AnasayfaAlaturka OnlineTamamen gözleri açık?!

Tamamen gözleri açık?!

TAMAMEN GÖZLERİ AÇIK /
 
BU KELLELER HİÇBİR İŞE YARAMAZ
 
YA DA
 
DERVİŞ MAHMUD DER Kİ; “THE İMAM’IN VÜCUDUNDAN BİR KIL KOPARAN ‘CENNET’E GİDECEK”
 
VEYAHUT
 
KLAVUZU ÇEKİRGE OLAN KILIÇDAROĞLU & SAV İKİLİSİNE 100 PUANLIK UZMAN SORUSU: BAYKAL’A “KOMPLO CD” OPERASYONUNDA, GANDHI’NIN “7 BÜYÜK GÜNAH”INDAN KAÇINI İŞLEMİŞ OLABİLİRSİNİZ?!
Tamamen gözleri açık?!

Sürekli yaptığımız şey neyse, biz oyuz. O halde, mükemmellik bir eylem değil, bir alışkanlıktır!:))

Aristo—————

RAP… RAP… RAP…

—————

“Bumerang etkisi” yapan “Komplo CD” operasyonu bağlamında, birkaç satır daha…

Kimya ilminin dehası Lavoisier, “hukuk” eğitimi almış, Paris Barosu’na kayıtlı bir avukattır.
Bilimsel gözlemler üzerine yaptığı konuşmalar, dünya çapında haklı bir şöhret elde etmesine yol açar.

Günün birinde, kimya bilimini reddeden yobaz kafaları gösterip, şöyle der:

“Bu kelleler hiç bir şeye yaramaz!”

Nitekim…

Bu sözleri söylediği için tutuklanır ve aynı gün yargılanıp ölüme mahkum edilir.
Lavoisier, matematikçi Lagrange’i yanına çağırır ve ölmeden önce “bilim” adına şöylesi bir “vasiyet”te bulunur:
“Başım giyotinden sepete düştüğü zaman gözlerime bak; eğer iki kere kırpıyorsam buradan, insan kafası kesildikten sonra bir süre daha beyninin düşünmekte olduğunu anlarız.”

Lavoisier’nin kafası kesildikten sonra sepete düşer ve gülerek iki kere göz kırpar.
Matematikçi Lagrange bu olayı günlüğüne şöyle not eder:
“Lavoisier’nin son saniyedeki ispat arayışı, bilimselliğin yüzyıllar sürecek meşalesidir. Ama o yobaz kafalar ufunet üretmek için asırlarca karanlıkta sürünecekler…”
Ne var ki, Lavoisier’nin “Hiçbir işe yaramaz” dediği o “kelle”ler, bugün Türkiye’de iktidar!

O “kelle”ler, vakti zamanında gerçeği söylediği için Lavoisier’yi asmışlardı.

Bugün ise asamadıkları için, Atatürk Türkiyesi’nden yana taraf, çağdaş, laik yaşam tarzını savunan kim varsa, ya Ergenekon’dan “terörist” diye yaftalayıp suçsuz yere içeri atıyorlar, mahkeme salonlarında bekletiyorlar…

Ya da Baykal “vak’a”sında olduğu gibi “hapse atamadıkları” için, “Komplo CD”ler üzerinden gözden düşürmek amacı ile operasyon yapıyorlar.

Ki…

“Sivil dikta” sürecinin önündeki tüm “takoz”lar ortadan kalksın, “sivil darbe” operasyonu tereyağından kıl çeker gibi tamamlansın!

Bu anlamda bir Türk atasözü şöyle der:

“Su uyur düşman uyumaz!”

Bu sözün doğru olup olmadığını anlamak için günümüz dünyasında, Lavoisier’nin yaptığı gibi “ölümcül” bir “deney” yapmaya gerek yok.

Ne de olsa Derviş Vahdeti’nin torunlarını biz “İstiklal Savaşı” günlerinden çok iyi biliyor, tanıyoruz!

Onun için diyoruz ki; “Tamamen gözlerimiz açık”!

Nokta!

—————

RAP… RAP… RAP…

—————

Bu anlamda, bir başka boyut…

Bir “fizikçi“, bir “iktisatçı“, bir “hukukçu“, bir “felsefeci“, tek “paraşüt“ü olan bir uçağa binmişler.

Uçakta bir sorun yaşanması halinde, ne yapacakları ya da ne türde bir davranış sergileyeceklerine dair, “varsayımlar” üzerine kurulu şu hikaye anlatılır:

Fizikçi: Paraşütü diğer üçüne verir ve “Kullandıktan sonra işe yararlık derecesini merkeze rapor etmelerini” ister.

