1980’de Sovyetlerle sanayi işbirliği, hızlı sanayi atılımları sürerken bir CIA darbesiyle daha sarsıldık.. 1984’de, ağır sanayi hamlelerine, GAP eklendi. Terörle ödüllendirildik! Asala, DEV-GENÇ artıklarıyla takviye edilip, Doğu Kültür Ocaklarıyla birleştirilerek, soydan bozuk Ermeni bir çete olan “Kürt düşmanı” PKK kuruldu.
Sevr Hortladı! 100 yıllık Kürt devleti hayali paketlenip, Türkiye’nin önüne kondu.
Ve SEVR HORTLADI, kabusumuz oldu.. Fulbright burslarıyla yetiştirdikleri liderleri getirip, ülkemizin başına koydular… 1991’de başa geçirdikleri Turgut Özal’a, kukla bir Kürt devleti için ilk adımları attırdılar. Çekiç Güç kontrolünde, bir Kürdistan devletinin tohumunu attılar.. Irak’ın kuzeyi güvenli bölge ilan edildi ve PKK, Çekiç Güç kontrolünde pamuklar içinde yetiştirildi! Derken Özal, ‘Bir Türk-Kürt Federasyonu’ndan bahsediverdi!
Bu arada, on binlerce vatan evladı yitirildi…
1995’de Avrupa Birliği, ”Kürt Sorunu’nu, askeri tedbirlerle ortadan kaldıramazsınız!” diyordu. İçerdeki besleme koro onaylıyordu. Bu ülkenin has vatandaşları, Azınlık konumuna oturtuldu.. Aynı anda, Türkiye’nin Gümrük Birliği ile eli kolu bağlandı! Yani tüm gelirlerine el kondu, üretimi durduruldu, terörle mücadelede deli gömleğine sokuldu. 1999’da Apo, Türkiye’ye verildi. Artık İmralı’dan terörü yönetecekti! Vatan evladı, ölmeye devam etti!
2002’de Türkiye’ye bir sessiz darbe yapılacak, oyunun son perdesi sahnelenecekti..
Küresel elit, Sevr hükümleri karşılığında AKP’ye iktidar koltuğunu verdi! 2004’de, Avrupa Birliği Uyum Yasaları önümüze geldi.. Bu yasalarla ellerimiz arkadan bağlanıyor, teröriste ise ”VUR!” deniyordu. Vurmaları için gerekli tüm silahlar, Irak ve Güneydoğu’ya NATO uçaklarıyla aktı… Ordu’nun sınır ötesi harekatı sınırlandırıldı. İstihbaratımız, ABD ve İsrail istihbaratının içinde eridi ve kayıplarımız 10 yıl içinde 50 kat arttı. Eşzamanlı olarak; Bölgesel Kalkınma ajansları, ikiz yasalar ve yerel ‘iktidar’ girişimleri teröre zemin hazırladı.
Medya vasıtasıyla zehir enjeksiyonu had safhadaydı. Basın tümüyle işgal altında ve köşe başlarını tutanlar, ‘Sahiplerinin sesi’ olmaya can atmaktaydı!
Üniversiteler, şirketleşmeyi tamamlıyorlardı.
İşbirliği yapan akademisyenler, rüyalarında göremeyeceği imkanlarla donatıldı.
2007’de; Amerikan istihbaratçılarından oluşan bir ekip, Ankara’ya yuvalandı. Gözleri gören, kulakları duyan, burnu koku alan helal süt emmiş vatan evlatları; kralın çıplak olduğunu yazıp çizdiler. Ortalığa korku salındı. Konuşmaya başlayanlar dinlendi, terörle mücadelede üstün hizmeti olanlar Silivri’ye davet edildi(!)…
Artık ”YETER” diyenler..
Şimdi geldiğimiz noktada, her şey apaçık ortada! Düşman belli.. Hem de 100 yıldan beri, hiç değişmedi. Çokuluslu şirketlerin kontrolünde, ABD ve Avrupa Birliği’nin elitleri ve onların denetimindeki mali ve siyasi kurumlar; İMF, Dünya bankası, NATO! Ve tabii içerde onların planlarını yürürlüğe koyan işbirlikçi hükümetler!… Artı Sivil Toplum diye altımızı oyan ajanlar ve onların maşalarının ucunda sallananlar… Hepsini toplasanız, 10 bin kişiyi bulmazlar! Geride 72 milyon var. İşsiz ve yoksul bırakılmış, dini ve etnik olarak parçalanmış, şehit düşmüş, gazi olmuş, kan kusan, göz pınarları akan 72 milyon…
Psikolojik savaşın her türlüsüyle karşılaşmış, çok hırpalanmış, örselenmiş ama sağduyusunu kaybetmemiş, sabrı defalarca denenmiş bir millet… Sessiz ama derinden, son anda ‘YETER’ diyen!.. İşte bu nedenle, ZALİM’ler bu milletten korkuyor ve oyun üzerine oyun kuruyor. Bu millet, artık Terör’ün Washington ve Brüksel’den fışkırdığını biliyor.
Batıyla ittifak yapanların, eş başkan olanların bu kan kaybını durduramayacağını da! Eylüldeki referandum, halkın bu bilincinin keskin bir göstergesi olacaktır.. Halk gücünün farkına vardığı zaman, başka bir dönem başlayacaktır! Allah, tüm şehitlerimize RAHMET eylesin! Onların kanı yerde kalmayacak!
Mustafa Nevruz SINACI
alaturkaonline.com
