Sabırsızlıkla beklediğim Sonbahar mevsimi geldi.Bu mevsimi neden bu kadar çok sevdiğimi düşündükçe acaba Sonbahar çocuğu olduğu için mi? Yoksa Yaz mevsimi gelince İstanbul boşalıp sadece çalışan insanlar kaldığı için mi? bilmiyorum.
Ama galiba ben sakin İstanbul’u sevmiyorum.Apartmanlara baktığımda evlerin sarı ışıklarını görmeyi,okula giden çocukları,iş saati yaşanan trafiği,kısaca 24 saat canlı olan İstanbul’da yaşamayı seviyorum.
Bu yaz tatilimde en az İstanbul kadar hareketli başka bir ülkenin şehrini tanıma fırsatı buldum,belki ilginç gelebilir ama bu şehir Mısır’ın başkenti Kahire’ydi.
Gitmeden önce herkesin ortak söylediği şey “çok pis kokuyor” cümlesiydi.
Sanki bizim şehrimizin havası mis ,sokakları lavanta çiçekleri kokuyor
J
Ben Kahire’ye aşık oldum diyebilirim.Evet ülke olarak çok fakirler,insanları sokaklarda yatıyor ama hep gülen yüzleri,yardımseverlikleri,Türk olduğumu duyunca hepsinin söylediği “yavaş yavaş,hasan şaş” cümlesini ,naneli çaylarını,piramitlerde beğendiğim fil dişi kolyeyi sırf almam için 5 YTL karşılığı satan satıcıyı,Nil nehrinde yediğim Kahire yemeklerini uzun süre unutamayacağım.
Eğer gitmek isteyip erteliyorsanız bu gizemli Arap ülkesine mutlaka gidin.
İstanbul’dan sadece iki saat uzaklıkta ki piramitler ülkesi eminim sizi de etkisi altına alacaktır.
Tarihi,baharat kokan sokakları,piramitleri,papirüsleri,Kahire müzesi,Ülkenin can damarı Nil nehri bence görülmeye değer.
Giderseniz mutlaka Cafe Mahfouz’da naneli çay için,Han Halil çarşısının bütün dar sokaklarını gezerek ve sıkı pazarlıklar yaparak kendinize Mısır hatıraları alın,Nil nehrinde tekne gezisi yapın,Piramitlerin içine girin,gece olunca Hard Rock Cafe’ye gidip ne istiyorsanız için.
Çünkü 1 Mısır Sterlini bizim paramızla 25 ykr J
Kahire’den sonra her sene mutlaka gittiğim Bodrum’a gitmeden olmazdı.
Her defa gittiğimde yeni şeyler yapmayı sevdiğimi fark ettim Bodrum’da.
Geçen sene günübirlik Kos adasına gitmiştim.Bu sene Gümbet’den 53 kişilik Belçikalı turistlerle yat turuna katıldım.Sesiz,sakin başlayan yat turu tek Türk’ün ben olmasından dolayı sanırım biraz hareketli bitti.
Turun sonuna doğru herkes göbek atmayı öğrenmişti diyebilirim
J
Bodrum’a giderseniz ve daha önce yapmadıysanız mutlaka yat turuna katılıp Akvaryum koyunda denize girin,Bodrum kalesine çıkın,Gümüşlüğe gidip balık yiyin ve daha sonra denizin içinden yürüyüp tavşan adasına çıkın,D-Marin Turgutreis Armani Cafe’nin sesiz ve dinlendirici ortamında Türk kahvesi için,az sayıda kalan el işçiliği Bodrum ayakkabılarından satın almayı unutmayın.Çünkü ilerleyen yıllarda bu ayakkabıları yapan usta eller olmayacak.
Eğer hala alıp,okumadıysanız Khaled Hosseini’nin “The Kitte Runner-Uçurtma Avcısı” ve Ayşe Kulin’inin “Veda” romanlarını mutlaka ama mutlaka okuyun.
Hatta The Kitte Runner filminin DVD’sini bulup izlemenizi tavsiye ederim.
Az sayıda kitabı bir gün içinde okuyup bitirmişimdir.Bu kitapları hem bir gün içinde okudum hem de hikayeleri beni o kadar çok etkiledi ki itiraf ediyorum çok ağladım J
“Uçurtma Avcısını” okuduğumda da arkadaşlarımı,“Veda” kitabını okuyunca da İstanbul’u neden bu kadar çok sevdiğimi daha iyi anladım.
Sevdiğiniz insanlara güzel bir sürpriz yapmak istiyorsanız onlara Gökyüzünden İstanbul’u seyretmelerini hediye edin.
Benim tesadüf eseri katıldığım Helikopter’le İstanbul turu benim için unutulmaz oldu.
Detaylı bilgi için : https://www.flymedair.com/new/tr/istanbul_turlari.aspx
Sonbahar mevsiminiz güzel ve her günü mutlu geçsin.
Sevgiler,