İktisatçı: Üçer saniye arayla, paraşüte kaç lira ödeyeceklerini sorar ve aldığı cevaplardan bir talep eğrisi çıkarır.

Hukukçu: Havayolu şirketine dava açma karşılığında diğerlerinden paraşütü ister!

Felsefeci: Paraşütün mevcut olup olmadığını nasıl bilebildiklerini sorar!

Alt alta sıraladığım ironik “bakıç açıları” bir yana, “Komplo CD” operasyonu sonrasında da, yukarıda sıraladığım “düşünce kalıpları”na benzer anlatımlar yaşandı.

Hukukçular, bunun özel hayata müdahale olduğunu söylediler.

Siyasetçiler

, istifa doğru karar, eğer iddialar gerçekdışı ise genel başkanlığa geri dönebilir dediler.İstihbaratçılar

, bu komplonun arkasında kim var diye sordular.

(MİT hariç, çünkü onlar her olayda olduğu gibi hem operasyonun içindeydiler, hem de her operasyonda olduğu gibi bu olayda da sorumlu sorumsuz konumundaydılar!)

Haberciler

, kurultay öncesinde ortaya çıkan bu “CD”nin ardından, Sav’ın dizlerinin üstünde yükselen Gandhi Kemal’in peşine düştüler. Anketçiler,

rüzgarı bile sandıktan yüzde 40 çıkartır diye gaz verdiler.Başbakan Erdoğan

, bu “CD”yi bir muhalefet malzemesi olarak kullanmayacağını açıkladığı halde, kullandı!Doğan Medyası

, Baykal’ı istifaya davet etti, Kılıçdaroğlu’na “Gandhi” lakabını Fatih Çekirge mi yoksa Mehmet Tezkan mı taktı diye kendi aralarında “meleklerin cinsiyeti”ni irdeleyen sert polemikler yaptılar. Yalçın Bayer okur mektupları ile tartışmayı zenginleştirdi.F Tipi Medya ve AKP Medyası,

bu “vak’a”da “derin ahlakçı” kesildi, Baykal için timsah gözyaşları döken yazılar yazıldı, konuşmalar yapıldı.

Bu bağlamda, sandıktaki oy hayali için “onur”larından vazgeçip, “lider”lerine yapılan “komplo”ya göz yuman CHP’lileri ise önümüzdeki günlerde büyük bir sınav bekliyor!

Kılıçdaroğlu üzerinden CHP’nin oy patlaması yapacağına inanan bazı CHP’li milletvekili ve parti yöneticileri olaya yanlış yönden bakıyorlar.

Gözlerinin önüne perde inmiş bazı CHP’liler, “Baykal’ın istifa ettiğini, kendileri için bu konunun kapandığını” söyleseler de; gerçekte ortaya konulan tüm bakış açılarının ötesinde, gerçekte her şey daha yeni başlıyor.

Neden, niçin, niye?!

Çünkü; her mesleğin kendine özgü bakış açısı, standart “zihinsel kalıp”ları vardır.

Hadiseye tersten yaklaşacak olursak, her mesleğin kendine özgü “kör nokta”ları ve/veya o meslek erbabının tüm boyutları görmesini engelleyen zihninde takılı bir “at gözlüğü” vardır.

Hocam Öcal Uluç, “Gazeteci, bir olayda kaç boyut var ise o kadar boyuttan bakan, bakabilen adama denir” der.

Bu bağlamda, biz “gazeteci”leri, diğer mesleklerden farklı kılan ya da öne çıkaran “yön”ümüz, bakış açımızdaki zenginlikte, bir olayda kaç boyut var ise o kadar boyuttan hadiselere en tepeden bakabilme yeteneğimizde yatıyor.

Belki de “stratejist”lerle aramızdaki tek ortak nokta da budur.

Sözün özü:

“Global resim”de İran’a karşı saflaşmış Batı var.

“Lokal resim”de ise Batı’dan “Acem/Şia” eksenine kaymaya çalışan “turkuaz” “sivil darbeci” AKP var!

AKP, Kılıçdaroğlu üzerinden “Turkuz Alevi, Kürt açılımı” yapmak istiyor!

Türkiye’yi yıkma, dönüştürme operasyonu “Baykal’a komplo CD” açılımı üzerinden, CHP ile üzerinden devam ediyor.

Baykal’a “komplo CD” operasyonuna bu açıdan yaklaşacak olursak, “komplo”yu tezgahlayanlar için ilkbahardan sonbahara uzanan sert iklimsel değişikliklerin olduğu süreçte, “bumerang etkisi” kaçınılmaz gözüküyor.

“Yüzde 40 oy alacağız” hevesi ile derinliği ölçmeden suya atlayanlara ise bizim Emre Aygen’in deyişi ile “geçmiş olsun muhterem”!

