerede ve nasıl son bulacak?!
Ve…
Son olarak…
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Yener Karahanoğlu’nun altını çizdiği gibi AB ile tokalaşırken ve tokalaştıktan sonra, her defasında parmaklarımızı yeniden saymak mecburiyetindeyiz.
Başbakan Erdoğan’ın da “AB ile tokalaşmasının” ardından, parmaklarını kontrol etmesinde fayda var. Eksilmiş olabilir.
Bu arada, Avrupa’ya Osmanlı’yı 22’ye böldükten sonra, onca eksilen parmağın ardından, Türkiye’den almak için “orta parmak”tan başka bir nasip, kısmet gözükmüyor.
Altını önemle çizmek isterim ki!..
Türkiye’yi, yabancılara peşkeş çekmek isteyenleri de, aynı nasip aynı kısmet bekliyor.
Hayrullah Mahmud
4 Ekim 2005