—————

RAP… RAP… RAP…

—————

İran, dünyaya meydan okudu!

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/14790980.asp?gid=200

(…)

“İsrail bir haftada yok olur!”

https://www.hurriyet.com.tr/dunya/14793085.asp

(…)

Sami Kohen: İran’la takas, ABD ile makas!

https://www.milliyet.com.tr/iran-la-takas-abd-ile-makasi-aciyor/sami-kohen/dunya/yazardetay/21.05.2010/1240641/default.htm

(…)

Piyasalarda Angela kasırgası!

https://www.milliyet.com.tr/angela-kasirgasi-suruyor/ekonomi/haberdetay/21.05.2010/1240650/default.htm

(…)

Güngör Uras: Borsa şirketlerinin toplam karının yarısı bankaların!

https://www.milliyet.com.tr/borsa-sirketlerinin-toplam-karinin-yarisi-bankalarin/gungor-uras/ekonomi/yazardetay/21.05.2010/1240132/default.htm?ref=haberici

(…)

Melih Aşık: Baykal dönüş sinyali verdi!

https://www.milliyet.com.tr/karadon-un-karasi/melih-asik/guncel/yazardetay/21.05.2010/1240688/default.htm

(…)

Alaton: Kılıç sallayan adam yeni “Tayyip” umut veriyor, açılımlar devam edecek!

https://www.milliyet.com.tr/kilic-sallayan-adam-guven-veriyor/ekonomi/haberdetay/21.05.2010/1240637/default.htm

(…)

Karamehmet, Ruslar’a teslim olmadı!

https://www.milliyet.com.tr/ruslarin-turkcell-i-ele-gecirme-plani-mahkemeden-dondu/ekonomi/haberdetay/21.05.2010/1240640/default.htm

(…)

Hukuki olmayan ön uzman raporu: Baykal olduğu iddia edilen görüntüler, montaj, kurgu, komplo!

https://www.milliyet.com.tr/kaset-kurgulanmis/siyaset/haberdetay/21.05.2010/1240696/default.htm

(…)

Gül’ün Vakit’inin yayınladığı “CD’li kongre” operasyonuna, Gülen’in Zaman’ından CHP kulisi: Baykal iyi, Sav kötü!

https://www.zaman.com.tr/haber.do?haberno=986382&title=onder-sav-baykali-geri-getirmek-icin-mykda-seref-sozu-vermis

(…)

Erdoğan: Ben değil F Tipi yaptı, onlar yapmadı ise Ergenekon yaptı, onlar da değilse Baykal kendisi yapmıştır!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14794328.asp?gid=373

(…)

Irak’ın kuzeyinde 50 hedef vuruldu, sıra içerdeki hedeflerde!

https://www.hurriyet.com.tr/gundem/14791250.asp?gid=373

(…)

—————

RAP… RAP… RAP…

—————

Öte yandan…

“AKP Korku İmparatorluğu’nda herkes ‘cesur’ olacak, iktidarın üstüne üstüne yürüyecek, işinden, aşından, evinden, barkından olacak, ‘oyun bozacak’ diye bir mecburiyet yok”, diyenleriniz olabilir.

Haklısınız!

İşte böyle düşünenler için, Vakit Gazetesi yol gösteriyor.

Hasan Karakaya’

nın, 26 Ekim 2006 tarihli Vakit‘te, “Dövemediğin adamı öveceksin” başlığı altında yayınlanan yazısını, burada aslına sadık kalarak aynen tekrarlıyorum:Dile kolay… Aradan, tam “32 yıl” geçmiş… Ben, tabiri caizse “çiçeği burnunda” bir gazeteci, o ise; hani “kısa pantolonlu” denilir ya, işte o yaşlarda mesleğe başlayan bir delikanlı… Hemen hemen “aynı gazetenin çatısı altında” başladık mesleğe… Sonra o; Cumhuriyet’te Washington Temsilciliği, Milliyet’te Genel Yayın Yönetmenliği, Star TV’de yöneticilik yaptı… Şimdi de “Habertürk”ün patronu!.. Ufuk Güldemir’den söz ediyorum… Dedim ya, “32 yıl” geçti aradan… Bu süre içinde hiç görüşmedik… Tâ ki; “hasta” olduğunu öğrenince; geçenlerde telefon açıp, “geçmiş olsun” diyene kadar!.. Kısa, ama sıcak ve duygulu bir sohbet yaptık… Ufuk’u, en son; yine kendi televizyonu Habertürk’teki Medya Kulübü’nde gördüm… Birkaç gün önce, gazetecilerin sorularını cevaplayıp, “medyada yaşadıklarını” anlatıyordu… “28 Şubat Süreci”nin güçlü isimlerinden emekli Tümgeneral Erol Özkasnak’la ilgili sözlerini duyunca, o meşhur “darb-ı mesel” geliverdi aklıma… Malûm, bir zamanlar “medrese”ler vardı… Buradaki öğrencilere; sadece “dinî konular” değil, “siyaset” dahil, hemen her şey öğretilirdi!.. Öğrenciler, mübarek “3 Aylar” gelince; “köylere” dağıtılırlarmış… Hem “vaaz” ve “nasihat” verip, “namaz” kıldırırlar, hem de “harçlık”larını çıkarırlarmış! Bunlara “cer hocaları” denirmiş… İşte bu öğrencilerden biri, “cer” için izin istemiş “hoca”sından… Hocası, “Hayır” demiş; “Sen henüz ilm-i siyaset dersi görmedin!.. Bu halde köylere gidersen; köylülere faydan olmadığı gibi, kendine de zarar verirsin!” Öğrenci ise, kendini “yeterli” görüyormuş. “Tek eksiğim ilm-i siyaset olsun!?. Ne olur izin ver hocam!” deyince; hocası mecbur kalmış izin vermeye!.. Uzatmayalım… “Tam pişmemiş” öğrenci; düşmüş yollara, varmış bir köye… Köyde “imam” yok!.. Hani, “yarım doktor candan, yarım imam dinden eder” derler ya; işte böyle bir köylü, “imamlık” yapıp, “vaaz” veriyor köylüye!.. Günlerden Cuma ve “yarım imam” minberde “hutbe” okuyor!.. Aman Allah’ım!.. Anlattıklarının “din”le, “iman”la uzaktan-yakından ilgisi yok!.. Bizim “cer hocası” dayanamamış; kalkmış ayağa, başlamış bağırmaya: “Sen ne biçim imamsın?!? Anlattığın şeylerin dinle alâkası yok… Tam aksine, bu insanları da küfre sokuyorsun!” Sen misin bunu diyen?!? Köylü, galeyana gelip; bir güzel dövmüşler bizim “cer hocası” genç öğrenciyi!.. O da, yüzü-gözü mosmor, dönmüş “medrese”ye… Olanları “hoca”sına anlatınca; “Ben demedim mi sana” demiş hocası; “Demedim mi, ilm-i siyaset öğrenmeden çıkma yola!?!” Öğrenci, “bir yıl daha” okumuş ve artık “ilm-i siyaset”e de iyice vâkıf olarak, yine düşmüş yollara, varmış “aynı köy”e!.. Günlerden yine Cuma… “Minber”de de, “hoca geçinen” aynı köylü!.. Anlattıkları yine aynı teraneler!.. Genç öğrenci, yine ayağa kalkmış… Köylü, “Yine mi sen?.. Geçen seneki dayak aklını başına getirmedi mi?” diye homurdanmaya başladığı sırada, “cer” hocası genç, “Ey cemaat” diye başlamış konuşmaya; “Ey cemaat, geçen yıl yaptığım küstahlığı ne olur affedin!.. Ben o zaman cahillik yapmışım!.. Benim din cahili zannettiğim, minberdeki imam efendi var ya; meğer o, dünya çapında bir âlimmiş!.. O kadar âlim, o kadar mübarek bir zâtmış ki; sakalından bir kıl koparan, doğruca cennete gidermiş!” Sonra, ne olmuş dersiniz?.. Köylü, önce “tereddüt” etse de, sonra hücum etmiş minbere!.. Tabiî, “hocanın sakalından bir kıl koparabilmek” için!.. Kimi bir, kimi iki-üç derken, “sahte imam”ın sakalında kıl kalmamış!.. Yüzü “cascavlak” olmuş!.. Adam, yüzü-gözü kan-revan içinde; önce “cami”yi, sonra da “köy”ü terk etmiş!.. Tabiî, genç “cer” hocası da, “siyaset ilminin önemi”ni bizzat yaşayarak öğrenmiş!.. Aklına iyice yerleşmiş ki; işler her zaman “zorla” veya “döverek” olmaz!.. Bazen, “överek” de iş bitirilir!.. Diyeceksiniz ki, “ilm-i siyaset”le, Ufuk Güldemir’in; emekli Tümgeneral Erol Özkasnak hakkında söylediği sözlerin ne ilgisi var?.. Buna geçmeden önce; bir “Erol Özkasnak portresi” çizelim… Hatırlarsınız, bir “söz”ü ile tarihe geçmişti… 28 Şubat “andıç”larının, “brifing”lerinin ve “kara liste”lerinin zirvede olduğu dönemde, Sabah gazetesinden Mehmet Altan’a şöyle haber gönderdiği iddia edilmişti: “Makatına süngü takar, cepheleri gezdiririm!” Sadece o mu?.. Bir “bayan gazeteci”nin, evet Gülay Göktük’ün de “hizaya getirilmesini” istemişti!.. Çünkü Gülay Göktürk; Özkasnak’ın gözünde “vatan haini ve ordu düşmanı”ydı!.. Sadece bunlar da değil… 28 Şubat sürecinde bir süre Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı yapan Bülent Orakoğlu, yazdığı kitapta dehşet bir iddiayı gündeme getiriyordu… Orakoğlu’na göre, Erol Özkasnak, dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener için de şöyle demişti: “O kadına söyle, ayağını denk alsın!.. Emniyet istihbaratına sahip olsun!.. Hareketlerine, konuşmasına dikkat etsin!.. Yoksa, iktidarı devraldığımızda; onu avanesi ile birlikte İçişleri Bakanlığı önünde yağlı kazığa oturturuz!” İşte böylesine “güçlü”ydü, böylesine “fütursuz” ve böylesine “yetkili”ydi Özkasnak!.. “Acımasız” ve “tahammülsüz”dü!.. Hem de, “makatlara süngü” takıp, dolaştırmayı “yağlı kazığa oturtmayı” düşünecek kadar!.. Ya sonra?.. Sonra, “emekli” oldu!.. Ama, nasıl?.. İşte, orasını da Habertürk’teki canlı yayında Ufuk Güldemir anlattı… “Andıç”ların havada uçuştuğu ve hatta bazen “ekranlar veya gazete sayfaları” yerine “çöpçü”lerin eline ulaştığı günler!.. Erol Özkasnak, bazı “andıçlama” haberlerini Star TV’ye de göndermiş… Ne var ki; Ufuk, bu haberleri yayınlamayı reddetmiş… Dolayısıyla, Özkasnak’la araları bozulmuş… Hem “işten attırmaya” çalışmış Ufuk’u, hem de “maiyetinde çalışanlara” şikâyet etmeye başlamış!.. “Ancak” diyor Ufuk; “Bizim de gizli silahlarımız vardı… Bir gün, bir karar aldık… Özkasnak ile ilgili her haberde, ondan abartılı bahsetmeye başladık… Talimat verdim, ne zaman Özkasnak’la ilgili haber gelse ondan şu cümlelerle bahsetmeye başladık: ‘İleride Genelkurmay Başkanı olacağına kesin gözüyle bakılan’ ya da ‘İleride Kara Kuvvetleri Komutanı olmasına kesin gözüyle bakılan paşa…’

Neden yaptım bunu? Çünkü Silahlı Kuvvetler’in bu tür terimlere büyük tepki duyacağını biliyor, Özkasnak’ı kendi kurumuna şikâyet ediyordum. Genelkurmay’da büyük rahatsızlık yaratılmasını sağladık. Överek, bir paşayla mücadele ettik. Gazeteciler ittirilip kaktırılacak adamlar değildir. Ben uyduruk andıçı yayınlamayacağım, sen canıma kast edeceksin, işten attırmaya çalışacaksın, ben de boş duracağım öyle mi?!? Herkes haddini bilmeli… Paşa yükselemedi, emekli oldu.” Evet, hadise bu!.. Demek ki, neymiş?.. Önce, “ilm-i siyaset”i bileceksin!.. “Güçlü” bir adamı “döverek” düşüremiyorsan, bir de “överek” yapacaksın aynı işi!.. Vakt-i zamanında, “cer hocası” öyle başarmış!.. Öğrendim ki, Ufuk Güldemir de aynısını yapmış!.. Evet, “ilm-i siyaset”i bilmek lâzım!.. Yoksa, paramparça ederler adamı!..

Sözün özü:

28 Şubat’ın “Kodu mu oturtan” generallerine “ilm-i siyaset” üzerinden muhalefet yapacak kadar “cesur” yazar tayfası için yol haritası ortada!

Madem adam gibi gerçekleri yazamıyorsunuz, korkuyorsunuz, o “Vakit”, Derviş Mahmud’dan alın size bir fetva:

“Gülen, Gül, Erdoğan ve özellikle Fehmi Koru başta olmak üzere o tayfanın vücudundan bir kıl koparanın mekanı cennettir!”

—————

RAP… RAP… RAP…

—————

Yeri gelmişken bu anlamda bir başka hatırlatma:

EMEKLİ PAŞA’DAN, ERDOĞAN İÇİN “YÜCE DİVAN” TESPİTİ

!

Sultanbeyli’ye Atatürk büstü diken emekli generalden ilginç yorum. Sultanbeyli’ye Atatürk büstü diken emekli general Orgeneral Doğu Silahçıoğlu, Cumhuriyet Gazetesi’nde yazdığı yorumunda Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Yüce Divan’a çıkacağını ima etti. Silahçıoğlu, yazısında şu görüşlere yer verdi: Konuşkan Başbakan! Başbakan, bulunduğu konumla hiç bağdaşmayan ve bağdaşması da olanaksız olan bir üslupla konuşurken toplumun değer yargılarını ayaklar altına almakta ve bunu yaparken de yurttaşlara hakaretler yağdırmaktan geri kalmamaktadır. Düzeysiz bir üslupla ”Ağzı olan herkes konuşuyor” diyen Başbakan’ın, nedendir bilinmez kendisi hiç susmuyor!.. Birkaç gün önce ”Sokağın dilini biliriz” başlığıyla kamuoyuna aktarılan söyleminin ayrıntıları gazete sayfalarında yer aldı. ”Sokaktaki insanın düşüncelerini anlayabilmek” ya da ”argoyu kullanabilmek” gibi farklı iki şekilde yorumlanabilecek bu ifadenin hangi anlamda kullanıldığı pek anlaşılamadı!.. Öngörüler iyimser yönde olacak ki; bu söylemin ikinci anlamı üzerinde duran olmadı!.. Ancak yapılsaydı; bu yöndeki bir yorumun da yanlış olmayacağı ortadaydı. Çünkü Başbakan, Türkiye’de argo sözcük ve deyim kullanımının yaygınlaşmasına çok büyük katkıda bulunmaktaydı!.. Bu yetmiyormuş gibi, yönettiği ülkenin yurttaşlarına hakaret dolu ifadeler yöneltecek kadar işi çığırından çıkarmıştı!.. Tanımlarından biri de ”sokak dili” olan argonun, dünyada bir başbakan tarafından benimsenme talihsizliğini yaşayan başka bir ülke var mıdır bilinmez ama, Türkiye bugün böyle bir gerçekle karşı karşıyadır!.. Bu ülkenin başbakanı, bulunduğu konumla hiç bağdaşmayan ve bağdaşması da olanaksız olan bir üslupla konuşurken, toplumun değer yargılarını ayaklar altına almakta ve bunu yaparken de yurttaşlara hakaretler yağdırmaktan geri kalmamaktadır. Birey bazından Türk ulusuna yöneltilen bu hakaretler, yurttaşlarımızın bilinen terbiye anlayışı içinde, biraz da yerinde bir davranışla karşılıksız bırakılmaktadır. Yazılı kaynaklar düzeysiz üsluba değinirken; ”argo” ya da ”sokak dili” ne ilişkin değişik tanımlar ortaya koymaktadır. Bunlar arasında; ”Toplum dışı insanların kullandıkları küfürlü, kaba, gizli anlamı olan sözcüklerle dolu konuşma biçimi”, ”Başıboşlar, hırsızlar gibi toplum düzeninin dışında kalan kişilerin kendi aralarında kullandıkları özel sözcük ve deyimler”, ”Serserilerin, külhanbeylerinin kullandığı söz ya da deyimler” tanımları da yer almaktadır. Bu kadar olumsuz tanımları olan argoyu ya da sokak dilini, kendi yaşamının parçası haline getirmiş kişilerin iç dünyasını anlayabilmek, ancak onlar gibi toplum dışında kalabilmekle mümkündür. Türk ulusu böyle bir yapılanma içinde olmadığından argo kullanan kişilerin ruh halini anlayabilmekte güçlük çekmektedir. Rastlantıyla da olsa, belli mevki ve makamlara ulaşmış, devlet ciddiyetinden uzak kişilerin, çeşitli uygulamaları yanında argo ile de neden olduğu yıkımın ulaştığı boyutları endişeyle izlemektedir. Bu ülkede sokak dilini bilen kişi yalnızca Başbakan değildir. Türkiye’de çok kişi, kendisine hakaret eden kişi kim olursa olsun, ona en azından aynı sözcükleri kullanarak eşit derecede karşılık verebilecek ya da misliyle mukabelede bulunabilecek şekilde deyimler üretme yeteneğine sahiptir. Ne var ki yurttaşların büyük bir kısmı, böyle bir durumla karşılaştıklarında, geleneksel Türk terbiyesi sınırları içinde kalarak, bulundukları ortamda çirkin ifadeler kullanmaktan ve düzeysizlik örneği sergilemekten kaçınmakta ve çoğunlukla da suskun kalmayı tercih etmektedir. Tabii bu arada kendilerine hakaret eden kişiye karşı besledikleri duygu ve düşünceleri öğrenebilmek de mümkün olamamakta, içlerinden verdikleri yanıt ya da karşılık bilinmez kalmaktadır. Belki de bunun böyle olmasında yarar bulunmaktadır. Çünkü bu tepkisizlik, muhatap bile alınmayan kişiye, ne kadar düzeysiz bir davranış sergilediğini hatırlatma olanağı tanımaktadır!.. Toplumda belli bir düzeye gelmiş kişiler için -geçmişi nereye dayanırsa dayansın- önemli olan; sokak dilini bilmek değil, kişisel ve kurumsal yaşamda bu dili konuşmamaktır. Hakarete vardırdığı söylemlerinin boyutu bireylerle birlikte ulusu da kapsayacak şekilde genişleyen bir başbakanın; bir ülkede değil göreve devam etmesi, toplumun karşısına çıkması bile olanaksızdır. Gerçek demokrasilerde buna rastlamak mümkün değildir. Ne var ki Türkiye’de farklı bir demokrasinin varlığı bu resim için altyapı oluşturmaktadır. Seçim sisteminin yarattığı boşluklardan yararlanarak azınlık oylarıyla yönetimi ele geçirmiş bir başbakanın hakaret dolu söylemlerine, onu işbaşına getiren azınlık kadar çoğunluk da hedef olmaktadır. Fakat artık Türkiye’deki siyasal bilinçlenme, bunun bu şekilde sürüp gitmeyeceğine ilişkin işaretleri vermeye başlamıştır. Başbakan olmanın sağladığı dokunulmazlık ayrıcalığıyla, Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarına, dolaylı olarak da Türk ulusuna hakaret eden, ulusal değerlere saldırıda bulunan bir siyasal yöneticiye karşı yükselen sesler giderek artmaktadır. Gelişmeler karşısında Başbakan için tek kurtuluş yolu Çankaya’ya çıkmak gibi görünse de, geçmişte ve bugün Türkiye Cumhuriyeti’nin anayasal niteliklerine karşı olan tutum ve davranışları; eylem ve söylemleri nedeniyle, bunun da artık bir çözüm olamayacağı ve önünde sonunda ”Yüce Divan” da sanık sandalyesine oturtulacağı ortaya çıkmıştır. Başbakan da bu gerçeği görmeye başlamıştır. Türkiye’de bu gelişmeler yaşanırken argo ya da sokak dilini bilmekle övünen Başbakan’ın ABD’ye yapacağı gezinin tarihi de yaklaşmaktadır. Başbakan’ın ABD Başkanı tarafından ”kabul edilecek olması” , yakın gündemi oluşturmaktadır. Türk ulusunun bireylerine hakaret içerikli ifadeler kullanmaktan kaçınmayan ve bundan çekinmeyen bir başbakanın, ABD Başkanı karşısında nasıl bir tavır takınacağı; ”Büyük Ortadoğu” , ”ılımlı İslam” , ”Kuzey Irak” , ”bölücü/ayrılıkçı hareket” , ”Kıbrıs” , ”Lübnan’a asker sevki” başta olmak üzere, değişik konularda Türkiye’nin hak ve çıkarlarını nasıl bir söylemle koruyacağı merak edilir olmaya başlamıştır. Ülkesinde kendi yurttaşlarına hakaret edebilecek kadar düzeysiz üslupla konuşan bir başbakanın, bir yabancı devlet başkanıyla da aynı üslupla konuşabileceğini ileri sürenler çıkmıştır!.. Bu nitelikteki bir başbakanın; ulusunun ve ülkesinin hak ve çıkarlarını savunmak için yabancı bir devlet başkanı karşısında dik bir duruş sergileyebileceğini belirtenler olmuştur!.. Umulur ki öyle olsun!.. Başbakan eğer öyle davranabilirse; üstlenmiş olduğu bir görevi ilk kez olsun yerine getirirken, gelecekte kendisi için kaçınılmaz görünen yargılama safhasında, ”iyi hal” den yararlanabilmenin koşullarını da oluşturmuş olacaktır!.. Kim bilir?.. Belki de bu; Başbakan için bir son fırsattır!..

Habertürk

—————

RAP… RAP… RAP…

—————

Bir diğer hatırlatma notu:

“AJAN GAZETECİ”LER

!https://alaturkaonline.com/?p=3832

Federal Almanya Gizli Servisi (BND)’nin, servis içinden basına nasıl ve kimler aracılığıyla bilgi sızdırıldığını öğrenmek amacıyla 1990’ların başından beri ünlü gazetecileri takip ettiği ve bazı gazetecileri de meslektaşlarından gizli bilgileri almaları için para karşılığı görevlendirdiği ortaya çıktı. BND’nin 16 yıldır ajan olarak kullandığı muhabirlere de 600 bin mark ödediği söyleniyor. Alman Der Spiegel’in Genel Yayın Yönetmeni Stefan Aust ve Focus dergisinden üst düzey bir yetkilinin de izlendiği belirtiliyor. Muhbirlerin Irak Savaşı ile ilgili dergide çıkacak önemli haberleri de, BND’ye para karşılığında aktardığı ifade ediliyor. Focus yetkilisi Helmut Markwort, ajanların derginin garajına kadar gelerek, bazı çalışanların otomobil plakalarını tespit ettiklerini iddia etti. Skandalın baş aktörü olarak dönemin BND Şefi Volker Förtsch gösteriliyor. BND iddiaları reddederken, serbest muhabir Erwin Decker, Bild gazetesine, BND’nin kendisini, Focus muhabiri Josef Hufelschulte’yi izlemesi için görevlendirdiğini itiraf etti. İzlenen kişilerin BND aleyhtarı gazeteciler olduğu ortaya çıktı.

Akşam, 17 Mayıs 2006

—————

RAP… RAP… RAP…

—————

Ve…

Son olarak…

Bu anlamda bir fıkra:

Temel ile Dursun yolda yürüyorlarmış.

Birkaç adım ötelerinde “muz kabuğu” gören Temel, Dursun’u uyarmış.

Dursun da, “Temel uşağım” demiş “Bana öyle celuyki, galiba yine düşeceyuz daa!”

Klavuzu “Çekirge” olan Kılıçdaroğlu için söylenebilecek çok söz var…

https://askerhaber.com/kose-yazisi/99/sesar-diyor-ki.html

Ayinesi iştir lafa bakılmaz…

Mazi kalpte bir yaradır, vs vs vs…

Eskilerin deyişiyle “ismiyle müsemma” Fatih Çekirge’nin desteklediği ya da “Gandhi” lakabını taktığı veyahut forse ettiği Kılıçdaroğlu’nun siyasi sonunu merak edenler, Cem Uzan’ın, Dinç Bilgin’in, Aydın Doğan’ın “Çekirge Öncesi & Çekirge Sonrası” yaşadıkları altüst süreçlerin bir kez daha incelemelerini tavsiye ederim.

Usta gazeteci Melih Aşık bugünkü yazısında, Gandhi’nin 7 ölümcül sosyal günahını sıralamış:
– İlkesiz siyaset (Politics without Principal)
– Emeksiz zenginlik (Wealth without Work)
– Vicdansız haz (Pleasure without Conscience)
– Niteliksiz bilgi (Knowledge without Character)
– Ahlaksız ticaret (Commerce without Morality)
– İnsaniyetsiz bilim (Science without Humanity)
– Özverisiz İbadet (Worship without Sacrifice)

Bu maddelerden hangilerinin AKP’yi, Erdoğan’ı ilgilendirdiği ortada!

Tekrara gerek yok!

Ne var ki, durmuş saatin bile günde iki defa doğru zamanı gösterdiği hatırlanacak olursa, “Baykal’a komplo CD operasyonu” sonrasında bazı CHP’li yöneticilerin takındıkları tavır karşısında ne düşünmeliyiz?!

Yoksa siz günahları sadece AKP’lilerin işlediklerini düşünenlerden misiniz?!

Bakın bakalım, Gandhi’nin 7 ölümcül sosyal günahından kaçını Kılıçdaroğlu, Sav ve peşinden sürüklenenler işlemiş?!

Sözün özü:

Sadece ter akıtmak yetmez, neyi neden yaptığını da bilmek şart!

Baykal, kendisine düzenlenen komplo ile ilgili olarak “onur” mücadelesini verdiği şu zorlu günlerinde, onu ekranlarda sadece CHP’li Kürt kökenli bir savcı savunuyor.

Anlaşılan o ki, Baykal “büyük resim” bağlamında belli bir senaryo dahilinde hareket ediyor.

Düne kadar etrafında olanlar, dillerinden düşürmeyenler ise “Oturduğu yerde otursun, komplo ise komplo ne olmuş yani, işimizi bozmasın” havasındalar.

Dikkatinizi çekerim, bu üslubu benimseyenler AKP’li değil, Fetullahçı hiç değil!

Görünen o ki, Baykal’ın yeni dönemde kılıcı çok keskin olacak!

https://webtv.hurriyet.com.tr/category.aspx?cid=2&vid=6650&bid=1&hid=14794431

Sevgiler

21 Mayıs 2010

Hayrullah Mahmud Özgür

Yorum Yap

Lütfen yorumunuzu girin!
İsminizi Buraya Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Sosyal Medyada Bizi Takip Edin

501,442BeğenenlerBeğen
92,273TakipçilerTakip Et
3,552TakipçilerTakip Et
7,662TakipçilerTakip Et
58,900AboneAbone Ol

Kaçırmayın